Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


09:25, 22 Ekim 2017 Pazar
13:46, 10 Nisan 2012 Salı

  • Paylaş
Rau’dan Gauck’a Alman Cumhurbaşkanları
Rau’dan Gauck’a Alman Cumhurbaşkanları

Almanya’daki cumhurbaşkanlığı makamı, sadece bir temsil makamı. Birde, yasaların ve üst düzey atamaların onay mercii. Ancak, üst düzey atamalar bizdekinden az. Bir kişi en fazla 2 dönem bu makama seçilebiliyor

Muhterem Dilbirliği / DÜBAM / Almanya

Was für eine schöner Sonntag=Ne güzel bir Pazar günü diye başlamıştı, sözlerine Almanya’nın 11. Cumhurbaşkanı seçilen Joachim Gauck. Salondaki herkes bu sözleri büyük bir coşku ile alkışla karşılamışlardı. Bundan 3 hafta önce 18 Mart 2012 de. Büyük bir tesadüf olsa gerek, 22 yıl önce aynı gün, Doğu Almanya tarihindeki ilk ve tek serbest seçimler yapılmıştı. Bu seçimlerden sonra, İki Almanya’nın birleşmesini gerçekleştirecek olan Lothar de Meziere hükümeti kurulmuş ve bu hükümetinde sözcüsü Angela Merkel olmuştu. Doğu Almanlar açısından bakacak olursak, özgür ve demokratik seçimlerin yapılmasından 22 yıl sonra, eski Doğu Almanyalı bir başbakan olan Angela Merkel’den sonra, bir Doğu Alman kökenli politikacı-din adamı Almanya Cumhurbaşkanı seçiliyordu.

Tek katolik cumhurbaşkanı Wulff

Bu tarihe gelene kadar, seçilen Alman Cumhurbaşkanlarına bakacak olursak ilginç tespitler ortaya çıkıyor.Savaş sonrası Almanya’sında ilk Cumhurbaşkanı Theodor Heuss 1949 yılında seçiliyor. Theodor Heuss, Alman Liberal Partisi FDP’den. FDP, Heuss’dan sonra Walter Scheel ile ikinci Cumhurbaşkanlarını seçtirirlerken, 2000 yılına kadar, diğer tüm Cumhurbaşkanları H.Lübke, G.Heinemann, K.Carstens, R.Weizsaecker, R.Herzog CDU saflarından seçiliyordu. Arada bir 5 yıl Johannes Rau düzeni bozuyor, ancak sonra tekrar CDU’dan Horst Köhler ve Christian Wulff seçiliyorlardı. Almanya’nın savaş sonrası tarihinde 2000 yılında C.Başkanlığı görevine seçilen J.Rau haricinde Sosyal Demokrat SPD kökenli cumhurbaşkanı yok. 1949’dan 2000 yılına kadar 51 yıllık Almanya tarihinde sadece 1 cumhurbaşkanı SPD ‘den, oda J.Rau.

Ve en dikkat çekici konu ise, Christian Wulff’a gelene kadar, bütün seçilen cumhurbaşkanlarının dini mezheb görüşlerinin Protestan olması. Bir tek içlerinde Christian Wulff, savaş sonrası Almanya tarihindeki, şu ana kadarki ilk ve tek katolik cumhurbaşkanıdır. 18 Mart tarihinde seçilen J.Gauck’da Protestan’dır.

Almanya’daki cumhurbaşkanlığı makamı, sadece bir temsil makamı. Birde, yasaların ve üst düzey atamaların onay mercii. Ancak, üst düzey atamalar bizdekinden az. Bir kişi en fazla 2 dönem bu makama seçilebiliyor.

Cami Ziyaret eden ilk Alman Cumhurbaşkanı RAU

Alman cumhurbaşkanlığı makamı, genel olarak temsil yetkisi ile donatılmışsa da, J.Rau ile birlikte, makam, ağırlığını, toplayıcılığını, Alman toplumundaki sempatisini arttırmaya başlıyor.Bilhassa, Rau’nun renkli ve yoğun siyasi geçmişi, Alman C.Başkanlığı makamına, hiç beklenmedik pozitif bir etki ve sempati sağlıyordu. Özellikle entegrasyon ve yabancılarla ilgili faaliyetlere yapmış olduğu katkılar, verdiği desteklerle bir anda ön plana çıktı Rau. “Ben sadece Almanların cumhurbaşkanı değil, Almanya’da yaşayan herkesin cumhurbaşkanıyım” sözü halen Almanya’da bir ilk olarak bahsedilir ve yankısı bu günlere kadar gelen bir sözdür.

J.Rau savaş sonrası Almanya tarihinde, ilk defa bir camiyi ziyaret eden bir cumhurbaşkanı olmuştur. J.Rau, Marl’da 17.12.2001 tarihinde bir öğle namazı vaktinde Fatih Camii’ni ziyaret etmiştir.

Alman cumhurbaşkanlığı tarihinde, J.Rau belkide ilklerin cumhurbaşkanıdır. SPD’li, ilk cumhurbaşkanı, ilk defa bir cami ziyaretinde bulunan cumhurbaşkanlığından sonra, yine savaş sonrası Almanya tarihinde, Knesset’de konuşma yapan ilk Alman cumhurbaşkanıdır.

Bu arada J.Rau’nun eyalet başbakanlığı dönemine denk gelen ve şimdiki C.Wulff ile ilgili basına yansıyan skandaldan daha ağır olan bir skandal, geçirmiş olmasına rağmen, gerek dönemin başbakanı Schröder’in desteği, gereksede basının olayın üzerine fazla gitmemesi ile, skandal Kuzey Ren Westfalya eyaletinin maliye bakanının istifası ile kapatılmıştır. Neydi skandal; hafızamzı tazeleyelim: Kuzey Ren Westfalya eyalet devlet bankası olan, West LB bankası, SPD ve CDU’lu üst düzey politikacıların yapmış oldukları özel uçak seyahatlerini, yüksek fatura bedelleri ile banka kasasından ödemiş ve hatta bu uçuşlardan bazılarında hayat kadınlarıda, hostes gibi gösterilerek seyahat ettirilmişti. J.Rau’nun eyalet başbakanlığı dönemindeki bu uçak seyahatleri için, aynı Christian Wulff’un yaptığı gibi avukatları aracılığı ile söz konusu uçuşları deklare etmiş ve bunların özel uçuş olmadığını, görev nedeniyle olduğunu söylemiştir. Bu açıklamalardan sonra, J.RAU bir çok           defa açıklamalarını değiştirmek zorunda kalmış, ancak skandal, yukarıda belirttiğimiz şekilde kapatılmıştır.

Bir çok yerde gündeme ilişkiler konuşmalar yapan Rau’nun pek bilinmeyen, ancak benim için en önemli sözlerinden birisi, Kasım 2003’de esnaflar odasının bir toplantısında söylediği; “İhracaatta Amerika’nın önünde 1 numara olduk. Ancak halen, sanki Bulgaristan’ın arkasından gelen bir ülke gibi konuşuyoruz ve böyle bir yaşam hissi geliştiriyoruz Almanya’da” sözleridir. Bu sözleriyle 21. yy başındaki Almanya’nın toplumsal problemlere bakışına bir nebzede olsun dikkat çekmek ister gibi idi J.Rau.

Gerçeklere vurgu yapan Horst Köhler

Rau’dan sonra cumhurbaşkanı seçilen eski IMF başkanı, ekonomist, Horst köhler ise, hem kariyeri hem renkli kişiliği ile, Alman cumhurbaşkanlığı makamında, Başbakan Merkel’in, bizdeki “Çankaya Noterliği” beklentilerinin aksine, hem iç, hemde dış politikaya sözlü müdahalelerle, ağırlığnı hissetiriyordu.

Büyük çekişme içinde geçen ilk 5 yıllık görev dönemine rağmen, Horst Köhler, uygun alternatif bulunamadığı için tekrar ady gösterilmiş ve seçilmişti. Mayıs 2010 da, Afganistan ziyareti dönüşü, Almanya Radyosu’na verdiği bir röportaj, zaten Köhler’i seçtiğinden pişman olanların elini dahada güçlendirmiş ve Horst Köhler’in sonunu hazırlamıştı.

Neydi bu sözler hatırlayalım: Genel hatlarıyla, H.Köhler radyo söyleşisinde, batının ve Almanya’nın NATO çerçevesindeki Afganistan’da bulunmasını yerinde bulurken, bu durumun Almanya’nın ticari çıkarları doğrultusunda olduğunu, bununda toplumun genelinde kabul gördüğünü ve Almanya’nın gerektiğinde dış ticari menfaatlerini koruma maksadıyla, son çare olarak bu tür asker bulundurmaların normal olduğunu belirtmişti.

İlk başta masumane görünen bu röportajdan sonra, bir anda gündem oluşturuldu. Her yönden, ilk başta H.Köhler’in şahsına yönelik, sonrasında makamıda içine alan tartısşmalar yaşandı. Anayasayı ihlalden bahsedenler dahi oldu. Alman Dış bakanı Westerwelle ve başbakan Merkel, H.Köhler ile yaptıkları görüşmede, söylediklerinin yanlış anlaşıldığı yönünde baskı yaparak, sözlerini yalanlamasını dahi istediler. Bunu üzerine, hiç beklenmedik anda Horst Köhler bir basın toplantısı düzenleyerek, zehir zemberek bir açıklamayla görevi bıraktığını açıklamıştı.

Bu açıklamada Almanya tarihinde, bir cumhurbaşkanının ilk defa görevden çekilmesini ifade ediyordu. Ama giderkende, belki farkında olmadan Batı’nın Afganistan gayelerine açıklık getirmişti.

Aşağı Saksonya’dan Berlin’e

Horst Köhler yerine, Merkel’in adayı olan C.Wulff, siyaseten belkide Merkel’in Berlin hükümetinde yer alması gereken bir isimdi. Hatta, açık açık bu isteğini başbakan Merkel’e iletmiş, bir reaksiyon görmeyince, röportajlarda ağır ifadeler kullanarak rahatsızlığını belli etmişti. Ancak, Horst Köhler’in istifası ile boşalan koltuğa, adaylar arasında bir anda Christian Wulff’un adı dahil olmuş, bir anda en şanslı aday konumuna gelmişti.

C.Wulff’un adaylığı ile ilgili belki en kayda değer konu, daha Horst Köhler istifa etmeden, Alman Bild gazetesi, Nisan 2010’ da “C.Wulff cumhurbaşkanı mı olacak?” sorusunu manşete taşımıştı.**

Baştan itibaren, C.Wulff’un adaylığına destek verenler olduğu gibi, CDU ve FDP saflarından azımsanmayacak bir çoğunlukta, Wulff’un cumhurbaşkanı olmasına karşı çıkıyorlardı. Nihayetinde bu seçimde de kendini gösterdi ve CDU ve FDP salt çoğunluğu ellerinde bulundurmalarına rağmen, Wulff ancak 3. Turda seçilebildi. İktidar partisi saflarından çekimser kalanlar ve diğer adaylara oy verenler olmuştu.

İslam Almanya’ya aittir

C.Wulff’un seçilmesi sıkıntılı olsada, göreve başladıktan sonra kısa sürede yeni görevinde ses getirmeye başladı. Başlarda dudak bükenler bile, kısasüre sonra Wulff’ sempati göstermeye başladılar. İki Almanya’nın birleşmesi törenlerinin yıl dönümünde, “ Hristiyanlık ve yahudilik tarihi seyri içinde şüphesiz Almanya’ya aittirler. Ancak artık, İslam’da Almanya’ya aittir’ sözlerini söylediğinde yer yerinden oynadı. Bir sonraki Goethe’den alıntı yaptığı, söylediklerine dayanak olan, “Doğu ve Batı artık birirlerinden ayrıştırılamaz” sözünü kimse duymamıştı bile.

Cumhurbaşkanlığı süresince, entegrasyon ve yabancılar politikasına destek veren Wulff’un bu özelliği aslında, Aşağı Saksonya’ da eyalet başbakanı olduğu dönemde başlar. Onca baskıya rağmen, hükümeti döneminde öğretmenlere yönelik başörtüsü yasağı ile ilgili yasanın çıkmasına izin vermemiştir. Tüm islami cemaatler ile işbirliğine giderek, karşılıklı dialog ve hoşgörü çalışmalarına ağırlık vermiştir. Yani geçmişten beri, entegrasyona ve dialoga önem veren bir yapıdadır. Son örneğini de, gcumhurbaşkanlığına seçilmeden evvel, gider ayak atadığı, Türk kökenli Aşağı Saksonya eyalet aile bakanı, A.Özkan’dır.

C.Wullff ile ilgili olarak verilecek en güzel örneklerden biride, 2011 yılı Ramazan Bayramı dolayısıyla yayınlamış olduğu mesajdır. Bu güne kadar, bu kadar içten bir mesajı, hiç bir Alman politikacı açıktan yayınlamamıştır. (http://islam.de/18891 )

Gerçekten Skandal mı? 

Almanya, 2011 sonbaharında, aşırı sağcı teröre kurban giden Türkleri konuşurken, 13 Aralık 2011’de Bild gazetesinin başlığı ile uyandı. Bir anda herkes bu konuyu konuşmaya başladı. Almanya Cumhurbaşkanı Wulff, bir iş adamından özel kredi kullanmış ve bunu saklamıştı haberde. Kısa süre sonra işin renginin farklı olduğu, krediyi verenin iş adamı değil, en az onun kadar zengin eşi olduğu ve bu kredinin daha sonra, bir devlet bankasından kredi çekilerek, Wulff cumhurbaşkanlığına seçilmeden önce geri ödendiği ortaya çıktı.

Bu arada,  sözkonusu iş adamının bir dergiye, işlemin nasıl yapıldığına dair detaylı bilgi vermesi, işi zora doğru götürürken, Wulff’un kendi açıklamaları ile kısa bir süre için bile olsa, ortalık rahatlamış gibi görünmüştü. Bir yandan da Wulff’un istifasının doğru olacağını belirten bir kesim, bu isteklerinin sesli dile getirmeye başlamıştı. Artık tüm basın bununla meşguldü. Aşırı sağcı terör bitmiş, sanki 10 tane kurban verilmemiş gibi, medya artık Wulf ile yatıp Wulff ile kalkıyordu.

Bu arada Merkel, halen sessizliğini koruyordu. Medyada ise, aşırı sağcı terör unutulmuş, bir yaralama olayı üzerine, iç işleri bakanı bile, herşeye rağmen islami terörün bir problem olduğunu söylüyordu. Hatta bu düşüncelerinde o kadar ısrarcı oldularki, bizim Dış İşleri Bakanı A.Davudoğlu’nun Almanya ziyareti esnasında bu düşüncelerini tekrarlamaktan çekinmeyince, Alman İç bakanı, Davudoğlu’ndan gereken cevabı almıştı.

BILD gazetesi, kredi meselesi ile ilgili haberlerle bir yere varamayınca, bu seferde Wulff ailesinin özel hayatına el atmış, ailenin 2008 den beri bilinen ve bu hususta Aşağı Saksonya eyalet parlamentosunda Wulff , kendisine yöneltilen soruları cevaplamıştı.

Ancak, bütün bu olanlarla ilgili, olayın seyrini değiştiren bir telefon olayı yaşandı. Wulff, ailesi ve eşi ile ilgili bir haberin yayınlanmaması amacıyla, bizzat BILD gazetesi editörünü aramıştı. Normalde haberleşme hürriyeti kapsamına giren bu olaydan sonra, BILD yayın yönetmeni kasedi gazeteci arkadaşlarının olduğu bir ortamda dinleyerek, onlarında özel niteliği olan bu telefondan görüşmesinden haberdar olmalarını sağlamış ve hukuken kendi gazetesinde yayınlayamayacağı haberi, diğer gazetelerde yayınlatarak okların tekrar Wulff’a dönmesini sağlamıştı. Sonrası malum, bir türlü dinmeyen bir medya linci ile, 16 Şubat 2012 de Hannover savcılığı, Wulff hakkında, maddi menfaat sağladığı yönünde, şüphe oluştuğu gerekçesi ile, dokunulmazlığının kaldırılması amacıyla federal parlamentoya başvurması üzerine, bir gün sonra Christian Wulff derhal geçerli olmak üzere, Alman Cumhurbaşkanlığı görevinden istifa etmiştir.

Wulff hakkında söylenecek en dikkate değer olay, aşırı sağcı terör kurbanlarının ailelerini Cumhurbaşkanlığı Sarayına davet etmesi ve Alman halkı adına onlardan özür dilemesi ve kurbanlar anısına, Berlin’de bir anma töreni düzenlenmesine öncülük etmesidir.

Türk cemaatleri ve diğer yabancı kuruluşlar ilk başta olayın ciddiyetini kavrayamamışlar, rekasiyon ve destek gösterdiklerinde ise çok geç olmuştur.

Merkel’e Cumhurbaşkanı dayanmıyor

Wulff olayının etkisini daha üzerinden atamayan Merkel, bir yandan AB içindeki ekonomik kriz ile mücadele ederken, 7 yıl içinde 3. Kez cumhurbaşkanı adayı aramak zorunda olan bir başbakandı. Oysa 16 yıllık iktidarı boyunca Helmut Kohl sadece 3 cumhurbaşkanı görmüştü. Şimdi, Merkel daha 7. Yılında 3. kez seçimlerle karşı karşıya kalmıştı. Ekonomik kriz ve yaşananlar Merkel’in gücü ve popularitesi hakkında soru işaretleri oluşturmaya başlamıştı.

Genel durum nazik idi ve Merkel’in elinde, rahat rahat beraber çalışabileceği bir cumhurbaşkanı adayı kalmamıştı. Bu durumu bilen, SPD bir anda eski adayları, 1990’dan 2000 yılına kadar eski Doğu Alman İstihbarat birimi STASİ dosyalrının tasnifinden ve kontrolünden sorumlu Joachim GAUCK’u tek aday olarak öne sürüverdiler. CDU ve FDP’den bilhassa CSU saflarından gelen tepkiye rağmen Joachim Gacuk, iktidarın ve muhalefetin ortak adayı oluvermişti. Medya da bir anda olayın üzerine atlayınca, daha seçim olmadan Gauck, gittiği her yerde cumhurbaşkanı muamelesi görmeye başlayıvermişti bile. Merkel, çaresiz bu oldu bittiye sesini çıkaramadı.

Gauck, bir anda Cumhurbaşkanı

Gauck’un adaylığı sırasında, onun yaşantısı ile gündeme gelen tek konu, Alman Cumhurbaşkanlığı sarayına resmi eşini değil, sevgilisini getirecek olmasıydı. Onada çare bulundu, kimin hatası, ikinci sevgilisi yoktuki, onun olmasındı. Dolayısıyla her şey, geniş bir ahlak yorumu ile aşıldı. Oysa Gauck bir din adamı idi, evliydi ve eşinden boşanmamış, ancak 12 yıldır bir başkası ile birlikte idi. Alman medyası için önemli değildi. Her şey bir anda servis edilmiş, senaryo hazırlanmış ve aktörler rollerini oynayarak Almanya’nın yeni cumhurbaşkanını seçmişlerdi.

Bu arada adaylığı sırasında, Wulff’un yaptığı hataları anlatırken, İslam Almanya’ya aittir sözünün, yer ve zaman olarak yanlış yerde söylendiğini belirtmiş, kendisinin aynı hataya düşmeyeceğini söylerken, eski bankacı Sarazzin’i de söylediklerinden dolayı anlayışla karşıladığını belirtmişti.

Bu sözleri tabiki hem Türk toplumunun, hemde diğer yabancı unsurların tepkisini çekti, cılız bir kaç basın bildirisinden öteye geçen bir etki yaratmadı.

18 Mart 2012 de İlk turda cumhurbaşkanı seçilen Gauck 23 Mart’ta yemin ederek görevine başladı. İlk konuşmasında pek öyle suya sabuna dokunmayan Gauck, dialog ve bir arada yaşama hususunda Wulff’un izinden gideceğini söylemekle yetindi.

Wulff’un gidişine üzülen Türk toplumu, yeni cumhurbaşkanının seçilmesiyle, açık mektuplarla tek tek görüşme taleplerini Gauck’a iletmeye başladılar.

Gauck ile birlikte, Alman Cumhurbaşkanlığı sarayında artık Rau’dan önceki döneme dönülmüş gibi gözüküyor.

Bu arada Gauck’un aile meselesinde Alman toplumunun ahlak anlayışıda sınanmış ve maalesef içinde yaşadığımız bu toplum, ailevi değerler açısından sınıfta kalmıştır.

Wulff olayı, bir Medya-toplum mühendisliği ürünüdür. Medya linci ile, eğer iyi yönetimez ise, basit bir meselenin bile çığırından çıkarılıp hangi noktalara yöneltilebileceği görüldü. Bu arada belirtelim, Hannover savcılığı tarafından açılan soruşturmada da sona doğru gelindi. Bir çok hususta soruşturma talebini red edilen savcıların elinde kala kala bir dosya kaldı. Hakim görüşe görede, Wulff bu dosyadan aklanıp çıkacak.

Tabi burada BILD gazetesinin rolü basın etiği açısından tartışılabilir. Rolü nedir? Neyi amaçlamışlardır? Bu soruların hiçbiri artık gündem de değil. Açık ve net olan, sözde Wulff skandalı ile, tüm Alman medyasında, aşırı sağcı terör haberleri bir anda unutulmuş, yerini daha magazinsel olan Wulff olayına bırakmıştır.

Gelecekte yeni cumhurbaşkanı Gauck’un Türk toplumuna ve yabancılara vereceği ne olabilir? Bunu zaman gösterecek.

Wulff, belki bir kaç Türk’ün yüreğinde benimde bir cumhurbaşkanım vardı diye hatıralarda kalacak.

Aşırı sağcı teröre kurban gidenler ve onların aileleri, kendi acıları içinde kavrulup duracaklar.

**bu husuta bakınız: http://www.spiegel.de/politik/deutschland/0,1518,698738,00.html

 



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş