Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


07:35, 15 Aralık 2017 Cuma
12:55, 05 Eylül 2012 Çarşamba

  • Paylaş
Kayıp Aranıyor - I
Kayıp Aranıyor - I

Almanya’da Kılık Değiştirmiş İslamofobia müslümanlar arasına Nifak tohumları ekiyor

Muhterem Dilbirliği / Dünya Bülteni / Berlin

Alman İçişleri Bakanlığı, son günlerde ilginç bir aksiyonla gündeme geldi. Avrupa’da yükselen İslamcılığın karşısına Müslümanları koyarak, Müslümanı Müslümana, kardeşi kardeşe düşürmek hedefinde.

Türkiye’de anlı şanlı köşe yazarları İslamcılık hakkında, muhtevası ve kavramı hakkında tartışa dursunlar, Almanya, İçişleri bakanlığının bu son aksiyonuyla İslamcılık kavramını, terörizm ile eş hale getirme çabası içine girmiştir.

Alman İçişleri Bakanlığının Aksiyonu ve Arka Planı

Bilindiği gibi Almanya’da, 2006 Kasım ayından beri, hedefi İslamiyet ile ilgili konularda Alman Devleti ile işbirliği ve uzun vadede İslam dininin ve cemaatlerinin Almanya’da tanınmasını ve müslüman haklarının anayasal bir hak kabul görmesini hedefleyen bir kuruluş olan, Almanya İslam Konferansı AIK (Deutsche İslam Konferenz=DIK) Alman İçişleri Bakanlığı tarafından hayata geçirilmiş ve çalışmalarına başlamıştır.

AİK projesinin fikir babası olan ve dönemin Federal İçişleri bakanı olan Wolfgang Schaeuble, konferansın çalışmalarından büyük umutlarla bahsederken, önümüzde uzun ve zor bir yol var, bu yolu birlikte aşacağız demişti.  Almanya İslam Konferansı, Almanya’da yaşayan müslümanlara, bilhassa müslüman haklarının tanınması ve dini cemaatlerin muhatap olarak kabul edilebileceği hususlarında umut  olmuştu

Başlangıçta istisnasız bütün İslami çatı kuruluşlarını bünyesinde barındıran AİK, Federal İçişleri Bakanlığının zorlamasıyla, çoğu uzaktan yakından İslam ile ilgili olmayan kişileri de zaman zaman bünyesine katarak olabildiğince Müslümanların yaşantıları ile ilgili soru işaretleri oluşturulmaya çalışılmıştır. İslami kuruluşlar, art niyetli olarak karşılarına çıkarılan bu kişilerle, AİK bünyesinde zaman zaman şiddetli tartışmalara girse de, İslami çatı kuruluşlarının sabırlı ve sağduyulu davranmalarıyla, bu güne kadar çalışmalarını yürütmüştür.

Bir çok konuda çok önemli tartışmalar yürütülmesine karşın, pek az konuda ortak paydada buluşulan AİK toplantılarında, bir çok çalışma gurubu oluşturuldu. Bu çalışma guruplarından sonuncusu ise, 2011 yılında, federal İçişleri bakanlığının isteği doğrultusunda hayata geçirilen güvenlik ve İşbirliği tartışma/çalışma gurubudur.

Kavram Tartışması: İslamismus = İslamcılık nedir?

Güvenlik ve işbirliği tartışma/çalışma gurubunda, bakanlığın önerisi ve AIK toplantısına katılan tüm kuruluşların çalışmalarıyla, Müslüman düşmanlığı, Müslüman gençler arasında antisemitizm ve radikallik fenomenleri için ortak bir anlayış geliştirilmiş ve bir ara rapor haline getirilmiştir. Rapor AİK genel kurulu tarafından 29 Mart 2011 tarihinde kabul edilmiştir.

Federal İçişleri bakanlığının sitesinden alınan bilgilere göre, bu rapor üzerinde anlaşma sağlanırken, bir tek itiraz, İslam'la gerekçelendirilen aşırılığa bundan sonra da İslamcılık denip denmeyeceği sorusu hususunda geldi. Bilhassa dini cemaatlerden katılımcılar, güvenlik ve işbirliği çalışmalarında, İslamcılık=İslamismus kavramı yerine, , “Müslümanlar arasında dinle gerekçelendirilen aşırılık” kavramının kullanılmasını talep ederken, hükümet ve bakanlıklardan çalışmalara katılan gurup üyeleri, kendilerine göre bir radikallik ifadesi olan “İslamcılık” kavramı üzerinde ısrarla durmuşlardır.

Güvenlik ve İşbirliği projesinin ilgili internet sitesi ile içişleri bakanlıkları ve anayasayı koruma dairelerinin yayınlarındaki tanımlamalara bakıldığında, “İslamcılık ve radikalleşme ile mücadele” adı altında dindarlıkla mücadelenin, Müslümanlarla mücadelenin hedeflendiği anlaşılmaktadır. Bu yayınlarda İslamcılığın ve radikalliğin belirtisi olarak şu tanımlamalara da yer verilmektedir: “Kur’an’ın tek hak kitap olarak kabul edilmesi, Kur’an ve Şeriat’ın toplumsal ilişki ve değerlerin kaynağı olduğunun kabullenilmesi, karşı cinslere el vermemek, İslamî bir görüntüye bürünmek, Müslümanların dünyanın her yerinde baskı ve sıkıntı altında bulunduğunu ifade etmek...

İlgili bakanlıkların yayınları ayrıca, “İslamcı kuruluşlar, taraftarlarına Almanya genelinde Şeriat’a uygun bir yaşam sürdürebilecekleri özgür alanlar oluşturmayı hedeflemektedir” ifadesinde bulunarak, çalışmalarında ‘‘Din’’ yerine “Şeriat” kelimesini bilinçli olarak kullanmakta, hatta zaman zaman kamuoyuna yansıyan şekliyle, gelenkesel ve yöresel yaşam tarzlarını da, sanki İslam dinine aitmiş gibi göstererek, kendince şeriat kalıplarını genişletmektedir.

Almanya Federal İçişleri Bakanlığı’nın “İslamcılık” tanımlamasını daha iyi anlamak için, Alman iç istihbarat raporlarındaki, İslam ve İslamcılık tanımlamalarına da bakmak yeterlidir.

IRD (İslamrat für BRD = Almanya İslam Konseyi) konferans toplantılarını boykot ediyor

Bünyesinde IGMG-Milli Görüş gibi büyük bir Alman STK-dini cemaat örgütünü üye olarak bulunduran olan Almanya İslam Konseyi  = IRD aslında baştan beri AIK konferansına katılıp katılmaması tartışılan bir örgüttü. Tartışmaların sebebi ise, bir çatı kuruluş olan İRD bünyesinde, Almanya’nın en büyük Türk sivil toplum örgütü olan IGMG-Milli Görüş’ü barındırması ve IGMG’nin neredeyse kuruluşundan bu yana, Federal iç istihbarat (Anayasayı koruma kurulu) tarafından faaliyetlerinin takip edilmesi idi.

IRD ye baskılar, Alman federal hükümeti bünyesinde görev değişikliği sebebiyle, federal İçişleri baknlığına, de Meziere’nin atanması sonrası artarak devam etti. Nihayetinde çatı kuruluş içerisinde bulunan IGMG’nin üst düzey yöneticilerinden bir kaçı aleyhine, dernek çalışmalarındaki usulsüzlükler sebebiyle, 2010 yılında açılan uyduruk soruşturmalardan dolayı -buna Almanya DITIB örgütünün de dahil olduğu-  AIK konferansında, hükümet kanadı tarafından alınan karar gereği İRD’nin konferans üyeliği askıya alındı. Bunun üzerine IRD anılan karar sonrası AIK konferanslarına katılmayacağını beyan ederek toplantılardan çekildi.

IRD’nin konferans toplantılarından çekilmesi demek, bir dini cemaate üye olan Almanya’daki Müslümanların yarıya yakın bir kısmının, hükümetin çok önem verdiği , AİK toplantılarında temsil edilmemesi manasına geliyordu. IRD’nin toplantılardan çekilmesi, hem İslami cemaatler arasında, hem de  Alman siyasetinde geniş bir yankı buldu ve tartışma yarattı.

Diğer çatı kuruluşu olan ZMD = Almanya Müslümanlar Merkez Konseyi, dönem başkanı Alman müslüman Axel Eyyüp Köhler’in ağzından, kişilerle cemaatlerin aynı tutulmaması gerektiğini, kişilerin hakkında alınan kararlardan dolayı, cemiyetlerin ve derneklerin cezalandırılmamasını söyleyerek, IRD’nin konferansa katılmamasının Almanya’da organize olmuş 2500 cami cemiyetinden yarısının, konferansta temsil edilmemesi sonucu ortaya çıkacağını belirterek, hükümetin tavrını eleştirmiştir.

Aynı şekilde dönemin Berlin eyaleti İçişleri Bakanı olan Körting, hem dönemin Federal İçişleri bakanı de Meziere’nin tutumunu ve hem de IRD’nin toplantılardan dışlanmasını sert bir dille eleştirdi. Bunun, konferansın başlangıçtaki amacına aykırı olduğunu, diyalogdan bahsediliyorsa, herkesle diyaloga hazır olunması gerektiğini, İRD’nin toplantılara alınmamasının, Müslümanlarla yapılan diyalog çalışmalarının hükümet eliyle sabote edilmesi anlamına geleceğini bildirmiştir.

Çatı kuruluşları, İRD’nin toplantılara katılmayacağını açıklamasından sonra, bir süre görüşmeleri askıya alsalar da, aralarında aldıkları karar gereği, AİK toplantılarına katılmaya devam ettiler.

Bu arada belirtelim. IGMG nin üst düzey yöneticileri hakkında açılan soruşturmalarda çoğu kısa süre sonra takipsizlikle sonuçlanmıştır.

AİK’de yeni üyeler

İRD nin planlı bir şekilde toplantılardan dışlanmasının ardından, daha önce İRD bünyesinde üye olup toplantılara İRD çatısında katılan Boşnak ve Faslı Müslüman gurupların cemiyetleri, İRD den ayrılarak kendi çatı kuruluşlarını oluşturmuşlar  ve AİK toplantılarının 2. Aşamasından itibaren, federal İçişleri bakanlığının bu kuruluşları  toplantılara davet etmesi üzerine, toplantılara katılmaya başlamışlardır.

2012 Nisan ayındaki toplantılara ise, her ne kadar İslami bir cemiyet veya cemaati temsil etmese de, Almanya’da yaşayan Seküler Müslümanları temsilen (bu ifade Alman Federal İçişleri bakanlığının ifadesidir) başkanlığını yıllardır Kenan Kolat’ın yaptığı, adeta tek kişilik bir cemiyet gibi hareket eden ve hatta bünyesinde Çağdaş Yaşamı Destekleme Cemiyetinin (ÇYDD – Verein zur Förderung der zeitgemäßen Lebensweise) Almanya modelini barındıran  TGD=Türkische Gemeinde Deutschland = Almanya Türk Toplumu da, bir İslami cemiyet kisvesiyke, yine federal İçişleri bakanlığı tarafından AİK konferans toplantılarına dahil edilmiştir.

Die Initiative Sicherheitspartnerschaft“ = Güvenlik ve İşbirliği İnsiyatifi

Bünyesinde, Alman hükümetine göre, terörist faaliyetlerde bulunan ve anayasayı koruma örgütü tarafından sürekli takip edilen bir dini cemaat/STK  olan IGMG yi barındıran çatı kuruluşu IRD, AIK toplantılarından çekildikten sonra, Alman İçişleri bakanlığı sanki meydanı boş bulmuşçasına, diğer AIK üyesi çatı kuruluşlarını ikna ederek, “güvenlik ve işbirliği ortaklığı” projesini 2011 yılında hayata geçirmek için çalışma gurubu oluşturmuş ve IRD haricindeki, büyük çatı kuruluşların (buna Almanya diyanet örgütü DİTİB dahil) desteğini almıştır.

Bu çalışma gurubu içerisinde, bir taraf Müslümanları temsilen hareket ettiği söylenen çatı kuruluşlar iken, diğer tarafın ise, Federal İçişleri Bakanlığı, eyaletler içişleri bakanlığını temsilen, temsilci eyaletler İçişleri bakanları, federal ve eyalet emniyet müdürlükleri ve federal ve eyalet iç istihbarat birimlerinden oluşması ise dikkate şayandır.

Alman İçişleri bakanlığının bu projenin tanıtımı için hayata geçirdiği İnternet adresi olan http://www.initiative-sicherheitspartnerschaft.de/SPS/DE/Startseite/startseite-node.html adresinde proje şöyle tanımlanmaktadır:

Güvenlik ve İşbirliği ortaklığı, Müslümanların temsilcileri ile Güvenlik birimleri arasındaki bir ortaklıktır. Ortaklar, Almanya’daki düzenli yaşamın güçlendirilmesini ve İSLAMCILIĞA karşı ortak mücadeleyi hedef edinirler.

Yaklaşık bir yılı aşkın  bir süredir devam eden inisiyatif çalışmalarında, en son 21.08.2012 bilboard reklamları dahil, panolara konulacak resimler üzerinde dahi konuşulmuş, bu toplantıda o ana kadar destek veren tüm çatı kuruluşlarının da kampanya için onayı alınmıştır. Federal İçişleri bakanlığının bu yöndeki açıklamaları, maalesef, bu organizasyona dahil olan çatı kuruluşların yapmış oldukları açıklamaların aksine, kampanyadan detaylı olarak bilgi sahibi olduklarını ortaya koymuştur.

Kampanya Neyi İçeriyor?

İlk bakışta kampanya zararsız bir çağrı gibi gözükse de, aşağıda İçişleri bakanlığının ilgili sayfasından bir örneği görünen kampanyadaki el ilanında ifade edilenler, projedeki tüm art niyeti gözler önüne seriyor.

El ilanının tercümesi:

KAYIP ARANIYOR

Resimdeki Oğlumuz Ahmet. Onu kaybediyoruz, çünkü onu artık tanıyamıyoruz. Sürekli içine kapanıyor ve her gün gittikçe radikalleşiyor. Onun bütünüyle, dini fanatiklerin ve teröristlerin düşmesinden korkuyoruz. Eğer sizde bizim gibi düşüyorsanız, radikalizm ile mücadele birimini ile irtibata geçiniz.

Bu, 4 farklı resimle hazırlanan el ilanlarından biri. 4 farklı resimle hazırlanan ilanlarda, ailelerden, yakınlardan ve arkadaşlarından, güya radikalizm pençesine düşen gençler için devlet adına yardım isteniyor ve bu durumdaki gençlerin, aileleri, yakınları ve arkadaşları tarafından ilgili kuruma bildirilmesi talebinde bulunuluyor.

El ilanı ve Bilboard İlanı şeklinde hazırlanan bu ilanlar, Eylül ayının sonlarına doğru, başta Bonn ve Hamburg olmak üzere Almanya çapında en az 10 büyük şehirde başlayacaktı. Ayrıca, radikalleşmeye karşı, Federal Mülteciler ve sığınmacılar dairesi bünyesinde oluşturulacak merkeze ihbarda bulunulacak ve bu merkezden, radikalleşen kişiler tespit edilip, tedbirler alınacaktı.

Almanya’nın yakın tarihi üzerine az biraz kafa yoranlar, bu tip çalışmaların, Nazi Almanyası dönemlerindeki, tutulan “Judenkartei” = Yahudi Sicilini  anımsattığını gözden kaçırmazlar.

Bu çalışmaların toplumda getireceği ayrımcı etkiyi ve Müslümanların kötü olarak işaretlenmesini bir tarafa bırakalım. Federal İçişleri bakanlığının bu olaydaki bilgisizliğini ve bu toplumda yaşayan Müslüman insanların duçar olacağı problemleri dikkate almadığını da bir kenara bırakalım. Bu çalışma ile aileler içi tartışmaların, arkadaşlar arası ayrışmanın ve  cemaatler, cemiyetler içi nifak tohumlarının atılacağını, kavga ortamlarının oluşacağını, Federal İçişleri bakanlığının yetkilileri ve çalışmalara katılan cemaat mensuplarının bilmesi gerekli değil miydi?

Bilhassa baştan itibaren çalışmalara dahil olan çatı kuruluşların, onca yaşananlara karşın, halen yanlışta ısrar edip, son ana kadar direnmelerine ne buyrulmalı? Bu hususta, yine inisiyatif içerisinde birlikte hareket eden bir çatı kuruluşa ilişkin, çatı kuruluşların atacağı yanlış adımların, ne kadar tehlikeli olduğunu bundan 5 yıl kadar önce yine bu satırlardan dile getirmiş ve gidilen tehlikeli yola dikkat çekmiş idik. (bkz. http://www.dunyabulteni.net/?aType=yazarHaber&ArticleID=2208  )

İLGİLİ HABERLER: 

Almanlar Müslümanlardan İslamcılık'la mücadele timi kurdu!

Dünya Bülteni uyardı, hükümet harekete geçti

Alman 'kayıp' afişi tepkilere yolaçtı



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş