Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


00:36, 23 Ağustos 2014 Cumartesi
13:47, 18 Mayıs 2011 Çarşamba

  • Paylaş
Sanat yarışmaları tartışmaya açıldı
Sanat yarışmaları tartışmaya açıldı

Türkiye’de ve yakın coğrafyamızda düzenlenen İslam-Türk sanatları yarışmalarıyla ilgili olarak alanlarında uzman, geleneksel sanatlara talebe yetiştiren hat, tezhip, minyatür, ebru ve kaatı sanatçılarıyla görüştük.

İbrahim Ethem Gören/ Dünya Bülteni

Son yıllarda düzenlenen Klasik İslâm-Türk sanatları yarışmaları ve bu yarışmaların neticeleri sanat mahfillerinde tartışılır hale geldi. Son olarak BAE'de düzenlenen El-Bürde yarışmasına Türkiye'den katılan tezhip sanatçılarının eserleri kendilerine iade edilmeyince El-Bürde yarışması ve müsabakanın sonuçları tartışılır hale geldi.

El-Bürde yarışmasında Türk tezhip sanatçılarının eserlerin teslim edilmemesi üzerine yaptığımız haber toplumun hemen her kesimi tarafından ilgiyle takip edildi. Eserleri kendilerine teslim edilmeyen sanatçılar Başbakanlığa, Cumhurbaşkanlığı'na, Kültür Bakanlığı'na, Dubai Kültür Ateşeliği'ne ve sanat duyarlılığına sahip STK'lara gönderdikleri dilekçelerle mağduriyetlerini kamuoyuyla paylaştı ve devlet büyüklerine iletti.

Dışişleri Bakanlığı'nın BİMER birimi sanatçıların başvurularını Abu Dhabi Büyükelçiliği tarafından Birleşik Arap Emirlikleri Kültür, Gençlik ve Toplumsal Kalkınma Bakanlığı yetkilisi ve Yarışma Sekreteri Hakem Ghannam iletti.

El-Bürde'nin Yarışma Sekreteri Hakem Ghannam'ın Bakanlık tarafından tezhip sanatçısı Emine Geçtan'a ilettiği cevabında Türk sanatçılarının eserlerinin Bakanlığın arşivine gönderildiğini ve benzer şekilde  arşive yollanmış diğer birçok ülkeden sanatçının eserinin mevcut olduğunu ve ilgili sanatçıların bu durumu anlayışla karşıladığını belirtti.

Yarışmalarının mağdurlarından tezhip sanatçısı Emine Geçtan, Yarışma Sekreteri Hakem Ghannam'ın ilgili cevabına istinaden Bakanlığa gönderdiği karşı cevapta "Başka sanatçıların, yaşadıkları mağduriyeti sineye çekip uğradıkları haksızlığı anlayışla karşılaması; yapılan gasbın kesinlikle delili, savunması ya da açıklaması olamaz. Eserlerimizi alma gayretimiz göz ardı edilmiş ve başkaları tabiri caizse elini kolunu sallaya sallaya eserini aldırırken bizim eserlerimizin önüne gereksiz ve bilinçli bir şekilde birçok engel konmuştur. Bu çifte standardı ve haksızlığı anlayışla karşılamak, akıl karı değildir" cümlelerine yer verdi.

Yetkili kurum ve kişilerden eserinin en kısa sürede kendisine iadesi için yardım talebini dile getiren Geçtan maruz kaldığı haksızlığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşımayı düşünüyor.

El-Bürde yarışmasında eserlerine el konulan tezhip sanatçısı Hatice Kübra Tavaslı levhalarının BAE’nin ilgili bakanlığında olmayabileceğini şu cümlelerle dile getiriyor: “Eserlerimizin Bakanlığın arşivinde bulunmadığını düşünüyoruz. Eserlerimiz kaybolmuş olabilir, başına bir iş gelmiş olabilir. Şartnamede belirtilen süre içerisinde eserlerimizi teslim etmemek için ellerinden geleni yaptılar. Eserlerimizi ısrarla istediğimiz halde geri vermediler. Arık bu noktadan sonra tezhip eserlerimizin Bakanlıkta olmadığına kanaat getirdik. Bizim davamız eserlerimizi geri almakla ilgilidir. Kesinlikle satmak istemiyoruz. Para derdinde, ticaret derdinde değiliz. Ben olup bitenlerden Bakan Abdurrahman El-Üveys’in de haberdar olmadığını düşünüyorum. Çünkü Bakan’ı tanıyan kişilere görüştüğümüzde bu durumdan Bakan Beyin haberdar bile olmabileceğini ve keyfiyete vakıf olması durumunda eserlerimizi derhal Türkiye’ye gönderilmesi hususunda talimat vereceği bilgisini aktardı. Biz sanatımızı sanat olduğu için yapıyoruz. Bir daha El-Bürde’ye kesinlikle katılmayacağız.”

Türkiye'de ve yakın coğrafyamızda düzenlenen İslam-Türk sanatları yarışmalarıyla ilgili olarak alanlarında uzman, geleneksel sanatlara talebe yetiştiren hat, tezhip, minyatür, ebru ve kaatı sanatçılarıyla görüştük...

Dürdane Ünver (Kaatı sanatçısı)

İNSANLIKTAN, EDEPTEN YOKSUN OLAN SANAT, SANAT DEĞİLDİR

Hocamız Süheyl Ünver bize her şeyden önce edebi öğretti... İnsanda, toplumda, sanatçıda bulunması gereken edebi... Edep her şeyin başıdır. Edep olmadan sanat da olmaz sanatçı da...

Hasbelkader bazı yarışmaların jürisinde bulunmak gafletinde bulundum... Adalet, adalet diye haykırmama rağmen iki arada bir derede nasıl oyuna getirildiğimin farkına vardım, ama vakit biraz geçti... Dolayısıyla da bana yakışanı yaparak oradan ayrıldım. Sanat bu; adam kayırma ile ileri gitmez... gidemez... Varsa kabiliyetin, sanatı da ileri taşırsın, kendini de... 35 senelik sanat hayatımda karşılaşmadığım entrikalara, son 4 senede fazlasıyla şahit oldum... Sanat bu, kabiliyet, edep ve insanlık gerektirir. İnsanlıktan, edepten yoksun olan sanat, sanat değildir.

Artık ne bu insanların camiasında bulunmak ne de onların yüzlerini görmek istemiyorum, çünkü yaptıkları entrikalardan rahatsız oluyorum. Maskeleri altına gizledikleri sinsilikleriyle ne hikmetse hâlâ bir takım insanlara hoş görünebiliyorlar. O insanlar da bir gün farkına varacak ama, fazla mağdur olmadan esas yüzlerini görebilirler umarım... Bana gelince yine Özcan Bey ve Mesut Bey gibi, talebelerim ile projelerime devam ediyorum... Onlar gibi; başım dik, ruhum tertemiz, huzurlu bir şekilde sanata taşlar ilave etmeğe çalışıyorum. Bizim işimiz, entrika ve tüccarlıktan değil, sanatkârlık ve edepten geçiyor. Tüccarlıktan uzak, edebinle sanatını yapan dostlarımı sevgiyle kucaklıyorum.

Hattat Mahmut Şahin (Hattat-kemankeş)

YARIŞMA FİKRİNE KARŞIYIM

İslam sanatlarına başlayan talebeye hocası ilk önce edebi öğretir. "Rabbi yessir"le birlikte edebin önemini anlatır talebeye. Edep ilimden önce gelir... "Edeb bir tâç imiş Nur-i Huda'dan/Giy ol tâcı emin ol her beladan" demiş büyüklerimiz. Her şeyde olduğu gibi sanat yarışmalarında da edep çizgisinden ayrılmamak gerekir.

Ben öncelikle yarışma fikrine karşıyım. Klasik İslam-Türk sanatlarının yarışması olmaz. Ne yarışması bu? Neyi, kimi yarıştırıyorsunuz? Öncelikle yarışmaya, yarışma fikriyatına karşıyım.

İlla ki yarışma olacaksa bu da usulüyle, edebiyle olmalıdır. Bir kere hat ve ebru yarışmalarında kesinlikle ve kesinlikle canlı performans olmalıdır. Yanlarında sadece kamış kalem ve mürekkep getiren hat sanatı yarışmacılarını bir anfide toplarsınız. Ellerine aharlı kâğıt verip bir ayet-i kerimeyi, bir hadisi şerifi yazmalarını beklersiniz. 5-6 saatte yazan yazar yazamayan yazamaz! Sanat ve sanatkâr ortaya çıkar... Ebru da da öyle. Usta ebrucuların önünde tekneler açılır, istenilen ebrular yapılır. Böylelikle şaibesiz bir yarışmaya imza atılmış olur. Tezhibe gelince. Tezhipçilerden de desen tasarımı istenir ve canlı performansla oluşturacakları desenlerden küçük bir paftanın boyanması beklenir. Tertemiz bir iş olur, pak bir yarışma olur... Şimdi ne oluyor? Kimin eseri kimin elinden çıkmış belli değil. Adam gidiyor yaptığı eseri yarışma öncesi jüri üyelerinden birine gösteriyor, eser tashih ediliyor, dönüp geliyor sonra ödül alıyor!

Şimdi hat sanatını sadece evinde astığı birkaç sülüs yazıdan ibaret gören boyacı Cemal Usta bir hat yarışmasına katılsa ödül alabilir mi? Bal gibi alır? Tanıdığı bir hattata gider, istenilen yarışma eserinin eskizini çıkartır, diğer bir hattata gider bunu kâğıda aktarır, bir diğerine gider tashihini yaptırır, eseri yarışmaya gönderir ve derecesini alır.

Özcan Özcan (Minyatür sanatçısı)

AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ

İSMEK geçen sene beni jüri olmam için davet etti. Ben de kabul etmiştim ama sonra birileri baskı yaptı... Ki anlatsam mideniz bulanır. "Özcan Bey ısrarla bastırıyorlar ne yapalım" bile demişlerdi.

Bakın bu sene minyatür jürisine, işte o bastırdıkları kişiyi getirdiler... Kaldı ki babam bile gidip İSMEK yetkilileriyle görüşmüştü "Bizim sülalede tek minyatür yapan sanatçı var o da benim oğlum Özcan'dır" demesine rağmen...

Ama ben bunların nasıl oyun oynadıklarını, nereye nasıl geldiklerini biliyorum daha ilk başta burada bile adamcılık yapılıyor... Birileri ve birilerinin adamları ve adamcılıkları.... Söyleyecek söz yok... Bu yüzden artık sadece sanatımla cevap vermeyi seçtim... Diplomalara, cv'lere, makamlara bu kadar ehemmiyet verilirse olacağı işte budur. Halbuki biz "Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz/Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde" diye öğrendik... Aynı şekilde 22-28 Mayıs tarihleri arasında minyatürcüler buluşması yapılacak... Ama öyle bir düzenleme yapmışlar ki ben katılmayayım diye. En son bana mail atıyorlar "Hocam katılıp katılmayacağınızı bildirin" diye... İşte böyle... Ben de katılmayacağımı bildirdim haliyle. Çünkü birilerinin kurduğu hiç bir tuzağın içinde olmayacağım... Her şeyi hazırlayıp katılacak mısın diye soruyorlar ya... İnsan bir kez gelir konuşur "Senin fikrin nedir" diye sorar. Böylelikle sözde davet edilmiş oluyorsunuz. Kabul etmediğinizde de zaten size "Agresif, oyunbozan" hatta neler neler diyorlar. Ama umurumda değil... Ben de bana yakışanı yapıp katılmıyorum tabii ki. Varsın kendileri çalsın kendileri oynasınlar.

Yarışmalarda  o kadar çok şey oluyor ki artık ben bile işin ucunu tutamıyorum.. Kültür Bakanlığı'nın yarışmalarını, son dört beş yarışmayı incelerseniz, Klasik Türk Sanatları Vakfı'nın yaptığı organizasyonları incelerseniz, oradaki minyatürlerinin çok büyük bir bölümünün atölye işleri olduğunu -bakın kişi değil atölye işleri- görebilirsiniz... Ama şunu da belirtmeliyim ki bu sanatlara haddinden fazla zarar verildi.

Muhammet Mağ (Hat ve tezhip sanatçısı)

EL-BÜRDE AMACININ DIŞINA ÇIKMIŞTIR

El-Bürde yarışmasının ilki yapıldığı yıllarda Türkiye'den sadece bir kaç kişinin katılımı sağlandı. Ve de sanatkârlar gizli tutuldu. Ödüller yine aynı kişilere hizmet edenlere verildi. Jüri aynıydı. Sonrasında benim de katıldığım yarışmada hatta eserini beraber gönderdiğim arkadaş ödül aldı. Yine o şahıslara iş yapan birisiydi. Çalışması ödül alabilecek seviyede değildi. Eserler ve katılımcılar karşılaştırılabilir, katalog yayınlanabilir. Ama bu hiç bir zaman yapılmadı. Hep gizli tutuldu. Aynı düzen Türkiye'deki yarışmalar için de geçerli.

El-Bürde yarışması bence dünyada İslam sanatları dalında yapılan en ciddi çalışmadır. Lakin işinin ehli olmayan insanlar tarafından yönetilmesi ve de bunlara itaat edilmesi yanlışları beraberinde getirmiştir. Yarışma şeffaf olmalı. Yarışmada ödül verip ve de bu ödül üzerinden ticaret yapılması ve de sanatkârlar meydana getirilmesi çok yanlıştır.

Sanat, üretimi, yeniliği kabul eder. Tekrar tekrar aynı şeyleri tertemiz bir şekilde, hatasız bir şekilde yapıyor olmak sanatkârlık değil zanaatkârlıktır.  Sanatkâr boyun eğmez, yalnızca eser üretir, güzeli keşfeder ve de bu güzellikleri tüm toplumla paylaşır. Ama gelin görün ki Hz. Allah'ın yarattığı güzellikleri keşfeden sanatkârlar ne hikmetse çoğu zaman bu tür yarışmalarda eleniyor. Sebebine gelince... "Benim güzelim değil deniliyor" ya da "Benim çıkarlarıma hizmet etmiyor deniliyor." Burası çok hassas bir nokta... Belki de Yaradan'ın güzelliği inkâr ediliyor. İnsanın kendisi bizatihi "hiç"tir. Böyle iken bir hiç nasıl olur da "ene ene/ben ben" diye haykırabilir!

El-Bürde amacının dışına çıkmıştır. Her sene aynı jüri, aynı kişiler... Acaba dünyada bu kişilerden başka sanatkâr yok mu? Tabii ki de var.

El-Bürde yeniliklere kapalı... Üretime, yeni açılımların oluşmasına kapalı. Çünkü jüri bu değerlerden yoksundur. Bir hattat bir tezhibi değerlendiremez, yargılayamaz eleştiremez... Ya da "Eser midir değil midir'in kararını veremez... Verebilmesi için o sanatı icra edebilmesi gerekir. Bir sanatı icra edemeyen kişi o sanatın inceliklerini de tabiidir ki algılayamaz. O zaman jüri tartışılır hale gelir.

El-Bürde tezhip anlayışını ülkemizde baltalamıştır. Çünkü o coğrafyanın insanı şu anda bizim sanatlarımıza hükmetmek için zemin hazırlıyor. Bu bir oyun bana göre oyuncular da Türkiye'den seçilmiştir. Sebebi de oyunun hem başarılı olması hem de amacına ulaşması için Türkiye'deki sanatkârlara ihtiyaç vardır.

Oyun dediğimiz şey de bu sanatlara hem hükmetmek hem de dejenere etmektir. Var olan bir güzelliği silmektir. Para bizde biz nasıl istersek o şekilde olmalı diye düşünüyorlar. Bu oyunun en üzücü tarafı da aktörlerin Türkiye'den olmasıdır.

Sonuç olarak Türkiye'den artık bu yarışmalara rağbet edilmemesi gerektiğine inanıyorum. Yalnızlaştırmak en büyük derstir. Sanatkârların artık tabiri caizse hipodroma sokulmaması gerekir. Sanatçılarımızın eserlerini üretsinler. Değişen dünya düzeni ve değişen zevk anlayışlarıyla beraber... Bu arada geçmişten günümüze köprüler kurmalıdır... Yenilikler klasiğin aslı bozulmadan, estetik güzellikler dejenere edilmeden yapılmalıdır. Ve en önemlisi tüm bunlar sanatın birilerinin tekeline girmesine müsaade etmeden yapılmalıdır.

Artık sanat ve sanatkâr yeniden tarif edilmelidir, bu da eserlerle olmalıdır. Kişinin karakteri "ters" olabilir lakin güzel eser veriyordur. Siz bu kişinin ters karakterine takılmayacaksınız; eserleriyle ilgileneceksiniz.

Maalesef sanata hiç bir katkısı olmayanlar, talebe yetiştirmeyenler, bu işin bayraktarlığını üstlenmeyenler birileri tarafından sanatkâr ilan edilmiştir. Ama benim için bunların hepsi sanan alevi gibidir... Usta kim, çırak kim belli değil. 3 yıl bu işlerde çalışanlar anında sanatkâr ilan ediliyor. Bu çok tehlikeli bir şey. Geleceği yok eden bir şeydir.

El-Bürde artık ciddiyetini kaybetmiştir. Çünkü bizim nazarımızda oradan verilen ödüle de derece alan kişilere de itibar atfedilmemektedir.

El-Bürde  yarışmasının çok uzun soluklu devam edeceğine inanmıyorum. Yakın bir tarihte artık bu yarışma bitmeye mecbur kalacaktır, son bulacaktır.

Kendilerine tavsiyem şöyle: İşin ehline emanet etsinler... Hadiseye evrensel olarak baksınlar. İşin ahlâk boyutunu ihmal etmesinler... Sanatkâr gibi eser seçsinler; cahil ya da avam tabakası gibi değil.

 

Zafer Günal (Hat sanatçısı, Emekli Polis Memuru)

BABI- NÛN GÜZEL BİR ÖRNEK

Klasik sanatlara ilişkin yarışmalarda hakkaniyetten uzaklaşılması sanata ve estetiğe bir nevi nifak sokmaktır. Böyle olunca gruplaşmalar meydana geliyor... Belli bir grubun talebeleri, bendeleri ödül alıyor, bir takım etkinliklerde ön plana çıkartılıyor, muhtelif sanat seyahatlerine davet ediliyor.

Hocası isim yapmamış olan talebelerin elinden tutulmuyor, onlar öylece bir kenarda kalıp duruyor. Yeni eser arayışları içerisinde olan talebelerin şevki kırılıyor. Talebe didiniyor, uğraşıyor, şartnameye uygun eserler üretme derdine düşüyor, sonra bakıyor ki şartnameyle uzaktan yakından ilintili olmayan eserler derece almış... Böyle olunca sanat da ilerlemiyor sanatçı da... İlerleme sadece yarışma neticeleriyle olmaz ama sanat müsabakaları da motivasyon aracı... Kabiliyetli, istikbal vadeden sanat talebeleri göz ardı edilince aslında ülkemiz kaybediyor.

Böyle sanat âleminde seçkinci gruplara ne lüzum var? Kuran-ı Kerim'de "Vela teferrekû" buyrulmaktadır. "Ayrılmayınız, birleşiniz" buyuruyor Yaradan... Bursa'daki Bab-ı Nun Geleneksel Sanatlar Atölyesi birleşmenin, birlik ruhunun en güzel örneğidir. Çünkü orada isteyen herkese adına, sanına, hocasına, unvanına bakılmaksızın hizmet veriliyor... Yeni talebeler hocalarıyla usta-çırak, küçük-büyük, yeni-eski ünlü-ünsüz gibi ayrımlara tabi tutulmadan hep birlikte sergiye çıkma imkânı buluyor.

Mesut Dikel (Resim öğretmeni, ebru, hat, naht ve grafik sanatçısı)

BRANŞ YARIŞMALARINDA ŞARTNAMELER GÖZDEN GEÇİRİLMELİDİR

Sanat Yarışmalarına çoğu zaman sıcak baktım. Bu türden yarışmaları sanat ehli insanların onure edilmesi, onlara şevk verilmesi açısından hep önemli buldum. Verilen bir kâğıt parçasının bile ne kadar önemli olduğunu o ödülü verirken talebelerin gözlerindeki o anlamlı ışığı hep hissettim ve sevdim.

Talebelerimi bu alanda hep teşvik ettim. Hâlâ da ederim. Resim, grafik, afiş ve logo yarışmalarında 15 yılı aşkın bir süre jürilerde bulundum. Çoğu zaman seçici kurul başkanlıkları da yaptım. Öyle zamanlar oldu güzeli seçmekte çok zorlandık. Sonuçta tarafsızlığımı kendim bile takdir ettim. Dürüstçe onurluca doğru kararlar verdiğime inandım. Sonuçlarda çoğu kez eleştirildim, yerildim, taraf olduğumuz söylendi. Ama ben hep doğru bildiğim ilkelerimi yapmaya devam ettim. Gün geldi şahsen çeşitli yarışmalara katıldım. Çok farklı derecelerde birçok ulusal ve uluslararası ödüller aldım. Hatta kendi ülkemdeki bir yarışmada gönderdiğim üç eserim birden derece aldı. Jürinin beni tanımamasına, onlarla uzaktan yakından alakam olmamasına rağmen, bazı çevreler ve basın tarafından eleştiri oklarını üzerime doğrulttular. "Bir insan bir yarışmada nasıl üç ödülü birden alırmış?" şeklinde aslı olmayan eleştiriler, sonuçta yarışmanın iptali. Jüri ise tamamen tarafsız davrandığını bir türlü anlatamadı ne yazık ki... O gündür bu gündür kendimce katılmama kararı aldım. O zaman ki yaşadığım stresi ve mutsuzluğu tekrar tekrar yaşamamak için.

Bazen yarışmalara resim veya geleneksel sanatlar alanında katılmak istiyorum ama karşıma geçmişte yaşadığım bu acı olay çıkıyor. Yurt dışındaki katıldığım yarışmalarda çok ciddi dünya birincilikleri aldım. İki tanesi jüri önünde performans yarışmasıydı. Ülkemde ise jürinin tarafsızlığını kendim de dâhil olmak üzere hep doğru yönde sorgulamak istemişimdir. Son yıllarda tüm sanat disiplinlerinde bu sorgulama giderek artmakta. Jüri olarak seçilen kişilerden bazılarının alan yetersizliği, birinci derecede akrabaların yarışmalara katılması, yarışmaya katılan sanatçıların yarısı kadar olmayan bilgileri istemeden sonucu olumsuz yönde etkilemekte.

Hele branş yarışmalarında seçilen eserlerin kalitesizliği istemeden bazı branşlarda jürinin bilgisini ve kalitesini sorgular hale gelmiştir. Bazen de tam tersi olmaktadır. Bu da çoğu kez jüri üyeliğinde karşılaştığım durumdur. Gelen eserler arasında illa derecelendirilmeniz istenir, ortada kesin ödül vardır. Ama ödüle layık eser ne yazık ki yoktur ama illaki seçilecek anlayışı ile istemeden sonuçlandırdığımız yarışmalarda olmuyor değildi.

Öz eleştiri yapmak gerekirse yarışmalarda jürilerde bulunmak, katılmak başlı başına sorumluluk ve stres. Katılanlar açısından olduğu kadar seçenler açısından da zor. Hele seçilen sanat eseri olunca seçenlerin işinin ne kadar zor olduğunu yarışmaya katılanların tahmin etmesi gerçekten çok zor.

Gelen eserlerin oradan buradan çalıp çırpma olmasından tutun da, çalışmanın olgunluğunu sorgulamak ciddi birikim isteyen bir konudur. O yüzden yarışmalarda bilhassa branş yarışmalarında şartnamelerin yasalara uygun olarak, ilgili branşın gerekliliklerini içeren hükümleri doğru olarak koyarak veya bağlı bulunduğu federasyonun kurallarına bağlı kalarak düzenlemeleri şart haline gelmiştir. Yarışma şartnamelerine katılımcıları ikircikli duruma sürükleyecek maddelerin eklenmemesi veya açıklayıcı bilgilerin detaylıca yer alması gerekli hale gelmiştir.

Şartnamelere ülke düzeyindeki veya uluslararası yarışmalarda özel ödül veya birincilik alan kişilerin tekrar yarışmalara katılmaması gibi maddelerin eklenmesi gibi konuların da gündeme alınması bence olumlu bir kural olarak koyulması lazım. En azından geriden gelen yeteneklere de yol verilmesi bakımından böyle bir uygulama lazımdır. Geleneksel Türk Sanatları gibi sorumluluğu olan ulvi sanatlarda belirttiğim hususlara en hassas şekilde uyulması daha gerekli bir durumdur. Dileriz ki bu alandaki sıkıntılar gelecek yarışmalarda giderilir ve çeşitli spekülasyonların da önüne bir nebze geçilir.

Hasan Derviş (Kaligrafi sanatçısı-Hat ve ebru sanatı öğrencisi)

MARİFET İLTİFATA TABİDİR

Toplumun sosyal ve kurumsal alanlarında olduğu gibi sanat hayatında da ne yazık ki iltimas olaylarının olması bizi gerçekten üzüyor.

Bir takım sanat yarışmalarında işinin ehli olmayanların, birilerinin talebesi olanların onure edilmesi "Marifet iltifata tabidir/Müşterisiz meta zayidir" sözünün günümüzde geçersiz kalmasına sebebiyet veriyor.

Gerçekten hak etmeyenlere ödül verilmesi emek vererek, gecesini gündüzüne katarak İslam-Türk sanatlarına gönül bağlayan, öğrenmeye çalışan, hocalarının dizinin dibinde meşk yapan sanat muhiplerinin azmini köreltiyor...



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş

Yorum
Mehmed Ulusoy bey\\\'e...2
Muhammed Yaman
Ayrıca elbise tarifinizde enteresan… Albarakada sadece ben degil tüm ödül alanlarlar (yabancı hattatlar da dahil) takım elbiseliydi. Hiç düşünmedinizmi acaba yabancı hattatların ödül aldıklarından nasıl haberleri odluda Türkiyeye geldiler diye… IRCICA’ya da gelince ne giydiğimi NETGAZETE sitesinin ilgili sayfasından görebilirsiniz…
15/08/2011, 10:41
Mehmed Ulusoy bey\\\'e...
Muhammed Yaman
Mehmed bey asıl size el insaf! Bu yorumu yazarken hiç Allah’dan korkmadınızmı? Her iki yarışmada sadece Mehmed Özçay hocam jüri üyesi değildi. Yarışmalarla ilgili hiçbir araştırma yapmadan iftira atmak, hakka girmek bir müslümana yakışırmı hiç… Bize saygınız yok bari bu sanata ömrünü vermiş, bu sanatı ihya etmiş, bu ülkeyi her alanda en iyi şekilde temsil etmiş bir üstada saygınız olsun!
15/08/2011, 10:35
önce çok çalışıp,gerçekten \\\'eser\\\' üretebilecek seviyeye gelmenizi tavsiye ediyorum.
isimsiz
Evet burası problemlerin paylaşılabileceği bir yer.. Fakat hocalara hakaret etme yeri değil..Fikrini beyan eden sanatçılardan bazıları kendilerini sanat camiasının merkezinde görüyor olacaklar ki nazarlarlarında bazı yarışmalara ve ödül alanlara itibar atfedilmemekteymiş..bunun yanında bazı sanatçıların fikirleri de oldukça kaydadeğer..Mesela mahmut şahin beyf ikrini çok güzel açıklamış..
01/06/2011, 01:11
BURASI PROBLEMLERİ PAYLAŞMA YERİDİR.
ocean
Aklı başında kimse zaten ben oldum,en iyisiyim demez..Ama özellikle son zamanlarda yarışmalarda olanlar mantığın ve gönüllerin kabul etmeyeceği şeyler..burası ağlama yeri değil;bilakis bu sorunlar içimizde kalsın denilen zihniyeti aşma yeridir..yoksa içimizde kalsın da yolumuzu bulalım diyenlerden misiniz?..eleştiriden bu anlaşılıyor da..
31/05/2011, 11:43
önce çok çalışıp,gerçekten \\\'eser\\\' üretebilecek seviyeye gelmenizi tavsiye ediyorum.
isimsiz
burada ağlamakla olmuyor..çoğunuzu tanıyorum..Hiç kendinizde ve çalışmalarınızda olan eksiklikleri görmüyorsunuz jüriye laf ediyorsunuz..varsayımlarla hareket ediyorsunuz..Hepinize iyi çalışmalar..
30/05/2011, 01:22
Klasik Türk Sanatları Vakfı ne işe yarar?
Ahmed Hüsrev
Bu sorununun çözümünde Klasik Türk Sanatları Vakfı nerede duruyor? Vakfın amaçlarından biri de Türkiye\'de İslam sanatlarına hizmet edenlerin hak ve hukukunu korumak değil mi? Vakfın yöneticileri, başkanı, yönetim kurulu üyeleri niçin sessiz oluyor? Klasik Türk Sanatları vakfı Türk sanatçılarının eserlerine niye sahip çıkmıyor? Bu durumda akil insanlar Vakfın mevcudiyetini niçin sorgulamıyor?
29/05/2011, 00:29

En Çok Okunanlar