Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


00:58, 21 Eylül 2014 Pazar
12:03, 03 Nisan 2012 Salı

  • Paylaş
Kürşad Atalar'la Toshihiko İzutsu ve oryantalistler üzerine...
Kürşad Atalar'la Toshihiko İzutsu ve oryantalistler üzerine...

Asım Öz, Toshihiko İzutsu'nun 'Kuran'da Tanrı ve İnsan' kitabını tercüme eden ve İzutsu hakkında önemli bir kritik kaleme alan Mehmed Kürşad Atalar'la konuştu

Asım Öz/ Dünya Bülteni

Toshihiko İzutsu, 1962 yılının baharı ile 1963 yılında Montreal deki Mcgill Üniversitesinde vermiş olduğu derslerden oluşan Kuran'da Tanrı ve İnsan kitabında İzutsu, evvela, bize dilbilim veya semantikle ilgili düşüncesini anlatmaktadır ki, o, Kuranı bu yolla anlamayı arzulamaktadır. Fakat onun yönteminin bazı zaaflar  taşıdığı da bilinmelidir. Altmışlı yılların sonunda itibaren metinleri  Türkçeye çevrilen İzutsu'nun yöntemini, zaaflarını ve   kaynaklarının güvenir olup olmadığını Kuran'da Tanrı ve İnsan'ı  yeniden çeviren  ve aynı zamanda doksanlı yıllarda onun hakkında önemli bir kritik kaleme alan Mehmed Kürşad Atalar'la konuştuk.

Asım Öz: Toshihiko İzutsu'nun Mcgill Üniversitesi'nde misafir öğretim üyesi olarak görev yaptığı yıllarda kaleme aldığı ders notlarından oluşan Kuran'da Tanrı ve İnsan eserini yeniden çevirdiniz. Önceden Kur'an'da Allah ve İnsan (1963) olarak çevrilen bu eseri niçin bu adla çevirdiniz?

Mehmed Kürşad Atalar: Tercümeyi bilinçli olarak böyle yaptım; nedenini şöyle izah edeyim: İzutsu'nun eserinin orijinali "God and Man in Qur'an" adını taşıyor. Kitabın muhatap kitlesi esas itibarıyla Batılı okur olduğu için, 'God' kelimesinden bu okurun anlayacağı şey, Kur'ani 'Allah' kelimesinden anlayacaklarından farklı olabilecektir. Yahut şöyle de diyebiliriz: 'God' kelimesi, Kur'ani Allah kelimesinin içerdiği manaları kapsamayabilir yahut kuşatamayabilir. Nitekim bu yüzden olmalı ki, İzutsu da kitapta 'God' kelimesi ile Allah kelimesini farklı sayfalarda ayrı ayrı kullanmıştır. Hatta orijinal Arapça kelimeyi kullandığı zaman, ikinci 'a' harfini şapkalı yaparak ve 'italik' şekilde (yani Allâh şeklinde) yazmıştır. Bununla Kur'an metnindeki orijinal Allâh kelimesi ile Batılı okurun zihnindeki 'Tanrı' kavramı arasındaki muhtemel farklılıklara dikkat çekmek istemiş olmalıdır diye düşünüyorum. Bendeniz de metindeki bu farklı kullanımları dikkate alarak God kelimesini 'Tanrı' olarak çevirmeyi daha uygun buldum. Ayrıca şu hususun altını da çizmem gerekiyor ki, İzutsu'nun Müslüman okur nezdinde 'olumlu' bir imajı olduğu için, okur, kitabı, genellikle Kur'ani Allah inancı hakkında bilgilenmek maksadıyla okuyor. Yani bu eseri bir 'dini' kitap olarak görüyor ve hüküm içeren cümleleri de genellikle sorgulamadan kabulleniyor. Halbuki İzutsu bir 'akademisyen'dir ve eserlerini 'bilimsel çalışma' kuralları çerçevesinde yazmaktadır. Yani onun amacı 'dini' değildir! Dolayısıyla, İzutsu'nun eseri, örneğin Ragıp el-İsfehani'nin Müfredat'ı gibi, Müslüman okuru Kur'ani kavramlar konusunda bilgilendirmek amacıyla yazılmış değildir. İzutsu, sadece Müslümanların 'Tanrı' inancının ne olduğunu araştırmakta ve bağlamda Kur'an'ın kullandığı Allâh kelimesini analiz etmeye çalışmaktadır. İşte okurun dikkatini bu noktaya çekmek için kitabın adını Kur'an'da Tanrı ve İnsan olarak tercüme ettim. Bu hususu Önsöz'de de belirttim.

SEMANTİKÇİ OLARAK İZUTSU

Bu kitaba Kuran Semantiği adını vermeyi düşünüyor fakat bundan vazgeçiyor. Şimdiki ismi daha mı kapsamlı buluyor?

Kapsamlılık açısından değil de, 'Allah' ve 'insan' kavramlarını 'ontolojik' bağlamda ve özel olarak incelediği için kitaba bu adı veriyor. Aslında 'semantik', onun sadece bu kitabında değil, diğer kitaplarında da kullandığı yöntemin adıdır. Zaten bu kitabın ilk bölümünü de bu yöntemi izah için ayırmıştır. İzutsu, 'semantikçi'dir ve kavram analizi yaptığı eserlerinin hepsinde bu yöntemi kullanması ve belirli şekilde izah etmesi de anlaşılır bir şeydir. İzutsu, bu yöntemi, 'geliştirilmeye muhtaç' bir alan olarak görüyor ve bir takım eksikliklerinin olduğunu da teslim ediyor. Yöntemi icat edenin kendisi olmadığını, kitap içerisinde vermiş olduğu referanslarla zaten itiraf da ediyor. O, sadece bu yöntemi Kur'an kelimeleri üzerinde uygulamak istiyor. Onun iddiası budur.

Kitabın başında yer alan Fazlur Rahman değerlendirmesi kitabın ilk basımından sonra eklenmiş sanırım...

Kitap ilk olarak 1963 yılında yayımlanmış. Fazlur Rahman'ın Önsöz'ü ise Haziran 1966'da Islamic Studies adlı periyodikte bir 'review' (değerlendirme) olarak yayımlanmış. Dolayısıyla kitabın ilk baskısında bu Değerlendirme bulunmuyor.

Fazlur Rahman'ın değerlendirme yazısı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Fazlur Rahman da haklı olarak öncelikle semantik 'yöntem' eleştirisi yapıyor ve bu yöntemin kendi bakış açısından eksikliklerini göstermeye çalışıyor. Fazlur Rahman'ın kitabın eksik yönü olarak 'tarihsel' bakış açısına sahip olmamasını göstermesi dikkatlerden kaçmamalı. Malum, kendisi Kur'an'ın bazı 'hüküm' ayetlerinin 'tarihsel' olduğu yönünde bir görüş sahibidir. Fakat Önsöz'ünde bu görüşünü detaylı izah etmiyor. Sadece bir eksiklik olarak zikrediyor. Gerçekten de bu açıdan bakıldığında, 'semantik' yöntemin bakış açısının, tarihselcilerin bakış açısından farklı olduğu doğrudur. Bendeniz tarihselcilerin görüşünün genel itibarıyla isabetli olmadığını düşünüyorum ancak bu İzutsu'nun yaklaşımını olumladığım anlamına gelmemeli. Bence İzutsu'da da hem yöntemsel hem de içerik açısından eleştiriyi hak eden noktalar bulunuyor. Ayrıca Fazlur Rahman'ın 'ahlak' ve 'amel' konusuna vurguda bulunup İzutsu'yu inanç ilkeleriyle fazla meşgul olduğu yönündeki eleştirisi de bence çok tutarlı değil. Çünkü 'amel' yahut 'ahlak' inanca bağlıdır. İzutsu, bu noktada bence daha isabetli bir yaklaşım sergiliyor ve kendince temel itikadi kavramları inceleyerek İslami weltanschauung (dünya görüşü)'u tarif etmeye çalışıyor.

Bir oryantalist olarak Toshihiko İzutsu'nun Kuran konulu çalışmalarının Kuran'a dair literatür içindeki yeri nedir?

İzutsu'yu 'oryantalistler' kuşağının son temsilcilerinden görmek de mümkündür; ancak üslubunun tipik oryantalist tarzdan farklı olduğu yönler de vardır. Örneğin saldırgan yahut tahfif edici bir dil kullanmaz. Ancak hüküm cümlelerinde 'oryantalist' vurgular vardır ve bunlar 'usturuplu' bir şekilde ifade edilmektedir. Zaten İzutsu'nun eserlerinin Müslüman okur tarafından yoğun bir şekilde okunmasının önemli bir nedeni de budur. Ama bendeniz bunun bazı açılardan daha 'tehlikeli' olduğunu düşünüyorum ve kendi yazmış olduğum Önsöz'de bu noktayı vurgulamaya da çalıştım. Okurun özellikle de hüküm içeren cümlelere dikkat etmesi gerektiğini bir kez daha hatırlatmak isterim.

CAHİLİ HAYAT TARZI VE İZUTSU

Eserleri (en azından bizim okuduklarımız) altmışlı yıllarda kaleme alınmış eserler. Dünyada 1960'larda meydana gelen olaylar, Avrupa'da sürekli genişleyen okuyucu kitlesi için Avrupa dışı kültürler hakkında sathî bilgiden fazlasının gerekliliğini gösterdi. Özellikle, halklarının büyük çoğunluğu Müslüman olan çok sayıda Afrika ülkesinin "bağımsızlık" yoluna girmesi, İslam dünyasının gittikçe artan siyasî önemini vurguladı. Bunun sonucunda Müslüman dünyayı anlama ve ona değer biçmede genişleme ve derinleşmeye ihtiyaç olduğu ortaya çıktı. Bu süreçte Avrupa'da da W. Montgomery Watt'ın genel editörlüğünde "İslamî Araştırmalar" serisi yayımlanmaya başlandı.  İzutsu'nun eserleri ise aynı yıllarda Japonya ve Amerika'da yayımlanıyor. Dönemin siyasi tartışmaları İzutsu'nun metinleri bakımından dikkate alındığında nasıl bir manzara ortaya çıkar?

Bence İzutsu, Kur'ani kelimeleri incelediği eserlerinde ilginç bir şekilde 'Cahili' yaşam tarzını şirin göstermeye çalışıyor. Örneğin Cahili yaşam tarzının bir özelliği olarak 'hoyratlığı' överken, İslam kelimesini incelediği bölümlerde 'teslimiyet' boyutunu öne çıkararak, Müslümanların 'itaatkar kul' oldukları yorumunda bulunuyor. Esasen bu bir tespit olarak da görülebilir; ancak hitap edilen kitle 'özgürlük' kavramına taparcasına perestij eden Batılı okur olunca, bunların gözünde Cahili yaşam tarzının 'sevimli', İslami yaşam tarzının ise 'itici' görünmemesine imkan yoktur. O nedenle İzutsu'nun hüküm içeren cümlelerine dikkat edilmeli diyorum zaten. Kur'an'ın en temel kelimelerinden 'hakk', 'tasdik' vs.'i incelerken de ciddi (belki 'oryantalist' demem lazım) çarpıtmalar yapıyor. Örneğin Hz. Ebubekir'in 'sıddık' sıfatını tartışırken, Hz. Ebubekir'i Peygamberimizin yakın arkadaşı olduğu için, getirdiklerine inanan biri olarak niteliyor ve 'sıddık' kelimesinin anlamında bu mananın belirleyici olduğunu söylüyor. Halbuki, Kur'an'i manada 'sıddık' Allah'ın kelamının 'hakk' olduğuna inanan ve bunu tasdik eden kişidir. Burada 'sadakat' bağı değil, 'hakk' kavramı belirleyicidir. Bu gibi 'ince' noktalarda bendeniz İzutsu'nun kitaplarında ciddi saptırmalar olduğunu düşünüyorum. Bunların 'siyasi' gelişmelerle alakası var mıdır, bu konuda bir şey söyleyemeyeceğim. Bazı yazarlar eserlerini 'ortam'ı göz önünde bulundurarak kaleme alırlar. Bu doğrudur. Fakat bu konuda benim yakini bir bilgim olmadığı için, net bir şey söyleyemeyeceğim. Ancak şunu söyleyebilirim: evet, İzutsu'nun kitaplarında 'hüküm içeren' cümleler, genel Batılı siyasal amaçlarla uyumludur.

Yine bu çerçevede dünyada İslami hareketlerin yükselişte olduğu bir dönemde küfr, tekfir, fasık gibi kavramları da içeren İslam Düşüncesinde İman Kavramı eseri hakkında ne düşünüyorsunuz?

İzutsu'nun bu eseri de diğer iki eseri gibi 'semantik' yöntemle yazılmıştır ve benzer görüşler bu kitapta da vardır. Küfr ve iman kavramlarına ilişkin epeyce bir malumatın yer aldığı kitapta, kanımca önemli bir yanlış da yapmaktadır ki o da şudur: o, küfrü 'hakikat' kavramıyla özellikle irtibatlandırmamakta, ısrarla 'nankörlük' olarak tercüme etmektedir. Halbuki Kur'ani manada küfr, "bir şeyin üzerini örtmek" manasındadır ve burada 'kafir' Allah Gerçeğinin üzerini örten kişi için kullanılır. Dolayısıyla 'kafir', öncelikle Hakk'ı inkar eden kişidir, 'nimete nankörlük eden kişi' değil. İzutsu, bu 'saptırma'yı bilinçli bir şekilde mi yapıyor bilmiyorum ama kitaplarında bu 'fahiş' hata sürekli tekrarlanmaktadır. Yaptığı bir başka yanlış da bazı bölümlerde "burada fısk aslında küfr anlamındadır" şeklinde cümleler kurmasıdır. Aslında bu, onun 'yöntemi'nin en zayıf yönlerinden biridir. Zira esasen fe-se-ka kökü ile ke-fe-re kökü ayrıdır ve bunlar asla birbirinin yerine kullanılamaz. Bu yanlışı yapmasının nedeni, kanımca, 'bağlamlar'ı kelimenin anlamını belirlemede öncelemesidir. Bu, tipik 'prizma' örneğinde de görülmektedir. Prizma, 'kültür'e tekabül eder ve prizmanın içinden geçerek kırılan ışınlar misali, kelimeler de, toplumların 'kültürleri'nden etkilenir. Böyle olunca, 'anlam'ı belirleyen sonuçta, 'bağlamlar' olmaktadır. Bendeniz bunu 'hermenötiğin' etkisine bağlıyorum. Zira İzutsu'nun bu eserleri yazdığı dönemde 'hermenötik' dilbilimsel çalışmalarda genel kabul gören bir yaklaşımdır. Hatırlanacak olursa, bizde de bir ara Dücane Cündioğlu benzer türde kitaplar yazmıştı. Bendeniz bu yöntemi birçok açıdan doğru bulmuyorum. Bana göre, 'kelime' her türlü anlamın belirleyenidir. Bağlam da elbette önemlidir. Ancak onun yeri başkadır. Özellikle de 'semantik' analiz çabalarında 'kelime' merkezi önemi haizdir.

İSLAMİ DÜNYA GÖRÜŞÜNÜN MAHİYETİNİ TESPİT

Bu eserin İbn Teymiye'nin İman adlı eseri temel alınarak yazıldığını belirten yazarlar var. Böyle bir irtibat kurulabilir mi?

Sanmıyorum. Çünkü İzutsu 'semantik' yöntemi esas alarak bu kavramları inceliyor. Belki materyal olarak yararlanmış olabilir ama onun amacı, ele aldığı bütün kavramların 'temel anlam'ı ile 'ilişkisel anlam'ı arasında bir ayrıştırma yapmak ve buradan hareketle İslami dünya görüşünün (weltanschauung) mahiyetini tespit etmektir. Görebildiğim kadarıyla İslami dünya görüşüne ilişkin tanımını, Batılı okurun 'sevimli' bulması mümkün değildir. Çünkü bu tanımda İslam'ın Hakk olduğu yönündeki belirleyici tezin 'üzeri örtülüyor' ve İslam, "muti kulların dini" olarak resmediliyor. Özgürlüğün perestij gördüğü bir dünya için bu resmin itici geleceğine kuşku yoktur. Bununla ilgili bir başka anekdotu da Bernard Lewis'in İslam'ın Siyasal Dili adlı eseri için verebiliriz. Lewis, bu kitabında, özetle, İslam'ın siyasal dilinde 'özgürlük' kavramının olmadığını söylemektedir. Dikkat edilirse, bu kitabın da hitap ettiği kitle, öncelikle Batılı okurdur. Şimdi bu tespit, kanımca doğrudur; gerçekten de modern siyasal içeriğiyle 'özgürlük' kavramı İslam'da yoktur, fakat hitap edilen kitle Batılı okur olunca, bu sözün manası farklı olmaktadır! Yani yazar aslında bu tespiti yaparken, İslam'ı, 'özgürlük' kavramına perestij eden Batılı okurun gözünde 'kötülemektedir.' Bu hususa İzutsu'nun kitaplarında da dikkat edilmelidir diyorum. İman kavramı ile ilgili olarak da, benzer bir şey yapılmakta ve bu kavramın da 'hakk' kavramı ile ilişkisi örtülmeye çalışılmaktadır. Halbuki mü'min her şeyden önce Hakk'a tabi olan kişidir. Yani inancı 'körü körüne' değildir. O, hakikat olduğu için vahye inanır. Onun imanı, ineğe tapan Hindu'nun yahut Tanrı Üçtür diyenlerin inancı gibi değildir. O, bir sorgulama süreci sonucunda vahyin 'gerçek' olduğuna inanmıştır. Hatta öylesine inanmıştır ki, onun için vahyin bildirdiklerinin hakikat oluşu, "hakkında konuştuğumuz şeyler (yani nesneler) kadar" gerçektir (Zariyat: 22). Dolayısıyla, bu bağlantının koparıldığı her türlü manalandırma 'iman' kavramının anlamının saptırılması demektir. Bu tür saptırmalara karşı özellikle dikkatli olunmalıdır.

İzutsu'nun yöntemi yeni bir yöntem mi?

Hayır. İzutsu, kendisinden önce var olan ve pek çok dilbilimci (örneğin K. Reisig, Michel Breal ve A. Tarski) tarafından kullanılan 'semantik' yöntemi kullanmaktadır. Bu yöntemin mucidi değildir, ama kendi ifadesiyle de, bu yöntem, diğerlerine göre 'yeni'dir ve henüz hamdır. O bu yönteme yeni katkılar sunduğu inancındadır ve bu iddiasında da bir bakıma haklıdır. Semantikçilerin işinin zor olduğuna inanmaktadır; gerekçesi de 'anlam' denilen şeyin tespitinin son derece zor olmasıdır. Gerçekten de bu konu, dilbilimciler (hatta filozoflar) için netameli bir konudur. 'Anlam'ın ne olduğu ve nasıl tespit edileceği düşünürler arasında çok tartışılmıştır ve bu konuda pek çok farklı görüş ileri sürülmüştür (Locke, Kant, Hume, Berkeley, Paine, Wittgenstein, Chomsky gibi filozof ve dilbilimcilerin tartışmaları meşhurdur). Kendisinin ayrıştırması ise 'temel anlam' ve 'ilişkisel anlam' farklılığına dayanır. Eşanlamlılık, çokanlamlılık gibi konuları da bu temel ayrım çerçevesinde ele almıştır. Özetle, İzutsu, yeni bir yöntem bulmamıştır; var olan yöntemi Kur'an kelimelerine uygulamaya çalışmıştır.

Peki, bu yöntemin Kuran'ı anlama ve yorumlama sürecinde öne çıkardığı hususlar nelerdir?

Yöntemin amacı, Kur'an kelimelerinin 'temel anlamı'nı tespit etmektir. 'İlişkisel anlam'ı tespit çabası dahi, bununla 'temel' anlam arasındaki farklılıkların net biçimde ortaya konulması suretiyle, temel anlamın daha iyi anlaşılmasını sağlamaktır. Tabii ki 'temel' anlamın ne olduğu burada önem arz etmektedir. Daha önce de ifade ettiğim gibi, İzutsu, Kur'an'ın en merkezi kavramlarının (Hakk, İslam, İman, küfr, Cahiliye, tasdik vb.) temel anlamı konusunda ciddi yanlışlıklar (hatta saptırmalar) yapmaktadır. Dikkat çekici bir biçimde İslam'ın 'Hakk' (gerçeklik) kavramıyla ilişkisini göz ardı etmekte veya görmezlikten gelmektedir. Bu ise, İslam'ın basit bir 'religion' konumuna indirgenmesinden başka bir manaya gelmez. Tabiatıyla da 'bilim'e ve 'özgürlüğe' inanan Batılı okurun, bu şekilde resmedilen bir dine ilgi duymasına imkan yoktur.

TARİHSEL SÜREÇ VE ANLAMLAR

İzutsu'nun kelimelerin Kuran sonrası zamandaki anlamlarla ilgilenmesinin özel bir sebebi var mı?

İzutsu'nun yönteminde kelimeler tarihsel süreç içerisinde 'ilişkisel' anlam yüklenirler ve bunlar da bu kelimenin temel anlamını anlamak bakımından bilinmelidir. O, karşılıklı etkileşim sonucunda farklı 'kültürlerin' birbirlerini etkilediklerine inanmaktadır ve bu yüzden kelimelerin zaman içerisinde yüklendikleri 'ilişkisel anlam' üzerinde özellikle durmaktadır. Ama tabii ki bunu 'temel' anlamı daha somut bir şekilde tanımlamak ve zaman içerisinde edinilen diğer anlamlar ile arasındaki farkı gösterebilmek için yapmaktadır. Nitekim bu noktada Yunan felsefesinin etkisini özellikle araştırmıştır. Zira ona göre Müslüman teolojisini etkileyen 'yabancı' bir dünya görüşü olarak bu konu önemlidir. Kelam ve tasavvufu bu bağlamda o kadar önemli görmez ama 'dünya görüşü' ve kavramları tanımlayışı çok farklı olan Yunan felsefesinin Müslüman dünya üzerindeki etkisini çok önemser (aslında buradan, çağdaş dönemde 'modernite'nin Müslüman dünya üzerindeki etkisi meselesine de bir bağlantı kurmuş olmaktadır). Yunan düşüncesinin, Müslümanların kullandığı birçok kavramın (örneğin ontoloji alanındaki vücud ve kane kavramlarının) anlam içeriğini belirlediğine dikkat çeker ve burada 'yarı şeffalık' gibi bir kavramı kullanarak, dünya görüşünün esnekliği yahut gücü konusunda da imalarda bulunur. Nitekim modern dönemde Müslüman dünyasının Batılı kavramlardan etkilendiği hususunu tartışırken, Müslüman düşüncesinin çağdaş dönemde 'yarı geçirgen' kavramlar bulmakta zorlandığı yönünde bir çıkarımda bulunur ki, bunun önemi şudur: yarı-geçirgenlik aslında yabancı bir düşünce yahut dünya görüşü ile karşılaşan kültürün 'intibak gücü'nü gösteren bir şeydir. Eğer bir düşünce güçlü ise, yabancı kültürü kolaylıkla özümsemeyi başarır; fakat yabancı kültüre karşı dayanıksızsa, yeni olguyu tanımlamak için kendi kavramsal dağarcığından yardım alamaz ve çoğunlukla yabancı kelimeyi kendi sintaksına uydurarak adapte eder. Bu konu özellikle de modernitenin Müslüman dünyasını derinden etkilediği 19. yüzyıl ve 20. yüzyıl kelime hazineleri için önemlidir. Müslümanlar bu yüzyıllarda Batı modernitesinin kavramlarıyla karşılaşmışlar ve bunların birçoğunu olduğu gibi kendi dillerine aktarmışlardır (örneğin İngilizce'deki telephone kelimesinin Arapça'ya telefun olarak geçmesi örneğinde olduğu gibi). Bu husus niçin önemlidir? Aslında burada 'değer yüklü' bir imada bulunulmaktadır ve şu söylenmek istemektedir: "Müslümanlar modern dönemde Batı modernitesine karşı yenilmişlerdir! O halde modernitenin kelime hazinesi, Müslümanların kelime hazinesinden güçlüdür!" İzutsu'nun tarihsel süreç içerisinde kelimelerin kazandığı ilişkisel anlamlarla ilgilenmesinin bir nedeni de sanıyorum bu olmalıdır.

İZUTSU'NUN BAŞVURDUĞU MATERYALİN GÜVENİLİRLİK SORUNU

Semantik hakkında doğrudan bir eser kaleme almayan İzutsu'nun semantik anlayışını net olarak görebileceğimiz eserleri Kur'an'da Tanrı ve İnsan ile Kur'an'da Dini ve Ahlaki Kavramlar'dır.Bu eserlerden hareketle onun semantik yönteminin sunduğu imkanlar ve taşıdığı zaaflar noktasında neler söylersiniz?

İzutsu'nun yönteminde 'temel' anlama yapılan vurgu önemlidir. Ben de kelimelerin bir 'öz' yahut 'sabit' anlamı olduğunu düşünenlerdenim. Fakat burada temel anlama nasıl ulaşılacağı önem arz etmektedir. Bunun için İzutsu'nun sıklıkla başvurduğu bazı kaynaklar (örneğin Hadis Külliyatı ve Cahiliye Şiiri), kanımca, o kadar güvenilir değildir. Dolayısıyla bir kelimenin 'temel' anlamının ne olduğu sorusuna cevap verirken İzutsu'nun kullandığı 'materyal'in güvenilirliğine ilişkin ihtiyatlı bir yaklaşım sergilemek gerekir. Bunu Cahiliye şiirinden veya Hadis Külliyatı'ndan yararlanılmasın anlamında söylemiyorum; benim söylemek istediğim şudur: bu kaynaklardan sabit (ve sağlıklı) bir 'yöntem' kullanılarak yararlanılmalıdır. İzutsu'nun yönteminin önemli bir zaafı da, kendisinin "kelimelerin seküler karakteri" dediği hususa yönteminde gereken önemi vermemesidir. Bana göre, onun "kelimelerin seküler karakteri" dediği şey, Kur'an kelimelerinin temel özelliğidir. O ise, bunu, Kur'an kelimelerinin 7 özelliğinin sonuncusu olarak göstermekte ve tek bir ayet dışında (Firavun'un Hz. Musa'ya 'kafir' demesi örneğin) buna ilişkin başka bir izahat yapmamaktadır. Halbuki bu örnek üzerinden gidildiğinde dahi, Kur'an kelimelerinin 'kök-anlam' temelinde tanımlanabileceği gösterilebilir. Burada normalde şu soru sorulmalıdır: kim kime kafir demeli? Istılah anlamından hareket edersek, Hz. Musa'nın Firavun'a 'kafir' demesi lazımdır! Fakat ayette açıkça Firavun Hz. Musa'ya "sen kafirlerden oldun" demektedir. Buradaki sorunu, 'kök-anlam' yöntemiyle çözmemiz mümkündür; zira ke-fe-re fiilinin 'kök-anlam'ı "bir şeyin üzerini örtmek"tir. Bu nedenledir ki, Kur'an'da Hadid Suresi'nde 'ziraatçileri' kast etmek için 'küffar' kelimesi kullanılmıştır. Ziraatçi tohumu toprağa atar ve "üzerini örter"; bu yüzden de 'örtenler' anlamında onlara 'küffar' denilir. Bunda şaşılacak hiçbir şey yoktur. Bu yöntemi kullandığımızda örneğin fıkıhtaki meşhur: "Müslüman 'zalim' olur mu?" türü sorulara da kolaylıkla cevap verebiliriz. Bana göre bu sorunun cevabı olumludur. Fakat şu içeriğiyle: Burada 'zalim' 'haksızlık yapan' anlamındadır. Eğer bu, kulların birbirlerine karşı işledikleri haksızlıklar için kullanılıyorsa, o zaman sorunun cevabı olumludur. Fakat Allah'a karşı haksızlık yapma (yani 'şirk') anlamında kullanılıyorsa, tabii ki cevap olumsuzdur. Bu tartışmanın en iyi örneklerinden birini 'şehid' kavramı üzerinden yapabiliriz. Birçoklarına göre, 'şehid' canını Allah yolunda veren Müslümanların bir 'sıfatı' (veya ismi)dir. Halbuki bu doğru değildir; zira Kur'an şe-he-de kökünden gelen kelimeleri (İzutsu'nun "kelimelerin seküler karakteri" dediği içerikle) bir çok yerde kullanmaktadır. Kelimenin kök-anlamı da 'tanıklık etmek'tir. Dolayısıyla, aslında Müslümanın şehidi olduğu gibi, batıl bir ideolojinin de (örneğin Marksizmin veya uluşçuluğun) 'şehid'i olabilir! Nasıl olabilir? Kur'ani terminolojiye göre, o davanın haklılığına 'tanıklık' yapmak için savaşım verirken ölen kişiye o davanın 'şehidi' denilmesinde bir yanlışlık yoktur. Burada 'tanıklık' eylemi vardır ve bu nedenle de bu tanıklığı yapana 'şehid' denilir. Ancak bu 'şehid'in Cennet'e gidip gitmeyeceği başka bir konudur ve bu husus 'bağlam' ile ilişkilidir. Batıl bir davanın şehidinin (yani tanıklık yapanının) Müslümanların gideceği Cennet'e giremeyeceği açıktır. Ancak bu davanın şehidi de, o davanın diğer mensuplarınca 'ödüllendirilir.' Tarih boyunca bunun örnekleri görülmüştür. Batıl davalara inanan birçok ünlü kişinin heykelleri meydanlara dikilmekte, isimleri anılmakta ve böylece hatıraları yaşatılmaktadır! Bu da onların 'tanıklıklarının' karşılığıdır. Ancak dikkat edilirse, tanıklığın karşılığında verilecek ödül, kelimenin 'kök-anlamıyla' değil, 'bağlam'ıyla ilişkilidir. O nedenle, anlamın belirleyeni değildir. Anlamı belirleyen, fiilin bizatihi kendisidir. Ve Arapça, büyük çoğunlukla, fiil-kökenli kelimelerden oluştuğu için, bu yöntemi bütün Arapça söz dağarcığına uygulamak mümkündür.

Tarihsel hermenötiği eleştiren İzutsu bu yöntemden çok uzak mıdır?

Bana göre, İzutsu'nun verdiği 'prizma' örneği, tipik bir hermenötik yaklaşımı yansıtmaktadır. Zira buna göre, kelimelerin anlam içeriği 'kültür'den yahut 'dünya görüşü'nden etkilenmektedir. Üstelik bu 'temel anlam' konusunda da olmaktadır. Hal böyle olunca, bu yaklaşımı 'hermenötik' olarak tanımlamaktan başka çare kalmıyor. Zaten İzutsu'nun yaşadığı dönem 'postmodern' akımın en popüler olduğu evreye tekabül ediyor ki, bilim çevrelerinde bunun etkilerini görmemek mümkün değildir. Bu, görececilikten tutun da, 'yorumcu'yu anlamın merkezine oturtan hermenötiğe (hatta tarihselciliğe) kadar birçok alanda karşımıza çıkmaktadır. O nedenle, İzutsu'nun yönteminin hermenötik yaklaşımdan uzak olmasındansa, onunla benzerlikler taşıdığını düşünüyorum.

İzutsu'nun Cahiliye şiirine çok önem vermesi ve bu şiiri bütünüyle güvenilir bulması nasıl açıklanabilir?

Bana göre, İzutsu bu noktada eleştiriyi hak ediyor. Özellikle de Cahiliye şiirinde 'öznelliğin' etkisini bence ihmal ediyor. Zira diyelim ki Cahiliye döneminde yazılmış bir şiirde 'küfr' kelimesi, bağlamı itibarıyla, 'zulm' kelimesinin anlam içeriğiyle kullanılmış olsun. Bu, küfr kelimesinin zulm anlamına gelebileceği şeklinde mi yorumlanmalıdır? Hayır, böyle bir zorunluluk yoktur. Çünkü belki bu kullanımı yapan kişi, öznellik sonucu yanlış bir 'kullanım'da bulunmuş olabilir. Bu durum, özellikle de eşanlamlı kelimeler için söz konusudur. Birçok kişi, günlük hayatta bu 'yanlışı' yapar: bir manayı kast etmek için kullanması gereken kelimenin yerine, yakın anlamlı bir kelimeyi kullanır. Ancak günlük hayatta 'anlama'nın başka imkanları da olduğu için (örneğin bu kişiden 'tavzih' istenebilir ve muhatap maksadını başka kelimelerle daha açık bir şekilde izah edebilir), bu hususun günlük hayatta önemli bir sorun oluşturmadığı söylenebilir. Ancak özellikle de Kutsal Metinler söz konusu olduğunda bu durum vahim hatalara neden olur. (O nedenledir ki, Kur'an'ın bir harfinin bile değiştirilmesinin kişiyi küfre düşüreceği söylenmiştir). Örneğin Kur'an'daki 'feale' fiilini yakın anlamlı 'sanaa' fiili ile yer değiştirerek kullandığımızı düşünelim. Bu durumda ne olur?  Anlam bozulur mu? Kimilerine göre bu önemli bir şey değildir. Ancak bendeniz farklı düşünüyorum (Burada "vallahu ya'lemu ma yef'alun" ile "vallahu ya'lemu ma yasnaun" ayetlerinin her ikisinin de, Türkçe meallerde: "Allah yaptıklarınızı bilir" şeklinde tercüme edildiğini hatırlatalım!). Bu iki ayette 'kast edilen' şey, kesinlikle, 'aynı' değildir. Birinde normal bir 'yapma' eylemi vardır; diğerinde 'beceri ve hüner gerektiren' bir yapma eylemi vardır. Yani sa-na-a fiili 'sanatsal' eylemler için, fe-a-le fiili ise 'normal' eylemler için kullanılır. Bu farkı görmezseniz, manayı 'yanlış' aksettirirsiniz. Bendeniz 'insan eli'nin değdiği bütün metinlerde bu tür yanlışlıkların olabileceğini düşündüğüm için, İzutsu'nun Cahiliye Şiiri ve Hadis Külliyatı'nı referans alarak yaptığı yorumların da ihtiyatla karşılanması gerektiğini düşünüyorum. Bunların her ikisinde de 'mevsukiyet' ve 'öznellik' sorunu vardır. O nedenle, referans olarak alırken son derece dikkatli olunmalıdır.

O halde Kur'an'da Dini ve Ahlaki Kavramlar kitabında dile getirdiği Kuran'ın kendi kavramlarını izah etmesini ve kendi adına konuşmasını sağlamayı amaçladığını söylemesi yeterli bir açıklama değil?

Evet, bu durumda, böyle söylemek gerekiyor.

İzutsu'nun cahili dünya görüşünü sevimli bir imajla sunduğunu belirtiyorsunuz. Sizi bu düşünceye ulaştıran sebepler nelerdir?

İfade etmeye çalıştığım gibi, bence Kur'an'ın en merkezi kavramlarının anlamlarını çarpıtıyor. Bunlar arasında İslam, Hakk, Tasdik, İman gibi önemli kavramları sayabilirim. Özellikle de Cahiliyeyi, "gururuna düşkün, hoyrat (ve tabii ki 'özgür') insanların" yaşam tarzı olarak, İslam'ı da (bir anlamda 'körükörüne') "teslim olmuş, muti kulların dini" olarak tanımlaması, beni bu sonuca götürüyor.

KAVRAMLARIN İÇERİĞİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ

Müslümanların düşünce tarihindeki 'sapmalara' ilişkin önemli tespitleri de var İzutsu'nun. Mesela mutasavvıfların kimi kavramları keyfi olarak yorumlamalarına değinmesi geliyor aklıma. Mutasavvıfların kelimeleri gerçek bağlamlarından kopararak ilişkisel anlamlar ilave etme eğiliminde olduğunu belirtiyor. İzutsu'nun bu çerçevedeki yorumlarına katılıyor musunuz?

Katılıyorum. Bu konudaki tespiti doğrudur. Bunu sadece mutasavvıflar değil, 'filozoflar' da yapmıştır. Fakat tarihsel süreci genel olarak değerlendirdiğimizde, bu konuda kimse 'mutasavvıfların' eline su dökemez! Onlara göre kelimelerin 'zahiri' anlamlarına değil 'batıni' anlamlarına bakmak gerekir. Şimdi böyle bir yola girdiniz mi 'tevil' edemeyeceğiniz hiçbir şey kalmaz. Dolayısıyla istediğiniz 'öznel' yorumu, kelimenin anlam içeriğine zerk etmeniz meşrulaşmış olur. Mutasavvıflar, bu konuda gerçekten çok mahirdirler! Burada zikretmeye başlasak, belki bir çırpıda yüzlerce örnek verebiliriz ama en bilinenlerinden 'evliya' kelimesini inceleyebiliriz. Kur'an, bu kelimeyi 'dost' anlamında kullanmaktadır ve 'evliyaullah' da bu durumda 'Allah'ın dostu' olmaktadır. Ayete göre, bu kişiler "namaz kılan, zekatı veren ve emri bil maruf nehyi anil münker yapan" kişilerdir. Mutasavvıflara göre ise, bu kelimenin 'zahiri' manasıdır; 'evliyaullah' keramet sahibi, keşf yoluyla ilmi ledün bilgisine sahip 'üstün' insandır. Uçar, kaçar, göçer! Bunları yapamayana da evliya denmez! Sanıyorum bu örnek, mutasavvıfların kelimelerin anlam içeriğine nasıl müdahale ettiklerini yeterince iyi göstermektedir.

Diğer taraftan Kuran'ı sonraki dönem ekollerden, düşünürlerden bağımsız bir biçimde kendi "düşünce yapısı" içinde ilk muhataplar gibi anlama gayreti içinde olmaya yapmış olduğu vurgu da var. Fakat bunu erişilmez ama adım adım yaklaşılmaya çalışılacak bir ideal olarak görüyor...

Zannımca, bu düşüncesi, tarihsel süreç içerisinde kelimelere yüklenen 'ilişkisel anlamlar' ile 'temel anlam' arasındaki farkı tespit etmenin zorluğundan kaynaklanıyor. Halbuki 'kök-anlam' yöntemiyle bu sorun çözülebilir. Çünkü 'kök-anlam' yönteminde kelimelerin zamana dirençli (ve 'sabit') bir anlamı vardır. Bu anlam, zamanın değişmesiyle birlikte değişmez. Peki, buna nasıl ulaşılacaktır? Bendeniz lügat manalarının hiyerarşik bir düzene sokulmasıyla bir çözüme ulaşılabileceğini düşünüyorum. Örneğin 'zikr' kavramını ele alacak olursak, lügatler bu kelime için yaklaşık 15 farklı mana veriyor (bunlar arasında, öğüt almak, Tevrat, Kur'an, namaz, secde vs. de var). Bu farklı manaların arasını te'lif etmek mümkün mü? Kök-anlam yöntemiyle mümkündür; burada yapılması gereken, ze-ke-re fiilinin mahiyetini doğru tespit etmektir. Lügat manalarına bakıldığında, hepsinde, 'hatırlama' eyleminin ortak payda olduğu görülebilir. Bu mana, dikkatli bir gözle bakıldığında, 15 farklı anlamın hepsinde de mevcuttur. 'Hatırlayan' kişi, bu eyleminin sonucu olarak 'öğüt' de alır; Tevrat ve Kur'an, 'gerçekleri hatırlatan' Mushaflar olmaları yönüyle 'zikr' olarak nitelenebilirler; namaz da Allah'ın en çok 'hatırlandığı' ibadet olarak bu ismi alabilir, vs. Dolayısıyla, bu yöntem ile 'İzutsu'nun karşılaştığı ve 'zor gördüğü' sorunu çözmek mümkün olabilmektedir.

YAKLAŞIM BENZERLİKLERİ

Izutsu'nun Amerika'da bulunduğu yıllarda Hasan Hanefi ve Nasr Hamid Ebu Zeyd gibi isimlerle de ilişkisi olmuş. Ebu Zeyd anılarında bahsediyordu kısmen. İzutsu'nun bu isimlerin yorumları üzerinde bariz bir etkisi var mı?

Ebu Zeyd'in hermenötikle tanışıklığı 1970'lerin sonlarına gider. Gadamer, Heidegger vs. okurken İzutsu'nun 'benzer' bir mantıkla yazılmış eserlerini de okumuştur. Esasında Ebu Zeyd'in 'tarihselci' çıkarımlarıyla İzutsu'nun 'prizma' örneğinden yola çıkarak savladıklarını aynı düzlemde değerlendirmek mümkündür. Doğrudan bir etkilenme var mı bilemiyorum, ancak metnin yorumlanması konusunda benzer şeyler söylediklerini ifade edebilirim. Ebu Zeyd, Paris'te öğrenim gördüğü yıllarda Hasan Hanefi'den de ders almıştır ve gelenek eleştirisi noktasında ondan etkilenmiştir. Ama Hanefi'nin her görüşünü de kabul etmez. Kanımca gelenek eleştirisi Hanefi'ye göre daha toptancıdır. Bilebildiğim kadarıyla Hasan Hanefi ile Muhammed Arkoun da değişik nüanslarla tarihselciliği savunuyorlar. Kanımca, bu isimler 'aynı dönem'in genel yaklaşımlarından etkileniyorlar ki, bunu en genel manada post-modernizm, yahut tarihselcilik ve hermenötik olarak ifade etmek mümkündür. Bu isimler, bu yaklaşımların popüler olduğu dönemde İslam dünyasında benzer görüşlerin savunuculuğunu yapıyorlar. Tabiatıyla bu durum, bütün dünya genelinde böyledir. İzutsu'nun görüşlerini de aynı etkileşimle izah edebiliriz diye düşünüyorum.

İran'dan devrimin hemen öncesinde ayrılan İzutsu İran devrimi hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmuş mu?

Bu konuda bir malumatım yok; ancak genel fikirleri itibarıyla İzutsu'nun 'fundamentalist' addedilen bir siyasal rejim içerisinde kalıp akademik çalışmalar yürütmeyi tercih etmeyeceği söylenebilir. Malum olduğu üzere Hanefi, Arkoun, Ebu Zeyd, Cabiri gibi son dönem Arap entelektüelleri 'fundamentalizm' eleştirisinde ortaktırlar. Aslında 'tarihselci' bakış açısına sahip olanların siyasal düşünce ve tavırları fundamentalizm yahut radikalizmin siyasal amaçlarıyla uyuşmamaktadır. Tarihselciler, fundamentalizmin savları yerine, modernizmin kavram ve kurumlarına daha sıcak bakarlar. Onlara göre, fundamentalistler, dini, kendi siyasal amaçları yönünde 'kullanırlar'; bu nedenle de dinin özüne aykırı bir yaklaşımı temsil ederler. İzutsu, genel olarak siyasi konulara 'kayıtsız' bir akademisyen görünümü çizdiğinden, İran'daki devrime ilişkin somut bir tavır takınacağını da sanmıyorum.

OKUR NEZDİNDE İZUTSU İMAJI

1966'da bir tanıtım yazısıyla Türkçe kültür dünyasının haberdar olduğu İzutsu hakkında genellikle olumlu değerlendirmeler yapıldığını biliyoruz. Çevirilerinin erken olduğunu belirten yaklaşımlar da var. İzutsu metinlerinin hem çeviri hem de algılanması bakımından Türkçe'deki seyri hakkında neler söylersiniz?

Bana göre, İzutsu'nun Türk okurunun nezdindeki imajı genel olarak 'olumlu'dur; bunun önemli nedenlerinden biri de, bir dönem medyada çıkan, onun 'Müslümanlığı' kabul ettiği yönündeki haberlerdir. İkincisi ise, ilk tercümelerinde (orijinal metinde olmadığı halde) 'dini' bir terminolojinin kullanılmış olmasıdır. Mesela Kur'an'da Dini ve Ahlaki Terimler kitabında Peygamberimiz için hiçbir yerde (SAV) takısını kullanmadığı halde, tercüme metne bu takı eklenmiştir. Bu, Müslüman okuru ister istemez etkileyecek bir şeydir ve bence yanlıştır. Ayrıca eserlerinde yoğun bir 'İslami' materyali kullanmış olması, hatta doğrudan Kur'an ayetleri üzerinde çalışması nedeniyle, kitaplarının 'dini' eser olduğu zannedilmiştir ki, bu da bir yanlış anlamadır. İzutsu, bir 'akademisyen'dir ve onun eserlerini bu şekilde okumak gerekir. Malumat zenginliği yönünden ve kullanmış olduğu yöntemin anlamak bakımından eserlerinin faydalı olduğuna kuşku yoktur; ancak bu husus başkadır, eserlerini 'dini eser' olarak okumak başkadır. Türk okurunun, şimdiye kadar, bu ayrımı net bir şekilde yapabildiğini sanmıyorum. Bu nedenle de, çevirdiğim eserlerine yazdığım Önsöz'lerde bu hususlara dikkat çekmeye çalıştım. Umarım yararlı olmuştur.

Söyleşi için teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş

Yorum
soru
gezgin
İzutsu'nun cahiliyeyi sevimli gösterdiğini iddia ediyorsunuz, bunu belgeleyebilir misiniz? Hangi ifadelerinde böyle bir anlam var.
17/04/2012, 23:18
mülakat
sedat
dunyabulteni nin röportaj bölümünde hep makale kokusu var
06/04/2012, 18:27