Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


22:34, 19 Nisan 2018 Perşembe
Güncelleme: 12:15, 31 Aralık 2014 Çarşamba

  • Paylaş
Batı’nın yeni paranoyası: İslamofobi
Batı’nın yeni paranoyası: İslamofobi

İslamofobi, son günlerde Almanya'nın Dresden şehrindeki Pegida örgütünün eylemleriyle yeni bir boyut kazandı. Gerek Batı ülkeleri gerekse dünyanın diğer bölgelerinde Müslümanlara yönelik saldırılardaki büyük oranlı artışlar da İslamofobi’nin giderek paranoyaya dönüştüğünü gösteriyor

Almanya'da Neo-Nazi'lerin kalesi olan Dresden'de, Batı'nın İslamlaşması'na karşı bir hareket olarak ortaya çıkan Pegida hareketi halkı sokağa döktü. Ekim ayında 350 kişiyle başlayan Pazartesi eylemleri geçtiğimiz hafta başında 17 bin 500'e ulaştı.

Kısa adı Pegida olan "Vatansever Avrupalılar Batı'nın İslamlaşmasına Karşı" grubu, Müslüman nüfusun yok denecek kadar az olduğu Dresden'de düzenlediği 10. protesto gösterisinde, katılım oranını daha da yükseltti.

Grup ülke çapında başta siyasiler olmak üzere birçok kesimden tepki almasına rağmen 22 Aralık Pazartesi akşamı Dresden’deki gösterisinde 17 bin 500 kişiyi toplamayı başardı. Pegida üyeleri, kentin opera salonu önünde toplanarak İslam ve göçmen karşıtı dövizler taşıdı. Pankartlar arasında "Kendi Almanya'mızı özledik", "Göçmenlerin sosyal refahımızdan yararlanmasını durdur" sloganları dikkat çekti. Protestoya katılanlar daha sonra Noel şarkıları söyledi.

Almanya'da İslam'ın yayılmasına ve yabancılara karşı aşırı sağcı Pegida grubu tarafından düzenlenen gösteriler, Ekim ayında 350 kişi ile başladı. 41 yaşındaki Lutz Bachman'ın kurduğu grup, ilk eylemini 20 Ekim'de Dresden'de gerçekleştirdi.

Sosyal paylaşım siteleri aracılığıyla 12 kişi tarafından organize edildiği öne sürülen Pegida eylemlerine katılım giderek arttı.

Pegida'nın 27 Ekim'deki eylemine 500, 3 Kasım'dakine bin, 10 Kasım'dakine bin 700, 17 Kasım'dakine 3 bin 200, 24 Kasım'dakine 5 bin 500 kişi katıldı. Aralık ayında ise Pegida'ya verilen destek ciddi oranda arttı. Grubun 1 Aralık'taki eylemine 7 bin 500, 8 Aralık'takine 10 bin kişi katılırken bu sayı 15 Aralık'ta 15 bine, 22 Aralık'ta ise 17 bin 500'e ulaştı.

Pegida taraftarları, İslam'ın yayılmasına ve yabancılara karşı yapılan eyleme aşırı sağcıların katılmadığını iddia etse de protestolarda kullanılan söylem ve açılan pankartlar bunun aksini gösteriyor.

Eylemlerde "biz halkız" sloganları atanların arasında, çok sayıda aşırı sağcının hatta Neo-Nazi'nin olduğu ifade ediliyor. Özellikle ülkede son dönemde camilere ve göçmen kökenlilere yönelik fiili saldırıların artmasında Pegida eylemlerinin de etkili olduğu öne sürülüyor. Gösterilere katılanların sayısının giderek artması siyasetçileri endişelendirirken, ülkede yaşayan yaklaşık 5 milyon göçmen kökenli de tedirgin.

SİYASİLER KINAMA MESAJLARI YAYINLIYOR 

Pegida'nın eylemleri giderek büyürken, siyasilerden de kınama mesajları geliyor. Siyasilerin bir kısmı taraftarlarla diyalog kurulması gerektiğini söylerken, Türk milletvekilleri bu önerileri sert bir dille eleştirdi. Almanya Protestan Kilisesi ise Pegida'nın kendilerini temsil etmediğini ve Hıristiyanlığı kullandığını belirterek grubu kınadı.

Cumhurbaşkanı Joachim Gauck, bu yılki noel mesajında "Barışın sağlanması ve acıların azaltılması için elimizden gelen her türlü çabayı göstermeliyiz" diyerek Pegida adı altında düzenlenen İslam ve yabancı karşıtı gösterileri de eleştirdi.

Cumhurbaşkanı Gauck şu şekilde konuştu: "Savaşlar, iç çatışmalar ve terör insanları kaygılandırıyor. Ancak değerlerimize, gücümüze ve her şeyden önce demokrasimize güvenmeliyiz. Bu tür yersiz korkular bakış açımızı da olumsuz etkileyecek, bizi cesaretten yoksun bırakacak, küçültecektir."

Almanya Başbakanı Angela Merkel ise halka aşırı sağcı eylemlere katılmama çağrısı yaptı. Merkel, Almanya'nın gösteri yapma özgürlüğü verse de başka ülkelerden gelen insanları rahatsız etmelerine izin vermeyeceğini ifade etti. Merkel şu ifadeleri kullandı:

"Almanya özgürce gösteri yapma hakkı tanısa da, başka ülkelerden gelen insanları rahatsız etme ve onlara iftira atmaya izin vermez. O yüzden bireyler Pegida gibi eylemlerin organizatörleri tarafından kullanılmamaya dikkat etmeli. Almanya hükümeti, çok sayıda sığınmacının bulunmasından doğacak sorunları çözmek üzere federal eyaletlerle işbirliği içindedir."

Eski Başbakan Gerhard Schröder de Pegida'nın taraftarlarına daha sağduyulu olma çağrısı yaptı. Almanya parlamentosu koalisyon ortakları ise Pegida ile mücadele kapsamında iletişimin önemine dikkati çekti. Sosyal Demokrat Parti Üyesi Başbakan Yardımcısı ve Ekonomi Bakanı Sigmar Gabriel grubun eylemlerine katılanlarla diyalog kurulması gerektiğini söyledi.

Angela Merkel'in partisi Hıristiyan Demokratik Birlik Partisi Üyesi Meclis Başkanı Norbert Lammert göç politikasının bugüne kadarkinden daha ikna edici şekilde aktarılması gerektiğini ifade etti. Lammert'e göre halkın, göçmenlerin sorun yaratacağına yönelik endişeleri, kirli bir kampanya aracılığıyla istismar ediliyor.

Federal Adalet Bakanı Heiko Maas da Pegida'nın savunduğu gerçeği yansıtmayan fikirlerin deşifre edilmesi gerektiğini ifade etti. Maas, Almanya'nın İslamlaşması korkusunu "ideolojik bir hayalet" olarak nitelendiriyor.  Almanya Uyum Bakanı Aydan Özoğuz ise hükümetin Pegida eylemlerini sadece izlemekle yetinmeyeceğini ifade etti.

Değişimin, uzun vadede eğitimle olabileceğini söyleyen Özoğuz, Pegida oluşumunun kurulduğu bölgede çok az Müslüman yaşadığına da dikkat çekti. Almanya Protestan Kilisesi ise Pegida'nın kendilerini temsil etmediğini ve Hıristiyanlığı kullandığını belirterek Pegida'yı kınadı.

Almanya Protestan Kilisesi Konseyi Başkanı Heinrich Bedford-Strohm Müslümanların ve İslamiyet'in Almanya'ya ait olduğunu söyledi. Müslümanları tümüyle tehlike olarak görenlere karşı çıkan Bedford-Strohm, “Kim bu yönde sloganlar atar, onları onaylar, aynı zamanda Hıristiyanlığı ağzına alırsa bugün Noel mesajını dinlemesi lazım” dedi.

Protestan Kilisesi Saksonya Piskoposu Jochen Bohl, göstericileri Hıristiyan sembollerini siyasi çıkarları sömürmekle suçladı.  72 bilim insanının yer aldığı Uyum Konseyi de Pegida'nın ekonomi kaynaklı sorunların göçmenler üzerinden çözülebileceği yönünde yanlış bir algı oluşturduğunu belirtti.

Uyum Konseyi Pegida'yı şu ifadelerle kınadı: "Almanya'da yapısal sorunlar için eğer bir dini azınlık günah keçisi yapılıyorsa, çok hassas olmamız gerekir. Nasıl Nazi döneminde Alman toplumunun Yahudileşme tehlikesi uyarısıyla, birçok kriz ve sorun belli bir azınlığa kanalize edildiyse, bugün de İslamlaşma propagandasıyla sağduyu yeteneği kaybettiriliyor."

BASIN, GÖÇMENLERİN KATKISINI ÖNE SÜRÜYOR

Gösterilere geniş yer ayıran Alman basınında ise göçmenlerin ekonomiye katkısı ön plana çıkarıldı. Alman basını kısa adı Pegida olan Müslüman karşıtı ırkçı grubun düzenlediği gösteri yürüyüşlerine tepki gösterdi.

Neue Osnabrücker Zeitung gazetesi, Pegida göstericilerinin gerçekten halkın menfaatini düşünmediğini vurguladı. Ayrıca nüfusun 2030 yılında 81 milyondan 79 milyona düşecek olmasının Alman ekonomisi ve emeklilik sistemi için ne anlam ifade ettiğini sordu.

Frankfurter Rundschau gazetesi de, Cumhurbaşkanı Joachİm Gauck'un Noel mesajı üzerinden Pegida hareketi hakkında değerlendirmede bulundu. Değerlendirmede şu ifadelere yer verildi:

"Dresden kentinde binlerce kişi İslam ve yabancılaşmaya karşı gösteri düzenlediği için, çok sayıda insan bunun ciddiye alınması gereken bir tavır olduğu kanısında. Cumhurbaşkanının "bu kişilerin endişelerini ciddiye almak, onların peşine takılmak demek değıldir" sözlerine kulak vermek gerek. Almanlar aslında yıllardır günbegün tepkilerini gösteriyor. Mültecilere yardım kuruluşlarında, kilise cemaatlerinde sığınmacılara destek veriyor. Bu kişilerin tamamı sokağa çıksa, kavgacıların sesi duyulmaz olur. Ancak bu yardımsever kişilerin çoğu yaptıkları ile övünmüyor, bunu yapılması gereken doğal bir şey olarak görüyorlar. Asıl halk onlar."

PEGİDA KARŞITI GÖSTERİLER

İslam karşıtı gösterilere damgasını vuran Pegida, Alman toplumunun sağduyulu kesimlerini ürküttü. Irkçılığa ve faşizme davetiye çıkarıldığı gerekçesiyle sokağa çıkan on binlerce Alman, Pegida'yı protesto etti.

Pegida, Almanya'nın çeşitli kentlerinde İslam karşıtı kampanyalar sürdürürken, Pegida karşıtları da sokaklara indi. Pegida'ya ilk tepki Münih'ten geldi. Münih operası önünde düzenlenen protesto gösterisine binlerce Alman katıldı. Kilise temsilcileri, sanatçılar ve sivil toplum kuruluşları tarafından düzenlenen gösteriye 5 bin civarında Alman katıldı.

Gösteride konuşan Münih Belediye Başkanı Dieter Reiter: "Bu gösteri Münih'in çok kültürlü yüzünü gösteriyor. Burada binlerce insan birlikte ırkçılık ve dışlamaya karşı bir araya gelerek tepkilerini ortaya koydu" dedi.

Pegida'nın en güçlü olduğu Dresden'de de protesto gösterileri vardı. Pegida karşıtları, "Nazilerin olmadığı Dresden" inisiyatifinin çatısı altında bir araya geldi. Dresden tren istasyonunda toplanan binlerce kişi, Tiyatro Meydanı'na kadar yürüdü. Binlerce Alman'ın katıldığı gösteride Pegida, yabancı düşmanlığı ve ırkçılık yapmak ve halk arasında düşmanlığa sebebiyet vermekle suçlandı.

Pegida'ya bir diğer ciddi tepki de, Bonn'dan geldi. Bonn Belediyesi, kiliseler, sendikalar ve sanatçıların çağrısıyla düzenlenen, 2 bin 500 kişinin katıldığı gösteride ırkçılık karşıtı sloganlar atıldı. Pegida'nın Bonn versiyonu olan "Bogida"nın yaptığı gösteriye ise 200-300 civarında Alman katıldı.

Pegida'ya karşı Bonn halkı "Bonn omuz omuza" inisiyatifi kurdu. İnisiyatif sözcüsü Susanne Rohde, “Biz hep birlikte onlara bir iyi akşamlar’ işareti verdik, Bonn’da ırkçılara hiç yer olmadığını gösterdik.” dedi.

Bogida’ya gelecekte de nefes aldırmayacakları mesajı veren Rohde, “Eğer Pegida tekrar gelmek isterse biz yine burada olacağız, kendimizi göstereceğiz” diye konuştu. Almanya’nın Köln ve Kassel başta olmak üzere pek çok şehrinde Pegida'ya karşı gösteriler vardı. Sanatçılar, din adamları ve aydınların katıldığı protesto gösterilerinde ırkçılığın yükselişine dikkat çekilerek alman toplumu uyanık olmaya çağırıldı.

PEGİDA KİMLERDEN OLUŞUYOR?

Avusturya'daki bir camii aşırı sağcıların saldırısına uğradı. Başkent Viyana'daki Kocatepe Camii'ne ırkçı bir saldırı yapıldı. Alman medyasında günlerdir birinci sırada yer alan haber,

Pegida yani Batı'nın İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar adlı hareketin Pazartesi yürüyüşlerınde her geçen gün daha fazla sayıya ulaşması Almanya medyasında günlerdir birinci sırayı işgal ediyor.

15 Aralık Pazartesi yürüyüşünde 15 bin kişi toplayan hareket, 22 Aralık'ta 17 bin 500 kişiye ulaştı. Göçmen ve mülteci karşıtı sloganlar atıldı, halkın Almanya'ya sahip çıkması istendi.  Dresden'de başlayan Pegida hareketi Almanya'nın farklı yerlerinde de kendine destek buldu.

Münih'te düzenlenen ırkçı eylemler "Mügida" adı altında birleşti. Almanya'nın Hessen Eyâletine bağlı Kassel'de ise "Kassel'in İslamlaşmasına karşı" sloganıyla Kagida oluştu. Pegida grubunun sözcülüğünü Lutz Bachmann üstleniyor.

Bachmann'ın geçen haftalarda açıklanan suç dosyası ise hayli kabarık. 17 yaşında yaralama suçu işledi, 41 yaşına kadar gasp, hırsızlık, ehliyetsiz araç kullanma, uyuşturucu kullanımı ve satışı, ırkçı hakaret ve saldırı suçları siciline işlendi. 6 yıl hapis yatan Bachmann, bir süreliğine Güney Afrika'ya kaçtı. Ancak, Bachmann, kendisine yönelik ırkçı olduğu yönündeki suçlamaları kabul etmiyor. Buna gerekçe olarak da "nikâh şahidinin bir Türk olmasını" gösteriyor.

Dresden kentindeki Pegida yürüyüşleri ile yeniden gündeme taşınan İslam karşıtları için, hükümetin uygun zemin yarattığı eleştirileri yapılıyor. Her ne kadar Federal Adalet Bakanı Heiko Maas Pegida hakkında "Almanya için utançtır" dese de, hükümetin attığı adımlar bunun tersi yönde.

Devlet düzeyinde hızlandırılan militarizm çabaları, silah satışında dünya üçüncülüğü ve açıkça Nazizm propagandası yapan Almanya Ulusal Demokratik Partisi NPD'nin hâlâ kapatılmaması, bunlara örnek olarak gösteriliyor.

Diğer yandan koalisyon ortağı Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi CSU da Aralık ayının ilk haftalarında Nürnberg Kongresi'nde iki önergeyi gündemine almıştı. Bunlar; Alman askeri harcamalarındaki bütçe artırımı ve göçmenlerin evde almanca konuşmasının karar altına alınmasıydı. Birinci önerge hemen kabul edildi. İkincisi ise "yeniden formüle edilmek"' için geri çekildi.

Alman istihbarat birimleri tarafından yalnızca bu yılın 9 ayı içinde 86 ırkçı saldırı gerçekleştiği açıklandı. Son olarak 22 Aralık'ta Dormagen kentinde Süleymaniye Camii'nin kaba inşaatının üzerine Nazilerin sembolü gamalı haç çizildi ve ırkçı ifadeler yazıldı.

Polis kimliği bilinmeyen şahısların, 40 ila 50 farklı yeri karaladığını, olayın soruşturulduğunu duyurdu. Şahısların yakalanmasına yardımcı olanlara bin 500 euroya kadar ödül verileceği ifade edildi.

AVUSTRALYA'DA REHİNE KRİZİ

Avustralya geçen hafta 17 saat süren bir rehine krizi ile sarsıldı. Sydney kent merkezindeki bir kafede müşteriler ve çalışanlar silahlı bir kişi tarafından rehin alındı. Saldırgan, cezaevinden kefaletle serbest bırakılan İranlı HARUN MUNİS'Tİ. Kafede yaklaşık 40 kişi vardı.

Kafenin etrafı önce güvenlik güçleri tarafından sarıldı. Bu esnada Avustralya televizyon kanalları en az beş kişinin kafeden kaçmayı başardığını duyurdu. Polis, kafeye ancak 17 saat sonra operasyon düzenleyebildi. İçeriye önce bomba imha robotu yollandı.

Ağır silahlarla donatılmış polis ekiplerinin kafeye baskın düzenlediği sırada olay yerinden büyük bir patlama sesi duyuldu. Operasyon Avustralya polisinin bugüne kadar yaptığı en büyük operasyonlardan biriydi. Tüm ülkenin korkuyla takip ettiği operasyon sonunda 3 rehine öldü, 5'i yaralandı. Saldırgan ise operasyon sırasında öldürüldü.

Rehine krizi sürerken, sosyal medyada da İslam karşıtı söylemler artmıştı. Bunun üzerine mikroblog sitesi Twitter'da 'sirtessa' adlı bir kullanıcı, dini kıyafetleriyle toplu taşıma araçlarına binmek isteyenlere destek mesajı verdi.

'Sirtessa'nın "eğer düzenli olarak 373 numaralı otobüsü kullanıyorsanız, dini kıyafetlerinizi giyiyorsanız ve kendinizi yalnız başınıza güvende hissetmiyorsanız sizinle yolculuk ederim. bana saati haber verin" yazmasının ardından sosyal medyada İslamofobi karşıtı kampanya başladı.

Sosyal medyadan "rehin olayının bir Müslüman tarafından gerçekleştirilmesinin bütün Müslümanlara mal edilemeyeceği" iletileri yayıldı. Avustralyalılar "herkese saygı göstererek, birlik ve beraberlik içinde mutlulukla yaşadıklarını" vurguladı ve birlik mesajları verdi. Slogan kısa sürede tüm ülkeye yayıldı. Hesap o günden bu yana aktif olarak kullanılıyor.

KANADA'DA İSLAMOFOBİ DENEYİ

Diğer yandan Kanada'da radikal bir saldırganın Kanada Parlamentosu'nda ateş açıp bir askeri öldürmesinden bir hafta sonra yapılan bir çalışma, Müslümanlara yönelik algının yansıtıldığı gibi olmadığını ortaya koydu.

Kanada'da İslamofobiyi ölçmek için düzenlenen sosyal bir deney düzenlendi. Deneye katılan oyuncunun Müslümanları hedef alan sözleri otobüs bekleyen Kanadalıları öfkelendirdi. Deney Kanada'nın Hamilton kasabasında yapıldı. Beyaz bir kaftan ve takke giyen oyuncu, deney için kalabalık bir otobüs durağını seçti. Bu sırada başka bir oyuncu durağa gelerek onu terörist olmakla suçladı.

Durakta bekleyen Kanadalılar oyuncuya ''Giyindikleri yüzünden mi terörist olduğunu düşünüyorsun, insanları böyle yargılayamazsın." diyerek sahip çıktı. Deney, radikal bir saldırganın Kanada Parlamentosu'nda ateş açıp bir askeri öldürmesinden bir hafta sonra yapıldı. Deneyde durakta bekleyen yolcuların, Müslüman Kanadalıyı koruduğu görüldü. İnternete konan toplumsal deney 24 saatte 300 binden fazla izleyiciye ulaştı. Deneyi kayıt altına alan ekip, sonucun kendileri için kötü fakat Kanada için umut verici olduğunu söyledi.

FRANSA’DA SALDIRILAR YÜZDE 50 ARTTI 

Avrupa'da İslamofobi artıyor. Fransa İslamofobi ile Mücadele Derneği, İslamiyet karşıtı saldırıların geçen yıla oranla yaklaşık yüzde 50 arttığını bıldırdı. Derneğin medyayla paylaşılan İslamafobi 2014 raporunda, Fransa'da yaşayan Müslümanlara yönelik saldırıların her geçen gün arttığı belirtildi.

Saldırılarda en çok hedef haline gelen ise genç ve başörtülü kadınlar oldu. Derneğe telefon ya da elektronik posta ile yapılan başvuruların değerlendirildiği araştırmaya göre, 2013'te 691 saldırı kaydedildi. Bu rakamın bir önceki yıla oranla yüzde 47,3 arttığına dikkat çekilen raporda, 691 saldırının 640'nın bireyler, 51'nin de kurumlar tarafından yapıldığı vurgulandı.

Raporda, bireyler tarafından yapılan eylemlerin 418'inde doğrudan hakaret, 43'ünde sözlü saldırı, 27'sinde fiziki saldırı, 88 vakada ise eleştiri ve tahrik olduğu bildirildi. İslamofobik saldırıların genelde kamuya açık alanlarda ya da eğitim kurumlarında yaşandığını ortaya koyan raporda, bireyler tarafından yapılan 640 saldırının 180'inin eğitim kurumlarında, 72'sinin özel şirketlerde ve 64'nün de kamu hizmeti sırasında yaşandığı ifade edildi.

Ankette öne çıkan başka bir başlık ise saldırıya uğrayanların sessiz kalması. Ankete göre, İslamofobik saldırı kurbanlarının sadece yüzde 22'si durum hakkında şikâyette bulunurken, yüzde 78'i ise susmayı tercih ediyor.

LE PEN’İN ULUSAL CEPHE’Sİ BÜYÜYOR

Fransa'da son dönemde artan saldırılar ülkede İslam karşıtı söylemleri ve eylemleri artırdı. Bu da aşırı sağcı Ulusal Cephe Partisi'ne olan desteği artmasına neden oldu. Fransa geçtiğimiz hafta üç saldırı ile sarsıldı.

Diyon kentinde, tekbir getiren bir sürücü, aracını kaldırımdaki yayaların üstüne sürdü. 11 kişi yaralandı. Beş farklı yerde yayaları hedef alan sürücü, gözaltına alındı. Yaralılardan ikisinin durumunun ağır olduğu ancak hayati tehlikelerinin bulunmadığı belirtildi.

Fransa Başbakanı Manuel Valls, Twitter'dan olayda yaralananlara "dayanışma" mesajı gönderdi. İçişleri Bakanlığı sözcüsü, 'saldırganın tek başına hareket ettiğine inandıklarını' söyledi. Soruşturmada görevli bir yetkili de, sürücünün psikolojik dengesinin yerinde olmadığını ve daha önce tedavi gördüğünü belirtti.

Cumartesi akşamı da Tur kentinde bir kişi tekbir getirerek bıçakla polislere saldırmış, 3 polisin yaralandığı olayda saldırgan vurularak öldürülmüştü. Bir diğer olay da Nantes kentinde Çarşamba günü gerçekleşmiş, bir kişi karakola girerek üç polis memurunu yaralamıştı.

Üç ayrı kentte meydana gelen bu olayların ardından başbakan Manuel Valls, Noel tatili boyunca jandarma, polis ve güvenlik güçlerinin sayısının artırılacağını açıkladı. Valls, güvenlik önlemlerinin özellikle alışveriş merkezleri, tren garları, toplu taşıma araçları ve şehir merkezlerinde en üst düzeye çıkarılacağını belirtti. Eyfel kulesi çevresi ve Şanzelize Bulvarı’na 1080 asker yerleştirildi.

Fransa'da yükselen İslam karşıtlığı, aşırı sağcı Ulusal Cephe Partisi'ne olan desteğin de artmasına yol açıyor. Kamuoyu yoklamaları, parti lideri Marine Le Pen'i 2017 yılında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri için ilk sırada gösteriyor. Göçmenleri ve ülkedeki Müslümanları açıkça hedef alan parti, Mayıs ayında Avrupa Parlamentosu için yapılan seçimleri de ilk sırada tamamlamıştı.

Le Pen'in geçtiğimiz günlerde göçmen karşıtı söylemleri nedeniyle işten uzaklaştırılan Fransız haber sunucusu Eric Zamur'a yönelik destek mesajı da bu tartışmaları yeniden gündeme getirmişti. Zamur, ülkedeki kaosun sona ermesi için Müslümanların sınır dışı edilmesi gerektiğini savunmuş ve "artık evinize dönün" demişti. Tepkiler üzerine çalıştığı haber kanalı, Zamur'un 11 yıldır süren sunuculuk görevine son vermişti. Le Pen, açıklamaların ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunmuştu.

YUNANİSTAN’DA KRİZ IRKÇILIĞI GÜÇLENDİRİYOR

Yunanistan, Osmanlı çatısı altında Müslümanlarla yan yana yaşamış ve bugün hala topraklarında İslam'ın izlerini taşıyan bir ülke. Osmanlı'dan miras camileri, Osmanlı'nın emaneti Batı Trakyalı Müslüman Türk toplumun Yunanistan topraklarında yaşattığı İslam kültürü ülkenin Müslümanlığa aşina olmasını sağlıyor. Ancak bu aşinalık bazı önyargıların önüne geçemiyor.

Özellikle son yıllarda, Asya, Kuzey Afrika ve Ortadoğu'dan gelen Müslüman göçmen nüfusun Yunan toplumuna entegre olamaması büyük sorun yaratıyor. Birçoğu ülkeye kaçak yollardan giren bu göçmenlerin ülkede iş bulamaması, Yunanca öğrenememesi sorunu derinleştiriyor.

Son yıllarda ekonomik krizle birlikte ülkede yükselen aşırı sağ da, Müslüman göçmenlere şüpheyle bakılmasının nedenlerinden. İskeçe Müftüsü Ahmet Mete de Yunanlıları iki kısma ayırıyor. Ülkede hem ırkçıların hem de Müslümanlarla iyi ilişkileri olanların bulunduğunu vurgulayan Ahmet Mete şu şekilde konuştu:

"Bu konuda ben Yunanları iki kısma ayırıyorum. Biri ırkçı kesim ki bunlar Batı Trakya içerisinde çoklar. Bir de Batı Trakyalı Müslüman Türklerle büyümüş, komşuluğu yaşamış ve Batı Trakya Müslüman Türkü'nün dürüstlüğünü, temizliğini görmüş insanlar. Bunlar komşuluğa riayet eden, hatta kardeş olabilecek tavırların içerisinde. Ama birinci kısım dediğimiz, Atina'da da sıkıntı çıkartan, Batı Trakya'da da çok sıkıntı çıkartır. Böyle ırkçı, istemediğimiz, sağduyulu düşünen Yunanların da istemediği olaylar yaşanıyor. Ama genel olarak, onlar bize, biz onlara alışığız. Onları duymazdan gelerek işimize devam ederiz.”

Batı Trakya'da yaşayan yaklaşık 150 bin Müslüman Türk azınlık Osmanlı mirası camilerinde ibadetlerini yapabiliyor, bölgedeki Müslüman mezarlıklarından faydalanabiliyor. Oysa başkent Atina'da sayıları tam olarak bilinmeyen ancak yüz binlerle ifade edilen Müslüman göçmenlerin ne bir Müslüman mezarlığı ne de ibadet edecek bir camisi var.

Bu yüzden de Müslüman göçmenler ibadetlerini buradaki gibi apartmanların alt katlarındaki mescitlerde gerçekleştiriyor. Başkentte yaşayan Müslümanlar senelerdir cami sorununu dile getiriyor. Yıllardır hükümetlerin sözünü verdiği ve parlamentodan onayı çıkan cami inşaatı bir türlü başlayamıyor.

Önce aşırı sağın tepkisinden korktuğu için cami inşaatı ihalesine katılacak firma bulunamadı. Daha sonra, birkaç firmanın ortak verdiği teklif geçen yıl kabul edildi. Ancak şimdi de imar bakanlığı firmalarla anlaşmayı bir türlü imzalamadığı için inşaata başlanamıyor. Geçen yaz tamamlanması beklenen cami inşaatı için henüz tek bir çivi bile çakılabilmiş değil.

BULGARİSTAN IRKÇILAR ANAHTAR KONUMDA

İslamofobi ve ırkçılık olaylarıyla sık sık gündeme gelen bir ülke de Bulgaristan. Suriye'den gelen mülteci akını ülkedeki ırkçılık olaylarını körükledi. Ekim ayında iktidara gelen Boyko Borisov hükümeti, gereken çoğunluğu elde etmek için ırkçı ittifaktan destek aldı. Valeri Simeonov başkanlığındaki ırkçı parti "Vatansever Cephe" yeni hükümette hassas dengeleri sağlayan anahtar parti konumuna geldi.

Irkçılar daha ilk hükümet toplantısında, verdikleri desteğe karşılık olarak devlet televizyonundaki Türkçe haber bülteninin kaldırılmasını istedi. 7 milyon 300 binlik nüfusun yüzde 10’unu oluşturan Türklerin devlet medyasında temsiline karşı çıkan ırkçılar, Borisov kabinesindeki Türkçe isimleri de hedef aldı.

Hürriyet ve Şeref Halk Partisi'nin adayı olarak göreve gelen Savunma Bakan Yardımcısı Orhan İsmailov, isminden dolayı uzun süre ırkçıların “dayatma politikasına" maruz kaldı. Başbakan Boyko Borisov hükümetin dağılmaması için ırkçı parti lideri Valeri Simeonov’un şartlarını kabul etti.

Irkçı parti, Orhan İsmailov’un görevde kalması karşılığında, kendi savunma bakanı yardımcısını göreve getirmek istedi ve bu istek kabul edildi. 10 dakikalık Türkçe haber bülteninin ise devletin ikinci kanalına alınması kararlaştırıldı. Ancak bu karar halen uygulamaya sokulmadı. Türkçe haber bülteni, hafta içi her gün saat 16.10'da Kanal 1'de yayınlanmaya devam ediyor. Konu ile ilgili kararın ne zaman yürürlüğe gireceği ise bilinmiyor.

İslam karşıtı eğilimler, Devlet Güvenlik Müsteşarlığı'nın Pazarcık ve başka kentlerde 25 Kasım'da düzenlediği kapsamlı IŞİD operasyonlarında da kendini gösterdi. Yedi kişi terör örgütüne katılmak ve dini devlete karşı kullanmak suçlamasıyla tutuklandı. Bu operasyonda birçok cami ve ev arandı, binlerce Kur'an-ı Kerim, dini kitap ve İslami esere el konuldu. Evlerinde arama yapılan kişiler kötü muameleye ve hakaretlere maruz kaldı.

Ülkede cami saldırıları da sıklaştı. 14 Şubat 2014'te Filibe’de bulunan eski Osmanlı eseri Cuma Camii'ne saldırı düzenlendi. Karlovo’daki Kurşun Camii'nin mahkeme tarafından müftülüğe iade edilmesi kararı, Filibe il mahkemesi önünde toplanan binlerce ırkçı tarafından protesto edildi. Eylem kısa sürede saldırıya dönüştü. Kaldırım taşlarıyla caminin camlarını kıran grup, molotof atarak yangın çıkardı. Cami büyük bir yangından son anda kurtarıldı.

Olaydan sonra 14 eylemci tutuklansa da, kısa sürede serbest bırakıldı ve bu saldırıyla ilgili de hüküm giyen olmadı. Suriye’deki savaştan kaçarak Bulgaristan’a sığınan mülteciler de İslam karşıtı grupların hedefi oldu.

Kasım ayında Sofya'da bir mültecinin bir Bulgar gencini bıçaklamasının ardından, bazı ırkçı gruplar "sivil devriye ekipler" adıyla sokaklara çıktı. Ülke genelinde etnik temele dayalı saldırılarda artış kaydedildi.

Avrupa Parlamentosu'nda Hak ve Özgürlükler Hareketi'nden milletvekili olan İlhan Küçük'le, Avrupa'nın ırkçı oluşumlara karşı yaklaşımını konuştuk. Küçük, iktidar partisi, ırkçı partiyle arasına mesafe koymazsa, ülkenin erken seçime gidebileceğini belirtti. Avrupa Parlamentosu'nda ırkçı partiye iyi gözle bakılmadığını söyleyen İlhan Küçük, partinin aynı zamanda Avrupa değerlerine de karşı olduğunu ifade etti. Küçük şu şekilde konuştu:

“İnsan haklarını, azınlık haklarını tanımayan bir parti. O yüzden biz Hak ve Özgürlükler Hareketi olarak onların Bulgaristan hükümetinde yer almasına iyi bakmıyoruz. Onları Bulgaristan siyasetinde, istesek de, istemesek de kabul ediyoruz. Çünkü Bulgaristan demokratik bir ülke. Ama Sayın Borisov'a da buradan sesleniyoruz, onlarla işbirliği yapmasın, çünkü onlar insani değerleri, azınlık haklarını yok sayıyor."

İlhan Küçük, Avrupa'da ırkçı partilere karşı bir tepki olduğunu, Bulgaristan'ın da demokratik bir ülke olarak kalmak istiyorsa ırkçı partililerle ilişkiyi koparması gerektiğini ifade ederken: "Genel Başkanımız Lütvi Mestan’ın söylediği gibi, Başbakan Boyko Borisov ırkçı parti lideri Valeri Simeonov’la ilişkisini sonlandırmazsa, Bulgaristan 2015’te mutlaka erken seçime gider" diye konuştu.

KREMLİN ÇÖZÜM VAADİ VERİYOR

20 milyondan fazla Müslümanın yaşadığı Rusya'da Müslümanlar birçok alanda inanç özgürlüğüne sahip olsa da İslamofobi son yıllarda özellikle büyük kentlerde artış gösteriyor. Rusya'da Hristiyanlar'dan sonra ikinci büyük dini topluluk olan Müslümanların sayısı resmi olmayan rakamlara göre 20 milyonun üzerinde. Ağırlıklı olarak Tataristan, Başkurdistan ve Kafkaslar’da yaşayan Müslümanların 2 milyona yakını da Moskova, Sen Petersburg, Nijni Novgorod gibi büyük şehirlerde yaşıyor.

Sovyetler döneminde baskı altında yaşayan Müslümanlar, Rusya Federasyonu'nun kuruluşuyla görece rahat bir ortama kavuştu. İbadethane ve eğitim başta olmak üzere sıkıntılar sürüyor; fakat sık sık İslam'ın birleştirici yönünü vurgulayan Kremlin sorunların yakın zamanda çözüleceği vaadinde bulunuyor. Kafkaslar’daki radikal gruplar Moskova yönetimini Müslümanlarla ilgili paranoyaya sürüklese de kamuoyunun önemli bir kısmı Rusya Müslümanlarının aşırılık yanlısı olmadığı kanaatını taşıyor. Buna rağmen İslamofobi son yıllarda büyük şehirlerde artış gösteriyor. Bunda uluslararası medyada yansıtılan silahlı grupların eylemleri büyük rol sahibi.

Rusya'da en son Çarlık döneminde yapılan tüm Rusya Müslümanları İstişare toplantısı, yaklaşık 100 yıl aradan sonra yeniden Moskova'da gerçekleştirilmişti. Rusya'nın büyük şehirlerinde İslam karşıtı eğilimlerin belirmesinden sonra toplanan din alimleri mecliste yeni yasalar çıkarılması gereğini vurguladı.

Toplantıya katılan önemli isimlerden biri de Sovyetler döneminde Orta  Asya müftülüğünü yapmış, daha sonra bağımsızlığını kazanan Özbekistan'ın ilk dini lideri olmuş Şeyh Yusuf Muhammed Sadık'tı. Rusya'da Müslümanlara baskı döneminin kapandığını ifade eden Sadık, artık başka tehliklerin belirdiğini ifade etti. Sadık şu ifadeleri kullandı:

"Müslümanlar Rusya'da rahat. Eğitimlerini istedikleri gibi alıyor. Örgütlenmelerini istedikleri düzeyde gerçekleştirebiliyor. İbadet yeri sıkıntısı var evet. Ama gençleri bekleyen diğer tehlikeler bununla kıyaslanamaz. Gençler büyük şehirlerde İslam'ın gereklerıni doğru yaşayamıyor. Esas sıkıntı budur. Bu, gençlerimizin dikkat ederek, doğru yaşayarak üstesinden gelebilecekleri bir tehlike. Ama memleketlerinden gelip burada yaşayan insanlara sadece Müslüman oldukları için saldıranlar var bir de. Buna bizim yapacağımız bir şey yok. Bu tehlikeyi devlet önleyecek."

BODO MİLİTANLARI MÜSLÜMANLAR'A SALDIRIYOR

Asya'da Müslümanların ağır baskı altında yaşadığı ülkelerden birisi de Hindistan. Hindistan'ın kuzeydoğusundaki Assam eyaletinde Bodo militanları aralarında Müslümanların da yaşadığı pek çok köyü hedef alan saldırılar düzenliyor.

Bodo militanlarının Mayıs ayında Kokrajhar ve Baksa bölgelerinde düzenlediği saldırılarda çoğu Müslüman 32 kişi yaşamını yitirmişti. Saldırganların son hedefi ise çoğunlukla Müslümanların yaşadığı Kokrajhar ve Sonitpur bölgesi oldu. Buradaki 5 ayrı köye düzenlenen saldırılarda 52 kişi hayatını kaybetti.

Saldırılarda yaşamını yitirenler arasında kadın ve çocukların da bulunduğu açıklandı. Saldırılarda çok sayıda kişinin yaralandığı, ölü sayısının artmasından endişe edildiği belirtildi. Yetkililer, saldırıda ölen ve yaralananların bölgedeki çay bahçeleride çalışan işçiler olduğunu kaydetti. Yaklaşık 30 kişinin öldürüldüğü Sonitpur bölgesinde süresiz sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

Başbakan Modi, İçişleri Bakanı Rajnath Signh ve eyalet yetkilileri, saldırıları kınadı. Saldırıdan sonra bölgeyi ziyaret eden federal hükümet yetkilileri saldırıların yönetim tarafından hafife alınmayacağını söyledi.

Bodo Ulusal demokratik cephesi militanları, assam eyaletinde bağımsızlıklarını ilan etmek için yıllardır silahlı mücadele yürütüyor. Etnik kimlikleri, kültürleri ve dillerinin tehdit altında olduğunu ileri süren Bodolar, kendilerini korumanın tek yolunun özerk yönetim olduğunu savunuyor. Çay üretimi ile ünlü Assam eyaletinin yabancıların akınına uğradığından şikâyet eden Bodo etnik grubunun, halihazırda özerk bölgesel bir konseyi bulunuyor.

MÜSLÜMANLAR HİNDİSTAN'DA AZINLIK

Hindistan'da yaklaşık 180 milyon Müslüman yaşıyor ancak hala azınlık konumundalar. Hindularla Müslümanlar arasında zaman zaman ölümlere de neden olan gerginlikler yaşanmakta. İlişkilerdeki kırılma noktasıysa Keşmir sorunu.

Hindistan’da yaklaşık 177 milyon 300 bin Müslüman yaşıyor. Hindistan, Endonezya ve Pakistan’ın ardından dünyada en çok Müslüman nüfusa sahip üçüncü ülke. Ancak yine de Müslümanlar, çoğunluğu Hindulardan oluşan nüfusun yaklaşık yüzde 13'ünü oluşturuyor.

İslam Hindistan'da 8. yüzyılın başlarında Arap tüccarlar aracılığıyla girdi fakat gerçek etkinliğini 12. yüzyılda kazandı. Hindistan'ın İslamlaşması büyük çoğunlukla Türklerle oldu. İlk olarak Gaznelilerle başlayan Türk-İslam devletleri zinciri Tuğluklular, Lodiler, Delhi Türk Sultanlığı ve son olarak Babür İmparatorluğu'yla sona erdi.

Bugünün Hindistanı; Hinduizm, Budizm, Sihizm gibi geleneklerin yanı sıra İslam dininin de kamu hayatına damgasını vurduğu laik anayasası olan bir ülke. Hindistan'da farklı inanca sahip olan kesimler arasında genelde bir uyum görülse de, Hindularla Müslümanlar arasında zaman zaman ölümlere de neden olan gerginlikler yaşanıyor.

İlişkilerin kırılma noktası ise Keşmir. Hindistan, Pakistan ve Çin sınırlarında dağlık bir bölge olan Keşmir'in Müslüman halkının, Hindistan ile bütünleşmek istememesi nedeniyle, Hindistan ile Pakistan arasında 1947 ve 1965 yıllarında iki savaş yaşandı. Keşmir sorunu, 1948 yılından beri Birleşmiş Milletler'in gündeminde.

Üçte ikisi Hindistan, kalan kısmı Pakistan topraklarında yer alan Keşmir'i Hindistan kendi topraklarının ayrılmaz bir parçası sayıyor. Pakistan ise Keşmir'in geleceğinin BM Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde kendi halkı tarafından yapılacak bir referandum ile belirlenmesi gerektiğini savunuyor.

BUDİSTLER ARAKANLILARI KATLEDİYOR

Asya Müslümanlarının baskı altında yaşadığı bir başka bölge de Myanmar. Hükümet desteği ile hareket eden Budist örgütler saldırılarına devam ediyor.

Çok kültürlü ve karmaşık bir etnik yapıya sahip olan Myanmar'da 130 azınlık grubu arasında Arakanlı Müslümanların etnik aidiyeti tanınmıyor. 2012 yılı Haziran ayında ordu ve polisin desteğini alan Budist çetelerin saldırılarına hedef olan Arakan Müslümanları, çareyi ya ülkeyi terk etmekte ya da barakalarda yaşam savaşı vermekte buluyor.

Myanmar'da Müslümanlara yönelik baskı ve şiddet devam ederken, son iki yılda yaşanan saldırılarda yüzlerce Müslüman öldü, 240 bin kişi de yaşadığı yerleri terk etmek zorunda kaldı. Myanmar hükümetince Bangladeş'ten gelen göçmenler olarak görülen Rohingya Müslümanları, 1982'de kabul edilen yasa ile vatandaşlık haklarını kaybetmişti.

Birleşmiş Milletler tarafından "eziyet gören dini azınlık" olarak kabul edilen yaklaşık 1 milyon 300 bin Müslüman, ülkenin batısındaki Arakan eyaletinin başkenti Sittwe yakınlarındaki derme çatma kamplarda yaşıyor.

Arakanlı Müslümanların vatandaşlık hakları, kültürel ve dini aidiyetleri tanınmıyor. Son nüfus sayımının sonuçları da açıklanmış değil. Bölgeden gelen haberler Arakanlı Müslümanların sayımlarda kayda alınmadığı yönünde.

Şiddetten kaçan Arakanlı Müslümanların komşu ülke Bangladeş’e sığınmaları sorunlarını çözmüyor. Zira Bangladeş Hükümetinin dış politikası Myanmar ile ilişkileri bozmama üzerine kurulu. Ayrıca Bangladeş ekonomisinin alarm vermesi de Arakanlılara yönelik insani yardımın gerçekleşmesinin önünde engel oluşturuyor.

Birleşmiş Milletler'e bağlı kamplarda 30 binin üzerinde mülteci barınırken yüz binlerce Arakanlı kendi başlarının çaresine bakmak zorunda. Çoğu Bangladeş’teki olumsuz koşullardan teknelerle okyanusa açılarak kurtulma yolu arıyor. Hedefleri ise Tayland, Malezya veya Endonezya sahillerine çıkmak. Ancak Arakan Müslümanları, Tayland’da ordu ve polisin sert müdahalesiyle karşı karşıya kalıyor.

Son araştırmalar Arakanlılar'ın insan tacirlerinin eline düştüğünü ortaya koyuyor. Myanmar’dan Tayland’a getirilen binlerce Arakanlı insanlık dışı koşullarda yaşam mücadelesi veriyor.

PATANİ BUDİSTLERİ SİLAHLANDIRILIYOR

Tayland’ın güneyinde Patani, Yala, Narativa eyaletlerinde devam eden çatışmalara sahne oluyor. Benzerleri gibi geçmişi 1970’li yıllara dayanan Özgürlük Hareketi merkezi hükümetin Budist milliyetçilikten beslenen politikalarına karşı çıkıyor.

Patanili Müslüman azınlık grubu etnik ve dini aidiyetlerinin gereğini yapmaktan alıkonulmaktan şikayetçi. Bir süredir Malezya hükümetinin ev sahipliğinde yürütülen barış görüşmeleri Tayland’da yaşanan siyasi kaos nedeniyle kesintiye uğradı.

Geçen yıl Başbakan Necib Bin Razak ve devrik başbakan Yingluck arasında sürdürülen görüşmeler barış görüşmelerine ivme kazandırmıştı. Yaklaşık bir yıl önce Bangkok’da başlayan ve akabinde anarşi ortamına dönen gösteriler Patani barış görüşmelerinin kesilmesine neden oldu.

Bir hafta önce cunta başı ve yeni başbakan Prayuth’un bir günlük Kuala Lumpur ziyaretinin ana konusunu söz konusu barış görüşmeleri oluşturuyordu. Ülkesinde ve uluslararası çevrelerde meşruiyet sorunu yaşayan Tayland hükümetinin Patani barış görüşmelerini yeniden başlatma konusunda ne kadar samimi olduğuna ise kuşkuyla yaklaşılıyor.

Tayland'da gerçekleşen darbeyle yönetimi ele geçiren cuntanın bölgedeki uygulamaları endişe yaratıyor. Ordunun, Müslümanlara yönelik baskıların yoğunlaştığı Patani'de, Müslüman olmayan köylüleri silahlandırdığı açıklandı. Tayland ordusunun koruculuk benzeri bu uygulama ile askeri kimliği olmayan kişilere silah ve özel bir statü vererek, bölgelerinde güvenliği sağlamalarını istediği belirtildi.

Bu girişimin, Özgürlük Hareketi Merkezi ile başlatılması planlanan barış görüşmelerini olumsuz yönde etkilemesinden endişe duyuluyor.

ÇİN'DE BASKILAR SÜRÜYOR

Çin Halk Cumhuriyeti'nin Uygur Türklerine yönelik baskı politikaları artarak devam ediyor. Uygur Özerk Bölgesi'nde düzenlenen, 15 kişinin hayatını kaybettiği bombalı ve bıçaklı saldırıdan Uygurlar sorumlu tutuluyor.

Saçı Kasabası'nda geçen Temmuz ayında 96 kişinin hayatını kaybetmesinden sorumlu olduğu öne sürülen 27 kişiye de idam cezası verildi. Çin devlet medyası, ülkede son 6 ayda Uygur Türklerini sorumlu tuttuğu sekiz şiddet eyleminde 175 kişinin öldüğünü açıkladı. Geçen yılın aynı döneminde ise bu sayı 46 olarak açıklanmıştı.

Geçen yıl Pekin'deki Tiananmen Meydanı'nda bir araçla düzenlenen saldırı ve bazı tren istasyonlarındaki bıçaklı saldırıların da Uygurlar tarafından gerçekleştirdiği öne sürülmüştü. Bu olaylardan sonra ise Uygur Özerk Bölgesi'nde olağanüstü hal uygulamaya konulmuş ve düzenlenen operasyonlarda çok sayıda kişi tutuklanmıştı. Pekin yönetimi, bölgedeki operasyonlarına devam ediyor.

Çin yönetimi baskı politikaları kapsamında, sadece Uygur Türklerini tutuklamıyor, Uygur Türklerine yönelik dini baskılar da uyguluyor. Son olarak, internet ve cep telefonlarından dini mesajlar paylaşanlara para cezası öngören düzenleme kabul edildi. Bu çerçevede dini mesajların paylaşılması “milli birliği yıkmak” suçu kapsamına alındı.

Sosyal paylaşım siteleri üzerinden dini içerikli mesaj yazanlara 5 bin ila 30 bin yuan para cezası verilecek. Son altı ayda bölgede internet üzerinden 'sakıncalı' paylaşımlarda bulunan veya evinde dini kitaplar bulunduran 334 kişi tutuklandı, 18 bin dini kitaba ise el konuldu.

Öte yandan, kamu personeli ve öğrencilerin kamusal alanda ibadet etmesi ve kadınların başörtüsü takması da yasak. Çin, Uygurlara yönelik dini baskılarını 1 Ocak’tan itibaren yasal güvence altına da alacak. Yasaya göre, 1 Ocak’tan itibaren resmi kurumlar, okul ve işyerlerinde namaz kılan Müslümanlara para ve hapis cezası verilecek. Komünist parti üyeleri, 18 yaşından küçükler, işçi ve memurlar, kadınlar ve öğrencilere getirilen camiye giriş yasağı da sürüyor.

Çin yönetimi Ramazan aylarında okullarda Müslüman öğrencilere zorla yemek yedirip su içirerek, oruç tutmalarını engelliyor. Ancak yasak politikaları sadece kamusal alanla sınırlı değil. Öğrencilerin evlerinde ibadet etmeleri de yasaklandı. Öğrenci olmayanlar ise farklı baskı yöntemleriyle karşı karşıya. Genç kızlar, Çin'in farklı yerlerinde çalışmak zorunda bırakılıyor.

Asimilasyon politikaları kapsamında, Çinliler Uygur Türkleri ile evlenmeye teşvik ediliyor. Çin'in uygulamaya koymayı planladığı asimilasyon projesi çerçevesinde, Müslüman Uygur Türkleri veya diğer azınlıklarla evlenen Çinliler yıllık 320 dolar alacak, ev ve iş imkânına sahip olacak. Yıllık 3 bin 200 dolar tutarında da sağlık yardımından faydalanacak. Bu kişilerin çocuklarına yıllık 500 dolarlık eğitim yardımı, üniversiteye gidecek kişilere de yıllık 800 dolar burs, vaatler arasında.

MORO'DA ÇATIŞMALAR BİTMİYOR

Asya'da Müslümanların baskı altında yaşadığı tek bölge Çin değil. Kıtanın pek çok yerinde benzer sorunlar yaşanıyor. Filipinler'de Moro Müslümanları ile yönetim arasında yaklaşık 40 yıl boyunca yaşanan çatışmalar binlerce kişinin ölümüne neden oldu.

Adalar ülkesi Filipinler Doğu Çin denizi ile Japonya arasında uzanıyor. Bir yanında Malay dünyası öte yanında Çin bulunuyor. 1947 yılında bağımsızlığını kazanan Filipinler üç önemli coğrafi bölgeye ayrılıyor: Luzon, Visayas ve Mindanao. Müslüman nüfus Mindanao ve çevre adalarda yoğunlaşıyor.

Bu coğrafyadaki Müslümanlar, “Moro Halkı” adıyla tanınıyor. Moro-Mindanao bölgesi, nüfusun büyük çoğunluğunun Katolik Hristiyanlardan oluştuğu Filipinler'de, etnik ve dini kimliği ile önemli bir azınlık konumunda. Müslümanların yaklaşık 80 milyonluk nüfus içerisindeki oranı yüzde 5 ila 10 arasında değişiyor. 

Kuruluş sonrasında yeni devlet anlayışı, tüm etnik unsurları ve Moro Müslümanlarını Filipinlileştirme politikasını dikte etti. 1960’lı yılların ikinci yarısında Müslüman kitleleri soykırıma varacak şiddete maruz bıraktılar. Bu eylem 40 yıl sürecek mücadelenin ilk adımı olarak tarihe geçti.

Filipinler’de hükümetler değişse de, Moro Müslümanlarına yönelik baskı politikaları Ferdinan Marcos’tan itibaren devamlılık gösterdi. Bölgede yaşanan katliamlarda 150 bin kişi hayatını kaybetti. Bu süreçte, Moro Bağımsızlık Hareketi içerisinde de yeni yapılanmalar ortaya çıkmaya başladı.

Moro İslami Özgürlük Cephesi bunlar arasında öne çıkan örgüttü. 12 bin silahlı üyesi olan Moro İslami Özgürlük Cephesi son on yılda merkezi hükümetle barış görüşmeleri yürüttü. Örgüt ile Filipinler hükümeti arasında imzalanan ve 40 yıllık iç savaşı bitiren tarihi barış anlaşması mart ayının sonunda imzalandı.

Moro İslami Kurtuluş Cephesi ile Filipinler Merkezi Hükümeti arasında imzalanan anlaşma parlamentoda onay bekliyor. Anlaşmaya göre, 2016 yılında yapılacak seçimlerle bölgedeki Müslüman halk kendi yerel yöneticilerini seçecek.

Sağlıklı bir şekilde yürümesi halinde bu süreç sonunda Müslümanlar kültürel, dini ve etnik aidiyetlerinin gereği olan hakları almış olacak.



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş