Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


01:36, 14 Aralık 2017 Perşembe
Güncelleme: 13:12, 02 Şubat 2016 Salı

  • Paylaş
Avrupa Birliği yolundaki Bosna Hersek
Avrupa Birliği yolundaki Bosna Hersek

Bosna Hersek için Avrupa Birliği'ne girmek 'sine qua non' yani 'olmazsa olmaz' nitelikte bir kader tercihidir. Bu noktada, ülkenin parçalanmasına karşı AB üyeliği Bosna Hersek'e bir sigorta oluşturacaktır.

Prof. Dr. Yücel Oğurlu

"Avrupa Birliği (AB), 2013 yılındaki yedinci genişlemesinden sonra, bugün sırada bekleyen aday ülkeler ve muhtemel adaylar ile birlikte sekizinci genişlemesinin eşiğine gelmiş durumda. Genişlemenin sınırları artık, yaşlı kıtanın geriye kalan Birlik üyesi olmayan üç-beş ülkesinin kapılarına kadar dayanmış durumda. Bu kapsamda, Bosna Hersek'in 15 Şubat itibariyle AB'ye adaylık için başvurma niyetinin, Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Başkanı Dragan Covic tarafından açıklanmasıyla konu ilk defa resmi ağızlardan ülke gündemine girmiş oldu.

Bosna Hersek'teki akademisyenler ve politikacılar arasındaki tartışmalarda, AB'ye üyelik konusunda mutlak bir uzlaşma olmasa da ayrılınan noktanın sadece zamanlama ile ilgili olduğunu tespit etmek sevindirici. Bu kişilerden bir kısmı, başvurunun henüz erken olduğunu ve Bosna Hersek'in böyle bir başvuruya hazır olmadığını söylerken, diğer kısmı bu başvuruyu heyecan verici buluyor. Birliğe alınma kararını imkansız olarak görenlerden daha çok, bu gelişmeyi bir fırsat ve şans olarak görenler yüksek bir oranı temsil ediyor.

Bu kapsamda, AB'ye aday ülke olarak başvurmak için hazır olunup olmadığı, eğer gerçekleşirse nihayetinde AB üyesi olmanın ülkeye kazandıracağı muhtemel faydalar ve riskleri kısaca değerlendirmek bu tartışmalara olumlu bir katkı sağlayabilir. 50 yıldır Türkiye'den aşina olduğumuz hararetli AB üyeliği tartışmaları böylece Bosna Hersek'te de şimdiden gündem konusu olmaya başladı.

BOSNA HERSEK AB ÜYELİĞİNE HAZIR MI?

Ülkenin AB'ye üye olmaya hazır olup olmadığı çoğu kez, ekonomik ve hukuki altyapı yönüyle hazırlık bağlamında tartışılmaktadır. Gerçekçi bakış açısıyla haklı ama başka bir açıdan bakıldığında bu konuda 'mükemmeliyetçi' bir titizliğin yersiz olduğu söylenebilir. Şu ana kadar Birliğin genişleme politikasına bakılacak olursa bu endişenin neden yersiz olduğu anlaşılabilir.

Bilindiği üzere AB, 2004 yılındaki beşinci genişlemesi sırasında Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Slovenya, Polonya, Malta, Macaristan, Litvanya, Letonya, Estonya ve Kıbrıs Rum Kesimi'ni içine alarak bu konudaki eğilimini ve politik hedeflerinin ve sınırlarının nereye kadar ulaşabileceğinin ilk sinyallerini vermiş oldu. Çünkü bu açılımla, sadece Batı Avrupa'daki gelişmiş ekonomileri içine alma niyetini değil, Sovyetler Birliği'nin bıraktığı boşluğu doldurmak ve Avrupa kıtasının tamamına erişme niyetini de açıkça ortaya koymuş oldu.

Aynı şekilde, 2007 yılındaki altıncı genişlemesinde Bulgaristan ve Romanya'nın üyeliğe kabullerinde, ekonomik durumlarının ve kişi başına düşen milli gelirlerinin aslında çok da önemli olmadığı ve Birliğin politik hedeflerinin ekonomik hedeflerden önde tutulduğu gösterilmiş oldu. 2013 yılındaki yedinci genişleme çerçevesinde ise Hırvatistan'ı bünyesine almış olması Birliğin aslında neredeyse Avrupa'daki bütün ülkeleri Birliğe katma politika ve iradesini gösteren yakın tarihli diğer bir örnek oldu.

Adı geçen ülkelerin üye olabildiği Birlikte, Bosna Hersek için de mutlaka bir yer olmalı. Zaten, şu anda aday ülkeler arasında Arnavutluk, Karadağ, Makedonya ve Sırbistan gibi Balkan ülkeleri yer alıyor. Bosna Hersek ve Kosova ise aday adayları arasında düşünülüyor. Yukarıda bahsettiğimiz son gelişmeyle, aday ülke sıfatını kazanması fırsatı doğmuş olacak.

BOSNA HERSEK HANGİ AŞAMALARDAN GEÇMELİ?

AB üyeliği yolunda 'aday ülke' statüsü kazanmak önemli olsa da bunun tek başına bir anlam ifade etmediği açıktır. Müzakereler kapsamında fasıllar açılmaya başlandığında, izlenmesi gereken ciddi ve sıkı bir sürece girilmiş olacak. İşte bu noktada, kararlılık ve gerekli adımları zamanında atabilmek önem arzediyor. Bosna Hersek'in AB'ye katılım sürecinin başarıyla tamamlanabilmesinin, ülkede yaşayan her üç etnisitenin, politik liderlerin ve siyasal partilerin uyumlu çalışması ve medyanın olumlu katkısı ile kamuoyu desteğine bağlı olduğunda hiç bir şüphe yok. Üyelik sürecine girildiğinde AB Komisyonu, müzakereler safhasında ve fasılların açılması sırasında ciddi bir denetim ve takip yapacağından tutarlı ve istikrarlı bir politika sürdürülmesi gereklidir.

AB ÜYELİĞİ BOSNA HERSEK'E NE GETİRİR?

Bugüne kadar, üç etnik grubun ülkede herkes için yaşanabilir bir ortam kurulabilmesi yönünde uzlaşabilmesi umulurken, gerektiği şekilde mesafe katedilemediği herkesçe biliniyor. Yapılmaya çalışılan reform çapındaki bazı değişikliklerin, karmaşık ve üç etnisiteli devlet yapısının sistemi tıkaması veya bazı noktalarda ise en azından yavaşlattığı gerçeği karşısında ülkede yapısal dönüşümün başarılamadığını belirtmek gerekir.

Bilindiği üzere, Bosna Hersek'te Dayton Barış Anlaşması'yla kurulmuş olan sistem, bölünmüş anayasal, siyasi ve idari yapı dolayısıyla işler, Sırbistan veya Hırvatistan'la kıyaslanamayacak derecede ağır ve zor işliyor. Bu yapı, ülkede ciddi kararların alınmasına, kararların kolaylıkla yürütülmesine ve işletilmesine izin vermiyor. Halihazırda bütün taraflar mevcut durumdan şikayetçi olsa da çözüm sürecinde üzerlerine düşeni yaptıkları söylenemez ve her zaman rasyonalize edebilecekleri bahanelere sığınma adetinden de vazgeçilemiyor. Dayton'un kurduğu bu karmaşık yapının, bugün itibariyle 20 yıldır 'güç-bela' işletilebildiği gerçeğine rağmen, bugün Bosna Hersek önemli bir fırsatı yakalama ve kritik bir eşiğe adım atmak üzere. AB'ye üyelik, Bosna Hersek'in kaderini belirleyecek bir değişikliğin önemli bir adımdır.

Karar alma süreçleri, parlamentodan belediyelere kadar her merci ve makamda ağır aksak işleyebiliyor. Bu ağır bürokratik yapının kaldırılması, fonksiyonel bir devlet yapısının ve idarenin kurulabilmesi hiç kuşkusuz ki ciddi yapısal reformlarla başlanmasını gerektiriyor. Bu güne kadar, bu tür reformlar çok uzun zaman süren tartışmalardan sonra yarım teşebbüsler olarak kalmıştı. Eğitim reformu ve polis reformu gibi ancak kısmen başarılı olan bir kaç girişim bir kenara bırakılacak olursa, ülkede bütün etnik grup ve siyasi partilerin üzerinde mutabık kalacağı bir dönüşüm ve değişime ihtiyaç olduğu kesin.

"AB üyeliği, ülkenin parçalanmasına karşı sigorta"

Bosna Hersek'in diğer hiçbir ülkeye benzemeyen dramatik geçmişi kadar, geleceğe yönelik kaderi de AB'ye üyelik noktasında ayrı bir farklılık arz ediyor. Gerçekten de herhangi bir ülkenin Birliğe girip girmemesi herhangi bir ülke için sadece bir tercih meselesidir. Örneğin, Türkiye'nin veya İngiltere'nin AB'ye üye olması veya olmaması, uzun vadede ülkenin akıbeti ile doğrudan ilişkili değildir. Bosna Hersek için bu tercih 'sine qua non' yani 'olmazsa olmaz' nitelikte bir kader tercihidir. Bu noktada, ülkenin parçalanmasına karşı AB üyeliğinin bir sigorta oluşturacağı kanaatimi peşinen ifade etmek isterim.

Ükenin mevcut tablosundaki göstergeler bir arada okunabilirse ülkedeki bütün pozitif gelişmelere rağmen, ülkenin içindeki yarı bağımsız ayrı bir devlet gibi hareket eden Sırp Cumhuriyeti'nin referandum tehditleri, diğer yandan Hırvatların üçüncü bir 'entite' olarak tanınmayı dillendirmeleri gerilimi artıran sebepler arasındadır. 2013 yılı ekiminde yapılan nüfus sayımının üzerinden iki yıldan uzun zaman geçmesine rağmen sonuçların halen açıklanmamamış olması da ülkenin geleceğine dair olumsuz hesaplamalardan birisi olarak okunabilir. Ülkenin Yugoslavya'dan ayrılmasından sonra yaşadığı katliamlar ve ağır savaş, yeni yapılanma adına, anayasal sistemden ekonomiye, mahalli idarelerden çevre politikalarına kadar her alanda yeni politikaların belirlenmesi ihtiyacını doğurmuştur.

Diğer bir husus da bölgedeki bütün etnik grupların üzerinde uzlaşabileceği en uygun zeminin psikolojik olarak AB hedefi olduğunu söyleyebiliriz. Bosna Hersek, AB'ye üyelik hazırlıkları sırasında, yapısal dönüşüm için gereken cesareti ve psikolojik zemini yakalama fırsatı bulacak ve gerekli acil adımları atmaya başlayacaktır. Çünkü bugün, Bosna Hersek'te ciddi bir reform ve yapısal dönüşümü sağlayacak psikolojik bir zemin ve heves kalmamış, atılan her adım içeriden veya dışarıdan aktörler tarafından bir şekilde kilitlenmiştir. Bu sebeple, ülkenin bütünlüğünü sürdürerek gelişmesini sağlayabilmesi için ihtiyacı olan motivasyon ve psikolojik rahatlama üyelik tartışmaları sırasında yakalanabilir. Kanaatimce, ülkenin üye olup olmamasından daha önemli olan nokta, değişim için gereken işlerliği olan bir mekanizmanın kurulmasının başarılmasıdır. Bu, herhalükarda ülkedeki herkesi ortak ihtiyacı olan bir temeldir.

Yüzbinlerce sayfalık AB müktesebatı ülkeye taşınabilir ise bunun sağlayacağı ciddi bir katkı olacaktır. Çünkü bu müktesebat, hukuktan çevreye, ekonomiden ticarete, akarsuların kirlenmesinden spora kadar birçok konuda ayrıntılı düzenlemeler getirecektir ve yapısal dönüşüm fırsatı bu yolla yakalanabilir.

Üyelik sürecinde ekonomik sahada, sadece ekonomik altyapının ıslahı sağlanmakla kalmamış olacak, AB fonlarından yararlanılmasının önünün açılması, ülke ekonomisine dışarıdan yüz milyonlarca avroluk hibelerin gelişi, Bosna Hesek ekonomisinin yeniden dirilmesinde ve kendisini toparlamasında hayati önem taşımaktadır. AB'ye üye olunması halinde, siyasi ve ekonomik istikrar, yerli sermayeyi cesaretlendirme yanında, yabancı sermaye girişini de hızlandıracaktır. Rekabetçi bir endüstri kurulabilmesi için ülkenin bankacılıktan menkul kıymetlere kadar her açıdan altyapısını yenilemesinin önü açılmış olacaktır. Bunun yanında, yapılacak değişikliklerin ülkenin ekonomisi lehine fırsatlar doğuracağını özellikle vurgulamak gerekir. Buradaki tek istisna gümrük meselesidir. Türkiye'de de olduğu gibi, tek taraflı ve öncelikli bir Gümrük Birliği politikası hatasına düşülmeden Birliğe üyelik için gerekli adımlar atılmalıdır.

RİSKLER VE ZORLUKLAR NELERDİR?

Öncelikle ülke içinde normal olarak Birlik üyeliğine karşı bir muhalefetin de olabileceği hususu akla geliyor. Fakat, ilk yurt dışı ziyaretini Saraybosna'ya gerçekleştiren Hırvatistan Dışişleri Bakanı Miro Kovac, Bosna Hersek Dışişleri Bakanı İgor Crnadak ile görüşmesinde, Bosna Hersek'in AB'ye üyelik başvurusunu destekleyeceklerini söylemesi olumlu bir adım ve bu sadece komşu bir devletin düşüncesinin açıklanması olarak görülmemeli. Bunun Bosnalı Hırvatlar üzerinden iç muhalefetin azalacağının ve destek sağlayacaklarının bir göstergesi olarak okunması gerekir. Diğer yandan, Sırplar arasında özellikle genç kuşak arasında AB'ye üyelik heyecan verici bulunuyor. Bu anlamda, ülkedeki Sırp tarafında da böyle bir destek bulunabileceğinden, muhalefetin düşük olması muhtemeldir.

Bosna Hersek bakımından yukarıdaki bahsettiğimiz muhtemel kazançlar yanında muhtemel risklerin neler olabileceği konusuna da kısaca değinmek faydalı olabilir. Kanaatimce en ciddi risk, serbest dolaşım dolayısıyla zaten azalmış olan Bosna Hersek nüfusunun daha da azalabilmesi ihtimalidir. İkinci risk ise yerli üretimin duracağı ve ithal malları dolayısıyla ülke ekonomisinin çökmesi ihtimalidir. Kanaatimce bu endişeler yersizdir. Çünkü yerli üretim Bosna Hersek'te zaten oldukça düşük seviyededir ve Batı ülkelerinden özellikle Hırvatistan üzerinden olabildiğince bol ürün ve hizmet taşınmaktadır. Diğer bir ifadeyle, mevcut durumu daha geriye götürecek bir uygulamanın ortaya çıkması mümkün gözükmüyor.

AB üyeliği yolunda en önemli gereklilik olan Birlik müktesebatının iç hukuka aktarılması sırasında bütün partilerin en baştan alacakları bir mutabakat kararına dayalı olarak hareket edilmesi ve bu mutabakatın süreç içinde bozulmaması gerekir. Aksi halde, sürecin işleyişi için gereken parlemento kararlarının alınması ve uygulanması imkanı kalmaz.

Diğer yandan üyelik konusunda Türkiye'de yapılmış veya yapılmakta olan tartışmaların çoğunun Bosna Hersek bakımından herhangi bir kıymeti harbiyesi bulunmuyor. Üyeliğin devletlerin egemenlik haklarından Birlik lehine feragat etmeleri konusundaki tartışma Bosna Hersek için varoluşsal bir tartışma değildir. Çünkü Bosna Hersek, Dayton ile egemenlik haklarının entiteler arasında bölünmesi üzerine kurulu ve klasik egemen devletlerin kullandığı yetkilerin güçlükle kullanılabildiği bir yapı üzerine kurulmuştur. İkinci bir konu ise kültürel değerlerin diğer ülkelerin kültürleri içerisinde asimile olması tartışmasıdır. Avrupa kıtasında yer alan ve Avusturya-Macaristan işgalinden itibaren 150 yıldır Bosna Hersek halkı Avrupa kültürü ile fazlasıyla içiçedir ve alabileceği kadarını zaten almıştır. Dolayısıyla böyle bir tartışma da temelsiz olacaktır ve Bosna Hersek bakımından bir anlam ifade etmemektedir.

Ülkenin kendi ayakları üzerinde durabilmesi, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını etkin şekilde kullanabilmesi, diasporanın geri dönüşünün sağlanması ve gençler için yeni istihdam alanlarının açılabilmesi gibi ülkenin geleceği ile ilgili birçok konu, AB'ye üyelik ile az ya da çok çözülebilir. Bu hedefe nihai olarak ulaşılabilmesi şart değildir. Sadece bu hedef için uğraşırken gerçekleştirilmeye çalışılacak olan hedefler için sarfedilen gayret, bütün tarafların psikolojik yakınlaşmasını ve ülkenin şu andaki hedefsiz/amaçsız halinden kurtulmasını, ekonomik, hukuki ve siyasi yapısını silbaştan gözden geçirmesini sağlayabilir.



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş