Sevr'e Hakimiyet-i Milliye'nin tepkisi | Belge tarih | | Dünya Bülteni Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


23:29, 22 Haziran 2018 Cuma
Güncelleme: 17:02, 10 Ağustos 2011 Çarşamba

  • Paylaş
Sevr\'e Hakimiyet-i Milliye\'nin tepkisi
Sevr\'e Hakimiyet-i Milliye\'nin tepkisi

Osmanlı İmparatorluğu’nun ve milletinin sonu demek olan bu anlaşma ise o sırada Anadolu’da başlamış olan Milli hareket tarafından tepkiyle karşılandı

Emre Gül-Tarih Dosyası/Dünya Bülteni


I.Dünya Savaşı’ndan mağlup çıkan Osmanlı İmparatorluğu’nun Mondros Ateşkes Anlaşması’nı imzalamasının ardından, Müttefikler barış anlaşmasını gündeme getirdiler. “ Doğu Sorunu” nu çözüme kavuşturmak, yani Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamak için 24 Nisan 1920’de San Remo Anlaşmasıyla barış koşullarının esaslarını belirlediler. Burada hazırlanan taslağı 11 Mayıs 1920 ‘de Osmanlı hükümetine verdiler. Anlaşma koşullarını çok ağır bulan hükümet, bazı değişiklikler yapılması için 8 Temmuz 1920 ‘de Paris Barış Konferansı Başkanlığı’na başvurdu ise de Müttefikler, hükümet ve onun başı Sadrazam Damat Ferit Paşa’nın anlaşma hükümlerinin yumuşatılması girişimlerine ültimatom niteliği taşıyan bir cevap verdiler.

Sevr antlaşmasını imzalayan Osmanlı Heyeti(Dr.Rıza Tevfik, Damat Ferit Paşa, Hadi Paşa ve Reid Halis)

Müttefik Devletler, hazırladıkları bu tasarıyı Osmanlı Devleti’ne kabul ettirmeye ve savaş suçlusu olarak en ağı şekilde cezalandırmaya karar vermişlerdi. Gelişen olayların da sonucunda 10 Ağustos 1920’de, Sevr Barış Anlaşması imzalandı. Osmanlı İmparatorluğu’nun ve milletinin sonu demek olan bu anlaşma ise o sırada Anadolu’da başlamış olan Milli hareket tarafından tepkiyle karşılandı ve asla kabul edilmeyeceği deklare edildi. Bu konu ise Milli Mücadele’nin yayın organlarından olan “Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi”nde şu şekilde yer aldı.

Sulhun İmzası

İhtimal hiç elleri titremeksizin, hatta beklide şu rahatsız edici işi bitirmiş olmaktan ileri gelen bir memnuniyet içinde, İstanbul hükümetinin Paris’e gönderdiği murahhaslar, barış anlaşmasını imzaladılar. Ancak imzalatanlar da, imzalayanlar da bilmekte olsalar gerektir ki Paris’te imzalanan bu vesikanın hiçbir önemi yoktur. Hukuken bakıldığı takdirde muahede İstanbul Kanun-u Esasisi’nin(Anayasasının) belirlediği şartları ifa edemeyecektir; çünkü bu muahedenin bağlayıcı olması için millet meclisi tarafından tasdik edilmesi lazımdır ki İstanbul hükümeti için bunu yapmak mümkün olmadığı gibi zaten Ankara’da toplanan ve milletin işlerinde tasarruf sahibi olan meclis de, bu muahedenin kabul edilmeyeceğini birçok defalar söylemiştir; bundan başka İstanbul hükümetinin meşru bir millet hükümeti olmadığı sadece düşman baskısı ve düşman eliyle o mevkie getirilmiş birtakım ücretli adamlarından ibaret bulunduğu bütün dünyaca bilinmektedir. Bundan dolayı Paris’te imzalanan dördüncü “Meclis-i Ali” sulh namesi, ne hukuken ne de dünya nazarında herhangi bir kıymete sahip değildir. Geriye ancak hukuken bir kıymeti bulunmayan bu muahedenin fiilen icra ettirilmesi keyfiyeti kalır ki bunun imkânsızlığı meydandadır. Anadolu Türkleri, zulme karşı isyan eden diğer milletlerle beraber el ele, bu ve bu gibi muahedeler aleyhine hareket etmiş bulunuyor; bunun, şiddetle devam eden mücadelenin nihayet mazlumların muzafferiyet namesiyle neticeleneceğine kesin surette eminiz; Bundan dolayı Paris’te imzalanan dördüncü sulh muahedesi ancak dünya siyasetinin arşivlerinde yer alacak bir zulüm ve alçaklık vesikası olarak kalacak ve tarih bu vesikaya baktıkça bir zamanlar medeni denilen Avrupa’da birtakım milletlerin ne delice zanlara kapılmış olduklarını bütün açıklığıyla görmeye muvaffak olacaktır. Biz dördüncü sulh muahedesinin imza edilmiş olmasından dolayı asla üzüntülü değiliz; İstanbul hükümeti imza haberinin gelmesi üzerine ikiyüzlülüğe yakışır bir şekilde merasimle razı olmadığını göstermiş.  Öyle zannederiz ki hükümetin bu riyakârane üzüntüsüne İstanbul’un temiz kitleleri de bütünüyle aldırış etmemişlerdir, çünkü bu muahedenin hiçbir şekilde hayata geçme kudreti yoktur ve bu kanaat bütün Türk kalplerinde o kadar kuvvetle yerleşmiştir ki hiçbir hadise bu kanaati sarsamaz. Bu muahede olsa olsa Avrupa emperyalizminin siyaset sahnesinde son olarak elde ettiği bir başarı olabilir.

Sevr Antlaşmasını imzalayan Osmanlı heyeti (soldan sağa, Rıza Tevfik, Damat Ferid Paşa, Hadi Paşa ve Reşid Halis)

 

Kaynak:

Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi, Nr: 56.

Rifat Uçarol, Siyasi Tarih, İstanbul, 2008.



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş