Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


02:29, 24 Haziran 2018 Pazar
Güncelleme: 13:43, 01 Mart 2018 Perşembe

  • Paylaş
Türkiye - Afrika İşbirliği ve Yarattığı Fırsatlar
Türkiye - Afrika İşbirliği ve Yarattığı Fırsatlar

Türkiye Cumhuriyeti, gerek geçmişten gelen güçlü tarihsel bağları ve gerekse son dönemlerde uyguladığı etkili dış politikasıyla, geliştirdiği güçlü ilişkileriyle Kıta’da en etkili aktörler arasına girmiş bulunmaktadır.

Doç Dr. Enver Arpa

Osmanlı imparatorluğu’nun bölgedeki hakimiyetini kaybetmesinin ve dağılmasının ardından Türk-Afrika ilişkileri uzun bir dönem inkıtaya uğramıştır. Gerek bölgede yeni kurulan devletlerin, devlet tecrübesinden yoksun tutumu ve gerekse Türkiye’de kurulan yeni Cumhuriyetin kuruluş ve kökleşme sürecindeki soğuk savaş politikalarından etkilenen ilgisiz tavrı nedeniyle Kıtayla ilişkilerimiz uzun bir dönem arzu edilen seviyeye ulaşamamıştır. 1990’lı yıllarda Türkiye’nin Afrika Kıtasıyla olan ilişkilerinde hafif bir canlanma izlenmeye başlamıştır.

1998 yılında Türkiye tarafından başlatılan “Afrika Açılımı” programıyla gelişmeye başlayan ilişkiler, 2005 yılının Afrika yılı ilan edilmesiyle birlikte sistematik bir ilişkiler ağına dönüşmüştür. Türkiye’nin çeşitli program ve faaliyetlerle yürüttüğü bu süreç büyük bir başarıyla sonuçlandırılarak 2010 yılında “Afrika Stratejik Belgesi”nin uygulanmasıyla birlikte ortaklık dönemine geçilmiştir. Kısa bir süre içerisinde muazzam bir gelişme kaydeden ve bir başarı hikayesine dönüşen ikili ilişkilerde, ticaret hacminin önemli ölçüde yükselmesinden, siyasi diyalog mekanizmalarının geliştirilmesine, eğitim faaliyetlerinden ekonomik yatırımların başlatılmasına kadar pek çok alanda hızlı gelişmeler kaydedilmiştir.

Türkiye’nin kıtayla gelinen Ortaklık Dönemi’ndeki politikasının temel amacı da Kıta’da barış ve istikrarın sağlanması, Kıta ülkelerinin kalkınmalarına hibeler yoluyla destek sağlanması, yeniden yapılanma sürecindeki ülkelerin siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda desteklenmesi, sahip oldukları kalkınma dinamiklerinin harekete geçirilmesi ve karşılıklı ortaklık ve fayda anlayışına dayanmaktadır.

Biz bu yazımızda Türkiye’nin gelinen aşamada Afrika’ya yönelik bu politika ve faaliyetlerini ele alacak ve ortaklık düzeyine yükselmiş olan ikili ilişkilerin karşılıklı olarak doğurduğu fırsatlar üzerinde duracağız. Ancak bundan önce Kıta ülkelerinin mevcut kalkınmışlık düzeyini kısaca resmetmemizde fayda olacaktır.

Afrika Kıtasında Kalkınma Yönünden Mevcut Durum

Eski dönemlerde Dünya’nın merkezi olarak kabul edilen ve günümüzde 54 ülkeyi üzerinde barındıran Afrika kıtası; 30.218.000 km ’lik yüzölçümüyle Asya ve Amerika’nın ardından Dünya’nın
üçüncü büyük kıtasıdır. Kuzey ile güney uçları arasındaki mesafe 8.025 km, doğu ile batı uçları arasındaki mesafe ise 7.416 km uzunluğundadır. 1 milyara yaklaşan nüfusu, genç insan sayısı, doğal kaynakları, münbit tarım alanları, farklı evcil ve vahşi hayvan türleri, çevre çeşitliliği, tarihi ve kültürel zenginlikleriyle oldukça önemli kalkınma imkân ve araçlarına sahip olmasına karşın kalkınmışlık düzeyi yönünden maalesef dünya ortalamasının oldukça altında bulunmaktadır. Kıta’nın güney ucunda yer alan Güney Afrika Cumhuriyetini dışarıda tuttuğumuzda bu durum hemen tüm sahra altı Afrika ülkeleri için geçerlidir. Dünya Bankası 2014 verilerinden iktibas ettiğimiz aşağıdaki istatistiki bilgiler, Sahra Altı Afrika’sının gelişmişlik durumundaki acı tabloyu gözler önüne sermektedir.

Dünya Ortalaması                                                                          Afrika Ortalaması

Nüfus (milyon) 7.043,9                                                                   911,5
Nüfus artış oranı % 1,1                                                                    % 2,7
Kişi başına düşen yıllık ortalama gelir 10.178 ABD doları            1.350 ABD Doları
Ortalama yaşam süresi 71 yıl                                                          56 yıl
ilköğretimi tamamlama oranı % 91                                                 % 69
HIV hastalarının oranı (15-49 yaş arası) % 0,8                               % 4,7
Düzenli su kaynağına ulaşabilen nüfus oranı % 89                         % 64
Düzenli sağlık hizmetine ulaşabilen oranı % 64                              % 30
Kişi başına enerji tüketimi (kg petrol eşdeğeri) 1.890                      681
Kişi başına elektrik tüketimi (kw saat) 3.044                                   535
Gayrısafi hasıla (milyar ABD Doları) 72.496                                 1.290

Kaynak: Dünya Bankası 2014 verileri

Sahra altı ülkelere oranla daha gelişmiş bulunan Mısır, Libya, Tunus, Cezayir ve Fas gibi Kuzey Afrika ülkelerinde nispeten üretime dayalı bir ekonomi ve nispi bir yüksek refah düzeyi söz konusu olsa da genel olarak Kıta’da yaşamakta olan nüfusun yaklaşık beşte ikisi günde 1 Amerikan Dolarının altında bir gelirle yaşam sürdürmektedir. Bunun, sömürge geçmişi, iklim koşulları, eğitim yoksunluğu vb. pek çok sebebi elbette bulunmaktadır. Ancak burada bunları ele alma imkânımız bulunmamaktadır. Biz burada ancak mevcut duruma kısa bir atıfta bulunmakla yetineceğiz.

Afrika kıtası dünya nüfusunun % 12’sini temsil etmesine karşın dünya GSMH’sinin ancak % 1’ine, dünya ticaretinin ise ancak % 2’sine sahiptir. Kıta ülkeleri, azgelişmişlikten ve yoksulluktan kaynaklanan pek çok sorununa çözüm üretememektedir. 920 milyon insanın yaşamakta olduğu Afrika’nın en büyük sorunu hala temel gıda temin etme sorunudur. Yeterli üretim miktarına ulaşamamış ve temel ihtiyaç maddelerinin önemli bir bölümünü ithal etmek zorunda olan kıta ülkeleri dünyadaki yüksek gıda fiyatlarından aşırı şekilde etkilenmektedir. 1990’ların ortalarından itibaren birçok Afrika ekonomisi dikkat çekici bir şekilde büyüme trendine girmiş olsa da Kıta’nın sahip olduğu geniş imkânlar/potansiyel henüz refah düzeyini arttıracak şekilde kullanılamamaktadır. Birçok ülkede kaydedilen ekonomik performans, fakirlik oranlarında henüz ciddi bir değişiklik meydana getirmemiştir.

Türkiye Afrika ilişkilerine Kısa Bir Bakış

Türklerin, tarihte Tolunoğulları, ihşitler, Eyyubiler ve Memlukler gibi Türklerin yönetiminde yer aldığı ülkeler aracılığıyla Kuzey Afrika, Kızıldeniz ve Büyük Sahra çevresi ile ilişkiler geliştirdikleri bilinmektedir. Osmanlı imparatorluğu’nun Afrika Kıtası’yla ilişkisi ise Memluklular’ın nüfuzunu kaybetmesiyle başlamıştır. Afrika kıtası, Osmanlı döneminde Jeostratejik konumu itibariyle oldukça önemli bir bölge durumundaydı. imparatorluk döneminde gerek hâkimiyet sağlanan ülkelerin halklarıyla ve gerekse diğer Kıta ülkeleriyle inişli çıkışlı dönemler yaşanmış olsa da ilişkiler genellikle iyi bir düzeyde seyretmiştir.

Ancak geçen yüzyılın başında Osmanlı’nın dağılması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından Türklerin Kıta’yla ilişkilerinin alt seviyeye düştüğü görülmektedir. Türkiye, ikinci Dünya Savaşından sonra Kıta’da başlayan bağımsızlık sürecini desteklemiş ve 10 ülkede Büyükelçilik açmış olsa da ilişkiler arzu edilen düzeyde geliştirilememiştir.

Türkiye’nin 1998 yılında Afrika Eylem Planı’nı ortaya koymasıyla birlikte Afrika’ya yönelik ilgi artmıştır. Kamu kurum ve kuruluşları, ilişkilerin geliştirilmesi için çeşitli tedbirler almaya başlamıştır. Dış Ticaret Müsteşarlığı, 2003 yılında “Afrika Ülkeleriyle Ekonomik ilişkilerin Geliştirilmesi Stratejisi” belgesini hazırlamış ve ticaret hacmimizin arttırılması için çeşitli teşvikler uygulanmaya konulmuştur.

Hükümet, ilişkilerin daha da ileriye taşınması için 2005 yılını “Afrika Yılı” ilan etmiş, yeni Büyükelçilikler açmaya başlamıştır. 2008 yılında “Türkiye-Afrika işbirliği Zirvesi” düzenlenerek ilişkilere ivme kazandırılmıştır. 2010 yılında “Afrika Strateji Belgesi” uygulamaya konularak, ilişkilerde “Türkiye-Afrika Ortaklığı” olarak tanımlanabilecek döneme geçilmiştir.

İlişkilerin kurumsal bir özellik arz etmeye başladığı bu son dönemde Türkiye ile Kıta ülkeleri arasında çeşitli zirveler düzenlenmiştir. Bu zirvelerde ortaya konulan belgelerle Türkiye Afrika ilişkileri sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulmuştur. Bu süreçle birlikte karşılıklı olarak açılan büyükelçiliklerle diplomatik temsilciliklerin sayısı hızla artmaya başlamıştır. 2009 yılında 7’si Sahraaltı ülkelerde olmak üzere Kıta’da toplam 12 Büyükelçiliğimiz bulunmaktayken yeni açılan elçiliklerle bugün bu sayı 39’a yükselmiştir. 2009 yılında Tanzanya ve Fildişi Sahili’nde, 2010 yılında Kamerun, Gana, Mali, Uganda, Angola ve Madagaskar’da, 2011 yılında Zambiya, Mozambik, Moritanya, Zimbabve, Güney Sudan, Somali ve Gambiya’da, 2012 yılında Nijer, Namibya, Burkina Faso ve Gabon’da, 2013 yılında Çad, Gine, Eritre ve Cibuti’de Büyükelçiliklerimiz açılmıştır. 2014 yılında ise Kongo Cumhuriyeti, Ruanda, Botsvana ve Benin’de Büyükelçiliklerimiz faaliyetlerine başlamışlardır.

Afrika’daki Büyükelçiliklerimizden 26’sında Ticaret Müşavirliğimiz de bulunmaktadır. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) 16 ofisi ile Afrika genelinde faaliyet göstermektedir. Yunus Emre Enstitüsü; Cezayir, Fas, Güney Afrika, Mısır ve Sudan’da açtığı Yunus Emre Türk Kültür Merkezleri (YETKM) ile faaliyet göstermektedir. YETKM’nin önümüzdeki dönemde Cibuti, Gambiya ve Nijer’de merkezler açması öngörülmektedir. Anadolu Ajansı (AA) Sahra Altı Afrika’daki ilk temsilciliğini 2014’te Addis Ababa’da açmıştır. AA ayrıca Batı Afrika ülkelerinden haber geçen muhabirleri sayesinde Afrika ile ilgili konularda ingilizce ve Arapça’nın yanı sıra Fransızca da haber yayınlamaya başlamıştır.

Afrika ülkeleri de Türkiye’nin bu hamlesini karşılıksız bırakmayarak Ankara’da peş peşe büyükelçilikler açmaya başlamışlardır. 2008 yılının başında 5’i Sahraaltı ülkesi olmak üzere 10 Kıta ülkesinin Ankara’da Büyükelçiliği mevcutken, bu sayı 2008 yılında Somali, 2010 yılında Gambiya ve Moritanya, 2011 yılında Uganda ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti, 2012 yılında Angola, Kenya, Cibuti, Nijer, Güney Sudan ve Gana, 2013 yılında Ruanda, Gine, Kongo, Benin, Fildişi Sahili, 2014 yılında ise Zambiya, Burkina Faso, Mali ve Burundi Büyükelçiliklerinin açılmasıyla 32’ye yükselmiştir.
Kıta ülkelerinde Büyükelçiliklerimizin açılmasına ilaveten bu ülkelerle ticari ve ekonomik işbirliği (TEİA), yatırımların karşılıklı teşviki ve korunması (YTKT), çifte vergilendirmenin önlenmesi (ÇVÖ), askeri, eğitim ve kültür alanlarında işbirliği anlaşmaları başta olmak üzere ikili işbirliğinin ahdi altyapısının tamamlanmasına yönelik çalışmalar da sürdürülmektedir.

Hali hazırda, 38 Afrika ülkesiyle TEİA imzalanmış ve karma ekonomik komisyonu oluşturulmuştur. 17 ülkeyle YTKT, 1 ülkeyle serbest ticaret anlaşması, 8 ülkeyle ÇVÖ anlaşması yapılmıştır. DEİK bünyesinde 19 SAA ülkesiyle İş Konseyi kurulmuştur.

Türkiye, bir yandan Kıta ülkeleriyle ikili ilişkilerini geliştirmeye çalışırken öbür yandan Afrika Birliği, Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS), Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Doğu Afrika Topluluğu (EAC), Doğu ve Güney Afrika Ortak Pazarı (COMESA), Orta Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECCAS), Afrika Kalkınma Bankası (AfKB), Afrika Kalkınma Fonu gibi böl- ge kuruluşlarıyla da ilişkilerini geliştirmeye çalışmaktadır.

Kıtayla ilişkilerde yaşanan bu gelişmeler, üst düzey ziyaretlerde ve siyasi temaslarda da bir yoğunluğa yol açmıştır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan çoğu son dönemlerde olmak üzere şimdiye kadar 23 Afrika ülkesine seyahatte bulunmuştur. Pek çok Afrika ülkesinden ülkemize Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakan düzeyinde yoğun ziyaretler yaşanmaktadır. 28 Ağustos 2014 tarihinde ülkemizde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı devir teslim törenine Sahra altından 25 ülke Cumhurbaşkanı, Başbakan veya bakan düzeyinde katılım sağlamıştır. Tüm bu ziyaretlerde ikili ilişkiler kapsamlı olarak değerlendirilmekte, geleceğe yönelik planlamalar yapılarak ilişkiler sağlam bir zemine oturtulmaya çalışılmaktadır.

Türkiye’nin Afrika’ya Yönelik Kalkınma Yardımı Faaliyetleri

Kıta’yla ilişkilerde yaşanan bu hareketlilik Türkiye’nin Kıta’ya yönelik kalkınma işbirliğinde de bariz bir şekilde mülahaza edilmektedir. Türkiye’nin kalkınma yardımlarını koordine etmekle görevli kurumu olan Türk işbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA), bu politikaya paralel olarak kendi sorumluluk alanı ile ilgili çalışmalara başlamıştır. 2005 yılında Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’da ilk çalışma ofisini açarak Afrika’daki faaliyetlerine başlayan TİKA, 2006 yılında Hartum (Sudan) ve 2007 yılında Dakar’da (Senegal) ofisler açmıştır. Ardından Libya, Somali, Mısır, Tunus, Nijer, Kenya, Kamerun, Namibya, Cezayir, Cibuti, Çad, Gine ve Tanzanya’da ofisler açılmıştır. Güney Sudan, Komorlar Birliği, Mozambik, Nijerya ve Uganda’da ise ofis açma hazırlıkları sürmektedir. TİKA, ofisi bulunmayan ülkelerde ise Büyükelçilikler ve Dışişleri Bakanlığı ile STK’lar aracılığıyla faaliyetler yürütmektedir. TİKA’nın hali hazırda hemen tüm Afrika ülkeleriyle işbirliği imkanı bulduğu ve ortak projeler yürüttüğü zaman zaman yetkililer tarafından ifade edilmektedir.

TİKA, Kıta’ya yönelik kalkınma işbirliği faaliyetlerinde, ihtisas alanlarına göre farklı kamu kurumlarıyla birlikte çalışmaktadır. İhtiyaca göre projelerin niteliğiyle uyumlu ihtisasa sahip Sivil Toplum Kuruluşlarıyla da işbirliği yapmaktadır. Genelkurmay Başkanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı, Toplu Konut idaresi, Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı, Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş, Türk Kızılayı, Yükseköğretim Kredi ve Yurtlar Kurumu ve Yunus Emre Vakfı Türkiye adına uluslararası kalkınma işbirliği faaliyetlerinde yer alan kurumlardan bazılarıdır.

Türkiye’nin Afrika’daki kalkınma işbirliği faaliyetlerinde Türk Sivil Toplum Kuruluşlarının katkısı her geçen gün artmaktadır.

TİKA’nın, Afrika kıtasında henüz yeni bir aktör olmasına karşın oldukça yoğun faaliyetlerde bulunduğu, etkili proje ve programlar yürüttüğü gözlemlenmektedir. TİKA Ortadoğu ve Afrika Dairesinin sadece 2013 yılında bu bölgede 670 projeye imza attığı görülmektedir. 2016 yılı bütçesinin % 44,51’nin Orta Doğu ve Afrika Dairesi’ne tahsis eden TiKA’nın bölgede yürüttüğü proje ve faaliyetlerinin doğrudan Kıta’nın ihtiyaçlarını gidermeye, halkın refah seviyesini yükseltmeye yönelik olduğunu söyleyebiliriz. Yürütülen bu projeler özellikle tarım proje ve programları Afrika’da önemli bir sorun olan açlık ve fakirlikle mücadele kapsamında oldukça dikkat çekicidir. Bu amaçla, tarım potansiyeli yüksek olan Sudan, Senegal, Somali, Benin, Kongo, Togo gibi ülkelerle ikili tarım projeleri uygulanmış; ilgili ülkelerden tarım uzmanları Türkiye’de eğitime alınmış veya Türk uzmanlarınca yerinde eğitimler verilmiştir.

Öte yandan, Devlet Su İşleri ve farklı sivil toplum kuruluşları aracılığıyla Afrika’da başta Sudan, Nijer, Mali, Somali, Senegal, Burkina Faso ve Etiyopya gibi ülkeler olmak üzere pek çok ülkede su kuyuları açmakta ve su hijyeni konusunda çeşitli projeler yürütmektedir.

Bazı kuzey Afrika ülkelerinde kurumsal kapasitelerin arttırılması, altyapının güçlendirilmesi, uzman eğitimi vb. projelerin uygulandığını da görüyoruz. Örneğin Arap Baharı diye isimlendirilen sürecin ardından Tunus, Mısır, Libya ve Yemen’e önemli miktarda makina ve ekipman desteği sağlandığı yıllık faaliyet raporlarında ifade edilmiştir.

Ortak kültürel mirasın korunması TİKA’nın önem verdiği hususlardan biri olarak görülmektedir. Sudan, Etiyopya, Cezayir, Tunus gibi ülkelerde çeşitli restorasyon projeleri yürütülmektedir.

21. Yüzyılda Afrika Bir Fırsatlar Diyarı Olacaktır

Afrika Kıtası 21. Yüzyılda hem ekonomik hem de jeopolitik yönden ağırlığı giderek artan bir bölge olacaktır. Günümüzde 1 milyara yaklaşan nüfusuyla dünya nüfusunun % 15’ine ev sahipliği yapmakta olan Afrika’nın, 2030’da 1,6 milyarlık nüfusa, 2050 yılında ise 2 milyar nüfusa ulaşacağı öngörülmektedir. Bu nüfusun % 60’nın gençlerden oluşacağı varsayılmaktadır. Dünyadaki üretim ve sanayi sektörlerinin ihtiyaç duyacağı işgücü bu Kıta’da bulunacaktır.

Son 10 yılda dünyada en hızlı büyüyen 10 ülkeden 6’sı Afrika’da bulunmaktadır. Kıta’nın son 5 yıldaki büyüme oranı % 5,4 olarak kaydedilmiştir. Afrika Kalkınma Bankası verilerine göre 2010 yılında 1,667 dolar olan kişi başına gelirin 2060 yılında 5,600 dolara yükselmesi beklenmektedir.

Kıta’da kalkınma ve yatırımın önündeki en büyük engeli oluşturan demokrasi ve istikrar alanında da büyük gelişmeler kaydedilmeye başlamıştır. Soğuk savaş dönemlerinde demokrasiyi işleten ülke sayısı 5’i geçmezken bugün farklı yoğunluklarla da olsa Kıta ülkelerinin yaklaşık yarısı seçimle yönetimlerini belirlemektedir. Geçmiş dönemlerde her 10 yılda yaklaşık 20 darbe yaşanırken günümüzde bu sayı yarıya kadar inmiş bulunmaktadır. Demokrasileri geliştikçe Kıta ülkelerinin istikrarının sağlanması, barış ve huzurunun temin edilmesi, ekonomilerinin gelişmesi ve buna bağlı olarak yatırım imkânlarının artması beklenmektedir.

“Uluslararası Enerji Ajansı'nın (IEA) verilerine göre, 2030 yılına kadar küresel elektrik ihtiyacının karşılanması için her yıl 30 milyar Dolarlık altyapı yatırımına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu yatırımın yüzde 64'ünün ise Sahra Altı Afrika’ya (SAA) yapılması gerekmektedir. Tabiatıyla bu rakamlar SAA'da büyük bir enerji altyapısı açığı bulunduğunu göstermektedir. Öte yandan, SAA’da enerji sektörüne yapılan yatırımlarda artış olmasına rağmen, yatırımların büyük bir kısmı ihraç odaklı olarak gerçekleşmektedir. 2000 yılından bu yana yapılan yatırımların üçte ikisi ihraç edilecek enerji kaynaklarının gelişimine tahsis edilmiştir. Halen 600 milyon kişinin sürdürülebilir ve güvenilir enerjiye erişiminin olmadığı ve elektrik mevcut talebinin 2040’a kadar üç katına çıkmasının beklendiği SAA’da enerjiye erişimi artırmak için üretim kapasitesinin artırılması, iletim ve dağıtım ağının genişlemesine yönelik devasa yatırımların yapılması gerekmektedir.’’

Batı başta olmak üzere gelişmiş ülkeler, tüketimin zirvesine ulaşmış bulunmaktadırlar. Sıkı bir Pazar daralması yaşamakta olan kapitalist toplumlar, önümüzdeki dönemde ürettikleri ürünleri satmak için henüz üretim alanında başlangıç düzeyinde bulunan Afrika ülkelerine yöneleceklerdir. 2 milyara yaklaşacak olan insanıyla Afrika, geleceğin en önemli tüketim bölgesi olmaya adaydır.

Dünyada hammadde kaynakları hızla tükenirken Afrika henüz el değmemiş kaynaklara sahiptir. Gelişmiş ekonomilerin en çok ihtiyaç duyacağı hammadde konusunda Afrika bölgesi önümüzdeki dönemde önemli bir merkez konumuna yükselecektir.

Afrika kıtasının yer altı kaynakları yönünden de zengin olduğu bilinmektedir. Kıta ülkeleri bu kaynakların işletilmesi konusunda da yabancı yatırımcıya ihtiyaç duymaktadır. Dünyadaki cazip yatırım sektörlerinden bir olan madencilik alanındaki bu potansiyel, tüm küresel aktörlerin dikkatini celbetmeye yeterli gelmektedir.

Afrika, müteahhitlik hizmetleri sektöründe de gelecek vadeden bir bölgedir. Kıtanın ekonomilerinde gelişmeler yaşandıkça inşaat sektörü büyük fırsatlar yaratacaktır. Zira Kıta, imkân bulursa yollar, kamu binaları, eğitim mekânları, sanayi tesisleri gibi kamusal alanlarda ve konut alanında tamamen yeniden inşa edilme ihtiyacı içerisindedir. Bugüne kadar Afrika’da gerçekleştirilen inşaat projelerinin 55 milyar dolara ulaştığı ifade edilmektedir. Bu rakamın önümüzdeki dönemde hızla yükseleceği aşikârdır.

Dünyadaki ekilebilir arazilerin ihtiyaç duyulan gıda üretimi için yetersiz kalmaya başladığı bilinmektedir. Önümüzdeki yüzyılda en kıymetli sektörlerden birinin tarım sektörü olacağı öngörülmektedir. Yeterli tarım arazisine sahip olmayan ülkelerin bu konuda bir arayış içerisinde oldukları bilinmektedir. Afrika kıtası devasa ekilebilir arazileriyle bu ülkeler için oldukça cazip bir bölge olacaktır. Üretim sektörlerinde neredeyse sıfır düzeyinde bulunan ve kendi kaynakları ve kalifiye iş gücüyle bunu sağlayamayan Kıta ülkeleri bunu gerçekleştirmek için yabancı yatırımcıya ihtiyaç duymaktadır. Kıta, sahip olduğu bu saydığımız avantajlarından dolayı, şimdiden Çin, Hindistan, Amerika, Fransa, Rusya, İran ve Türkiye gibi küresel ve bölgesel aktörlerin rekabet alanına dönüşmüş bulunmaktadır. Afrika ülkelerine yönelik doğrudan yabancı yatırımlar son 10 yılda beş kat artmıştır. Kıtanın; geniş arazileri, zengin doğal kaynakları ve insan kapasitesi ile önümüzdeki dönemde daha da cazip hale gelmesi ve amansız bir rekabet ortamına dönüşmesi beklenmektedir.

Kıta’ya Yatırım Yapmayı Düşünen Türk Yatırımcısının Sahip Olduğu Avantajlar

Türkiye Cumhuriyeti, gerek geçmişten gelen güçlü tarihsel bağları ve gerekse son dönemlerde uyguladığı etkili dış politikasıyla, geliştirdiği güçlü ilişkileriyle Kıta’da en etkili aktörler arasına girmiş bulunmaktadır. 1998 yılında başlayan Afrika Açılımı’nın ardından gerek kamu kurumları ve gerekse sivil toplum kuruluşlarıyla Afrika Kıtasına yönelik farklı alanlarda yürüttüğü etkin proje ve programlarıyla, emperyalist heveslerden uzak insani amaçlı yardım çabalarıyla Kıta toplumları nezdinde büyük bir sempati yaratmış bulunmaktadır.

Sahip olduğumuz güçlü tarihi ve kültürel bağlarımız Kıta ile ilişkilerimizin güçlü olmasında önemli bir katkı sağlamaktadır. Osmanlı imparatorluğu döneminde hâkimiyet sağlanan bölgelerdeki toplumlarla oluşturulan güçlü bağlar, Osmanlının sömürgeci anlayıştan uzak yaklaşım tarzı, Kıta nüfusunun yarısına yakınının inanç ve kültürüyle sağlanan yakınlık, Kıta insanı nezdinde Türkiye’ye duyulan sempatiyi zirveye taşımış bulunmaktadır. Bu sempati, daha rahat bir yatırım için önemli bir avantaj sağlamaktadır.
Türkiye, 2013 yılı itibariyle, Afrika Kalkınma Bankası’na üye olmuştur. Bu üyelikle birlikte, Türk firmalarının, Afrika Kalkınma Bankası, Afrika Kalkınma Fonu ve Nijerya Güven Fonu gibi kuruluşlar tarafından finanse edilecek projelerin ihalelerine katılmalarının önü açılmıştır.

Türk yatırımcısı, diğer ülkelerin yatırımcısına kıyasla iletişim, ulaşım, lojistik destek, manevi motivasyon vb. pek çok avantaja sahiptir. Yukarıda işaret ettiğimiz gibi ülkemizin Kıta’da 39 Büyükelçiliği, 26 Ticaret Müşavirliği, 10 Din işleri Müşavirliği, Askeri ve Güvenlik Ataşelikleri, Turizm vb. müşavirlikleri bulunmaktadır. Kıta’da yatırım yapmayı düşünen Türk yatırımcısı tüm bu temsilciliklerimizden gereken desteği bulma imkânı bulacaktır. Yatırım yapmayı planladıkları ülkelerde karşılaşabilecekleri iletişim sorunlarının çözümünde Türk işbirliği ve Koordinasyon Ajansı ofislerinden, Yunus Emre Kültür Merkezleri öğrenci ve öğretmenlerinden, Maarif Vakfı görevlilerinden gereken desteği alabileceklerdir.

Türk Hava Yolları, Kıta’ya ulaşımı kolaylaştırmak, işadamlarının karşılıklı olarak birbirleriyle buluşmalarını sağlamak ve halklar arasındaki ilişkileri güçlendirmek amacıyla Afrika’ya uçuşlarının sayısını her geçen gün arttırmaktadır. Türk Hava Yolları, hâlihazırda Afrika’da 31 ülkeye 50 noktaya seferler düzenlemektedir.

Ülkemizin Afrika ülkelerine sağladığı eğitim desteği de Kıta’da yatırım için önemli avantajlar sağlamaktadır. Hali hazırda ülkemizde önemli bir bölümü burslu olmak üzere 5500 civarında Afrikalı öğrenci yükseköğrenim görmektedir. Dışişleri Bakanlığı Diplomasi Akademisi, Afrikalı diplomatlara çeşitli eğitimler vermektedir. “Uluslararası Genç Diplomatlar Eğitim Programı”na bugüne kadar Afrika ülkelerinden yaklaşık 200 diplomat katılmıştır. TİKA farklı sektörlerden pek çok Afrikalı uzmanı Türkiye’de branşlarına göre ilgili kurumlarda eğitime almaktadır. Türkiye’de bir programa katılan bu uzmanlar, Türkiye’ye büyük bir sempati kazanarak ülkelerine dönmektedirler. Bunlar Türk yatırımcılarla karşılaştıklarında duydukları bu sempatiyle gereken kolaylığı sağlamaktadırlar.
Öte yandan Afrika’nın hemen her ülkesinde çeşitli faaliyetler yürütmekte olan Türk sivil toplum kuruluşlarıyla karşılaşmak mümkündür. Bu kuruluşlar bulundukları ülkelerin sosyo kültürel ve idari yapısını çok iyi bilmektedirler. Onların eleman istihdamı, ülkenin hassasiyetlerinin tespiti, siyasi ve kültürel yapısı hakkındaki derin tecrübe ve bilgilerinden yararlanmak mümkündür. Kendileriyle tecrübe paylaşımında bulunarak, ortak etkinliklerde yer alarak manevi motivasyon sağlamak, gurbetin zorluklarının üstesinden gelme imkanını yakalamak mümkün olabilecektir.

Kaynak: Dış Politika Dergisi



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş