Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


07:36, 15 Aralık 2017 Cuma
14:29, 23 Şubat 2013 Cumartesi

  • Paylaş
Merkel diz çökecek mi?
Merkel diz çökecek mi?

Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan ile görüşecek olan Merkel’e, Türkiye’nin NABUCCO'ya olan ilgisinin yenilenmesi ve ifade edilmesi, Merkel’in anında diz çökmesinin sağlanmasından öte dengelerin yeniden değişmesine sebep olacaktır

Muhterem Dilbirliği / Dünya Bülteni-Almanya

Bu pazar Bundeskanzlerin Angela Merkel, Başbakan Erdoğan’ın misafiri olarak çok önceden planlı iki günlük bir ziyaret gerçekleştirecek Türkiye’ye.  Bayan Merkel, Türkiye ziyaretinin ilk gününü Kahramanmaraş’ta konuşlandırılan Patriot bataryalarındaki Alman askerlerini ziyaret ile geçirecek. Ziyaretin 2.günü ise tabiri caiz ise kılıçlar çekilecek, Alman-Türk İktisadi Forumu gerçekleştirilecek. Merkel ile birlikte gelen iş adamlarının kimler olduğu ve Türkiye’de hangi alanlarda yatırım yapacakları henüz belli değil. Ziyaretin bitiminde sanırım her iki taraf da kendi iktisadi bilançosunu hazırlayacaktır.

Bu ziyaret öncesi yaşanan bir olay varki; bizim medyanın da “Mal bulmuş Magribi” gibi üzerine atlayıp, sadece hoşlarına giden cümleyi ön plana çıkardıkları bir olaydan söz ediyoruz. Buna maalesef bazı dış politika yazan köşe yazarları da dahil. Neydi bu olay? Avrupa Birliği’nin Enerji Politikalarından sorumlu Komiseri Günter Öttinger’in; “Belkide 10 yıl sonralarda yanınıza Paris’teki meslektaşınızıda alıp, sürüne sürüne, dizlerinizin üzerinde Ankara’ya varıp ne olur AB ye girin diyeceksiniz” sözleriydi.

Bu sözlerin, nerede ne için söylendiği, basınımız tarafından irdelenmediği gibi, sadece bu sözlere konsantre olarak, Merkel’in ziyareti bile gölgede bırakıldı. Bilinçli mi yapıldı? Hayır! Ancak basınımızın olayların üzerine gidişte yine analiz eksikliği olaya damgasını vurdu. İlginç olanı, pazar günü Ankara ziyaretine başlayacak olan Almanya Başbakanı Bayan Merkel’in bu sözlere ilişkin tek bir kelime etmemesiydi.

Merkel’in ziyareti

Almanya Başbakanı Merkel’in daha önceden planlanmış ve Başbakan Erdoğan’ın davetiyle gerçekleşen bu ziyaret tabiki her iki taraf açısından kolay geçmeyecek. Başbakan Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde, AB’ye nazire yapıp, almazsanız bizde Şangay Beşlisine gideriz sözleri, AB dönem başkanlığının Güney Kıbrıs’tan Fransa’ya geçmesi ve Fransa’nın yeni fasıllar açma hususundaki istekliliği, ziyaret öncesi dikkat çeken hususlardır.

Diğer taraftan, normalde Kasım 2012 de imzalanması gereken, ancak AB’nin vize hususunda geri adım atmaması üzerine imzalanması ertelenen, Türkiye’nin, ülkesi üzerinden AB’ye geçen mültecileri geri kabul anlaşması var ortada. Bu anlaşma çözülmesi gereken bir problem olarak ortada duruyor. Türkiye ise, bu anlaşma öncesi, vize ile ilgili hususlarda somut adımlar atılmasını bekliyor ve tam vize muafiyeti talep ediyor AB’den. Başbakan Merkel’in çantasında, geri kabul anlaşması veya Türkiye’yi bu anlaşmayı imzalamaya zorlayacak bir takım hususlarla geleceği de muhakkaktır. Ayrıca Almanya’da 2013 yılının seçim yılı olması sebebiyle, tüm partilerin üzerine atladığı husus olan Almanya’da yaşayan Türklerin çifte vatandaşlık meseleleri hususunda bayan Merkel, Türkiye’den Almanya’ya bir mesaj verir mi? Onu da bekleyip göreceğiz.

Herhalukarda, en önemli olay ziyaret çerçevesinde gerçekleştirilecek Alman-Türk İktisadi Forumu olacaktır. Almanya’dan Merkel ile birlikte gelip, Türkiye’de iş yapacak veya ortaklık arayacak şirketlerin yapısı, gelecekte Almanya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin de şeklini belirleyecektir.

Öttinger’in sözleri

Bu ilişkilerin şeklini belirlerken, Öttinger’in yukarıda belirtilen sözleri asla geri plana atılmayacak sözlerdir.

Öttinger, yukarıda bahsettiğimiz sözlerini, Brüksel’de Konrad Adenauer Vakfının düzenlemiş olduğu bir konferansta söyledi. Sözlerin ağırlığı bir yana, AB’nin en üst düzey temsilcilerinden birinin ağzından çıkmış olması, bu sözlerin daha derin irdelenmeye değer olduğunu göstermektedir bize.  Aslında haberi, Almanya’nın alt düzey magazin gazetelerinden biri başlığına taşımasa bile haberimiz olmayacaktı. İlginç olanı bu sözlerin, Öttinger’i Brüksel’e gönderen, bayan Merkel tarafından, Türkiye ziyareti öncesi,  itiraz edilmeden sessizlikle karşılanmasıydı. AB Komisyonu başkanı Barroso’ya sorulan bir soru üzerine, Barroso; AB komisyonunun Türkiye’nin üyeliğine ilişkin pozisyonunun belli olduğunu ve Öttinger’in sözlerinin sadece onu bağladığını belirtmekle yetindi. Öttinger’in bürosundan, onun sözcüsü aracılığı ile yapılan açıklamada, Öttinger’in Türkiye’nin AB üyeliğini söz konusu etmediğini, daha ziyade AB tarafından Türkiye ile olan ilişkler bazında hususlara dikkat çekmek istendiği, belirtildi. Bu açıdan tüm AB üyesi ülkelerin Türkiye ile ilgili ilişkileri hususunda daha yakın olmaları gerektiğine, Öttinger tarafından dikkat çekilmek istendiğini belirtildi.

Gerçekten Öylemi?

Eğer AB Enerji Komiseri Öttinger’in sözlerini sadece AB Türkiye ilişkileri açısından ele alacak olursak, bu sözlerin ve açıklamaların havada kaldığını kolayca görmek mümkündür. Peki bu sözlerin söylenmesine asıl sebep nedir?

AB enerji komiseri Öttinger, geçtiğimiz günlerde Trans-Adriatische Pipeline (TAP) (Trans Adriyatik Gaz Boru Hattı) için, İtalya, Yunanaistan ve Arnavutluk arasında yapılan anlaşma için sevindiğini , bu boru hattının, Azerbaycan gazını Avrupa’ya taşıyacağını ve bununla AB’nin gelecek enerji açısından Rusya’ya doğal gaz açısından daha az bağımlı olacağını belirtti. Şimdi bu olay ile Öttinger’in yukarıda söylediği sözleri birlikte düşündüğümüzde, Öttinger’in o sözleri, yani Berlin ve Paris’in dizlerinin üzerinde Ankara’ya gideceklerini ifade etmesinin boş olmadığını görmekteyiz.

Bir Avrupa Birliği Projesi Olarak NABUCCO

Öttinger’in TAP Boru hattı anlaşması çerçevesinde söylediklerini irdeleyecek olursak, AB’nin kendi projesi olan Nabucco’yu halen gündemde tutmaya çalışarak ve enerji alanında, güvenli ve problem çıkarmayacak ülkeler üzerinden -ki buna Türkiye dahil- kendini garanti almak istediğini görmek mümkündür.

Nabucco üzerinde yıllardır konuşulmuyor olması, Rusya’nın Sibirya doğal gazını ve gelecekte de kuzey kutbunda tespit edilen alanlarda çıkaracağı doğal gazı Avrupa’ya satacak olması, Almanya’nın olmasa bile, İspanya ve Portekiz’e kadar Avrupa’nın gerisini bu konu oldukça meşgul etmektedir.

Putin idaresindeki Rusya, Avrupa ve Almanya ile ilişkelerini kendi açısından dengede tutmak ve  Avrupa ile olan bağlarını derin ve sağlam tutmak amacıyla, enerji ve gaz üzerinde yoğunlaşmaktadır. Putin’in tezleri doğrultusunda Rusya’yı enerji açısından bir dünya gücü yapma gayretleridir. Rusya, Avrupa ile olan bağlarını ise, doğrudan ve açıkça Almanya üzerinden gerçekleştirmekte ve enerji hususunu hep bir tehdit unsuru olarak, diğer Avrupa devletleri için önde tutmaktadır.Bilhassa eski Başbakan Schröder döneminden beri, Almanya-Rusya enerji ilişkilerinde derinlik sağlanmış, Schröder’in Rus şirketleriyle olan ilişkisi dahi, sorgulanmadan Başbakan Merkel’in ağzından koruma altına alınmıştır. Bu hususta daha önce yine Dünya Bülteni'nde yayınlanmış olan makalemize atıfta bulunmakla yetiniyoruz. (http://www.dunyabulteni.net/index.php?aType=haber&ArticleID=236428 )

Doğalgaz da Rusya’ya bağımlı bir AB

AB’yi enerji hususunda rahatsız eden en büyük hususlardan biride, stratejik açıdan Rusya’ya bağımlılıktır. Doğu Sibirya gaz havzalarından çıkarılan gazların, bölgeye yakın olan Çin’e satılıyor olması, Rusya’nın kış aylarındaki kendi tüketimi ve Avrupa’ya olan boru hattı üzerindeki ülkelerin, yine kış aylarında kendi ihtiyaçları için, Avrupa’ya gaz geçişini engellemesi, AB’yi enerji stratejileri açısından oldukça rahatsız etmektedir.

Avrupa’yı bir nebze rahatlatacak, Rus gazının Baltık denizinden geçişini sağlayacak olan, Kuyey Akımı Boru Hattının (Nord Stream) inşaası ve işletmeye alınmasıdır. Ancak, bu durum bile, AB’yi stratejik olarak rahatlatmayacaktır. Nord Stream hattı, askine Avrupa’yi gaz ve enerji alanında Rusya’ya ve dolayısıyla Almanya’ya bağımlı yapacaktır. Şu anki mevcut yatırım stratejisi açısından, Almanya’nın, Rusya ile olan ilişkilerini incelediğimizde, bu tezimizin haklılığı ortaya çıkacaktır.

Doğal gaz açısından, Kuzey Akımınında devreye girmesiyle, AB, doğalgaz tüketiminin neredeyse yarısını, Rusya-Almanya hattından karşılayacaktır

Nabucco Gerçekleşir mi?

Görünüşte, Hazar Denizi havzasından çıkarılacak olan, Azerbaycan ve Türkmen doğalgazını, ancak uzun vadede Hazar Denizi havzalarının yetersizliği nedeniyle, Kuzey Irak ve İran doğalgazının Avrupa’ya taşınmasını hedefleyen, Nabucco Projesi, 3300 km uzunluğu ile, Avrupa Birliği’nin hem prestij ve hemde stratejik açıdan en büyük projesidir. Türkmen ve Azerbaycan havzalarındaki doğalgaz rezervlerinin azlığı ve diğer yandan Rusya’nın NABUCCO nun akim kalması için, Azerbaycan ve Türkmenistan’dan hatırı sayılır oranlarda doğalgaz satın alması, AB’nin bu projeyi geçekleştirebilmesi için önündeki en büyük engeldir. Diğer yandan, Almanya, sürekli büyüyen ve artık Avrupa’da bir Oligopol olan E.On ve Gazprom ortaklığına verdiği destek ve Rusya’dan gelen doğalgazın, Almanya üzerinden Avrupa’ya satılması, kısa ve orta vadede Almanya’nında bu projeye destek vermeyeceği anlamındadır. 2009 da, yukarıda belirttiğimiz şekli ile, Rusya’nın Azerbaycan ve Türkmen doğal gazlarını kendisi satın alarak, projenin verimsizliğini ortaya koymaya çalışması ve Güney akımı projesinde Türkiye’nin de  desteğini alması, kısa vadede Nabucco’nun gerçekleşme şansının olmadığını sonucuna ulaştırabilir bizi. Uzun vadede ise, önem arz edecek olan, şu anki mevcut hesaplamalara göre, Dünya’nın 4. büyük doğal gaz rezervlerine sahip KUZEY IRAK doğal gazı ile, Dünya’nın 2. büyük doğal gaz rezervlerine sahip Iran doğalgazıdır. AB, prestij ve stratejik önem arzeden NABUCCO yu, görünüşte Hazar havzasındaki rezervlere dayalı olarak planlasada, asıl hedef, Kuzey Irak ve Iran doğalgazlarıdır. Ayrıca bu havzalardaki doğalgazın üretim maliyetlerinin, Sibirya ve Kuzey kutbu bölgesindeki maliyetlerden çok çok düşük olması NABUCCO’yu orta ve uzun vadede AB açısından çok önemli bir proje olarak ortaya koymaktadır.

Tekrar Öttinger’in sözleri

Yukarıda Nabucco üzerine ve Almanya’nın hali hazırdaki politikalarına baktığımızda, Öttinger’in sözlerinin aslında boş olmadığını görmek mümkün. Uzun vadede Rusya’ya bağımlılık, Almanya açısından karlılık oranı çok yüksek bir ticaret olsada, AB’nin enerji politikaları açısından startejik değildir.

Bu sebeple, gerek sayın Cumhurbaşkanı Gül ve sayın Başbakan Erdoğan ile görüşecek olan Şansölye Merkel’e, görüşmelerin en can alıcı yerinde, Türkiye’nin NABUCCO ya olan ilgisinin yenilenmesi ve ifade edilmesi, Merkel’in anında diz çökmesinin sağlanmasından öte, bölgede kartların yeniden karılmasına, dengelerin yeniden değişmesine sebep olacaktır.



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş