Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


19:44, 21 Ekim 2014 Salı
Güncelleme: 13:50, 04 Nisan 2011 Pazartesi

  • Paylaş
Ruanda Katliamı

Ölmekten başka şansı kalmayan insanlar insani bir şekilde ölmek için katillerine kurşun parası verdiler.

İsmail Çal - Dünya Bülteni / Tarih Dosyası

Bundan tam on yedi yıl önce Afrika’nın ortasında tarihin en vahşi katliamlarından birisi yaşandı. İnsanlar satırlarla, palalarla birbirlerini katlettiler. Ölmekten başka şansı kalmayan insanlar insani bir şekilde ölmek için katillerine kurşun parası verdiler. Bu vahşet karşısında batının insan haklarını kimseye bırakmayan devletleri neredeyse kıllarını bile kıpırdatmadılar. Neden Ruanda denen bu ülkenin fakir insanları birbirlerini en vahşi şekilde öldürmüşlerdi? Konu biraz araştırılınca emperyalizmin çirkin yüzü bir kez daha apaçık ortaya çıkmaktadır.

Ruanda 1890’da Brüksel Konferansında Almanya’nın payına düştü. Ancak Almanya bu durumdan hiç memnun kalmadı. Çünkü Ruanda sömürgecileri memnun edecek düzeyde doğal kaynaklara sahip bir ülke değildi aksine kalabalık nüfusu ve fakirliği ile ön plana çıkıyordu. I.Dünya Savaşından sonra ise Ruanda Belçika mandasına verildi. Sözde manda yönetimleri geri kalmış ülkeleri koruma kollama ve kendi kendini yönetebilecek düzeye ulaştırmak için batı tarafından geliştirilmiş yeni bir yöntemdi. Ancak Ruanda’da görüleceği gibi uygulama hiç de söylendiği gibi değildi. Mandacılığı sömürgeciliğin yeni versiyonu olarak adlandırmakta mümkündür.

Belçikalılar Ruanda halkını kendi ihtiyaçlarından fazlasını üretmeye zorladılar. Ülkede ticari değere haiz en önemli ürün kahveydi. Özellikle kahve üretimi artırılmaya çalışıldı. Ruanda halkının %90’ı Hutu, %9’u ise Tutsi, %1 ise Pigme kabilesinden oluşuyordu. Hutular ve Tutsiler arasında etnik ayrımcılığı ortaya çıkarabilecek herhangi bir kültürel farklılık söz konusu değildi. İşte bu noktada Belçika’nın acımasız sömürge planı devreye girdi. Bu iki kabile arasında suni bir ayrımcılık oluşturmak için kollar sıvandı. Bu ayrımcılık sonunda ortaya çıkacak düşmanlığın şiddetli olması için azınlık konumda olanın üstün konuma getirilmesi gerekliydi. İşte bu ayrımcılık uygulamalarına birkaç örnek :

  • Tutsilere üstün ırk muamelesi yapıldı. Hutular aşağılandı.
  • Kabile kartları çıkarılarak ayrımcılık resmileştirildi.
  • Tutsilerin Nuh’un soyundan geldikleri için güzel bir fiziki görünüme sahip oldukları savunulmuştur. (Tutsi ve Hutuları birbirinden ayırmanın mümkün olmadığı durumlarda bu kritere göre davranılmış bazen zenginlik ölçü alınmıştır.)
  • Tutsiler yönetim tarafından resmi işlerde ayrıcalıklı tutulmuştur. (mesela işe alınma ve muayenede öncelik gibi)
  • Hutular okul ve üniversitelerden uzak tutulmuştur.

Oluşturulan yapay ayrımcılık sonunda Tutsilerin yaşam şartları düzelirken ülkenin çoğunluğunu oluşturan Hutular’da ise Tutsilere karşı kin ve düşmanlık artmaktaydı. Ruanda halkı bu ayrımcılığın nasıl oluştuğunu ve asıl düşmanlarının kim olduğunu görmekten oldukça uzaktılar.

II.Dünya Savaşından sonra özgürlükçü akımların etkisiyle Hutuların giderek güç kazanması üzerine Belçika taraf değiştirdi ve güçlü olanı desteklemeye başladı. Ruanda 1962 yılında bağımsızlığını kazandı. Bu tarihlerde iktidar Hutu Özgürlük Hareketi’nin çalışmaları ile Hutuların eline geçmişti. Hutular yıllarca aşağılanmış olmalarının bedelini Tutsilere ödetmeye çalıştılar. Tutsiler sürgüne zorlandı. Nisbeten Hutulara göre eğitimli olan Tutsiler gittikleri komşu ülkelerde örgütlendiler. Aşırı uçlarda ki Hutular ise büyük bir katliamın hazırlığını yapmaya başladılar. Ülke genelinde Tutsiler ve ılımlı Hutular fişlendi.

Hutu asıllı Ruanda Devlet başkanının uçağının 6 Nisan 1994’tedüşürülmesi ülkede görülmemiş bir vahşetinde başlangıcı oldu. Satırlar, palalar, sivri uçlu sopalar ve taşlar ile Tutsi ve ılımlı Hutular katledildi. Üç aya gibi bir sürede yaklaşık 800000 insan katledildi. Cesetlere saldıran aç köpeklerde katliamdan payını aldı. Okullara, kiliselere ve hastanelere sığınanlar katliamcılara teslim edildi.

ABD, BM Barış Gücü’nü bölgeden çektirdi. İstediği zaman bir günde karar çıkartan BM bu olaya seyirci kaldı. Başta ABD olmak üzere batının insan hakları savunucusu devletleri bu katliamı seyretti. Hatta Fransa bir adım daha ileri giderek katliamcılara destek çıktı. Şöyle ki k ülkelerde sürgünde ki Tutsilerce komşu ülkelerde oluşturulmuş olan silahlı kuvvetlerin Ruanda’ya girişi engellenerek katliamın devamı sağlandı.

Müslüman ülkeler söz konusu olduğu zaman insan haklarının teminatı olan ve soykırım iftiraları atan Batı dünyası gözleri önünde ki bu vahşete seyirci kalmışlar hatta yardımcı olmuşlardı. Batı dünyasının Afrika’ya bakışını Fransa Cumhurbaşkanı Mitterand ‘’O ülkelerde soykırım yaşanması o kadarda önemli bir şey değil’’ diyerek çok güzel özetlemiştir.*

Görüldüğü gibi bu katliama giden yolu Belçika açmış başta, bütün batı dünyası da sonucunu seyretmiştir. İnsanlarının rengi nedeniyle Kara Kıta olarak adlandırılan Afrika aslında sömürgecilerin kirli tarihlerinde kara bir leke olarak yer almaktadır.

 

 

 

 



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş

Yorum
insanLık kaLmamış
diLara
ruanda katLiamono okudum gözsellerdende baktım qercekten cok dehşet brşey bir müslüman bir müslümana nesıl yapar gerçi suc hiristiyanlarda onlar müslümanları birbirine düşürerek müslüümanlıqı yok etmeye calısıo ama müslümanlık ölmez
31/10/2013, 20:51
uyutuluyoruz
sudanli
yillarca uyutuldulduk ve daha uyutulmaya devam ediyoruz nereye kadar ?????????
23/04/2011, 17:42

En Çok Okunanlar