Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


02:27, 24 Ocak 2018 Çarşamba
Güncelleme: 10:45, 17 Aralık 2015 Perşembe

  • Paylaş
Arakanlılar, soykırım ve Myanmar için yeni bir başlangıç
Arakanlılar, soykırım ve Myanmar için yeni bir başlangıç

Burmalılar tarihi bir dönemden geçiyor. 8 Kasım 2015'te, 1990'daki iptal edilen seçimlerden sonra ilk kez güvenilir bir seçim gerçekleşirken uluslararası medya da dikkatini buraya yönlendirdi. Seçim hiç şüphesiz ülkenin demokratik ve insan haklarına saygılı bir geleceğe ulaşması yönünde attığı en mühim adım.

Her ne kadar resmi sonuçlar kesinleşmese de, Aung San Suu Kyi'nin Ulusal Demokrasi Birliği'nin (NLD) kolay bir zafer elde ettiği açık. Birlik 1990'daki o meşhur seçimlerde de aynı başarıya ulaşmış, fakat seçimler iptal edilince ülke kendini baskıcı bir askeri diktatörlük altında bulmuştu. Kısa süre önceki seçimlerde Birlik, toplamda 1100 sandalyeden 886'nı elde etti. Asıl önemlisi ise Birlik Meclisi'nde 390 sandalye kazandı ki bu, ülkenin bir sonraki başkanını seçmek için gerekli olan 329 sayısını geçiyor. Mevcut anayasa Aung San Suu Kyi'nin ölmüş eşinin ve iki oğlunun İngiliz vatandaşı olması hasebiyle başkan olmasını engelliyor. Bir gazetecinin basın toplantısında sorusuna verdiği cevapta bu engeli umursamadığını ve üstleneceği rolün başkanlığın da üzerinde olacağını belirtti. Kyi'nin pozisyonu veya unvanının ne olacağı muamma.

Yeni parlamento Şubat 2016'da toplanıp yeni başkanı seçecek. Yeni yönetim ise beş yıllık görev süresine 1 Nisan'da başlayacak. Aung San Suu Kyi yeni hükümetin diğer siyasi partilerden ve etnik azınlıklardan temsilciler ihtiva edeceğini söyledi. Birçok defa Myanmar'ın etnik toplulukları arasında bir uzlaşmanın sağlanması gerektiğini de vurguladı.

Seçim sonuçları bazı Myanmar uzmanlarını ise şaşırttı. Etnisite birçok vatandaşın sosyal, kültürel ve siyasi görüşünde ve beklentisinde başrolü oynuyor. Ulusal Demokrasi Birliği ısrarla etnik farklılıkları kucaklamaya çalışsa da Birlik ülkede Myanmar'ın çoğunluğun oluşturan etnik Bamar Halkı'nın egemen olduğu bir parti olarak görülüyordu. Böylesi bir algılama ortadayken ve insanların etnik kökenine olan sarsılmaz bağlılığı açıkken, çoğu yabancı gözlemci daha küçük azınlık partilerinin bilhassa etnik gerilimlerin yüksek olduğu ve Bamarların güven vermediği yerlerde Ulusal Demokrasi Birliği'nden kayda değer sayıda sandalye kazanacağını bekliyorlardı.  Ben bu öngörüyü paylaşmıyordum ve Birlik'in halihazırda sahip olduğu destekle daha fazla insanı çekeceği fikrindeydim.  Birlik uzun zamandır Myanmar'daki farklı kesimden insanlar arasında kolektif bir kurtuluş yolundaki beklentiler açısından en önemli vasıta olageldi.  Belki de uzun süredir bu sorumluluğu taşımanın meyvelerini seçimde toplamaları yerinde görünebilir.

Baskıcı bir yönetimle geçen elli küsur yıldan Myanmar nihayet halk tarafından demokratik yolla seçilmiş insanlarca yönetilecek. Yeni başkan (her kim seçilirse), Aung San Suu Kyi ve farklı etnisitelerden oluşacak kabine, seçmenlerin kendilerine yüklediği sorumlulukları yerine getirmek için birçok zorlukla karşılaşacak. 

Çoğu etnik azınlık seçim günü Ulusal Demokrasi Birliği'ne oy vermiş olsa da, bu topluluklar yıllar süren etnisiteler arası çatışma ve şiddetten muztarip oldu. Bu topluluklar arasında barışı ve karşılıklı saygıyı tesis etmek için bazı topluluk liderlerini bakanlıklara getirmekten fazlası gerekecek. Cinsiyet ayrımcılığı ülkedeki kadınlara ve kızlara hayatı zindan etmeye devam ediyor. Yıllar süren askeri diktatörlükten sonra kamu görevlileri arasında ahlaki çürüme ve yozlaşma hala yaygın. Ekonomide önlenemez enflasyon yaşanırken ekonomi alanında çokça insanın zarar görmesi pahasına az sayıda insanın faydalanacağı risklere girildi. Halk nezdinde yargının sahip olduğu güven ve meşruiyet yerlerde sürünüyor ve zaten büyük ölçüde de menfaatlerin hüküm sürdüğü bir alan.  Ordu ise parlamentodaki yüzde 25 temsil oranına sahip olmaya ve içişleri, sınır ve savunma bakanlıkları gibi kurumların sorumlulukları üzerinde söz sahibi olmaya devam edecek. Yeni hükümetin bu sorunları başarıyla çözmeye niyeti olduğu üzerinde, en azından bana göre, az tereddüt var. Bunu başarıp başaramayacakları zamanla ortaya çıkacak.    

Myanmar dışında ve uluslararası kamuoyunun önemli bir kesiminde Arakanlı azınlığın çektiği zulme yeni hükümetin son verecek istek ve yeteneği olup olmadığı konusunda yükselen bir ses var. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ve İnsan Hakları Konseyi'nden İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne kadar sayısız kuruluş Müslüman Arakanlıların tecrit edildikleri Arakan'da maruz kaldığı dehşet verici ayrımcılıkları ve acıları defalarca kınadı. Arakanlılar dışındaki Müslümanlar da sürekli olarak nefret söyleminden, işyerleri ve evlerin tahrip edilmesi ve cinayetlerden muzdarip oldular.  Ancak en kötü insan hakları ihlalleri Arakanlılara yapıldı. Yaşanan en son ihlalleri aktarmak maksadıyla yayınlanan geçtiğimiz günlerde (Ekim 2015) Yale Üniversitesi Hukuk Fakültesi Allard Lowenstein Uluslararası İnsan Hakları Kliniği'nden bir grup araştırmacı tarafından bir rapor yayınlandı. Fortify Rights isimli insan hakları kuruluşu için hazırlanan rapor Arakan'da Arakanlıların maruz kaldığı muamelenin uluslararası hukuk nezdinde soykırım teşkil edip etmediği sorusunu ortaya atıyor. Yazarlar  Myanmar dışında sıkça dile getirilen bir soruyu şöyle cevaplıyor:

"Bu analiz kesin bir şekilde soykırımın yaşandığı sonucuna varmıyor. Böyle bir sonuca varmak için tam yetkili, bağımsız bir kuruluşun sanıkları sorgulayıp iddialara cevap vermelerini sağlaması gerekir. Bununla birlikte, Lowenstein Kliniği'nin elde ettiği bulguları güvenilir ve ayrıntılı addedip Arakanlıların durumunu tam olarak yansıttığını varsayarsak, bu rapor Arakanlılara karşı soykırım yapıldığına yönelik ciddi kanıtlar bulmaktadır." (2015:3)

Yale raporunun yazarları iddialarını kanıtlamak için Arakanlıların maruz kaldıkları dehşet verici uygulamaların detaylı bir listesini vermişler. Bunlar arasında Arakanlıların yerlerinden edilmesi, zorla gözaltına alınması ve temel birçok hak ve özgürlükten mahrum bırakıldıkları "yerlerinden edilmiş kişiler kamplarına" (displaced persons camps) yerleştirilmeleri gibi şeyler var. Tutukluların seyahat özgürlüklerinin ihlalinden başlayarak, kamptaki şartlar ölümcül insan hakları ihlallerine kadar varıyor. Mesela beslenme, temiz su içme, barınma, eğitim, çalışma, dinlerini özgürce yaşama ile tıbbi malzeme ve tedaviden faydalanma haklarının ihlali gibi. Ek olarak, kampların içinde ve dışındaki birçok Arakanlı taciz, fiziki ve psikolojik istismar, tecavüz, işkence ve cinayetlerin hedefi oldu. 140 bine kadar Arakanlı devletin kurduğu kamplarda bu gibi şartlar altında yaşıyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin tahminlerine göre 130 bin kadar Arakanlı’ya da Ocak 2012 ile 2014 arası Kuzey Arakan'dan ve Bangladeş sınırından kaçtı. Uluslararası medya ajanslarının da 2015 yazında bildirdiği gibi çoğu mülteci Arakanlı Myanmar'dan kaçmaya çalışırken hayatını kaybetti.

Şurası açık ki, Arakanlı toplumu geçmişte baskıcı rejim altında katlanmak zorunda kaldığı ağır, sistematik insan hakları ihlallerine bugünlerde de maruz kalmaktadır.  Ancak Arakanlıların hedef alınması çelişkili bir biçimde Myanmar devletinin inatla böyle bir topluluğun var olmadığı yönündeki reddinden başlıyor. Myanmar sınırlarının dışında "Arakanlı" terimi ülkedeki reform hareketleriyle ilgili tartışmalarda kendisine yer bulduğu görülüyor. Myanmar içindeyse aynı terimin kullanılması hiç kimseyi tanımladığı için sorun teşkil edebiliyor. Devlet kendisinin "Bengali" adını verdiği bir milyonun üzerindeki insana Arakanlı denmesine şiddetle karşı çıkıyor. Aung San Suu Kyi bile halka açık yaptığı konuşmalarda kelimeyi telaffuz etmekten kaçınıyor. Dolayısıyla bir hayli insan doğrudan sahip oldukları etnik kimlik yüzünden temel hak ihlallerine maruz kalmakta ki aynı devlet için böyle bir kimliğin mevcudiyeti bile yok.  Bu bir anlamlandırma veya terimlendirmeden ziyade ölüm kalım meselesidir. 

Bir bireyin devletin sağlamakla yükümlü olduğu himaye ve iaşeye erişebilmesi için anayasal olarak tanınan bir  topluluğa mensubiyeti olması gerekmektedir. Arakanlılar devletçe tanınmış etnik topluluklar arasına dahil edilmediği için 2008 Anayasası ile güvence altına alınmış hiçbir hak ve hizmetten faydalanamıyorlar. Devletin bu topluluğun mevcudiyetini reddetmesi ama ona rağmen sistematik şekilde hedef almayı devam etmesi en son Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi'nde tekrar ele alınırken Kasım ayındaki tarihi seçimlerle çakışan bu oturumda Myanmar devleti ikinci kez global ve periyodik bir eleştiriye nail oldu. Myanmar ise Konsey üyelerinin Arakanlıların yaşadığı acılara yaptığı referansları, 1982 tarihli Myanmar Vatandaşlık Kanunu'nda böyle bir etnik topluluğa yer verilmediği hükmüne dayanarak defalarca reddetti.

Yukarıda bahsettiğim gibi, mesele devletin kendi topraklarında yaşayan bir milyon insanın fiziki varlığını reddetmesi değil. Asıl sorun devletin bu insanların bir etnik kimliğe olan aidiyetleri sebebiyle Myanmar üzerinde yasal hiçbir haklarının olmadığında ısrarcı olmasıdır. Devlet "Arakanlı” teriminin uydurma olduğunu ve Myanmar'ı bir araya getiren çok etnisiteli yapıda hiçbir şekilde tanınmayan büyük bir topluluğa yasal bir konum kazandırmak için kendisine dayatıldığını iddia ediyor. Benzer problemler Avrupa'nın birçok yerinde Çingenelerin de karşısına çıkmıştı. Etnik temelli bakış bugün dünyanın birçok yerinde görülebiliyor.

Birleşmiş Milletler Myanmar'ın Arakanlı politikasını birçok kez kınadı. Müteaddit Genel Kurul ve İnsan Hakları Konseyi önergesi Arakanlılara yaşatılan sistematik acılara yer verdi.  Halef BM Özel Raportörlerinin hepsi selefleri Tomas Quintana'nın da dikkat çektiği şeyleri tekrarlayıp Arakanlıların maruz kaldığı muameleyi, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Kuruluş Statüsü'ne atıfla (Roma Statüsü) toptan insanlığa karşı bir suç olarak değerlendirdi. Fakat BM bu fiillerin bir soykırıma denk gelip gelmediğini soruşturma kararı almadı. BM'nin bu husustaki hareketsizliğinin açıklaması sadece politik olabilir. Hangi sebeple olursa olsun, askeri diktatör rejimi, yakın bir gelecekte demokratik bir seçimle iş başına gelmiş bir hükümete yönetimi teslim etmesini sağlayacak bir reform hareketi başlattı. BM Güvenlik Konseyi'nin Myanmar'ı soykırımdan suçlu bulması halinde bu reformların akıbeti kim bilir ne olurdu sorusu akıllara geliyor. Şimdiye birçok kimsenin de iddia ettiği gibi uluslararası insan hakları hukuku daha ziyade politik bir araç olarak kabul ediliyor. Bu hukuku politik bir tarzda icra etmenin gerekçesi, böyle bir stratejinin insan hakları üzerine getireceği daha büyük etkilere karşılık gelmesiyle olabilir. Ne kadar insanın çekinceyle veya bilinçli olarak  bu fikre karşı çıkacağı bir yana, ben soykırım suçlamasının Myanmar'daki insan hakları için daha da kötü olacağı fikrindeyim.

Bana göre BM'nin sert yasal yaptırımlara götürebilecek bir soykırım telaffuzu yerine Arakanlıların gördüğü muameleyi sistematik olarak kınaması daha mantıklı. Daha az politik olan farklı bir strateji yıllarca sürecek bir askeri diktatörlük ve baskı rejimiyle sonuçlanabilirdi.

Arakanlı halkının çektiği acılar dehşet verici ve hemen sona ermeli. Uzun zamandır Myanmar'ı yöneten askeri ve nispeten sivil rejimler idaresinde Arakanlıların çektiği çileyi azaltacak hiçbir ihtimal ortaya çıkmadı. Yeni hükümet hem Arakanlıların dramına çare olmak  hem de uluslararası kamuoyuna çoğunluğunu Ulusal Demokrasi Birliği'nin oluşturduğu hükümetinların önceliği olduğunu göstermek konusunda hayati bir fırsata sahip.

Benim görüşüm Arakanlı dramı yeni rejimi değerlendirirken tek kıstas olmayacak olsa bile yine de hükümetin ilk yılları üzerinde duran tahlillerde öne çıkan başlıca unsur olacak. Daha basit bir ifadeyle, insan hakları savunucusu statüsüne aldırmaksızın Aung San Suu Kyi'nin iktidarı, kendi politik rakiplerinin Arakanlılara yaptığı insanlık suçlarını bitirmelidir.    

Myanmar dışında da Ulusal Demokrasi Birliği'nin bu sorun hususundaki isteksizliği veya kabiliyetine dikkat kesilmiş  bir seçim bölgesi var. Bunu besleyen birkaç faktör var.

Öncelikle Myanmar'da Arakanlıların dramına yönelik çok az sempati var. Partinin çoğu seçmeni Arakanlıların "Bengali" olarak adlandırılmasını ve vatandaşlık haklarının olmadığını kabul ediyorlar. Bu bazılarına ilkel ırkçı bir önyargıdan daha fazlası gibi gelebilir. Bazı durumlarda mesele tam olarak bu.

Ama daha sofistike bir analiz için etnik kökenin Myanmar'da birçok insan için ne kadar asli olduğunu ve kendi kimliğiyle özdeşleşmenin ne derece somutlaşmış kimlik konseptlerine dayandığını bilmek gerekiyor. Myanmar'da "ben" (self) ve "öteki" yönelik kozmopolit düşünceler için pek fazla iştah yok. Arakanlılara Myanmar çapında gösterilen antipatinin büyüklüğünü göz önüne alınca, Ulusal Demokrasi Birliği'nin seçim kampanyası boyunca onların acıklı durumunu nadiren tartışmaya açmış olması pek de şaşırtıcı değil.

İkinci olarak, Myanmar ultra-milliyetçi Budist bir hareketin doğuşuna ve yükselişine şahitlik etti. Bu hareketin gördüğü teveccühte diğer dini gruplara nefreti, bilhassa İslam'a olan düşmanlığı önemli rol oynuyor. Şüphesiz açıktan Budist olanların ekserisi bu nefret ortamını destekleyemez ve desteklemiyor da. Diğer yandan İslam'ın kah Myanmar'da kah dünya çapında diğer dini ve seküler topluluklara bir tehdit teşkil ettiği algısı birçok Budist'in korkusunu besliyor. 

Üçüncüsü Arakanlı dramının etkinlikle üstesinden gelmek için 2008 anayasasını iyileştirmek ve 1982 Vatandaşlık Kanunu'nu değiştirmek gerekiyor ki her iki metin de Arakanlı kimliğinin inkarını pekiştiriyor. Ordu parlamentodaki yüzde 25'lik temsilini korumaya devam ediyor ki bu da onlara anayasada bir reform yapma teşebbüsünü engelleme hakkını veriyor. Kaç tane farklı etnik topluluğun yasal kaynağı olduğu düşünülünce, 1982 yasasında ıslahat yapılması konusunda halk nezdinde de pek istek yok.  

Son olarak Aung San Suu Kyi ile partisinin Müslümanların ve Arakanlıların maruz kaldığı acılar noktasında dünya kamuoyuyla aynı fikirleri paylaşıp paylaşmadığı ise hala muamma. Nitekim parti seçimler için yalnızca bir Müslüman aday gösterdi ve o aday da seçilmesi imkansız olan bir bölgeden aday gösterildi. Umulur ki Birlik'in seçimlerde kazandığı ezici üstünlükle birlikte bu isteksizlik son bulur. Eğer böyle bir şey gerçekleşir ve Aung San Suu Kyi ile diğer partililer bu hususta doğru şekilde seslerini yükseltirler parti içinden gelecek eleştirilere göğüs germek zorunda kalacaklar.      

Arakanlıların maruz kaldıkları sistematik eziyetleri sona erdirmek, büyük bir politik cesareti, zihinlerde yaşanacak bir değişimi ve Myanmar'ın hukuki ve siyasi altyapısında köklü değişiklikleri gerektiriyor. Tek dönemlik bir iktidarda bu değişiklikler yapılamaz. Uluslararası kamuoyu dramatik hareketler veya müdahaleler yapmadan Myanmar'daki reformları desteklemeye devam etmeli.  

Bununla birlikte Aung San Suu Kyi ve Birlik başkalarının ve bizzat kendilerinin insan haklarına dikkat çekmesinden ötürü büyük fayda sağladılar. İktidara geldiklerinde, bizlere insan hakları konusundaki nitelikleri konusunda tekrar güvence verebilmeleri için sınırlı imkanları olacak. Bu hususta atabilecekleri en büyük yegane adım Arakanlıların çektiği eziyet bitirmeleri olacaktır. 

Kaynak: E-İnternational Relations

 Dünya Bülteni için çeviren: Mustafa Doğan

 



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş