Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


02:27, 24 Ocak 2018 Çarşamba
14:07, 29 Şubat 2016 Pazartesi

  • Paylaş
Özbekistan’ın 25 yıllık uzun kışı ne zaman bitecek?
Özbekistan’ın 25 yıllık uzun kışı ne zaman bitecek?

Yücel Oğurlu 'Özbekistan’ın 25 yıllık uzun kışı ne zaman bitecek?' adlı yazısında Özbekistan'la ilgili çok yönlü düşünmeye kapı aralıyor...

Yücel Oğurlu* 

Sovyetler Birliği'nin dağılmasından hemen sonra ardarda bağımsızlığını ilan eden Orta Asya cumhuriyetlerinin mevcut durumuna dair sağlıklı bilgi edinmek ne dün mümkün olabiliyordu ne de bugün. Halbuki bölgedeki gelişmeler hakkında doğru değerlendirme yapabilmek için güncel bilgiye sahip olmak ve bir o kadar da bölgenin yakın tarihini ve geçmişini bilmek gerekli. 1992 yılında ulusal basında Sovyetler Birliği'nin çöküşünü ve Orta Asya ve Kafkasya bölgesindeki Müslümanların bundan nasıl etkileyeceğine dair bir hafta süren bir yazı dizisinde, Orta Asya'da Özbeklerin nüfuslarına, tarihi miraslarına ve ‘imparatorluk kurmuş hakim millet psikolojilerine’ vurgu yaparak Özbekistan’ın Orta Asya'nın anahtarı olduğunu özellikle vurgulamıştım. Bugün yaklaşık 25 yıl sonra aynı görüşü ısrarla vurguluyorum. Özbekler ve çevrelerine olan tesirleri hesaba katılmaksızın bölge üzerine yapılacak her türlü analiz kesinlikle askıda kalmaya mahkum olacaktır.

Bütün bölge ülkelerinde paranoya seviyesine çıkmış olan güvenlik kaygıları, bugüne ait değildir. Sovyet mirasının aynen kopyalanarak sürdürüldüğü ortak nokta, "yerli" akımlar üzerinde bitmeyen baskı politikalarıdır. Bu ülkelerin çoğunda eski politbüro üyeleri ve daha sonra da başka bağlantılara sahip yöneticiler, Sovyet mirasından tevarüs ettikleri bütün hastalıklı yapıları bugüne taşıyarak ülkelerini ağır bir bürokrasiye, yolsuzluk bataklığına, insan hakları ve hukukunun ayaklar altına alındığı ortamlara mahkum etmişlerdir. Topluma vaat edilen bir ümit, gelecek, yenilik, gerçekçi bir reform, yoktur. Halkın tercihlerinin dikkate alınmaması ve gün geçtikçe artan insan hakları ihlalleri, bir an önce sona erdirilmesi gereken bir bölge gerçeğidir. Bu tespit Sovyet coğrafyasının (Türkmenistan ve Kazakistan birkaç noktada kısmen hariç tutulacak olursa) Orta Asya ve Kafkasya'nın tamamı için geçerli bir durumdur.

Özbek nüfusunun Tacikistan'da, Afganistan'da, Kazakistan'daki ciddi oranlardaki varlığı ve Özbeklerle aynı lehçeyi konuşan Uygurların 25 milyon civarındaki nüfusları ile birlikte Özbekler ve yakın akraba grupların bölgedeki varlığının 60 milyona yakın olduğunu baştan tespit etmek gerekir. Ayrıca Farsçanın bir lehçesi olan Tacikçe konuşan komşu Tacikistan'la dil farkı dışında neredeyse kültürel farklılık yoktur. Özbekler ve Tacikler (bir yere kadar da Doğu Türkistan'da Uygurlar) birbirlerine kültürel benzerlikleri dışında maalesef kaderleri ve mevcut politik durumları yönüyle de birbirlerine fazlasıyla benziyorlar.

Özbekistan, geçmişte bütün bölgeye hükmeden siyaseti, sanatı, kültürü, ticaret ve bilim merkezi oluşu ile Orta Asya'nın hiç şüphesiz kalbidir. İşlenmiş yüksek bir dil üzerine yükselmiş edebiyatıyla, eşsiz mimarisiyle, genç nüfusuyla böylesi muhteşem bir ülkenin kendini dış dünyaya kapatarak tecride mahkum etmesi son derece acıdır. Öncelikle halkın talepleri ve demokrasi yönüyle ülkenin haline bakma daha sonra da somut insan hakları ihlallerine girmek ülkenin içler acısı halini anlamaya katkı sağlayabilir.

Özbekistan'da yönetime karşı herhangi bir eleştiriyi dile getirmek veya açık veya gizli muhalefet etmek, ülkeyi bölme girişimi, yönetim tarafından yıkıcılık veya terör kapsamında algılanmaktadır. 1991’den bu yana en ufak eleştirisi olan kişiler bile ülke dışına kaçmak zorunda kalmış veya zindanlara atılmıştır. Özbekistan dışına çıkmak, yönetime muhalefet edenler için bir çözüm olamamakta, çünkü Rusya'ya veya komşu ülkelere giden kişiler derhal iade edilmekte ve hapse atılmaktadır. Bunun dışında, "Uluslararası Şeffaflık Örgütü"nün şeffaflık ve yolsuzluk sıralamasına rakamlarına göre ülke, en kötü durumdaki ülkelerin başında gelmektedir. Özbekistan, dünyada sondan on beşinci sıradadır, yani yolsuzluk had safhadadır.

Bakanlar Kurulu toplantısında Devlet Başkanı tarafından Bakanlara Canlı TV yayınında küfür edildiği, Devlet Başkanlığı seçimlerinde kendisine rakip olma cesaretini gösteren Hatamcan Ketmonov’un ve eski Başbakan Yardımcısı ile bir senatörün pamuk tarlasında çalışmaya gönderildiği bütün dünyaca biliniyor, fakat her nedense gündemde asla yer almıyor.

Diğer yandan, kağıt üzerinde mümkün olsa da sivil toplum örgütlenmesine gerçekte buna izin verilmediği bilinmektedir. Özbekistan İnsan Hakları Derneği şube başkanı Azam Farmanov örneğindeki gibi insan hakları savunucularının işkenceye uğradığı bütün dünyaca bilinmesine rağmen, o ve benzeri aktivistlerin Moskova'da veya dünyanın herhangi bir yerinde kaçırılmalarından bir süre sonra Özbek hapishanelerinde ortaya çıktığı, bunun da Özbekistan'daki muhalefetin adeta uluslararası bir tecride mahkum edildiği ve olan bitene göz yumularak muhalefetin yok edilmeye çalışıldığı izlenimi vermektedir.

Ülkede hangi görüşten olursa olsun, üniversite öğrencilerinin bir araya gelip ülke sorunlarını tartışmalarına hiçbir şekilde izin verilmediği ve sürekli polis operasyonları ile ülkenin tamamının sıkıyönetim halinde tutulduğu, gözaltına alınan veya tutuklananlara kesinlikle adil yargılanma haklarının sağlanmadığı bilinen diğer gerçekler arasında.

Özbekistan’daki demokrasi ihlallerinden sonra, yazımızın ikinci bölümünde ülkedeki insan hakları ihlalleri konusuna gireceğiz.

II.

Sovyetler Birliği'nin dağılması ile kurulan yeni cumhuriyetlerin ne ölçüde bağımsız oldukları, küresel aktörlerin bu ülkeler üzerinde ne derecede nüfuza sahip oldukları tekraren hatırlanması gereken bir gerçek.

Özellikle Rusya Federasyonu ile ilişkilerin korku, aşk, nefret ve çaresizlik hissi arasında bir yerlerde olduğunu ve bugüne kadar ne Rusya`nın eski nüfuz arayışından vazgeçtiğini, ne de Çin ve ABD`nin bölgedeki bu nüfuz savaşını terketmeye niyeti olmadığını tespit etmek gerekir.

Özbekistan, Orta Asya`nın kalbi ve incisidir. Dili ve kültürü ile Türk halkıyla tarihi bağları ve Anadolu irfanını asırlarca besleyen kaynak bir coğrafyanın merkezindeki bir ülke iken bugün içine sokulduğu cendereden çıkmayı başaramamaktadır. Genç nüfus potansiyeli ile yer altı ve yerüstü zenginlikleri ile her yönden gelişmeye açık olabilecekken, baskıcı totaliter bir rejimin elinde sadece güvenlik ve tehdit paranoyası ile halkına nefes aldırmamaktadır.

Kerimov sultası, bağımsızlıktan kısa bir sonra önce komşularıyla, daha sonra Türkiye ile tuhaf bahanelerle arasına mesafe koymayı başarmıştı. 2005 Andican olaylarından sonra Batı ülkeleriyle mesafeyi daha da açarken, Çin ve Rusya ile ilişkilerini yakınlaştırmaya çalışmaktadır.

Şanghay İşbirliği Örgütünün üyesi olması dolayısıyla bu ülkelerle yakın müttefik konumdadır. Aslında mesele, hangi ülkeye yakın olduğundan çok, içerideki insan hakları ihlallerinin had safhaya varmış olmasıdır. Bir önceki yazıda dile getirilen demokratik hakların nasıl baskılandığı konusuna "insan hak ve özgürlükleri" konusunda ülkenin çizdiği dehşetli tabloyu ortaya koyarak devam etmek istiyorum.

Herşeyden önce, Özbekistan`da anayasal açıdan "kağıt üzerinde" bütün hakların sözde var olduğu, ama pratiğe gelindiğinde insan hak ve hürriyetlerinin hemen her alanında en ağır hak ihlallerinin olduğu bir ülkedir. Somut örneklerle bunu açıklamanın daha faydalı olacağına inanıyorum.

STK kurmak veya üye olmak, kadın, çocuk ve azınlık hakları, ifade ve din özgürlüğü gibi sahalar hak ihlallerinin en belirgin olduğu alanlardır. Bu ülkede hiç herhangi bir haklı sebeple kimsenin protesto gösterisi veya grev yapamadığı, örgütlenme ve toplantı hakları gibi kollektif özgürlük ve haklardan hiçbirisini kullanamadığı bilinmektedir. Sivil toplum alanında Devlete bağlı veya tamamen kontrolündeki bir kaç vakıf ve dernek dışında hiç kimseye özgürlük tanınmadığı ve bu haliyle Özbekistan`da Sovyet öncesi ve sonrası arasında ciddi bir fark olmadığı anlaşılmaktadır.

Gözaltında ölüm ve kayıplar gibi birçok insan hakkı ihlali de bu ülkede sıradan hale gelmistir. Yargılama süreçleri belirsiz, mahkemeler son derece ciddiyetsiz, savunma hakları formalite ve mahkeme kararları siyasi baskı ve talimatlar altında verilmektedir. Hapishanelerde mahkumiyet süresini tamamlayanların keyfi olarak tekrar tekrar mahkumiyetlerinin uzatılması ve "ağır işkence"ler yapıldığı öteden beri bilinmektedir.

1990`ların başında başlayan bağımsızlık sürecinin hemen ardından ortaya çıkan her türlü milli ve dini akımın en acımasız şekilde bastırıldığı, iddialara göre bağımsızlığın hemen ardından potansiyel suçlu görülen yaklaşık 150 bin insanın hapishanelere doldurulduğu gizlenemeyecek bir gerçektir. Bu insanların eşlerinin ve çocuklarının da tehdit ve takip altında tutulması, tahminimce durumun vehametini göstermeye fazlasıyla yetecektir.

Suç ve cezada şahsilik ilkesi gibi Ceza Hukukunun birinci ilkesinin bile ayaklar altına alınarak insanların masum ailelerine zarar verildiği, hatta mahkum edildiği ve sonuç olarak ülkenin kelimenin tam anlamiyla açık hava hapishanesine çevrildiği, bölgede yaşayanlarca ve bölge uzmanlarınca gayet iyi bilinmektedir.

Bununla kalmayıp, dünyadaki en ağır hapishane şartlarına sahip ülkeler arasında olan Özbekistan`da cezaevi şartlarında bir kaç yılını geçiren bir çok mahkumun ağır rahatsızlıklar geçirdiği, iç organlarında ağır tahribatın olduğu, asgari besin, yıkanma, temizlik, tuvalet ve ısınma gibi en temel ihtiyaçların sağlanmadığı, gözaltı ve tutukluluk sürelerinin gözetilmediği, hak arama imkanlarının sağlanmadığı, karakol veya mahkemelerde haklarını veya yakınlarını arayanların ayrıca suçlu sayıldığı bilinmektedir.

Bütün bunların ötesinde, barışçıl toplantılara bile izin verilmemesi, 13 Mayıs 2005 Andican olaylarındaki gibi barışçıl gösteri düzenleyenlerin üzerine yaylım ateşi atılarak resmi rakamlara göre 187, olayın şahitlerine göre bin 500 kadar insanın katliama uğratılması ve konu hakkında hiç bir soruşturma yapılmaması, ısrarlı taleplerin "konunun kapandığı" cevabıyla reddedilmesi bunun en iç karartıcı somut örneğidir.

Uluslararası Af Örgütü tarafından her yıl yayınlanan raporda mutlaka Özbekistan'da insan hakları ihlallerine de bir atıf vardır. 2014 raporunda, Özbekistan`ın adı, "vahşi işkence uygulamaları" uygulayan üç ülkeden birisi olarak Kuzey Kore ve Esed Suriyesinin yanında zikredilmiştir.

Bu ülkede, resmi angarya gibi, dünyada 60-70 yıl önce terkedilen insan haklarına dair tuhaf uygulamalar da vardır. Uluslararası İnsan Hakları İzleme Örgütü 2016 Raporunda, öğretmenler, doktorlar, hemşireler, memurlar, özel sektör çalışanları, çalışmak veya maaş veya emekli maaşlarından kesilmektedir. Bu raporlara göre, 2 milyonunun üzerinde yetişkinin pamuk tarlalarına zorla çalışmaya gönderilmektedir. Son zamanlarda Özbeklerin "Pahta" dedikleri bu tarlalarda zorla çalıştırılmalarıyla 60 yaş üstündeki emeklilerin eklenmesiyle de bu vahim tablo genişletilmiştir.

Anlaşılan o ki, zavallı Özbek vatandaşları, Sovyet zamanında bu tarlaların sistemli köleleri durumundayken, sözde bağımsızlık sonrasında yine ve yeniden kendi içlerinden birisi olan Kerimov yönetimi eliyle köleliğe mahkum edilmektedir. Dünya Ortaçağın feodal dönemlerinin kölelik düzenini çağrıştıran bu uygulamalara seyirci kalmaktadır.

Fakat uluslararası raporlardaki bu belirlemelerin çok zayıf kaldığı ve yapılan hukukdışı uygulamaları denetleyecek ciddi bir uluslararası mekanizmanın olmadığı ve her nedense konunun bir türlü uluslararası kamuoyuna ciddi şekilde girmesi mümkün olmamaktadır.

III.

Özbekistan’da serbest seçimler veya muhalefetin meydanlara inmesi, medyada görüşlerini ileri sürmesi, bir gazete veya dergi çıkarması imkanının bu ülke insanları için hayal olduğunu yazının ilk bölümünde dile getirmiştim. Bütün bu olanlara karşı, ülkenin önünün açılması, ekonomiden ticarete ve oradan insan haklarına kadar her noktada ilerlemeyi sağlayacak en makul yol olan demokratik açılımın sağlanmadığı, her tür talebin baskı altına alındığı ve yönetim karşısında halkın kendisini savunmayı sağlayacak her tür hak arama hakkı engellendigi görülmektedir.

Özbekistan'da asıl sıkıntılı konu, yönetimle işbirliği yapanlar dışında herkesin aşırılık ve radikalizmle mücadele edildiği iddiası adıyla "potansiyel suçlu" olarak görülmesidir. En basit bir eleştiri bile hapishaneye gönderilmek için bir sebep olmakta, mahkum edilen yakınlarının akıbetini soranlar da kamu gücünün tehdidi altında kalmaktadır. Muhammed Salih ve Murat Juraev gibi muhalefet liderleri ya zindana atılmış veya zorlukla yurt dışına kaçmaya imkan bulabilmiştir. Muhalifler bazen de akıl hastalığı iddiasıyla itibarsızlaştırmakta, insan hakları aktivistleri kolaylıkla terörist ilan edilmektedir.

Ülkede sosyal medyayı kullanmak dahi, siyasi açıdan tehlikeli ve şüpheli görülmekte, ayrıca kullanıcılar takip altında tutulmaktadır. Çünkü Özbek yönetimi, ‘sosyal medya’yı alenen suçlarken, çocuklarını "aşırılık yolsuzluk, ahlaksızlık, dış güçler ve terörizmden" korumak için sosyal medyadan uzak tutmaları için ailelere çağrıda bulunmaktadır. Bütün bu Sovyet tarzı antidemokratik tarz, Özbekistan yönetimi tam bir doğulu, baskıcı bir uzak Asya ülkesi görüntüsü vermektedir. Bu durum, Özbek halkına en yakın millet olan Uygurlara Çin’in yaptıklarının bir derece hafifini Özbek yönetiminin kendi halkına reva gördüğünü ortaya koymaktadır.

Buraya kadar ana hatlarıyla çizdiğimiz bu iç karartıcı tablo yanında, Özbekistan'da özellikle dini hak ve özgürlüklere yönelik saldırıya dönüşmüş olan ihlallerin daha da dikkat çekici ve sistemik olduğunu söylemek gerekir. Bugün bir inancın pratiğine yönelen neredeyse her eylem suç olarak kabul edilmektedir. Bu noktada Özbekistan’ın Çin’i açık şekilde örnek aldığı ve hatta hak ihlalleri konusundaki Çin’e karşı dünyanın takındığı sessizliğinden cesaret aldığı söylenebilir.

Uluslararası Kuruluşlar da bugüne kadar yayınladıkları bir çok raporda bu ülkede bütün inançlara karşı bir tahammülsüzlük ve baskı olduğunu kaydetmektedir. Bu ülkede müslüman ve Hıristiyanların ibadet özgürlüklerinin olmadığı, ifade özgürlüğünün ise en sert şekilde sınırlandırıldığı farklı raporlarda bildirilmektedir.

Bunlardan en bilineni, Uluslararası İnsan Hakları İzleme Örgütüdür ve geçen yıllarda da olduğu gibi 2016 Raporunda da, Anayasaya aykırılık ve ekstremizm (aşırılık) adı altında şu anda en az 12.000 insanın hapishanelerde tutulduğu, bu uygulamaların sadece Müslümanlara değil, idari suçlamalar olarak keyfi şekilde Hıristiyanlara da yansıtıldığı aktarılmaktadır. Konu Müslüman halka geldiğinde, bu acımasızlık sahipsizlik dolayısıyla kat be kat artmakta ve Özbek vatandaşları günlük olarak ağır insan hakları ihlallerine maruz kalmaktadır. Anlaşılan o ki, insan hakları hukuku tabiriyle "idari uygulama" yani planlı ve sistemik hak ihlalleri devam edegelmektedir.

Kadınların sadece kamu alanlarında değil, artık halk pazarlarında bile başlarındaki örtüyü çıkarmaları resmi makamlarca istenmekte, kadınlar zorla karakola getirilmekte ve ciddi şekilde tehdit edilerek ceza kesilmektedir. Bu tür uygulamaların yaşlı kadınlara kadar yapılmaya çalışılması, durumun geldiği noktayı göstermektedir. Örneğin bir bayanın kimliğindeki başörtülü fotoğraf için savcılığa sorgulamaya çağırılması, evindeki herhangi bir eski dini kitap bulunduran kişilerin gözaltına alınması, çocuklarını bayram namazına götüren ailelerin tutuklanması, doğumevlerindeki ebelerin başörtüsü giymesinin yasaklanması, gençlerin camiye gitmelerinin veya umre ve hac için yurt dışına çıkmalarının yasaklanması, din ve vicdan özgürlüğü ihlaline dair ilk akla gelen uygulamalardır. Ayrıca, ticaret veya eğitim gibi herhangi bir sebeple yurtdışına çıkmak isteyen kişiler için prosedürler de oldukça zorlu bir süreci gerektirir. Anlaşılan o ki, Özbekistan’da Sovyet dönemi ve mantalitesi adeta hız kesmeden devam etmektedir.

Bütün bunlara rağmen, bölgenin kalbi olan Özbekistan'daki gelişmeler ve onun hemen yanıbaşında Tacikistan'da insan hakları ile ilgili ortaya çıkan problemler gündemde her nedense, çoğu kez birkaç küçük haber olarak yer almakta veya gündemde tutulmamakta, gündem yoğunluğu içerisinde derhal unutulup gitmektedir.

Bütün bu yapılanlarla açık hedefin, sabırlı, derin irfan sahibi, onurlu ve medeni Özbek halkını kendi kültürü dışında baskıyla zamanla evirerek kendine yabancılaştırmak ve ülkeyi 1930-40’lar arasındaki rejim modellerinin uyguladığı gibi bir sosyal ‘mühendislik müzesi’ olarak sürdürmek olduğu anlaşılmaktadır.

Özbekistan üzerinden resmetmeye çalıştığımız bu vahim tablonun benzer şekilde tarih boyunca aynı kaderi paylaşan komşu Tacikistan'ın da sorunu olduğunu bir sonraki yazıda aktarmaya çalışacağım.



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş