Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


13:17, 28 Temmuz 2014 Pazartesi
11:03, 07 Nisan 2011 Perşembe

  • Paylaş
Turan Karataş\'la Hüseyin Sîret üzerine...
Turan Karataş\'la Hüseyin Sîret üzerine...

Hüseyin Sîret, muhalifliği, Jön Türklüğü, Adıyaman sürgünü, Paris’te, İsviçre’de ve Selanik’te yaşadıkları, Osmanlının son dönemindeki şahitlikleri, II. Meşrutiyet ve Cumhuriyetin ilk günlerindeki tavrı ve duruşuyla bir şair. Sîret’i yaşamı, edebi kişiliği ve diğer yönleriyle ele alan bir biyografi kaleme alan Turan Karataş’la kitabını konuştuk.

Asım Öz / Dünya bülteni

Hüseyin Sîret hakkında bir çalışma yapma düşüncesi sizde nasıl oluştu?

Yüksek lisans tez danışmanım, hocam Orhan Okay Bey’in tavsiyesiyle. Hocam, “böyle bir şair var, onun hayatıyla eserleriyle ilgili bir çalışma yapabilir misin” dediğinde Hüseyin Sîret adını, herhalde ilk kez duyuyordum.

Sîret hakkında yapılan çalışmalara değinirken, Seyit Kemal Karaalioğlu’nun edebiyatın her alanında kaleme aldığı çalakalem kitapların eleştirisini de okuyoruz sizden. Bu konuda yazı düzleminde bir çalışmanız olacak mı?

Keşke olsa, olabilse. Ne iyi olur. Edebiyat tarihi ve/veya edebiyat bilgisi kaynaklarını tozundan toprağından ayıklamak gerekir. Fakat sanıldığı kadar kolay değil. Bugün, birçok akademisyen bile, yalan yanlış bilgilerle derlenmiş toparlanmış kitaplara itibar ediyor.

Hüseyin Sîret’in edebi mirası nedir? Edebiyat tarihindeki yeri hakkında ne söylersiniz?

Sîret’in birkaç şiiri, bugün de okunacak güçte ve güzellikte. Leyâl-i Girizan adlı şiir kitabındaki ürünler, devrinin şiir zevkini, yönelimini anlayabilmek, yorumlayabilmek için okunmalıdır.

İki şarkısı bestelenmiş. Biri çok güzel, bilhassa ilk bendi:

Geçti sevdalarla ömrüm ihtiyar oldum bugün
Ak pak olmuş saçlarımla bîkarar oldum bugün
Bir muhabbet neşvesiyle ilkbahar oldum bugün
Ben huzurunda yer öpüp tacidâr oldum bugün.

Kendisinden sonra gelen bir iki şair üzerinde küçük etkileri olmuş; bana önemli göründü. Ahmet Haşim’in iki şiirinde tesirini gördüm. Şiirin Ardında kitabıma aldığım küçük bir yazıda (“Hüseyin Sîret, Ahmet Haşim’i Etkiledi mi?”) bu hususa değinmiştim. Şurası da unutulmasın, Sîret, döneminde yani 1896’dan 1915’lere kadar önemli bir şair.

Geçmiş Zamanlar adı altında yazmayı düşündüğü edebî hatıralarını yazsaydı, bugün daha çok hatırlanacağı söylenebilir sanırım…

Elbette. Yazmayı düşünmemiş, hatıralarını 3 cilt hâlinde yazdığını söylüyor Sîret; yakında basılacağı, basılan kitaplarının arka kapaklarında ilan ediliyor. Mehmet Zeki Pakalın, bunların bir kısmını müsvedde hâlinde görmüş, Son Sadrazamlar ve Başvekiller (1940) kitabını hazırlarken Sîret’in hatıralarındaki bazı bilgilerden yararlanmış. Ne yazık ki, şimdiye kadar bu hatıralar ortaya çıkmadı. Bir yerlerde durduğu malûm. Kaderini yaşayacak kuşkusuz; bir gün çıkıp geleceğini düşünüyorum. Hiss-i kable’l-vuku.

İngiltere Büyükelçiliğine mektup meselesinde Hüseyin Sîret’in yeri nedir?

Bu hazîn, bu talihsiz ve ibretlik olayda, açıkçası Sîret, bir figüran olarak ‘kullanılmıştır’ maalesef. Genç ve heyecanlı bir insan. Duygulu, şair-mizaç. Böyle bir olayda görev alırsa, önemli bir adam olacağına inanmış. Şu da var tabii, Sîret ve nesli Abdülhamid ağzıyla kuş tutsa sevmiyorlar onu. Bu nedenle de Sultan’a yapılacak her türlü başkaldırıyı, muhalefeti bir vatan hizmeti sanıyorlar hatta sayıyorlar.

Bu mektup olayından sonra Hüseyin Sîret hangi durumla karşılaşır?

Adıyaman’a tahrirat kâtibi olarak görevlendirilir. Bu, bir çeşit sürgündür. Çünkü o yıllarda (1900-1901) İstanbul’dan Adıyaman’a gitmek, orada yaşamak, oldukça meşakkatli bir iştir.

Peki, bu mektup olayı, sonraki yıllarda dönemi ele alan çalışmalarda nasıl değerlendirilir?

Benim gördüğüm kaynakların hepsinde, ‘talihsiz’ bir olay ve dönemin Türk aydınları için bir çeşit ‘yüzkarası’ olarak değerlendirilir.

Tevfik Fikret’in önerisi ile adını değiştirmesi, onunla birlikte tutuklanması göz önünde tutulduğunda, Fikret’in Hüseyin Sîret’in kişiliği üzerinde baskın bir tesiri olduğunu söyleyebilir miyiz?

Kuşkusuz. Sadece Sîret değil, Fikret, dönemindeki bütün şairler üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir. Devrin şairleri için, tabirin gerçek anlamıyla bir ‘üstad’dır Fikret; bir örnek şahsiyettir. (Bu tabir, maalesef bu gün anlam kıymetini/ derinliğini kaybetti. Her değer gibi, o da değersizleştirildi. Bakıyorum, hemen herkes neredeyse önüne gelene “üstad” diyor. Ucuzladı “üstad”lık.)
Sürgün hayatı sırasında Avrupa’ya kaçan Hüseyin Sîret’in Paris yılları hakkında neler söylersiniz?
Maceralı yıllar. Para darlığı çekmese de, ruhî yönden sıkıntılı yıllar olduğunu tahmin ediyorum. Sîret, Paris’te Jön Türkler arasına karışıyor. Onların heyecanlı ve ucuz politik işleriyle vakit kaybediyor denebilir. O yıllarda Paris’te bulunan Yahya Kemal’in hatıralarında bir cümlesi var Sîret’in bu yıllarına dair; “Gençtürklüğün fikirlerinden ziyade entrikalı işlerinde koşuşurdu” diyor.

“Anadolu Mektupları”nda Anadolu’yu nasıl anlatır Hüseyin Sîret? Bu mektuplarla Refik Halid’in Memleket Hikâyelerini karşılaştırmak mümkün mü?

Sîret, şair mizaç, ama büyük bir yetenek değil. Nesirde daha zayıf. Yazıları, ortalama bir gazete yazısı değerinde. Hepi topu 5 yazıdan ibaret olan ve kitaplaşmayan “Anadolu Mektupları”, şairin sürgüne gönderildiği Adıyaman intibalarıdır. Oradaki yöneticilerin insafsızlığını, memurların hazır yiyiciliğini, rüşvete düşkünlüklerini, halkın perişan ve sefil yaşantısını anlatıyor. Yazıldığı döneme göre, sade bir dili var. Bazı abartılara rağmen, bu mektuplar, 19. asrın son yıllarındaki Anadolu yaşantısını, kırsal kesim insanının hâl ü pür melâlini yansıtması bakımından dikkate değer. Köy edebiyatının da bizdeki ilk örnekleri olması bakımından bir kıymeti haizdir. Memleket Hikâyeleri başlı başına edebî bir eserdir. Sîret’in yazıları, bırakın karşılaştırmayı, Refik Halid’in başyapıtının yanına bile yaklaşamaz.
Sîret’in siyasetle ilgisi konusunda farklı yorumlar var sanırım. Hayatına bütün olarak bakıldığında siyasi bir kişilikle karşı karşıya olduğumuz söylenebilir mi?

Hayır. Böylesine duygulu bir şairden ne kadar siyasî bir kişi ortaya çıkar ki. Dönemin şartları zorlamıştır Sîret’i politik olayların içine girmeye. Bir de maceracı mizacı.

İkinci Meşrutiyet’in ilanı ve sonrasında İttihatçılarla ilişkisi nasıldır?

Kötü. Devrin birçok aydını gibi, Sîret için de II. Meşrutiyet tam bir düş kırıklığıdır. İttihatçıların kötü yönetimine katlanamayan şair, biraz da muhalif mizacının etkisiyle olmalı, Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na katılır. Sonra da, İttihatçılar düşman ilan ettiği için, ölüm korkusundan, İstanbul’u ikinci kez terk etmek zorunda kalır.

Bütün hayatı boyunca bir bakıma bedbaht olan Hüseyin Sîret’in Cumhuriyet yıllarının sakin olmasında tecrübelerinin etkisi var mıdır?

Elbette. Fakat bir de kırgınlık var asıl. Çünkü, Sîret Cumhuriyet yönetiminden de yüz görmemiştir. Kendi neslinden olan emsaline bağışlanan makamlar, caizeler, tabir caizse Sîret’ten esirgenmiştir. Tabii bir de yaşlılığın etkisi var bu sükûnette. 1873’te doğan şair, artık yarım asırlık bir insandır. O yaştan sonra, çalkantılı bir yaşamak, göze alınamaz kolay kolay.

Tekke ve zaviyelerin kaldırılmasından sonra tarikata girmesi ilginç. Bu durum üzerinden Hüseyin Sîret’in “ömr-i âhirinde” hayatla bağlarının koptuğu bir zamanda Cerrahilliğe bağlandığı söylenebilir mi?

İnsan, ömrünün hiçbir döneminde, hayatla irtibatını kolay kolay koparmaz. Yaşama arzusu her yaşta hemen aynıdır. Bazı insanlarda bir münzevilik, küskünlük gözlenebilir, ama onların hayatla bağlarını kopardığı anlamına gelmez. Evet, Sîret ömrünün sonlarında tarikata girmiştir, ama sonra, nereden baksanız bir 20 yıl daha yaşamıştır.

Bu dönemde kaleme aldığı natın özelliği nedir?

Bahsettiğiniz natın özelliklerinden ziyade, yazılış öyküsü önemlidir, doğrusu şaşırtıcıdır. Aynı tarikata mensup bir mürit, sözlü kaynaklar yoluyla kendisine ulaşan bir öykücüğü şöyle anlatıyor: Hüseyin Sîret Bey, bir arkadaşı vasıtasıyla bir gün, tekkenin o zamanki şeyhi Fahreddin Efendi’yi ziyaret ediyor. Sohbetin bir yerinde Şeyh Hazretleri, Sîret’e şiirlerinde hep tabiattan ve beşeri aşktan söz açtığını, dinî, tasavvufî konulara yer vermediğini söyler ve sebebini sorar. Şair de, “Ben realist bir edebî mektebin içinden geliyorum. Biz gördüklerimizi ve yaşadıklarımızı yazarız daha çok.” mealinde bir cevap verir. Şeyh Efendi de, “öyleyse bu gece gör de, yaz” der. O gece, Hüseyin Sîret, Peygamberimizi rüyasında görür ve “Na’t-ı Şerif”i yazar.

Cumhuriyet yıllarında gerek Mustafa Kemal için gerekse İsmet İnönü için yazdığı metinlerde yer alan aşırı övgüleri ve Kargalar’daki hicivleri dönemin iklimi içinde karşılık bulmuş mu?

Benim okuduklarımdan anladığım kadarıyla bulmamış. Bir nebze, Kargalar’daki ‘sataşma’lar karşılık bulmuş. En çok da Ercüment Ekrem’i kızdırmış, nedense!

Hüseyin Avni Ulaş’la ilgili olarak yazmış olduğu methiyenin Ulaş’ın muhalif kimliği ile ilişkisi var mı?
Kuşkusuz. Çünkü Hüseyin Avni Bey, dönemin muhalifleri için bir semboldür. Ayrıca, tamamı 11 beyitten ibaret olan söz konusu manzumeden anladığım kadarıyla, Sîret’le Hüseyin Avni arkadaşlar, dostlar. Bir yakınlık var aralarında.

Turan Karataş ,Hüseyin Siret,Timaş Yayınları,2011,192 sayfa






Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş


En Çok Okunanlar