Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


23:29, 27 Mart 2017 Pazartesi
Güncelleme: 14:11, 02 Nisan 2014 Çarşamba

  • Paylaş
Beyaz adamın Amerika'daki kanlı tarihi /Dosya-Video
Beyaz adamın Amerika'daki kanlı tarihi /Dosya-Video

Amerika Birleşik Devletleri, her ne kadar demokrasinin beşiği olarak adlandırılsa da tarihi boyunca yönetim kadroları istisnalar haricinde Beyaz Anglo-Sakson Protestanlar'dan (WASP) seçildi. Katolikler, Siyahi ve Hispanik kökenli ABD vatandaşları yönetimde kendine yer bulamıyor.

 

Dünya Bülteni - DÜBAM

Amerika’yı ilk kuranlar ağırlıklı olarak İngiltere ve Almanya’dan göç edenlerden oluşuyor. Yönetimde ağırlığını koyanlar ise İngilizler. Yani, Anglo-Sakson olarak tabir edilen kesim.

Anglo-Saksonlar 5'inci yüzyıl, ortalarında Britanya'ya gelerek yerleşen üç Germen kavminin ortak adı. Yani Anglar, Jutlar ve Saksonlar. Angllar ve Saksonlar ise aynı dönemde Doğu Britanya'ya göçmüş iki ayrı kavim.

Birlikte oluşturdukları ve bugünün İngiltere’sinin temeli olan kültürü ortaya çıkaran iki kavim de bunlar. Temel olarak batı Germen kabilesi, yani Anglar, Saksonlar ve Jutlar, 5. yüzyılda İngiltere'nin çökmekte olan Batı Roma lejyonları tarafından terk edilmesi üzerine, bu toprakları ele geçirdi.

Tarihte barbar olarak anılan bu üç kavim, ağırlıklı olarak Saksonlar, ülkedeki Roma kökenli uygarlığı tamamen yok ederek sağ kalan halka kendi etnik yapılarını kabul ettirdi. Bunun sonuncunda İngiltere bugünkü hem Avrupa'da, hem de Avrupa'nın dışında etkin yapıya sahip oldu. Günümüzdeki göçmenleri kendilerinden saymayan Amerika'nın seçkinleri, bu kökene dayanıyor. Ve kendilerini Anglo-Sakson olarak tanımlıyor.

WASP'ların kökeni videosunu izlemek için tıklayınız.

Beyaz Anglo-Sakson Protestan, ya da kısa adıyla WASP. Yani Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşayan, Beyaz ırktan olan Anglo Saxon'ların Hristıyanlık'ın Protestan mezhebine mensup olanlarına verilen isim.

Daha çok çalışan sınıftan gelmeyen, toplumun geneline göre refah seviyesi standartların üzerinde olanları tarif eden WASP tanımı, Amerikan tarihi boyunca ülke yönetiminde ve ekonomisinde söz sahibi oldu.

Barack Obama ve John F. Kennedy dışında bütün Amerika Birleşik Devletleri başkanları WASP'tı. WASP'ın etkisinin temeli ise Amerika Birleşik Devletleri'nin ilk yıllarına kadar uzanıyor. İngiltere ve Almanya'nın ardından, daha sonraki yıllarda kıtaya göç edenler doğu Avrupa, İtalya, Ortadoğu ve İrlanda’dan yola çıktı. Belirli bir ağırlığa sahip olamadılar.

Zira bu ülkelerden gelenler Anglo-Sakson değildi.

WASP’lar, zaman içinde Amerika Birleşik Devletleri'nde kilit noktalardaki egemenliklerini ve ağırlıklarını hissettirdi. Amerika’nın seçkin kesimi olan Beyaz Anglo-Sakson Protestanlar, yönetim ve toplumda, sayıları az olmalarına rağmen söz sahibi oldu.

Yeni göç eden azınlıklara ve siyahlara bu yapıda yer vermeyen WASP'lar, merkezi yönetimdeki güçlerini sürdürmeye devam etti.

 

BEYAZ ADAMIN ABD'YE GÖÇÜ

Kristof Kolomb'un 1492'de Atlantik Okyanusu'nu aşarak Kuzey Amerika'ya ulaşmasıyla kıtanın tarihi de hızlı bir değişime sahne oldu. Avrupa'dan bu yeni kıtaya göçler başladı.

İspanyol ve Portekizliler, kıtanın daha güney bölgesine, İngiliz, Fransız ve diğer Avrupalılar ise kuzey bölgesine göç etti.

Kıtada Kızılderili olarak anılan Amerikan yerlilerinin kurduğu medeniyet vardı. Ancak ateşli silahlara sahip Avrupalılar, bu medeniyete saldırdı. Amerikan yerlileri, geniş kıta içinde dağıldı. Hâkimiyet tamamen Avrupa’dan gelenlerin eline geçti.

İngilizler ilk olarak 1607'de Virginia'da Jamestown'a yerleşti. Güney’de Portekiz ve İspanya hâkimiyet sınırlarını genişletti. Kuzey'de ise küçük, ancak gittikçe büyüyen koloniler kuruldu. Kıtada Anglo-Sakson'ların hâkimiyeti hissedilmeye başladı. Zira İngiliz kültür ve geleneğini temel alan Kuzey'deki bu koloniler, İngiltere'nin denetimindeydi.

 

AMERİKAN BAĞIMSIZLIK SAVAŞI

1774 yılında koloniler, durumlarını görüşmek için Philadalphia'da ilk parlamentolarını topladı. İngiltere'den bağımsızlık yolunda çalışmalar yoğunlaştı. 19 Nisan 1775'te Amerikan bağımsızlık savaşı, ilk çatışmanın yaşandığı Massachusetts'in Lexington şehrinde başladı.

4 Temmuz 1776'da 13 Amerikan kolonisi bir bağımsızlık bildirgesi yayınladı.

17 Ekim 1781'de İngiliz ordusu kolonilere yenildi ve teslim oldu. 1787'de yeni anayasa kaleme alınarak kabul edildi. 1789'da George Washington ilk cumhurbaşkanı seçildi.  Amerika Birleşik Devletleri, göçler dolayısıyla nüfusunu artırmaya devam etti.

1860'ta Amerikan Başkanı Abraham Lincoln'ın köleliği kaldıracağını duyurması Kıta'da yeniden ayaklanmalar yaşanmasına yol açtı. Bazı koloniler birlikten ayrıldı ve Amerikan İç Savaşı başladı. 

 ABD'ye göç videosunu izlemek için tıklayınız.

Abraham Lincoln'un başkan seçilmesinin ardından Güney eyaletleri ayaklandı.

Zira Güney'in tarıma dayalı ekonomisi kölelerin işgücüne dayanıyordu ve köleliğin kaldırılması ekonomilerinin de çökmesi demekti.

Güneyli eyaletler, yeni başkanın kongrenin kararına uyarak köleliği kaldıracağı kaygısıyla bağımsızlıklarını ilan etti. 1861 Şubatı’nda, Güney Carolina ve onu izleyen 10 eyalet, Birleşik Devletler’den ayrılarak aralarında bir konfederasyon kurdu. Abraham Lincoln, 4 Mart 1861'de verdiği bir söylevle “Hiç bir eyaletin, diğerlerinin onayı olmadan Birlik’ten ayrılamayacağını” açıkladı.

Güneylilerin verdiği cevap 12 Eylül 1861'de Charleston limanındaki Sumter kalesini topa tutmak oldu. İç savaş dört yıl sürdü. Ve 9 Nisan 1865'te Güney orduları komutanı General Lee'nin kılıcını Birleşik Devletler Başkomutanı General Grant’a teslim etmesiyle sona erdi.

Savaşın bilançosu ise korkunçtu. Amerikan iç savaşı sırasında 620 bini asker olmak üzere 675 bin kişi hayatını kaybetti. Savaşın sonunda güneydeki tüm köleler özgür oldu. 18 Aralık 1865'te kölelik tüm Amerika'da resmen kaldırıldı. Köleler, özgür olmalarından kısa bir süre sonra da oy kullanma hakkı kazandı.

 

AMERİKAN YERLİLERİ

Kristof Kolomb'un 1492'de Amerika'ya ayak basmasından 1886 yılına kadar geçen yaklaşık 400 yılda 70 milyon Kızılderili katledildi. Amerika'daki yerli halk ya da bilinen adıyla Kızılderililer, önce İspanyolların ardından da İngilizlerin bölgeye gelmesiyle sömürge güçlerinin baskısına hatta soykırımına uğradı.

Beyaz Anglo-Sakson Protestan yayılımcı politikaları nedeniyle Amerikan yerlilerinin kendi vatanlarında çektiği acılar hiçbir zaman bitmedi. Tarihsel süreçteki kıyımın büyüklüğü nüfus oranlarıyla da gözler önüne seriliyor.

İngiliz ve Fransızların Amerika Kıtası'na ilk ayak bastığında dünya nüfusunun beşte biri olan Kızılderililerin sayısı bugün sadece birkaç milyon. Geriye kalan çok az sayıdaki halk ise doğdukları yerleri terk etmiş durumda.

Vatanlarından sürülmeleri ise Avrupa Kökenli Amerikalılar, yani WASP'ların yerli halkın yaşadığı bölgelere yerleşmek için Kızılderilileri sürgün etmeleriyle başladı. Topraklarını terk etmek zorunda kalan Kızılderilier “rezervasyon” adı verilen, onlara ayrılmış bölgelere yerleştirdi.

1952 yılına kadar da bu bölgelerden çıkarılmadılar. Ancak bugün Amerika içindeki nüfusları 2.5 milyonu bulan yerlilerin pek çoğu Amerikan halkıyla iç içe. Amerikan yönetimi son yıllarda Kızılderili halkına yapılan haksızlıkları kabul etmeye başladı. 

ABD'nin Montana eyaleti ve Kanada topraklarında yaşayan Karaayak kabilesinden 35 yaşındaki Elouise Cobell'in Amerikan hükümetine 1996 yılında açtığı dava 2011 yılında ancak tamamlanabildi. Amerikan yönetimine karşı açılan en büyük dava olma özelliğini taşıyan dava sonucunda Amerikan yönetimi yüklü miktarda tazminat ödemeye mahkûm edildi.

İçişleri Bakanlığının, doğalgaz, petrol gibi çıkarları için Kızılderililere ait toprak ve madenleri haksız anlaşmalarla kamulaştırmakla suçlandığı dava sonucunda Cobell haklı bulundu ve Washington yönetimi 300 bin Kızılderili’ye 1.5 milyar dolar tazminat ödemeye mahkum edildi. Bazı Kızılderili kabilelerinin bağımsızlık talepleri ise devam ediyor.

2007 yılında, en önemli Kızılderili kabilelerinden biri olan Lakota Siyuları ABD vatandaşlığından çekildiklerini ve kendi devletlerini kuracaklarını ilan etti. Toprakları beş ayrı ABD eyaletinin sınırları içerisinde olan Lakotalar'ın bu girişiminin sonuçları henüz kesinleşmese de Kızılderililerin büyük soykırımdan bu yana ilk bağımsızlık girişimleri olarak tarihe geçti.

 

OTURAN BOĞA (1831 - 1890)

Amerikan ordusuna karşı savaşan Kızılderili kabile şefi Oturan Boğa Amerikan WASP'ları hakkında şöyle diyor:

"Sahip olma isteği onlarda bir hastalık olmuş. Bu insanlar, zenginlerin bozabileceği ama yoksulların bozamayacağı birçok kural koymuşlar. Yönetici olan zenginleri güçlendirmek için yoksullarla güçsüzlerden vergiler alıyorlar. Bizim annemizin, toprağın, kendilerinin olduğunu söylüyor, komşularını çitler yaparak kendilerinden uzaklaştırıyorlar. Toprağı binalarıyla ve öteki süprüntüleriyle çirkinleştiriyorlar. Bu ulus, baharda yatağından taşarak, yoluna çıkan her şeyi yok eden bir ırmağa benziyor."

 

BEYAZ ADAMIN KÖLELEŞTİRDİĞİ SİYAHİLER

Amerikan toplumunu oluşturan gruplar arasında siyahların durumu diğerlerinden farklı. Diğer gruplar, Kıtaya kendi istekleriyle göç ederken, siyahlar zorla, köle olarak getirildi. 16. yüzyılda başlayan gemilerle köle ticareti 1808 yılına kadar sürdü. “Tumberio”, yani “ölü taşıyıcıları” adı takılan bu gemilerde tutulan kayıtlara göre Afrika'dan sadece Amerika'ya ve Karayipler'e götürülen köleleştirilmiş insan sayısı 12 milyon 500 bin. 

Kıtadaki kaderleri ise Anglo-Saksonlar'a kölelik etmekten daha ileri gidemedi. Amerika Kıtası'ndan kaçabilenler, Afrika’ya dönerek 1847’de Liberya’yı kurdu. Siyahlar, Amerika kıtasındaki ilk üç yüz yıllarını köle olarak geçirdi. 20. Yüzyılın ortalarına kadar sivil hakları verilmedi.

Her insanın eşit yaratıldığı ve eşit haklardan yararlandığı ilkesi onlara yönelik işletilmedi. Köleler, özgürlüklerin Kıtası'nda görmezden gelindi. Bu durum Anglo-Sakson Beyaz Protestanların yönetimindeki kıtada kuzey ve güney arasında yaşanan iç savaşa kadar değişmeden devam etti.

Kölelik videosunu izlemek için tıklayınız.

Amerika Birleşik Devletleri'nde kölelik 1865 yılında kaldırıldı. Ancak ülkedeki siyahlara verilen haklar çoğunlukla kâğıt üzerinde kaldı. Irk ayırımı 1950'lerin sonlarına kadar sürdü. 1900'lerin başından itibaren ülkedeki siyahlar sosyal yaşamda aşağılanmaya, çalışma hayatında ise sömürülmeye devam etti.

Okullarda ırkçı ayrımcılığa uğradılar. Yurttaş hakları yasasından faydalanamadılar. İşyerlerinde kimsenin yapmak istemediği işlerde çalıştırıldılar. Saat başı aldıkları ücret ise beyazlarınkinden kat be kat düşük olarak verildi. Beyazlarla aynı tuvaletleri dahi kullanamayan siyahlar 1900'lü yılların ortalarına kadar otobüslerde arkada, ayrı bölümlerde yolculuk edebildi.

Ancak sosyal yaşantıyla sınırlı olmayan bu modern kölelik yöntemleri kendini şiddet sarmalında da gösterdi. Yapılan linçlerde sayısız siyah hayatını kaybederken hemen hemen hiçbir cinayetin sorumlusu ceza almadı. Amerikalı siyahlar, beyazlarla aynı hakları kazanabilmek için 1950'li yıllarda başlayan adalet ve eşitlik hareketlenmelerini beklemek zorunda kaldı.

1950'lere kadar kölelik videosunu izlemek için tıklayınız.

 

MARTİN LUTHER KİNG VE SİYAHİLERİN BAŞKALDIRISI

Martin Luther King; tüm yaşamını Amerika Birleşik Devletleri'nde siyahlara karşı ayrımcılığın sona ermesi, siyahların temel haklara sahip olması için yaptığı çalışmalara adayan, tüm dünyada ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı simge haline gelen Amerikalı bir siyahî lider.

Yurttaş hakları reformu için barışçıl gösteriler düzenleyen King, 1963 yılının Ağustos ayında iş ve özgürlük için Washington'da büyük bir yürüyüş planladı. Yürüyüş, Güney'deki siyahların içler acısı halini ve isteklerini ülkenin başkentinde ifade etmeleri için bir fırsattı. 

Yürüyüşe 250 bin kişi katıldı. Bu, o güne kadar Washington tarihinde düzenlenen en büyük gösteri oldu. Ve King, o gün Lincoln anıtı önünde yaptığı konuşmada  "Bir hayalim Var Benim" diyerek Amerikan tarihinde yeni bir sayfa açtı.

"Bir hayalim var benim. Gün gelecek, bir zamanlar köle olanların evlatlarıyla yine bir zamanlar köle sahiplerinin evlatları, Georgia'nın kızıl tepelerinde, birlikte kardeşlik sofrasına oturabilecekler. Bir hayalim var benim. Gün gelecek, dört büyük çocuğum, derilerinin rengine göre değil, karakterlerinin yapısına göre değerlendirilecekleri bir ülkede yaşayacaklar. "

King'ın bu unutulmaz konuşmasının ardından 1964'te Yurttaş Hakları Yasası, 1965'te de Oy Hakkı Yasası çıktı. Bu yasalarla Amerika Birleşik Devletleri’nde ırk ayrımcılığı yasaklandı. 

Martin Luther King videosunu izlemek için tıklayınız.

 

KİNG'E SUİKAST VE SON KONUŞMASI

Martın Luther King, sadece ırkçılığa değil, o yıllarda Amerika'nın Vietnam Savaşı’ndaki rolüne karşı da cephe almıştı. 4 Nisan 1967’de New York'ta Riverside kilisesinde yaptığı konuşmada Amerika'yı bu savaş nedeniyle şiddetle eleştirdi.

Vietnam'ı bir sömürge haline getirmeye çalışmakla suçladı. Amerika'yı dünya'nın en büyük şiddet uygulayıcısı olarak niteledi. Bir yıl sonra ise 3 Nisan 1968'de King, Memphis'te Mason Temple'da toplanan kalabalığa seslenirken adeta başına gelecekleri de anlatıyordu.

Martın Luther King'ın Memphis konuşması

"Herkes gibi ben de uzun bir hayat yaşamak istiyorum. Ama ben sadece Tanrı'nın isteğini yerine getirmek istiyorum. O bana bu dağa çıkmam için izin verdi. Çevreme baktım, vaat edilen toprakları gördüm. Oraya sizinle beraber gidemeyebilirim. Fakat bu gece bilmenizi istiyorum ki, biz halk olarak, oraya ulaşacağız. Bu nedenle bu akşam mutluyum. Hiçbir şeyden endişelenmiyorum. Kimseden korkmuyorum. Gözlerim Tanrı'nın zaferini gördü!"

Bu onun son konuşması oldu. King, ertesi gün 4 Nisan 1968'de Memphis'te kaldığı otelin balkonunda silahlı saldırıya uğradı. Boğazından vurulan King bir saat sonra kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Suikast, 60'tan fazla kentte olaylara neden oldu. 5 gün sonra, ABD Başkanı Lyndon Johnson tüm ülkede yas ilan etti. Cenazesine 300 bin kişi katıldı.

King'ın katili James Earl Ray adında bir kanun kaçağıydı. Ray, suikasttan 2 ay sonra Londra'da, Heathrow Havaalanı’nda sahte pasaportla kaçmaya çalışırken yakalandı. Amerika Birleşik Devletleri'ne iade edilen Ray, King'ı öldürdüğünü itiraf etti ve 99 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

King suikasti videosunu izlemek için tıklayınız.

 

İSLAMIN ATEŞLİ SAVUNUCUSU MALCOLM X

1960'larda Amerika'da ırkçılığa karşı mücadele Martin Luther King'le hız kazanırken, ezilen siyahlar arasında İslam'a yöneliş de hızla arttı. O yıllarda Amerika'da hızla yayılan İslam'ın en ateşli önderi olarak ise ortaya Malcolm X çıktı.

Gerçek adı Malcolm Little olan Malcolm X 1925'te Nebraska'da Omaha kentinde doğmuştu.  Çocukluğu açlık ve yoksulluk içinde geçmişti. Daha 6 yaşındayken göç ettikleri Michigan'da evleri ırkçı Ku Klux Klan'lar tarafından yakıldı. Ardından babası öldürüldü.

Islahevine gönderilen Malcolm'un avukat olma hayali derisinin rengi yüzünden engelledi.

Üniversiteye gidemeyeceğini anlayınca öğrenimini yarıda bırakıp, New York'a gitti. Kendisini kanunsuzluğun hüküm sürdüğü Harlem'de, uyuşturucu çetelerinin ortasında buldu. Bir siyah olarak kendisine dayatılan bu yaşam biçimi sonunda hapishaneye girdi.

Hapishane yıllarında İslamiyeti seçen Malcolm 1952'de cezaevinden çıktı ve Eliyah Muhammed'in öncülüğünü yaptığı Siyah Müslümanlar Hareketi'ne katıldı. Little olan soyadını X olarak değiştirdi. X, onun Afrikalı atalarının artık kimse tarafından bilinmediği anlamını taşıyordu.

Malcolm, İslam'ı daha iyi kavrayabilmek için Mart 1964'te hacca, İslam'ın doğduğu topraklara gitti. Ortadoğu'yu dolaştı. Amerika'ya döndüğünde ilk iş olarak adını Malik El Şahbaz olarak değiştirdi. Ve Amerikalılara İslamiyeti anlatmaya başladı.

Malcolm X videosunu izlemek için tıklayınız.

 

MALCOLM  X  SUİKASTİ

Amerika Birleşik Devletleri'nde İslamiyet, 1960'larda Malcolm X liderliğinde hızla yayılıyordu. Tarih 21 Şubat 1965'i gösterdiğinde Manhattan'daki Audubon Oteli’nin balo salonu, ırkçılığa karşı mücadelede İslam'a sığınan siyahlara ev sahipliği yaptı.

O gün büyük bir kalabalık, bu mücadelede liderliğe soyunan kişiyi, Malcolm X'i dinlemek için toplandı. Malcom X bir yıldır düzenlediği konferanslarla nefrete karşı ırk, renk ve dil ayırımı yapmayan İslam'ın yolunu göstermeye çalıştı.

Kürsüye gelen Malcolm X,  tam konuşmaya başlamıştı ki,  kalabalığın arasında bir kişinin "Zenci ellerini cebimden çek" diye bağırdığı duyuldu. Korumalar hemen harekete geçti, ancak saldırgan elindeki silahı ateşledi.

Göğsünden vurulan Malcolm X, yere yığılırken, iki kişi daha ortaya çıkarak onu yaylım ateşine tuttu. Saldırganlardan biri kalabalık tarafından darp edilerek yakalanırken, 16 kurşun yarası alan Malcom X kaldırıldığı hastanede son nefesini verdi.

Kaçmayı başaran diğer iki kişi ise daha sonra ele geçirildi. Suikast zanlısı olarak tutuklanan Talmadge Hayer, Norman Butler ve Thomas Johnson adlarındaki üç kişi yargılandı.

Ancak mahkemede suikastı başkasının işlediği tezleri ortaya atıldı. Üç saldırgan da delil yetersizliğinden serbest bırakıldı.

Malcolm X suikasti videosunu izlemek için tıklayınız.

 

BÜYÜK BUHRAN VE WASP’LARA ETKİSİ

Gerek Amerikan iç savaşı, gerekse ardından siyahlara verilen haklarla birlikte yara alan WASP iktidarı, sosyal ve ekonomik alanlardaki egemenliğini korumak adına birçok faaliyete imza attı. Birbiri ardına yatırımlar yapıldı. Zengin tabaka hayat standartlarını yükseltmeye devam etti.

Ülkenin bağımsızlık ilanının ardından ekonomik alandaki en köklü değişim 1920'li yıllarda gerçekleşti. 1920'li yıllar Amerikalılar için “Kükreyen Yirmiler”di. Bu terim sadece büyüyen ekonomiyi değil, Amerikalıların hızlı biçimde değişen yaşam biçimini tasvir etmek için de kullanılıyordu. Ancak Amerika Birleşik Devletleri'nde ekonomiyi zor günler bekliyordu.

1928, ülkede tüketim çağının da başlangıcı oldu. Çamaşır makinesi, elektrik süpürgesi gibi yeni tüketim maddeleri yaşamın parçası haline geldi. Bu yeni yaşam tarzıyla birlikte tüketici kredilerinin kullanımı da hızla arttı. Taksitli satışlar beraberinde tüketim çılgınlığını getirdi.

Wall Street'te artık orta halli Amerikalılar bile kâğıt alıp para kazanıyordu. Amerika'da herkes elinde avucunda ne varsa borsaya yatırmaya başlamıştı. Evler ipotek ediliyor, banka mevduatlarındaki tüm paralar çekilerek hisse senedine yatırılıyordu. Hisse senetleri teminat gösterilip borçlanmaya bile gidilebiliyordu.

Ancak birden, 2 Eylül 1929'da borsada bazı büyük şirketlerin hisse senetlerinin düştüğü haberleri geldi. 21 Ekim'e gelindiğinde ise yabancı yatırımcılar kâğıtlarını çoktan elden çıkarmıştı. Üç gün Dow Jones sanayi endeksi 382’den 299’a düştü. “Kükreyen Yirmiler"in sonu geldi. Borsa aynı gün 4 milyar dolar kaybetti.

Varını yoğunu hisse senedine bağlayan insanlar her şeyini yitirdi. Bankalar art arda battı. İlk şokta batan banka sayısı 4 bini geçti. Bankaların ardından aracı kurumlar, fabrikalar ve ticarethaneler de iflas bayrağını çekti. Bir yıl içinde buharlaşarak uçup giden meblağ 30 milyar doları aştı. Kağıtların Wall Street'te hiçbir değeri kalmadı. İntihar vakaları birbirini izledi.

1929 Buhranı, Amerika Birleşik Devletleri'nden tüm dünyaya yayıldı. Özellikle Avrupa'da, liberalizmin çöküşüyle birlikte faşizmin yükselmesine ve diktatörlerin ülkelerin başına geçmesine neden oldu.

 

ABD’NİN İLK KATOLİK BAŞKANI: JOHN F. KENNEDY

Amerika Birleşik Devletleri'nde, ülkenin kuruluşundan bu yana yönetici elit kesimi Beyaz Anglo-Sakson Protestanlar’dan seçildi. Bu yazılı olmayan kural, ilk olarak 1961 yılında John F. Kennedy'nin başkan seçilmesiyle bozuldu. Zira Kennedy, Beyaz Anglo-Sakson Protestan değil, İrlandalı bir Katolikti.

Kısa süren başkanlığı boyunca yürüttüğü uygulamalar ise Cumhuriyetçilerin tepkisine neden oldu. Dış politikada Domuzlar Körfezi'ndeki başarısızlığı, Küba Ekim Füzeleri Krizi’nde Sovyetler Birliği ile giriştiği mücadeledeki tavrı bunlardan bir kaçıydı. İç politikada ise siyahların güney eyaletlerindeki üniversitelere girmelerini kolaylaştırarak, muhafazakârların sert söylemlerine maruz kaldı.

28 Ağustos 1963'te, yaklaşık 250 bin kişinin katılımıyla düzenlenen ve hak eşitliği yasasının çıkarılması istenilen Washington'daki iş ve Özgürlük Yürüyüşü'nden hemen sonra Kongre'ye sunduğu tasarı, tepkinin daha da artmasına yol açtı. Muhafazakârlar öfkeliydi.

Zira Kennedy yeni yasa tasarısıyla okullarda, otellerde ve lokantalarda ırk ayrımcılığını ortadan kaldırarak siyahların yurttaşlık haklarını korumayı hedefliyordu. Ancak Yasayı Kongre'den geçirmeyi başaramadı. Cumhuriyetçilerin Amerika'nın demokrat başkanına karşı öfkesi artarak devam etti. Kennedy ise geri adım atmadı. Ta ki 22 Kasım 1963'e kadar.

John F. Kennedy videosunu izlemek için tıklayınız.

 

KENNEDY SUİKASTİNİN ARDINDAKİ SIR PERDESİ

Kennedy, 22 Kasım 1963'te Dallas'ta halk tarafından coşkuyla karşılandı. Saatler 12.30'u gösterdiğinde Kennedy, eşi Jacqueline ile birlikle üstü açık bir otomobilden halkı selamlıyordu. Houston ve Elm caddelerinin kesiştiği yere gelindiğinde önce bir el silah sesi duyuldu. Keneddy yaralanmıştı. Önde oturan Dallas Valisi de ikinci bir kurşunla sırtından yaralandı. Üçüncü kurşunsa Kennedy'nın başına isabet eti. Tüm bunlar sadece 6 saniye içinde gerçekleşti.

Başkanın suikasta uğradığı anlaşılınca bir FBI ajanı otomobile atlayarak kendini kurşunlara siper etti. Ve otomobil bu şekilde Parkland Memorial Hastanesine kadar gitti. Tüm çabalara rağmen Keneddy kurtarılamadı. Yarım saat sonra Amerika'nın 35. Başkanı John Fitzgerald Keneddy'nin öldüğü resmen açıklandı.

Polis saldırının hemen ardından olay yerinden kaçan 24 yaşındaki şüpheli Lee Harvey Oswald'ın peşine düştü. Zanlı 45 dakika sonra bir devriye polisini vurduktan sonra yakalandı. Ancak suikastın arkasındaki sır perdesi aralanamadı.

Zira şüpheli 2 gün sonra polis merkezinden hapishaneye götürülürken gazetecilerin bulunduğu yerden öne atılan bir adam tarafından yaylım ateşine tutularak öldürüldü. Oswald'ı herkesin gözü önünde vuran Jack Ruby, Kennedy'ye yapılan suikastın kendisini çok etkilediğini ve cinayeti bu yüzden işlediğini açıkladı. Yapılan yargılama sonunda, ölüme mahkûm edildi.

Suikasti aydınlatmak için kurulan Warren Komisyonuna göre Kennedy'yi vuran Lee Harvey Oswald, cinayeti herhangi bir devlet ya da kuruluş adına işlememiş, kimseden de yardım görmemişti. Warren raporu, kimse tarafından tatmin edici bulunmadı. Akıllarda, yanıtı verilememiş bir çok soru kaldı.

Kennedy suikastını gördüğünü ileri süren 47 kişinin cinayet, kaza ve sağlık sebepleriyle ölümleri Kennedy suikastıyla ilgili şüpheleri artırıyordu. Suikastın görgü tanıkları arasındaki bir polis memuru Kennedy'den 45 dakika sonra cadde ortasında öldürüldü. Polis memurunun ölümüne tanık olan bir başka kişi ise iki gün sonra dükkânının önünde tabancayla vurularak can verdi. Vurulan dükkân sahibinin eşi gözaltındayken yaşamını yitirdi.

Olayı araştıran tanınmış gazetecilerden Jim Koethe bıçaklanarak, bir başka gazeteci Bill Hunter da, polisin yanlışlıkla düşen tabancasından çıkan kurşunla hayatlarını kaybetti. Suikast zanlısı Oswald'ı öldüren Jak Ruby ile bir gece önce bir arada bulunan Savcı Tom Howard esrarengiz biçimde yaşamını yitirdi. Otopsi dahi yapılmadan gömüldü. Kennedy'ye bilinenin aksine, yolun karşı tarafından iki kişinin ateş ettiğini öne süren tanıklardan Lee Bowers da nedeni anlaşılamayan bir şekilde hayatını kaybetti.

Kennedy ailesinin yaşadıkları bu suikastla sınırlı kalmadı. Demokratların adayı olması beklenen kardeşi Robert Kennedy de, 5 Haziran 1968'de Los Angeles'taki bir otelde katıldığı balo sırasında vuruldu. Katil, Sirhan adlı bir Filistinli Arap göçmeniydi.  Vurulmasaydı, belki de Amerikan başkanlığına ikinci kez bir Kennedy geçmiş olacaktı.

Kennedy suikasti videosunu izlemek için tıklayınız.

 

HİSPANİKLER DE IRKÇILIĞIN PENÇESİNDE

Amerika Birleşik Devletleri'nde ırkçılıkla ilgili tartışmalar son dönemde Latin kökenlilere karşı yürütülen uygulamalarla arttı. İnsan hakları karşıtı adımların hedefinde ise Hispanikler bulunuyor. Hispanik, kelime anlamı olarak İspanyollardan ve İspanyol kültüründen türemiş ya da bu kültürle ilgili olarak kullanılan bir terim.

Her ne kadar dile dayalı bir tanım olsa ve ırksal bir aidiyet belirtmese de bugün Birleşik Devletler'deki genel kullanımı bunun tam tersi yönde. ABD’de Hispanik, Meksika ve Orta Amerika'daki bazı Latin Amerika ülkeleri halklarını tanımlıyor.  Hispanik nüfusun yoğun olduğu bölgeler ise başta Kaliforniya olmak üzere Teksas, Arizona, Florida ve New Mexico eyaletleri.

Her ne kadar araştırmalar Latin kökenlilerin yıllar içinde asimilasyona uğramaya başladığına işaret etse de tıpkı siyahlar gibi onlar da halen ülkedeki ayrımcı politikalarla mücadele etmek durumunda kalıyor. Washington yönetiminin Latin kökenli vatandaşlarına karşı uyguladığı politikalar ülkedeki göçmenleri tedirgin ediyor.

50 milyonun üzerindeki Hispanik nüfusun yüzde 16'sının Amerika Birleşik Devletleri'nde yasal statüsü bulunmuyor. Oy kullanabilen Hispaniklerin oranı ise ancak yüzde 6,9. Son yıllarda Latin coğrafyasından ABD’ye kaçak göç oranında düşüş yaşanmasına rağmen, ABD, göçmen karşıtı politikalarını sertleştirmeye devam ediyor.

Özellikle Arizona'da kaçak olsun veya olmasın göçmenlere yönelik nefret artıyor. Ülkedeki yasalar da bu durumu körüklüyor. Meksikalı görünümlü herkese potansiyel suçlu muamelesi yapılıyor.

Ancak Arizona göçmen karşıtlığı ile bilinen tek eyalet değil. Florida ve Teksas eyaletlerinde de Latin kökenli göçmenlere karşı sert yasalar bulunuyor. Florida'daki yasaya göre, polis kaçak olduğunu düşündüğü göçmenleri gözaltına alabiliyor. Teksas'taki yasaya göreyse polis insanları durdurup resmi konumları hakkında bilgi isteme hakkına sahip.

Bu tarz yasalar Latinlere karşı kötü muameleye açık davet anlamına geliyor. Ancak Latin göçmenlere yönelik tartışmalı uygulamalar bu kadarla sınırlı değil. Alabama, Georgia, New Mexico ve Utah eyaletlerinde de benzer yasalara yeşil ışık yakılmış durumda.

 

GÖÇMENLERE KARŞI AYRIMCILIK DEVAM EDİYOR

1900'lerin başında 62 milyon olan Amerika Birleşik Devletleri nüfusu bugün 315 milyonun üzerinde. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki en büyük etnik grubu 50 milyon ile Alman asıllı Amerikalılar oluşturuyor.  

ABD'de Etnik Dağılım

- Alman          : 50 milyon

- İrlandalı       : 40 milyon

- İngiliz          : 30 milyon

- Meksikalı     : 28 milyon

- İskoç            : 25 milyon 

Ülke nüfusunun ise sadece 22 milyonu Amerikalı. Ve kendi ülkelerinde ancak 6. büyük durumundalar. Ancak Amerika Birleşik Devletleri'ni oluşturan etnik dağılım bu kadarla sınırlı değil. Ülkede 18 milyon İtalyan ve çoğu 2. Dünya savaşı sonrasında göç eden 10 milyon Polonyalı bulunuyor. Fransız kökenlilerin nüfusu ise 10 milyon.

Türklerin 500 bin civarında olduğu Amerika Birleşik Devletleri'nde nüfusu bir ila beş milyon arasında olan 15'in üzerinde milletten insan bir arada yaşıyor. Ancak genel olarak göçmenlerin eşit vatandaşlık haklarına sahip olamamasının yanı sıra Müslümanlara karşı uygulanan İslamofobik uygulamalar beyaz adamın ayrımcı politikalarının bütün şiddetiyle devam ettiğini gösteriyor.

Kıta'da halen Anglo Sakson Beyaz Protestanların ağırlığı hissediliyor. Özellikle Kıta'ya ilk göç eden İngiliz asıllı WASP'lar ülke ekonomisi ve yönetiminde halen söz sahibi konumda bulunuyor.

 

Kaynak: Kuzey Haber Ajansı

 

 



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş