Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


14:02, 24 Nisan 2014 Perşembe
Güncelleme: 11:25, 18 Nisan 2011 Pazartesi

  • Paylaş
Hareket Ordusu
Hareket Ordusu

11 gün boyunca şehri kasıp kavuran olaylar sırasında İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin önde gelenleri ortalıktan kaybolmuşlardı. Kimisi siyah gözlükler ve şapkalarla tebdil-i kıyafet edip savuşmuş kimisi de cemiyetin merkezi olan Selanik’e gitmek üzere Rumeli’ye geçmişti.

Emre Gül - Dünya Bülteni / Tarih Dosyası

Hareket Ordusu komuta heyeti toplu bir halde

İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti etkisini bütün devlet kurumlarında ve işlerinde göstermeye başladı. Cemiyetin perde arkasından denetim yoluyla iktidarı yönlendirmek istemesi ve Sadrazam Kamil Paşa ile ters düşerek, baskı yapmaya başlaması üzerine saray, cemiyet ve hükümet arasındaki iktidar mücadelesi 1908 yılının Ağustos ayından itibaren gittikçe büyüdü. Bu da İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin tutumuna karşı geniş bir muhalefet hareketinin doğmasına sebep oldu. Sonuçta, İstanbul’da tarihe      “31 Mart Vakası” adıyla geçen askeri isyan başladı.

 

İstanbul’daki Sokak çatışmalarından biri

İstanbul’da bulunan ve Meşrutiyetin bekçisi kabul edilen Avcı taburları-ki bunların görevi meşrutiyet idaresini muhafaza etmekti-isyan ettiler. 11 gün boyunca şehri kasıp kavuran olaylar sırasında İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin önde gelenleri ortalıktan kaybolmuşlardı. Kimisi siyah gözlükler ve şapkalarla tebdil-i kıyafet edip savuşmuş kimisi de cemiyetin merkezi olan Selanik’e gitmek üzere Rumeli’ye geçmişti.

 31 Mart 1325(Miladi 13 Nisan 1909) ‘da başlayan isyanın haberi aynı gün İsmail Canbulat Bey’in cemiyet merkezine “Meşrutiyet mahvoldu!” şeklinde çektiği bir telgrafla ulaştı. Ayaklanma başladığı sırada İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin gücünü koruduğu Selanik ve Manastır başta olmak üzere Makedonya’da ve III. Ordu Merkezinde büyük bir panik ve heyecan baş gösterdi. Cemiyet bu isyan sonunda tam bir yenilgi içindeydi fakat genç subaylar arasında “mutlaka bir şey yapmak gerek” fikri egemendi. Bu subayların hissiyatına tercüman olan Selanik’teki III. Ordu komutanı Mahmud Şevket Paşa 31 Mart’a karşı kesin bir tavır aldı. Kendisinin başkanlığında “Selanik Askeri Kulübü”nde yapılan toplantıda ordu tarafından gereken tedbirlerin alınması konusunda görüş birliğine varıldı.

 

III. Ordu ve Hareket Ordusu Komutanı Mahmud Şevket Paşa

İsyanın bastırılması kararlaştırıldıktan sonra Mahmud Şevket Paşa’nın teklifiyle Selanik’te bir miting yapılması, böylece kamuoyununda harekete geçirilmesi konusunda da karar alındı. Bu çağrı üzerine “Selanik Hürriyet Meydanı” nda Türk, Rum, Sırp, Arnavut, Bul­gar, Ulah, Makedon,  Ermeni ve Yahudilerden oluşan yaklaşık 20-30.000 kişiyi bulan bir kalabalıkla miting gerçekleştirildi. Burada yapılan konuşmalarda Meşrutiyetin tehlikede olduğu, İstanbul’da gerici ve yobazların rejimi tehlikeye soktukları belirtildikten sonra "Silâh başına arş İstanbul'a!" sloganı ile miting sona erdirildi. Mitingde konuşanlar arasında daha sonra Sultan Abdülhamid’in hal’ini tebliğ eden heyette bulunacak olan Emmanuel Karasu Efendi’de vardı.

 

Şevket Turgut ve Hüseyin Hüsnü Paşa

Ardından III. Ordudan bir fırka oluşturulmaya başlandı ve komutası Hüseyin Hüsnü Paşa’ya verildi. Hüseyin Hüsnü Paşa’nın kurmay başkanı Mustafa Kemal’di. Bu kuvvetin yanı sıra Edirne’de bulunan Şevket Turgut Paşa komutasında bir tümenin kurulmasına karar verildi. Şevket Turgut Paşa’nın kurmayı ise Kazım Karabekir’di. Sonuçta II inci ve III üncü Orduların beraberce İstanbul’a asker sevk etmeleri kesinleşti. Ordunun genel komutanlığını ise Mahmud Şevket Paşa yapmaktaydı.

 

Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal, Hareket Ordusu 1 inci Mürettep Fırka kurmay başkanı iken 

Selanik’ten İstanbul üzerine yürüyecek bu kuvvetlere ne isim verileceği konusunda çeşitli fikirler öne sürüldü. Bunlar arasında  “Hürriyet Ordusu”, “Hürriyet Ordusunun Operasyon Kuvvetleri” gibi isimler teklif edildi. Fakat neticede Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal tarafından önerilen “Hareket Ordusu” tabirinin kullanılması kabul edilerek, basına ve hükümete verilen beyannamelerde bu isim kullanıldı.

Hareket Ordusu’nu meydana getirecek kuvvetlerin düzenli tümenlerden oluşması planlanmasına rağmen, Meşrutiyeti korumak için Rumeli’deki azınlıklarda Hareket Ordusu’na dâhil edilmeye başlandılar. 14 Nisan’dan itibaren genel seferberlik ilan olundu. “Redif” yani yedek tümenler silâhaltına alındı. Müslim, gayri Müslim birçok sivil bu orduya gönüllü yazıldı. Böylece Hareket Ordusu Arnavut, Bulgar, Rum, Sırp, Make­don vb. milletlerden oluşan çeşitli etnik unsurlarla birleşerek Rumeli’den İstanbul üzerine yürümeye ant içti.

 

Hareket Ordusu I inci Mürettep Fırka Subayları

 

 

Gönüllüleri idare edenler arasında Yane Sandanski, Paniça, Çirçis. Kapitan Keta, Krayko gibi Meşrutiyetten ön­ce devleti Balkanlar'da uğraştıran çete reisleri yanında, Resneli Niyazi, Eyüp Sabri gibi önde gelen Meşrutiyetçiler de bu­lunuyordu. "İttihâd-ı anâsır" düşüncesin­den hareket eden İttihat ve Terakkî Ce­miyeti, mümkün olduğu kadar çeşitli mil­letlerden gönüllüleri orduya almayı uy­gun görmüştü. Ayrıca Hareket Ordusu'nun İstanbul'a yürüdüğü bir sırada askerî gücün Rumeli'de zayıflamasından dolayı çetelerin gönüllü adıyla ordunun bünye­sine alınarak kontrol altında tutulması düşünülmüştü. Dolayısıyla bu orduda nizamiye kuvvetlerinden olmayan askeri birlikler çoğunluğu oluşturuyordu. İşte bu sebeple Hareket Ordusu son derece kozmopolit bir yapıdaydı.

Hareket Ordusu’nun İstanbul’a sevkinde Dedeağaç üs olarak kabul edildi. Asıl harekât ise Selanik’ten idare olunacaktı. Fakat son derece önem arz eden bir konu vardı ki o da bu ordunun nasıl finanse edileceği idi. Bunun içinde ilk olarak defterdarlıklardan, mal sandıklarından ve gümrüklerden yeterli miktarda paralar alındı, Makedon ve Arnavut müteahhitlerle, parası meşruti idarenin tekrar kurulmasından sonra ödenmesi şartıyla anlaşmalar yapıldı. Dönemin yazarlarından Yunus Nadi’ye göre, Mahmud Şevket Paşa da başarıya ulaşmak için bütün servetini ortaya koydu.

Hareket Ordusunun İstanbul’a sevki için dört trenin hareket etmesi planlanmıştı. Nitekim 15 Nisan 1909 ‘da 1700 askerden oluşan ilk birlik iki trenle Selanik’ten yola çıktı. Hareket Ordusu karargâhı da Hadımköyüne geldi. Kurmay Binbaşı Muhtar Bey kumandasındaki öncü birlikler hiçbir direnişle karşılaşmadan 16 Nisan'da Çatalca'ya ulaştılar.

 

Kurmay Binbaşı Muhtar Bey

Bu haber İstanbul’da büyük heyecana sebep olduğu gibi hükümeti de telaşa düşürdü. Çünkü

İstanbul’da karışıklık ve kararsızlık devam ediyordu. Muhalefet önderleri her türlü inisiyatifi kaybetmişler, isyan eden askerler ne yapacaklarını bilemez bir halde yüzlerini padişaha dönmüşlerdi. Sultan Abdülhamid’de birtakım adımlar atmış ve Tevfik Paşa başkanlığında münasip bir kabine kurmuştu.

Hareket Ordusu İstanbul kapılarına dayanmış durumdaydı. Bunun sonucu olarak Meclis-i Mebusan hükümetle beraber, ordunun İstanbul’a girmesini önlemek için arabulucu heyetler göndermeye karar verdi. Tophâne-i Âmire Nâzırı Ferik Hurşid Paşa, Erkân-ı harp Mirlivası Memduh Paşa, Halep mebusu Nâfi Paşa, Üsküp mebusu Said Efendi, Rize mebusu Ahmed Bey ve Ders vekili Hâlis Efendi’den oluşan bir heyet askere nasihat için Çatalca'ya gönderildi. Bu şekilde askerin İstanbul'a girişi biraz geciktirilmiş oldu. Hükümet ayrıca azınlık mebuslarından bir heyeti Çatalca'ya yolladıysa da bir so­nuç alınamadı.

Bu sırada İttihatçılar da, ül­kenin her tarafından gönderdikleri tel­graflarla Tevfik Paşa'nın sadâretten uzak­laştırılıp yerine Hilmi Paşa'nın getirilme­sini istiyorlar, ayrıca İstanbul’daki asilerin şiddetle cezalandırılmalarını talep ediyorlardı.

 

Hareket Ordusu kuvvetlerinin Bakırköy ve Davutpaşa’daki çatışmalarına dair bilgi veren gazete haberi. Haberin içeriğinde şunlar yazılıdır:

“Müsteinen bi’t-tevfika teala bugün İstanbul üzerine ileri harekete mübaşaretle “Makriköyü” baruthanesiyle Davutpaşa’da küçük bir müsademe vuku bulmuştur. Buralardaki hassa askerleri umumen teslim-i silah ettiklerinden Orduca müttehiz karar mucibince Hadımköyüne sevk olunmuştur yarın yine hareketimize devam olunacak ve netice Yıldız’a bildirilecektir.” 

Fi 10 Nisan Hareket ve Üçüncü Ordu Kumandanı MAHMUD ŞEVKET

Neticede, Hareket Ordusu yığınağını tamamladıkça ilerledi ve 19 Nisan 1909 günü Ayastefanos (Ye­şilköy'e) hâkim oldu. 20 Nisan’da ise Makriköyü (Bakır­köy'e) girildi. Aynı gün Topçu birlikleri komutanı Hıfzı Paşa tarafından çekilen bir telgraf gazetelere yansıdı. Telgrafta: “Bazı Gazeteler tarafından vuku bulan istilam üzerine cevaben varid olunmuştur: “İkinci ve Üçüncü Ordulardan mürettep fırkalar kemal-i süratle burada içtima etmektedirler. Teşkil edilmekte olan ordugâhlar hasamet-i Osmaniye’den bir numune gösteriyor. İstanbul asayişinin bir sürat-i berkiye ile iade ve istikrarı bu mükemmel ordunun en birinci emelidir. Ahval herhalde şayan-ı memnuniyettir.” Denilmekte ve ordunun birinci emelinin asayişi temin etmek olduğu bildirilmekteydi.

 

Hareket Ordusu komuta heyeti Yeşilköy’de. Demiryolu üzerinde çantasına haritasını yerleştiren Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal’dir.

 

Hareket Ordusu efradının Makriköy(Bakırköy) üzerine yürüyüşü

İstanbul'a yaklaştıkça büyüyen Hareket Ordusu’na katılan gönüllülerin miktarında büyük bir artış göze çarpmaktaydı. Bunlar arasında 4000 bin Bulgar, 1200 Rum, 8000 Arnavut, 850 Rum, 700 Yahudi bulunmaktaydı. Hatta Hareket Ordusu’na Ermenilerden de gönüllüler katılmış İkdam Gazetesinin haberine göre, Ermeni Taşnaksutyun Komitesi 7-8 kadından oluşan bir heyeti Hareket Ordusuna göndermiş. Kadınlar, üzerinde “Yaşasın Vatan, Yaşasın Kanunu Esasi” yazılı bayrağı subaylara hediye etmişler. Vartakes Efendi de bir teşekkür konuşması yapmıştır. Buna karşılık askerlerde “Yaşasın Taşnaksutyun Cemiyeti” şeklinde tezahüratta bulunmuşlardır.

 

Hareket Ordusu’nun miktarına ilişkin bir gazete haberi. Haberde : “Selanik’ten peyderpey İstanbul civarında içtima eylemekte bulunan Üçüncü ve İkinci Ordu miktar-ı mevcudu Kırk Bin raddesini bulmuş ve intizam-ı tam ile hüsn-i hareket eylemekte bulunmuştur. Cenab-ı Hak muvaffak-ı bi’l-hayr eylesin” denilmektedir.

Gazetelerde çıkan haberlere göre İstanbul’u kuşatan ordunun sayısı günden güne arttı. Sabah Gazetesine göre, nizami 20.000 gönüllüler 16.000 idi. İkdam Gazetesine göre, 50.000 olan sayı,  22 Nisan 1909 tarihli Ceride Gazetesine göre 40.000 kişi idi. Gerçekte Hareket Ordusu’nun sayısı değişik kaynaklarda farklı olarak verilmiş, bu rakamlar bir tahminden öteye gidememiştir.

 

Hareket Ordusu’nun Ayastefanos'a gelişi ve Hükümet'e yapılan tekliflere dair Mahmud Şevket Paşa'nın telgrafı

Yeşilköy'e yerleşen Hareket Ordusu, hükümete baskı yaparak Otuz 31 Mart Vakası’na karışan askerlere Rumeli kuv­vetlerine karşı koymamaları için yemin ettirilmesini istedi. Hükümet, Dâhiliye ve Harbiye Nezâretleriyle Meşihat’tan bir he­yet oluşturup askerleri itaate davet etti.  Heyet İstanbul askerinden, bütün kara ve deniz ordusuna “ şer’an ve kanunen mükellef oldukları itaat-i askeriyeyi tebliğ etti. İlk önce Harbiye Nezaretindeki 1.Fırka ve Yıldız Sarayı’ndaki 2.Fırka askerleri olmak üzere tüm askerden zabitlerine, padişaha itaat edeceklerine ve siyasi işlere karışmayacaklarına dair: “Evvellü’l-emre efendimize ve zabitlerimize itaatten ayrılmayacağımıza ve kimsenin malına ve canına tecavüz etmeyeceğimize ve siyasi işlere karışmayacağımıza bilcümle asker arkadaşlarımıza kardeş gibi muameleden ayrılmayacağımıza…”şeklinde teker teker yemin ettirildi.

Tüm bunlar yaşanırken Hareket Ordusu 1.Fırka Komutanı Hüseyin Hüsnü Paşa tarafından Erkân-ı Harbiyye-i Umûmiyye reisi İzzet Paşa'ya ve İstanbul halkına hitaben bir be­yanname neşredildi.

 

Beyannamedelerde Meşrutiyet’e darbe vuranların şiddetle ceza­landırılacağı, kaldırılan anayasanın yeni­den yürürlüğe konulacağı, halka doku­nulmayacağı, ordunun vatanın selâme­tinden başka bir şey düşünmediği belir­tiliyordu. Sağ taraftaki “Hareket Ordusu kumandanı tarafından İstanbul ahalisine beyanname”yi Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal kaleme almıştır.

Beyannamenin yayımlanması üzerine Hassa Or­dusu kumandanı Nâzım Pa­şa ve bazı kumandanlar, Hareket Ordusu'na silâhla karşı konulmasına dair Sultan Abdülhamid’e teklifte bulundular. Fakat bu tek­lif, asker arasında kan dökülmesini iste­mediğini, müslümanı müslümana kırdıramayacağını söyleyen II. Abdülhamid ta­rafından reddedildi. Ayrıca, bu hareket İstanbul’da kanlı çarpışmalara sebep olabilir; bu ise gayr-i Müslimleri koruma bahanesiyle büyük devletlerin İstanbul’a asker çıkarması ihtimalini artırırdı. Nitekim gelişmeleri dikkatle takip etmekte olan İngiliz, Fransız ve İtalyan’lara ait filoların Antalya ve Mersin açıklarında bulunduğuna dair bilgiler gazetelerde görülmekteydi. Bu durum da Sultan Abdülhamid’in neden Hareket Ordusuna karşı silah kullanmadığı sorusunu bir parça olsun cevaplayan bir nedendi.

Bu arada, ordu Selanik’te iken orada bulunan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin önde gelenlerinden Cemal ve Enver Beyler de Yeşilköy'e gele­rek Hareket Ordusu'na katıldılar.

 Bu sebeple Hare­ket Ordusu'nun İttihat ve Terakki Cemi­yeti ile alâkası olduğu yolunda basında haberler çıkmaya başladı. Çı­kan haberler üzerine kumandanlık bir be­yanname daha neşrederek Hareket Ordu­su'nun görevinin siyasî olmayıp askeri ol­duğunu ilân etmek zorunda kaldı.

 

Enver Paşa, Mahmud Şevket Paşa ve Hareket Ordusu askerleriyle birlikte

 

Meclis-i Mebusan ve Ayan’ın Ayastefanos’ta toplandığına ve İstanbul’da sıkıyönetim ilan olunacağına dair gazete haberi. Haberde: “Meclis-i Mebusanımız dahi Ayastefanos’ta teşkil ettiği ve İstanbul’da idare-i örfiye ilan edilmek üzere bulunduğu kezalik varid olan bir telgraftan anlaşılmıştır.” Deniliyor.

22 Nisan'da ordunun asıl kumandanı olan Mahmud Şevket Paşa Yeşilköy'e gelip kuman­dayı devraldı.  Daha sonra Meclis-i Mebûsan ve Ayan Meclisi üyeleri Yeşilköy Yat Kulübü'nde Meclis-i Umûmî-i Millî adı al­tında toplandı. Meclis-i Millî, Hareket Or­dusu kumandanlığının isteklerini kabul ederek âdeta orduya teslim oldu.

  

Hareket Ordusu’nun İstanbul’a girişine dair haberlerden biri: “ Avn ü inayeti Bari ile İkinci ve Üçüncü Ordu kuvvay-ı askeriyesi pay-i tahta duhul ile bila-mukavemet Harbiye dairesini ve bütün Beyoğlu ve bilcümle kışlaları ve köprüyü işgal etmiş ve bir iki saate kadar bil-cümle pay-i taht mevakii askeriyesinin işgali memul idüğü şimdi karargahdan alınan telgraf name üzerine bitteşir olunur” Fi 11 Nisan

21-22 Nisan günlerinde İstanbul sur­larına yaklaşan Hareket Ordusu birlikleri 22 Nisan gecesi Dâvudpaşa Kışlası'nı iş­gal etti. Mahmud Şevket Paşa'nın emriy­le 22-23 Nisan gecesi ordu dört koldan İstanbul'a girdi. Beyazıt'ta Harbiye Ne­zâreti binası ele geçirildi, Taksim ve Taş-kışla'da çıkan çatışmalardan sonra Beyoğ­lu bölgesi de kontrol altına alındı. Kuşa­tılan Yıldız Sarayı karşı koymaksızın 24 Nisan'da teslim oldu. Böylece İstanbul tamamıyla ele geçirilmiş oldu. 25 Nisan’da Mahmud Şevket Paşa bir bildiri yayımlayarak, harekâtın başarıyla tamamlandığını açıkladı. Çatışmalarda Ha­reket Ordusu'ndan kırk dokuz kişi öldü, seksen iki kişi yaralandı; İstanbul'daki birliklerin ölü sayısı 230, yaralı sayısı ise 475'ti. 

 

Hareket Ordusunun İstanbul’a girişine dair gazete haberi: “ 9.30 Akşam Müstaceldir

Rumeli Ordusu bu gece İstanbul’a girdi. Harekât-ı askeriye şayan-ı tahsin ü takdir bir faaliyetle icra olundu. Ciddi bir mukavemete tesadüf edilmeksizin şehir işgal edildi. Yeni ordu şehri muhafaza ediyor. Şimdiki halde sükûnet hükümfermadır.”

 

Hareket Ordusu İstanbul’a girerken

Aynı gün Hareket Ordusu ku­mandanlığı İstan­bul'da sıkıyönetim ilân etti. Tüm bunlar aynı zamanda padişahın akıbetinin de belirlendiği anlamına geliyordu. Meclis-i Millî, 27 Nisan günü yaptığı görüşmelerin sonu­cunda 33 yıldır Osmanlı tahtında oturmakta olan II. Abdülhamid’in hal'ine karar ver­di. Şehzade Reşat Efendi, V. Mehmet unvanı ile tahta çıktı.

Hareket Ordusu'nun İstanbul'a tama­men hâkim olmasından sonra Divan-ı harpler, yani savaş divanı ve sıkıyönetim mahkemeleri kurularak suçlu görülenler yargılanmaya baş­landı. Hurşid Paşa başkanlığındaki bu mahkemeler Abdülhamid'e bağlı paşaları sürgüne gön­derdi. Ayaklanmanın elebaşlarına idam cezası verildi.

 

Ayaklanmanın bastırılmasından sonra kurulan Divan-ı Harbi Örfi, çok kişiyi yargıladı, bu arada idam cezaları da verdi. İdam sehpaları ibret için günlerce sokaklardan kaldırılmadı.

Aynı divan Sultan Abdühamid’i de yargılamak istediyse de bu uygun görülmedi.  Gelişmeleri çok iyi değerlendi­ren İttihatçılar, kendilerine rakip olabile­cek bütün siyasî grupları etkisiz hale ge­tirdiler. İttihad-ı Muhammedi ve Ahrar Fırkaları’nın kapatılması ile de muhalefet tamamıyla susturulmuş oldu. Artık İttihat ve Terakki’nin iktidarı tam anlamıyla ele geçirdiği ve baskılarını artırdığı yeni bir dönem başladı.

 

Öte yandan Hareket Ordusu ku­mandanlığı, ordunun masraflarının ödenebilmesi için “İane Komisyonu” adıyla yardım cemiyetleri kurarak büyük miktarda para topladı. Ayrıca İttihat ve Terakki Cemiyeti yanlısı hü­kümetlerin düşünüp de gerçekleştireme­diği ordudaki Tasfiye-i Rüteb Kanunu'nu tanzim ettirerek uygulamaya koydurdu. Yine kumandanlıkça Yıldız Sarayı Evrakı Tedkik Komisyonu kuruldu. Yapılan ara­malarda ele geçirilen bütün malzeme ko­misyon tarafından incelendi. Sarayda bu­lunan 330 sandık dolusu jurnal Mahmud Şevket Paşa'nın emriyle Harbiye Nezâre­ti avlusunda yakıldı. Abdülhamid'in bü­tün mal varlığına Hareket Ordusu kumandanlığınca el konuldu. Mayıs ayından itibaren Hareket Ordu­su birlikleri Rumeli'ye gönderilmeye baş­landı; en son Eylül 1909'da gidenlerin ha­reketiyle ordu görevini tamamlamış oldu. Fakat Mart 1911'e kadar devam eden sı­kıyönetim döneminde Meşrutiyet Mah­mud Şevket Paşa'nın şahsî diktatörlüğü­ne dönüştü.

Kaynaklar:

Dr. Zekeriya Türkmen, Hareket Ordusu Ve Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal, Ankara, 1999.

Diyanet İslam Ansiklopedisi, “Hareket Ordusu” maddesi, c.16,

Tamim-i Hürriyet Gazetesi, Nr. 6, 15 Nisan 1325.

Hürriyet-i Ceride Gazetesi, Nr.31, 9 Nisan 1325.

Yakın Tarihimiz Dergisi, “31 Mart ve Hareket Ordusu”, Fasikül 23.



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş

Yorum
Güç mücadelesi
Selahattin
Bu olayların başlangıcı, Meşrutiyet idaresiyle Osmanlı\'nın kendi sorunlarını bitireceğini ve bunun sömürgelere kötü örnek olacağını düşünen İngiltere ve Rusya\'nın müdahilliğidir. İttihat ve Terakki demokrasiyi Türkiye\'ye getiren ve bunun mücadelesi yolunda canını feda etmiş topluluktur. Bugünkü demokrasi düşmanlarıyla kıyaslanması ise son derece ilginçtir. Mehmet Akif ve Said Nursi de İttihatçıydı
04/05/2011, 19:24
HİÇBİR HAKİKAT YOKTURKİ GÜN YÜZÜNE ÇIKMASIN
ŞAFAK
işte ergenekon hiçbirzaman halk iradesiyle göreve gelememişler ve gelemeyeceklerdirtir. yeni kurulan ve belki milliyetçi Türk cumhuriyetinin birinci ordusunun içinde yahudi ermeni bulgar özellikle müslüman harici ve islam ve türk düşmanlarının azınsanmayacak derecede ve rütbede ne işi var hiç diye sorarlar adama hoşçakalın
25/04/2011, 11:44

En Çok Okunanlar