İran’ın Ortadoğu’daki Eli: Kasım Süleymani | Ortadoğu | | Dünya Bülteni Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


22:48, 25 Haziran 2018 Pazartesi
Güncelleme: 16:12, 28 Şubat 2018 Çarşamba

  • Paylaş
İran’ın Ortadoğu’daki Eli: Kasım Süleymani
İran’ın Ortadoğu’daki Eli: Kasım Süleymani

Ortadoğu’da kazandığı prestijle İran iç siyasetinde Muhafazakârların işine yaradığı öne sürülen Kudüs Ordusu Komutanı Kasım Süleymani ülkenin dini lideri Ali Hamaney'den aldığı güç ile Yemen, Lübnan, Suriye, Bahreyn, Irak, Afganistan, Filistin ve Suudi Arabistan'da etkin olmaya devam ediyor

Doç.Dr.Mehmet Şahin / Yrd.Doç.Dr.Ziya Abbas

1979’daki İran devriminden sonra devrimi savunmak üzere kurulan Devrim Muhafızları doğrudan devrim liderine bağlı ve özerk bir yapıya sahiptir. Başkomutan sıfatını taşıyan devrim liderine bağlılığı onu kurumlar üstü bir güç haline getirmektedir. Bu yapısıyla İran ordusunun üstünde bir ordudur.

Devrim Muhafızlarının bünyesindeki Kudüs Ordusu ise devrimi İran dışına ihraç etmek amacıyla kurulan en seçkin birimdir. Bu birimin Komutanlığına 1998 yılında getirilen General Kasım Süleymani, Kudüs Ordusunu geliştirerek gücüne güç kattı ve faaliyet alanını ciddi bir şekilde genişletti. Son yıllarda Ortadoğu meselesinde gündeme gelen bir isim olan Süleymani, Irak ve Afganistan konularında ABD’yle yürütülen iş birliği temaslarında önemli rol oynamıştır. Süleymani, son yıllarda Ortadoğu’da etkinliğini arttıran İran’ın dış politikasında belirleyici rol oynamakla birlikte İran adına Ortadoğu’da oldukça önemli bir güç oluşturduğu açık bir şekilde görülmektedir. Süleymani, çatışma bölgeleriyle küresel politika bazında ülkesi adına gayet başarılı hamleler yapmaktadır.

Bu çalışma bölgesel küresel anlamda mitolojik bir ün kazanan General Kasım Süleymani’yi konu almaktadır. Hakkında yazılan binlerce habere karşın akademik anlamda yeterli derecede güvenilir kaynak bulunmamaktadır. Zaman zaman bölge meseleleri hakkında açıklamada bulunsa da basında ender görülen ve az konuşan biridir. Bu durum onun gizemini daha da arttırıyor. Öyle ki İran’da hakkında çıkan haberler bile Batı basınında çıkan bilgilere dayandırılmaktadır. Bu nedenle birlikte bölgedeki rolüne ışık tutabilmek üzere oldukça geniş yelpazeli bir bilgi kaynağına dayanarak araştırma yapıldı. Arap basınından başlayarak çok sayıda gazete ve derginin yanı sıra birçok araştırma merkezinin çalışmaları incelenmiştir. İsrail basını ve Güvenlik birimlerinin yayınladığı bilgilere de yer verilen bu çalışmada, Türkiye’de çıkan haberler ve akademik çalışmalardan da yararlanılmıştır. Araştırmada Batı merkezli çalışmalar ise önemli bir bilgi kaynağı olmuştur.

Çalışmada Devrim Muhafızları ve Kudüs Ordusu’na değinildikten sonra Kasım Süleymani hakkında kişisel bilgilere yer verilmiştir. İran içindeki faaliyetleri ve onun yükselmesine yol açan konular ele alınmıştır. Süleymani’nin bu denli üne sahip olmasını sağlayan Ortadoğu’daki faaliyetlerine ise geniş yer verilmiştir. Süleymani hakkında görüşler diğer bir başlıkta ele alındıktan sonra, uluslararası kamuoyunda Süleymani hakkında çıkan yaptırım ve seyahat yasakları incelenmiştir.

Arap Baharından bu yana şiddetin giderek büyüdüğü Ortadoğu’da, İran'ın etkisi her geçen gün biraz daha artıyor. İran’ın etkisi, Afganistan'dan Irak'a, Suriye'den Yemen'e kadar eskisinden daha fazla görünür olmuştur. İran'ın Ortadoğu politikalarının şekillenmesinde en önemli aktör ise İran-Irak savaşından bu yana ülkesinin bölge politikalarında önemli bir yer tutan Kasım Süleymani’dir.
İran'ın Irak ve Suriye'de her türlü politikasını formüle eden ve hayata geçiren Süleymani, Esad rejimini desteklemek için İran'ın Suriye'deki vekâlet savaşının arkasındaki beyni olarak görülüyor. Doğrudan İran devlet yapılanmasının tepesinde bulunan dini lider Hamaney'e bağlı olması onun en önemli güç kaynağını oluşturmaktadır.

Süleymani, Irak ve Suriye başta olmak üzere, Kudüs Ordusu’nu (KO) geliştirerek faaliyet ve sorumluluk alanını genişletti ve son yıllarda Ortadoğu’nun en nüfuzlu komutanı oldu. KO’nun faaliyet alanı, Afganistan, Irak, Tacikistan gibi komşu ülkelerin yanı sıra dünyanın uzak köşelerine de uzandı ve askeri konularla birlikte diplomatik alanı da etkiliyor. Süleymani, Irak ve Afganistan konularında ABD’yle yürütülen iş birliği temaslarında tek yetkili hâline gelmiştir. Bu durum, İran’ın Irak’a atadığı büyükelçilerin Devrim Muhafızları (DM) geçmişi olan askeri ve güvenlik tecrübesine sahip kişiler arasından seçilmesinin önemini de açıklıyor. Süleymani, Suriye ve Irak yönetimlerini destekleyerek yürütülen askeri operasyonlarda çok büyük bir rol almıştır. Bununla birlikte Lübnan Hizbullahı’nın güçlenmesinde de önemli bir role sahiptir.

DEVRİM MUHAFIZLARI

İran’da askeri yetkiler ordu ile Devrim Muhafızları (DM) arasında paylaşılmış olsa da DM yerel ve Uluslararası bağlamda ön plana çıkmaktadır. Zira DM İran islam Devrimi başarılı olduktan hemen sonra kurulmuştur. Bir yandan çoğu subaylarının ABD’de eğitildiği için devrimciler orduya güvenmiyorlardı. Diğer yandan devrimin ideolojisi ve toplumsal tabanına bağlı bir güç tarafından savunulması gerekiyordu. Bunlara ek olarak Derim ihraç teorisi gereği “tebliğ ve misyonerlik” faaliyetleri başarısız olduğu durumlarda, devrimi ihraç edebilecek bir askeri yapının oluşturulması gerekiyordu. Sonraki yıllarda DM, ülkenin hassas sınır bölgeleri, gizli kurumlar, Hürmüz Boğazı, sınırları aşan kaçakçılık ve füze geliştirme sistemlerinin güvenliğinden sorumlu olmuştur. Bunların yanı sıra İran’ın nükleer faaliyetlerinin geliştirilmesi ve güvenliğiyle de yakından ilgilenmektedir. Nitekim BM’nin 23 Aralık 2006, 24 Mart 2007, 20 Temmuz 2015 tarihli kararlarında İran Nükleer programı ve balistik füze geliştirme faaliyetlerinde rol oynayan birçok DM yetkilisinin ismi yayınlanmıştır. DM’nin İran’ın siyasi ve askeri yapılanmasındaki öneminden dolayı, yetkilileri doğrudan devrim “Rehberi” tarafından atanmaktadır.

Irak-İran Savaşı’nın (1980-88) patlak vermesiyle DM büyük önem kazanmış ve İran milli güvenliğinin temel dayanağı olmakla kalmayıp, dış politikasının oluşmasında en önemli kurum/güç olmuştur.

Doğrudan devrim liderine bağlı olan DM, özerk bir yapıya sahiptir. Başkomutan sıfatının taşıyan devrim liderine bağlılığı onu kurumlar üstü bir güç haline getirmektedir. Bu yapısıyla DM klasik İran ordusunun da üstünde bir güçtür. 125.000 savaşçısı var. Bu sayı yedek kuvvetlerin görevi çağrılması durumunda 300.000 kişiye çıkartılabilir. DM, devrimci kitlelerin yanı sıra kendisiyle ideolojik yapıya sahip olmayan toplumsal kitleleri de içine alabilen esnek bir yapıya sahiptir. Bu özelliğiyle, İran halkının farklı kesimlerinden binlerce gence iş imkânı sağlamaktadır. Dolayısıyla DM’ye bağlı olanların önemli bir kısmının, devrim ideolojisini benimsemiş islamcılar olmaları gerekmemektedir.

DM ordu birlikleri düzeyinde küçük zırhlı birliklerden oluşmaktadır. Bazı birlikler yurt dışında görevlendirilmek üzere düzensiz savaş eğitimine tabi tutulur. Ancak çoğu iç güvenlik için eğitilmiş hafif piyade gücüdür. Bu güçlerin her birinin 12.000 ila 13.000 kişiden oluşturulduğu tahmin edilmektedir.

Genel olarak savaş durumunda DM kara kuvvetleri, Besic (Gönüllü Halk Seferberlik Ordusu) ve yarı askeri güçlerden oluşmaktadır. Kara gücü tank, top ve uçak savar gibi silahlarla donatılmış, yıpratıcı gerilla savaşı için eğitilmiş ve birbirinden bağımsız savaşabilen birliklerden oluşmaktadır. Hava gücü, Şahap 3 balistik füzeleri, Tucano EMB-312 füzesi, Hava savunma sistemi S-300 ve savaş uçaklarına sahiptir. Deniz gücüne bakıldığında 20.000 savaşçısı olduğu tahmin edilmektedir. Deniz üslerinin çoğu Basra Körfezinde yoğunlaştığı bilinmektedir. Çoğu küçük teknelerden oluşan deniz gücü, Hürmüz Boğazı ve deniz ulaşımını durduracak yoğun saldırı yapabilecek kapasitesi var.

Kasım 1980’de Humeyni’nin seferberlik ilanıyla kurulan Besic DM’ye bağlı ve savaş durumunda 3 milyon kişiyi aşabilecek bir güçtür. Besic’in meşruiyeti, İran anayasasının 151. Maddesine dayanmaktadır. Besic gücü İran-Irak savaşında, hafif silahlı beşeri dalgalar halinde savaşta öncü birlikler olarak düşman hatlarını saldırıyordu. Bu saldırılar, DM’nin daha eğitimli ve tecrübeli güçlerinin etkili saldırılarının önünü açıyordu. Başka bir ifadeyle Besic, İran’ın savaştaki fidyeleriydi. Bu güç, erkeklerden oluşan “Aşure Bölükleri” ile kadınlardan oluşan “Zehra Bölükleri” olarak iki ana birime ayrılmaktadır. Otomatik silah, tüfek ve el bombası gibi iki haftalık hafif silah eğitiminden sonra savaşa dâhil edilmektedirler.

KUDÜS ORDUSU

Kudüs Ordusu, DM’ye bağlı, düzensiz savaş taktikleri, istihbarat faaliyetleri ve yurt dışında özel operasyonlar yürüten en önemli askeri güçtür. Doğrudan başkomutana bağlı olması, kamuya yansımayan ve örtülü ödenekler ile özel kaynaklardan finanse edilmesi onun en önemli güç kaynağıdır. KO, devrim ihraç politikasında merkezi rol oynamaktadır. KO, DM’nin özel gücüdür ve İran rejimini ayakta tutan en önemli ve güçlü askeri-güvenlik birimidir. KO, “Devrim ihraç” teorisinin uygulanması bağlamında tüm siyasi, ekonomik ve askeri faaliyetlerin kurumsal bir çerçevede gerçekleştirilmesi için kurulmuştur. Devrim ihracıyla birlikte, DM’nin kurulmasının temel gerekçesi olan devrimi savunmanın bir ayağı da onu ülkenin sınırları dışında savunmak ve savaşın ülke sınırlarına taşınmaması görüşüdür. İşte bu bağlamda KO, İran’ın sınır ötesinde düşmanlarla mücadele eden gücüdür.

Yaklaşık 50.000 kişilik bir güce sahip olan KO’nun başında, 1998’den beri Tuğgeneral Kasım Süleymani bulunmaktadır. KO’nun İsrail, ABD ve ABD’nin müttefiki olan bazı ülkelere karşı silahlı güçleri finanse etmekle birlikte, eğittiği ve silahlandırdığı bilinmektedir. Bunların başında Lübnan Hizbullahı, Hamas, Suriye’de rejim saşarında savaşan Iraklı ve Afganistanlı milis güçler ve Haşdi Şabi bulunmaktadır. Bu güçlerin desteklenmesi İran adına Vekâlet Savaşlarında önemli başarılar kaydetmiştir. Yurt dışında gizli faaliyet yürüten “Birlik 400” KO’nun en önemli özel operasyonlar birimidir. Bu birim operasyon düzenleme, örgütleme, donatma, finanse etme ve devrimci İslami örgütleri yönlendirmekle birçok amacı hedeşemektedir. Öncelikle söz konusu hedeşer; İran’ın muhalişerine karşı operasyonlar düzenlemek, caydırıcı askeri güç oluşturmak, İran ve müttefiklerinin askeri ve siyasi gücünü artırmak, İran’a bağlı farklı bölgelerde gizli hücreler oluşturmak ve devrim ideolojisini ihraç etmektir.

KO’nun İran içinde ve dışında birçok kampı bulunmaktadır. İdari yapısı özel ve uzman birlikler şeklinde komuta kanatları ve coğrafi bölgelere göre merkezlere ayrılmıştır. Büyük çoğunluğu askeri taburlar mahiyetindedir. Lübnan Taburu, Irak Taburu, Afganistan’la ilgili Ensar Taburu, Arap Yarım Adası Taburu, Avrupa Taburu, Kuzey Amerika Taburu ve Kuzey Afrika Taburu bu komuta merkezlerinden bazılarıdır. Her bir komuta merkezi, ilgili bölgedeki gücün oluşturulması, yönetilmesi ve İran’ın siyasi ve güvenlik kurumlarında görevli üst düzey yöneticilerle iletişim kurmak ve koordinasyon içinde hareket etmekten sorumludur.

Kentsel savaşlar, gerilla savaşları ve asimetrik savaşlarda önemli tecrübeleri olan KO’nun Irak-
İran Savaşında Şii/dini retoriğe dayalı bir savaş doktrini benimsemiştir. Bu doktrin, bir taraftan savaşçıları şehitlik kavramına bağlı ölüme hazırlıklı hale getirmek, diğer taraftan, zafer kazanıncaya kadar, geliştirilmiş tüm taktik ve silahları kullanmalarını sağlamaktır. Buradan hareketle asimetrik savaş, düşmana ani saldırılarla yoğun ateş altına almak ve saldıranları kamuşaj, devamlı hareket, güdümlü ve güdümsüz silahlarla doyuruculuk yöntemine dayalı düşman savunma hatlarını yaya, motosiklet, bot ya da farklı taşıtlar kullanarak saldırılar düzenleme taktikleri benimsemektedir. Bunların yanı sıra, bağımsız karar verme yöntemiyle azami esneklikte planlar içindedir. 

KASIM SÜLEYMANİ

İran Devrim Muhafızlarına bağlı Kudüs Ordusunun komutanı General Kasım Süleymani, 11 Mart 1957‘de İran’ın güney doğusunda bulunan aşiret yapısının hâkim olduğu Kirman şehrine bağlı Rabord köyünde tarımla uğraşan fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir.

Henüz çocuk yaşta, çiftçi olan babasının devlete olan 900 Tümen borcunu ödeyebilmek için bir akrabasıyla Kirmanda inşaat sektöründe çalışmaya başlamıştır. Rabord gibi dağlık ve fakir bir beldedeki yaşamı, Süleymani’nin kişiliğinin oluşması ve İran’ın yanı sıra Afganistan, Irak ve Suriye’deki kabile ve aşiretlerin etkili olduğu toplumsal yapılara yönelik çalışmalarında kendisine katkı sağlamıştır.

Daha sonra Kirman Su Şirketi için çalışmaya başlamıştır. Fars News, Süleymani’nin Kirman’da Karate ve vücut geliştirme sporlarıyla uğraştığını aktarmaktadır. Bu dönemde Şah yönetimine karşı artan İslami muhalefet faaliyetlerine katılmıştır.

Süleymani’nin özel hayatıyla ilgili pek bilgi bulunmamaktadır. Ancak Dexter Filkins’in adını açıklamadığı bir Iraklı siyasetçiye dayandırdığı bilgilere göre, Tahran’da orta yaşlarında bir bürokrat ailesi yaşamı sürdürmektedir. Evli ve üçü erkek ikisi kız olmak üzere beş çocuk babasıdır. Aynı kaynağa göre eşine karşı saygılı ve bazı seyahatlerinde onu beraberinde götürür, onlara karşı kararlı olsa da çocuklarını çok sever. “İslami değerlerden sapma gösterdiği için” en çok Malezya’da yaşayan kızı Nergis için endişelendiğini Filkins aktarsa da Süleymani gibi bir yöneticinin güvenlik nedeniyle ailesinden birinin yurt dışında yaşamasına müsaade etmeyeceği söylenebilir. Edinilen bilgilere göre bir oğlu Tahran’da ticaretle uğraşan bir işadamıdır. Babası halen Rabord köyünde mütevazı bir yaşam sürdürmektedir. Süleymani’nin Kirman ve Tahran başta olmak üzere, İran’ın birçok şehrinde ve farklı sektörlerde büyük miktarda yatırımları bulunmaktadır.

Filkins, Süleymani’nin günlük yaşamında sabah saat dörtte kalktığını ve akşam saat dokuz buçukta uyuduğunu ve prostat hastası ve kronik bel ağrısı olduğunu da bahsi geçen Iraklı siyasetçiden edindiği bilgiler arasında dile getirmektedir.

Kişisel özelliklerinden bahsetmek oldukça zordur. Nitekim hakkında yazılanların neredeyse tamamı basın üzerinden elde edilen bilgilere dayanmaktadır. Basında pek görülmez, görüldüğü zaman nadiren konuşur. “Hac Kasım” ve “Kasım Süleymani: Anılar ve Hatırlara” adlı iki kitap yazılmıştır. Ancak bu kitapların ilki bulunmazken ikincisi kısa bir süre önce satışa çıksa da henüz İran dışında bulunmamaktadır. Son kitaba göre özellikle Irak-İran savaşı yıllarındaki anılarını ele alıyor. Kitabın özetinden anlaşıldığı üzere mütevazı görünümlü, pek duygusal biridir. Devrim ideolojisine sadakatle bağlılıkla birlikte manevi yöne çok önem verdiği de anlaşılmaktadır. 

Bu yönünü Filkins de “Askerlerinden şehit olanlara kuvvetle bağlı olmasıyla bilinir ve çoğunlukla onların ailelerini ziyaret eder.” şeklinde dile getiriyor.

Dış görünümü kır sakallı esmer tenli ve kısa boylu biri olan Süleymani, Filkins’e göre mütevazı görünmeye çalışsa da gözlerinden kendisini fazlasıyla beğendiği anlaşılıyor. Kendisini destekleyen basına göre ise, “Karizmatik kişiliğini yansıtan konuşma ve davranışlarda pek bulunmaz ve kamuoyunda görüldüğünde dikkatleri üzerine çekmemeye çalışır. Bulunduğu ortamda bir köşede oturmayı tercih eder, pek konuşmaz ve daha çok oradakilerini dinler. Üstün zekâsı ve stratejik dehasıyla bilinir. Cesurdur, diyaloglarda güçlüdür ve yetkilerini asla kötüye kullanmamıştır”. 

İran içindeki Faaliyetleri Ve Yükselişi

Şah yönetiminin baskısına rağmen giderek güçlenen İslamcıların Kirman’daki en etkili isimlerinden biri Seyit Rıza Kamyap olmuştur. Kamyap, Şah yönetimine karşı eleştirel söyleminden dolayı İslami eğilimli gençleri etkilemiştir. Kamyap’ın hutbelerinden etkilenen gençlerden biri de Süleymani’dir. Süleymani, Kirman’da Şah yönetimine karşı aktif muhalefet faaliyetlerine katılmıştır. Bu yıllarda Kirman eyaletinin Ciroft bölgesine sürgüne gönderilmiş bulunan Hamaney ile bağlantı kurmuş ve o andan itibaren de Hamaney’i içerde ve dışarıda giriştiği her türlü iktidar mücadelesinde desteklemiştir. 1979’daki İran devriminin ardından Devrim Muhafızları adına yürütülen çalışmalara katılan ilk gençlerden biri olmuş ve kendisi o günleri “Hepimiz gençtik ve devrime bir şekilde hizmet etmek istiyorduk" diye anlatmıştır.

Devrimin gerçekleştiği 1979’da merkezi yönetimin zayışamasını fırsat bilen Mahabad Kürtleri ekonomik ve siyasi haklarını talep etmeye başlamış ve ülkenin batısında isyan bayrağını çekmiştir. Süleymani’nin ilk ciddi görevi bu isyanı bastırmak olmuştur. Liderliğindeki Devrim Muhafızları ve ordudan bir askeri güçle Batı İran’ın Mahabad bölgesinde silahlı Kürt isyanını bastırmıştır. Burada edindiği düzensiz savaş tecrübesi, onun Devrim Muhafızları içinde yükselmesine zemin hazırlayan önemli bir aşama olmuştur.

Devrime sadakatinin yanı sıra askeri becerilerini ispatlama ve nitelikli biri olduğunu gösterme bağlamında Irak-İran Savaşı 1980-1988, Süleymani için ideal bir fırsat olmuştur. Zira Kirmanlılardan oluşan “Sarallah 41” gücünün komutanı olarak 15 günlüğüne cepheye giden Süleymani sekiz sene süren söz konusu savaşta belirleyici muharebelerde önemli rol oynamıştır. Bu başarılar onu Irak sınırında savaşan İran güçlerinin en önemli on komutanından biri haline getirmiştir. Süleymani, sekiz yıllık İran-Irak savaşındaki harekâtların çoğuna katılmasının yanı sıra Ramazan Karargâhı tarafından Irak toprakları içinde icra edilen çeşitli düzensiz savaş operasyonlarının yönetilmesi ve örgütlenmesinde yer almıştır. Süleymani, Saddam Hüseyin rejimine muhalif Iraklı Kürt liderlerle temas kurmakla birlikte Saddam rejimine karşı İran’ın yanında savaşan Iraklıların oluşturduğu Bedir Örgütü’yle yakın ilişki geliştirmiştir. 1991 Körfez Savaşı’nın başlarında Saddam’a karşı Şiilerin Şaban ayaklanması patlak verdiği zaman muhalişerin silahlı eylemlerini planlayıp yöneten kişilerden biri olmuştur.

Savaş sona erdiğinde Tuğgeneralliğe yükselmiş olan Süleymani “Sarallah 41” tugayıyla Kirman’a dönse de kısa sürede İran-Afganistan sınırında uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele birimi başına getirilmiştir. İran’ın doğu sınırında büyük bir kargaşaya neden olan “eşkıyalar” ile mücadele sonucunda Sistan-Belucistan ve Horasan bölgesini uyuşturucu çetelerinden arındırmayı başarmış ve orada devlet otoritesini sağlamıştır.

1990’lı yılların ikinci yarısında kritik zamanlar geçiren İran, Afganistan’da giderek güçlenen Taliban hareketinin kendisi için ciddi bir tehdit olduğunun bilincindeydi. İranlı yöneticiler, Taliban’ın yükselişini “doğu sınırlarında Suudi Arabistan ve Pakistan’ın pençelerinin İran’a doğru açılması olarak görüyordu”. Diğer yandan Muhammed Hatemi liderliğinde iktidarda olan reformcular,
İran’da Devrim Muhafızları’nın etkisini kırmaya çalışıyordu. Ancak dini lider Hamaney, onları güçlendirmeye gayret ediyordu. Afganistan’ı çok iyi bilen Süleymani, İran için böyle kritik bir zamanda bizzat Hamaney tarafından Kudüs Gücü komutanlığına getirildi.

Süleymani’nin özellikle Irak-İran savaşında kurduğu ilişkiler, kariyeri boyunca onun en önemli dayanağı olmuştur. Zira İran’daki güçlü siyasetçiler, istihbarat içindeki etkili kişiler, yargı ve devleti yöneten bütün hassas kurumlara getirilen üst düzey yöneticiler, İran-Irak savaşında sadakatlerini ispatlamış kişilerden oluşmaktadır. Hâlihazırda Devrim Muhafızları’nın bütün komutanları ve ordunun 12 generali İran-Irak savaşında cephe komutanlığı yapmış kişilerdir. Bunlar birbirilerini sürekli kollar ve birlikte İran’ın iç ve dış siyasetinin belirlenmesinde etkin rol oynarlar.

İran Dışındaki Faaliyetler

Afganistan

ABD, 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra El Kaide’ye savaş ilan ederek Afganistan’a müdahale edeceğini açıklayınca İran’la işbirliği yoluna gidilmiştir. Zira İran, El Kaide ve Taliban’ın Afganistan’daki varlığından oldukça rahatsız olmakla birlikte onları, bölgedeki en büyük rakibi olan Suudi Arabistan’ın uzantısı olarak görmekteydi. Bu nedenle ABD ile İran arasında üstü kapalı bir ittifak doğmuştur. 

ABD Dışişleri Bakanlığının üst düzey yetkililerinden Ryan Crocker başkanlığında, Afganistan’a yönelik saldırı hazırlıkları kapsamında Cenevre’de, ABD’liler, İranlı yetkililerle bir dizi görüşme yapılmıştır. Crocker, kendisiyle görüşen İran heyetinin doğrudan Kasım Süleymani’den direktif aldığını iletmiştir. Süleymani’nin çok iyi bir müzakereci olduğu ve yazılı mesaj iletmekten kaçındığı aktarılan bilgilerde İran heyeti, Afganistan’da Taliban’a ve diğer Sünni silahlı gruplara ait bütün üs ve kampların ayrıntılı lokasyonları ve bilgileri olan bir haritayı ABD’lilere iletildiği kaydedilmektedir. Ryan Crocker, İranlılar operasyonun bir an önce başlamasını istiyor ve baskı yaptıklarını aktarıyor.

ABD’nin Afganistan’ı işgalinden sonra da iki ülke arasındaki işbirliği devam etse de 2002’de ABD Başkanı George Bush’un İran’ı “şer ekseni”ndeki ülkelerden biri olarak tanımladığı konuşmasından sonra büyük oranda sarsılmıştır. Bu sırada ABD’nin Kabil’deki Büyükelçilisinin yardımcısı olan Crocker, Süleymani’nin çok kızdığını ve ABD ile olan tüm ilişkilerini gözden geçireceklerini beyan ettiğini kaydetmektedir. Crocker, İranlılara, bir sonraki işgalin Irak’a yönelik olacağını söylediğinde onların Afganistan’da olduğu gibi işbirliğine hazır olduklarını dile getirmektedir. Bu süreçte müzakerelerin koordinatörü, yine Kasım Süleymani’dir.

Irak

İran, 30 yıl boyunca kapsamlı ilişkiler oluşturmak için çalışmış, kimi Iraklı gruplara ev sahipliği yaparken İran dışındaki Kürt, Şii ve Sünni oluşumlarla bağlar kurmuştur. Süleymani, mevcut ilişkileri kullanıp güçlendirerek geniş bir ilişkiler ağı oluşturmuştur. Bu ağı, farklı grupların ortak menfaatleri üzerinden Tahran’a bağlamayı başarmıştır. Süleymani, 2003 ABD işgali sonrası Irak’ta etkinlik gösteren diğer Şii grupları da bu ilişkiler ağına katmıştır. Irak’ın 2003’teki işgalinden sonra Süleymani, ABD güçlerine karşı savaşan hem Sünni hem Şii silahlı gruplara destek vermiştir. Süleymani, Irak’ta kimi Sünni şahıs ve gruplarla da ilişki halinde olduğunu açıkça belirtmiştir. Bunların arasında en dikkat çekici isim, Irak Eski Meclis Başkanı Usame El Nuceyfi’dir. Nitekim Nuceyfi, Süleymani’nin annesinin ölümü üzerine Tahran’da düzenlenen taziye toplantısına da katılmıştır.

Siyaset sahnesine gelince, Süleymani’yle doğrudan veya dolaylı yollardan anlayış birliği yahut da ilişki kurmamış herhangi bir Sünni veya Şii oluşumun Irak hükümetinde yer alması oldukça nadirdir. Süleymani’nin bağları ve koordinasyon faaliyetleri, Irak’ın farklı etnik ve dini kesimlerini temsil eden etkin toplumsal grupları da kapsıyor. Bunların arasında dini topluluklar, medya organları ve sivil toplum kuruluşları yer alıyor.

Süleymani, İran’ın Irak’taki büyükelçilerinin atanmalarıyla da yakından ilgilemektedir. Atanan büyükelçilerin, askeri ve güvenlik tecrübesine sahip kişiler arasından seçildiği görülmektedir. Nitekim Süleymani’nin başdanışmanı General İrej Mescidi, Mart 2017’de İran’ın Bağdat Büyükelçisi olarak atanmıştır. Mescidi’nin iki selefi olan Hasan Danaifer ve Hasan Kazımi Kumi de Devrim Muhafızları geçmişi olan ve İran güvenlik yapısında geniş tecrübeye sahip kişilerdir.

Irak uzmanlarına göre Süleymani, tüm yönleriyle İran’ın Irak politikasını belirleyen kişi ve Irak’ın gerçek yöneticisidir. İran’ın Irak politikası, Irak’ın İran’la yakın ilişkisini sürdüren Şii liderlerin ülke yönetiminde söz sahibi olmalarını koruma ve buna bağlı olarak, Irak’ın İran çıkarlarını tehdit etmeyecek bir ülke haline getirilmesini amaçlamaktadır.

İşgal sonrası, Crocker, “Irak Geçici Yönetim Konseyi” olarak bilinen ve yeni oluşturulan hükümet işlerine katkıda bulunmak için görevlendirildiği zaman, çoğu Iraklı siyasetçinin; İran’a danışmak için gittiklerini fark etmiş ve bu durumu Süleymani ile Irak hakkında “istişarede bulunma fırsatı elde etmiştir”. Crocker Süleymani’nin istemediği isimleri liste dışı bırakmıştır. Böylece, Irak Geçici Yönetim Konseyi, iki taraf arasında müzakereler sonucunda oluşturulmuştur. Ancak kısa sürede işbirliği yerini çatışmaya bırakmıştır.

Süleymani, ABD’nin İran’a muhtemel saldırısında Irak’ı bir üs olarak kullanmasının önüne geçmek için ABD’ye karşı direnen Iraklı grupları desteklemeye başlamıştır. Raporlara göre, 2004-2005 yılında Irak’ta ölen ABD askerlerinin yüzde 20’si İran menşeli patlayıcılarla hayatını kaybetmiştir. 2014 yılının ilk aylarına kadar KO, Mehdi Ordusu, Asaip Ehl El-Hak, Hizbullah Tugayları gibi, 50 civarında Şii milis gücünü eğittiği ileri sürülmektedir. Yine işgal sonrası Irak’ta bilim adamları, düşünür, gazeteci ve Saddam döneminin subay ve pilotlarına yönelik suikastlardan İran sorumlu tutulmuştur.

2010 seçimlerinden sonra Irak’ta hükümet kurma krizi çıkmıştır. Süleymani görüşmeler boyunca Iraklı yetkililere iki şart ileri sürmüştür; Birincisi, İran ile iyi ilişkilere sahip olan Celal Talabani’nin cumhurbaşkanı olması, diğeri ise Maliki ve koalisyon ortaklarının Amerika’nın Irak’tan tamamen çekilmesinde ısrarcı olmaları. İran’ın desteklediği Nuri Maliki 9 aylık zorlu müzakerelerin sonunda başbakanlık koltuğuna oturmuştur. Maliki’nin bütün kilit roldeki danışmanları da ayrıca İran’da Süleymani ile görüşmüş kişilerden seçilmiştir.

Süleymani’nin, Mart 2014 seçimlerinden sonra meydana gelen hükümet krizinde arabuluculuk yapmak üzere Irak’a gittiği haberleri Irak ve Arap basınında yer almıştır. Bu haberlere göre Süleymani, çok sayıda Iraklı siyasetçi ve din adamıyla görüşmüştür.

11 Haziran 2014’te Musul’u ele geçiren IŞİD, kısa sürede Irak’ın 1/3’ünü kontrolü altına alarak Bağdat’a yönelmiştir. IŞİD’in ilerleyişi karşısında Irak güvenlik güçlerinin başarısızlığı,
İran’ın Irak’taki nüfuzunu tehdit ettiği gibi Süleymani’nin kariyerini derinden sarsacaktı. Dolayısıyla Musul’un IŞİD’in eline geçmesinden sadece birkaç saat sonra Süleymani Irak’a gitmiştir. Süleymani’nin Irak’ta olduğunu ABD’ye bildiren Iraklı yöneticiler, onun Irak savunma hatlarını denetlediğini açıklamıştır. Süleymani’nin Iraklı yetkililer ve milis güçleri liderleriyle görüşüp Necef, Kerbela ve Bağdat’ın güney ve batı bölgelerini gezdiği de bilinmektedir. 

IŞİD’in ilerleyişini durdurmak için en önemli adımı büyük Şii mercii Ayetullah Ali El-Sistani attı. Sistani’nin Kerbela’daki temsilcisi Abdulmehdi El-Kerbelayi, 14 Haziran 2014’te Cuma hutbesinde Sistani’nin “tehlike def edilene kadar cihat ilan” ettiğini açıklamıştır. Fetvaya uyan binlerce vatandaşın oluşturduğu gönüllü savaşçılara Haşdi Şabi adı verilmiş ve kısa sürede savaş bölgelerine gönderilmiştir. Bu gelişmelerle birlikte İran, IŞİD’le mücadelede başarılı olabilmesi için, Irak’a mühimmat ve danışma hizmeti verdiğini açıklamıştır. İran dışişleri bakanlığı yetkililerince yapılan bu açıklamalarda Süleymani’nin Irak’ta olduğu bilgilerini de ikrar etmiştir. Bu durum bölgesel ve uluslararası kamuoyunda tepkilere neden olmuştur. Söz konusu tepkileri dindirmek isteyen Irak Dışişleri Bankanı ibrahim El-Caferi, Süleymani’nin Irak’ta bulunmasının doğal olduğunu ve onun Irak hükümetine askeri danışmanlık yaptığını açıklamıştır. Süleymani kısa sürede yeni oluşan Haşdi Şabi ile Irak Federal Polislerinin fiili komutanı haline gelmiştir. Süleymani, Hadi Al-Amiri ve Ebu Mahdi El-Muhandis ile yakın ilişkilerini de kullanarak Haşdi Şabi’yi örgütledikten sonra askeri danışmanlarla birlikte tüm operasyonlarla yakından ilgilendiği bilinmektedir. Her bir operasyon başlamasından önce yapılan saha okumaları, lojistik destek, birliklere görev dağılımı ve operasyon sonrası yaralıları ziyaret etmek gibi tüm aşamalarla bizzat ilgilenmektedir. IŞİD ile mücadele eden Iraklı güçlerin Amirli, Tiktir, Felluce, Diyale, Curfessahar, Beyici ve Musul gibi operasyonlarda başarılı olmasında, Süleymani, ciddi katkılar sağlamıştır.

Birçok çatışma bölgesinde bulunan Süleymani’nin video ve görüntüleri basına servis edilmiştir. İran, “Dünya adına, terörle biz mücadele ediyoruz. Teröristlerin her sıkıştığında onlara havadan yardım atan ABD’liler değil” şekildeki mesajı uluslararası kamuoyuna iletmek istemiştir. IŞİD’le mücadele devam ederken Süleymani, Musul dâhil, Haşdi Şabi çatısı altında, Irak’ın birçok bölgesinde İran’a bağlı çok sayıda askeri ve siyasi birimler açmıştır.

Süleymani’nin Irak’taki nüfuzu bununla sınırlı kalmamıştır. Filkins, KO’nun faaliyetlerini finanse etmek için, Maliki hükümetlerinin günlük 200.000 varil petrol tahsis ettiğini aktarmaktadır. Bununla birlikte, İran’a uygulanan ambargoyu delebilmek için, Maliki hükümetlerinin yüzlerce milyon dolarlık sanal projeler yürüttüğü belirtilmektedir. Bu çerçevede Irak bankalarından İran’a yüklü miktarlarda fon aktarılmıştır. Süleymani’nin bir diğer önemli adımı, İran’ın Irak hava sahasını kullanarak Esad’a askeri destek ulaştırılması konusunda Iraklı yetkilileri ikna etmesi olmuştur. Bu adım, Esad’ın en zor günlerinde imdadına yetişmiş ve onu düşmekten kurtarmıştır.

Suriye

Suriye’nin İran ile ilişkileri 1970’lerin ortalarında Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad ile Irak Devlet Başkan Yardımcısı Saddam Hüseyin arasında çıkan gerginlik ile başlamıştır. 1979’da İran İslam Devrimi sonrası ikili ilişkiler derinleşmiş ve 1980’lerde İran- Irak savaşı sırasında Suriye İran’ı desteklemiştir. 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgal etmesinden rahatsız olan her iki ülke daha da yakınlaşmıştır.  Arap Baharı kapsamında “İslami Uyanış” adını verdiği ayaklanmaların çoğunu destekleyen İran, Suriye ile stratejik ilişkilerine dayanarak Esad rejimine destek vermiştir.

İranlılara göre Suriyeli muhalişeri destekleyen güçlerin asıl amacı “Direniş cephesi”ne karşı bir vekâlet savaşı veriyor. Dolayısıyla Esad yönetimini destek, iran açısından “Direniş cephesi”ni ayakta tutmanın en önemli unsurudur.

Mayıs 2011’de Kum’da bir seminerdeki konuşmasında Süleymani, Arap Baharının devrime en büyük imkânları sunduğunu dile getirmiştir. Süleymani, bu ifadelerle aslında İran’ın Suriye’ye müdahalesini ve daha da özelde başında bulunduğu Kudüs Gücü’nün Arap Baharı’nı Tahran’ın lehine kullanma niyetini ortaya koymuştur. Süleymani, İran’ın savunmasının sınırı dışına taşındığını vurgulayarak “Bugün, İran’ın zafer ya da yenilgisi artık Mihran veya Hürrem- şehr’de belirlenmiyor. Sınırlarımız genişledi. Mısır, Irak, Lübnan ve Suriye’de zafere şahitlik etmek zorundayız. Bütün bu gelişmeler İslam Devrimi’nin meyveleridir.” sözlerini dile getirmiştir.

İran, kısa sürede Suriye ordusunun desteklenmesi için Şii milislerini de devreye sokmuş,
İran Devrim Muhafızları komutanlarını Suriye’ye yollamıştı. Yürütülen operasyonların başında Süleymani bulunuyor. Hakkında uluslararası yakalama kararı olan Süleymani’nin Suriye meselesini görüşmek için Moskova’ya gittiği de biliniyor. Rusya ve İran, askeri hedefin, Suriye’deki İran güçleri, Suriye rejimi ve Lübnan Hizbullahı’nın kara operasyonlarını destekleyecek şekilde olması konusunda uzlaşmaya vardı. Bu bağlamda iki ortak tarafından bir operasyon merkezi kuruldu. Biri Şam, diğeri ise Bağdat’ta bulunuyor.

Suriye’de isyanın başladığı Mart 2011’den Nisan 2013’e kadar muhalişer üstünlüğü ellerinde tutmuştur. Ancak 2013’ün Nisan ayı rejim için bir dönüm noktası olmuştur. Rejim güçleri Hizbullah’la birlikte Lübnan sınırındaki stratejik Kusayr kasabasını kuşatma altına aldı. Bu, Hizbullah’ın Suriye’de alenen katıldığı ilk geniş çaplı operasyondu. Hizbullah’ın Suriye’ye müdahalesinin arkasındaki isim ise yine Kasım Süleymani’ydi. Kusayr’ın alınması için Süleymani, Nasrallah’tan, Suriye’ye 2 binden fazla asker göndermesini istemişti. Kusayr, uzun ve yoğun çatışmalardan sonra 5 Haziran günü muhalişerden geri alındı ve o tarihten sonra muhalişer Suriye’de sahada gerilemeye devam etti.

Suriye’ye sık sık giden Süleymani, İran'ın Suriye'de rejim ve Rusya ile koordinasyon içinde yürüttüğü stratejiye liderlik ediyor. Batılı araştırmacılara göre, Süleymani, Suriye'de bulunan yaklaşık 16.000 İranlı askerle birlikte sayıları 60.000 civarında olan Afgan Fatimiyyun Tugayı, Pakistanlı Zeynebiyyun Tugayı, Lübnan Hizbullahı ve Iraklı Nuceba Hareketi gibi milis güçleri de komuta ediyor 

7 Ekim 2015 tarihinde Halep'te öldürülen KO komutanlarından Tümgenerel Hamadani’nin Tahran’da düzenlenen taziye merasimine katılan Süleymani, oradaki konuşmasında, Suriye'nin Tahran için önemini vurguluyor ve Suriye'de bulunmalarının İran'ı IŞİD ve radikal Sünni tehditlerden güvende tuttuğunu söyleyerek meşrulaştırıyor. Başka bir ifadeyle, Süleymani sadece Suriye'yi savunmuyor, aynı zamanda “İslam'ı ve İran islam Cumhuriyeti'ni” de savunuyor.

Raporlara göre, Esad’dan vazgeçmek, Süleymani için 20 seneden beri bölgede yaymaya çalıştığı İran İslam Devriminin değerlerinden vazgeçmek anlamına gelmektedir. Süleymani, 2012’den beri Suriye’de Kasir ve Halep olmak üzere birçok operasyona katılmıştır. 

Lübnan

İran’ın Lübnan’daki varlığı doğrudan Şii ideolojisi çerçevesinde gelişme göstermiştir. 1979
İran İslam Devrimi’nin ardından Lübnanlı Şiiler, İran İslam Devrimi ile dayanışma komiteleri kurarak devrimi gerçekleştiren yönetici kadroyla iletişime geçmişlerdir. Temmuz 1982’de
İsrail’in Lübnan’ı işgal etmesiyle İran ile yakınlığıyla bilinen Lübnanlı Şii Emel Hareketi’nden ayrılan bir grup Hizbullah adı altında örgütlenmiştir. İran’ın Hizbullah’a askeri desteğin yanında yıllık 100 milyon dolarlık yardımının Güney Lübnan’da sosyal faaliyetler için kullanılması halk arasında popülerliğini arttırmıştır. Süleymani, KO’nun başına geçtikten üç yıl sonra İsrail, 16 yıldan beri işgal altında tuttuğu güney Lübnan’dan çekilmiştir. Bunda Hizbullah’ın saldırıları etkili olmuştur.

İsrail, Temmuz 2006’da Hizbullah’ı yok etmek için açtığı savaştan sonuç alamamıştır. Savaşın ardından Hizbullah’ın Lübnan’daki etkisi daha da artmıştır. Süleymani’ye göre bu savaşta Hizbullah zaferle birlikte tehdit edilen bir örgüt olmaktan çıkıp caydırıcı bir güç ve tehdit unsuru olmuştur. Hameney, Savaşın ilk günlerinde Süleymani vasıtasıyla Hizbullah liderine sözlü bir mesaj gönderdiği yönünde bilgiler var. Bu mesajda Hameney, Hizbullah’ın moral ve motivasyonun yüksek tutmak için İsrail’in sonbahar için savaş hazırlığı yaptığını, ancak Hizbullah’ın İsrail askerlerini esir alması İsrail’in planını bozmuştur. Süleymani, zaferin kaçınılmaz olduğunu da iddia etmiştir . Savaşın fitilini ateşleyen İsrailli askerlerin kaçırılması ise bizzat Süleymani’nin desteğiyle yapılmıştır. Savaşta, Hizbullah’ın operasyonlarının belirlendiği karargâhın kilit ismi Süleymani'ydi. Savaş devam ederken Irak’ta Şii milislerinin Amerikan hedeşerine yönelik saldırılarının büyük oranda azaltmış olması Amerikalıları şaşırtmıştır. Süleymani, ABD’lilerle "Umarım Bağdat'ta barış ve huzurun tadını çıkarmışsınız. Beyrut’ta meşgulüm!" şeklinde bir mesaj ileterek dalga geçmeyi ihmal etmemiştir.

İran’ın desteğiyle Hizbullah, Lübnan’ın en güçlü siyasi partisi ve en önemli askeri gücü haline gelmiştir. Neredeyse devlet içinde bir devlet haline gelmiştir. Lübnanlı siyasetçi Velid Canbolat’a göre Hizbullah Hameney ve Süleymani tarafından yönetilmektedir. Bazı olgular, Süleymani’nin Lübnan’daki etkisine dair Canbolat’ın yaptığı tespiti doğrular niteliktedir. Ancak Hizbullah, bazen Süleymani’nin bilgisi dışında da hareket etmektedir . Örneğin Temmuz 2012’de bir Hizbullah militanın Bulgaristan’da İsrailli turistleri taşıyan otobüse saldırması sonucunda iran sorumlu tutulmuştur. Yalnız FİLKİNS’in ABD’li kaynaklardan aktardığı bilgilere göre, Süleymani durumdan habersizdir.

KO, Suriye ile birlikte uzun yıllar boyunca ortak hareket ederek Hizbullah’ı güçlü bir askeri altyapıya kavuşturmuştur. İsrailli kaynaklar, Hizbullah’ın altyapısında 60.000 civarında füzeye sahip olduğunu yazmaktadırlar. Bu füzeler İsrail’in iç cephesini tehdit ediyor ve İran tarafında iki amaçla kullanılabilir. Biri İran savunma stratejilerine göre İran’a yönelik saldırı senaryosunda savunma amaçlı kullanılabilir. Diğeri, İran’ın savaş başlatan taraf olarak ani saldırı senaryosunda kullanabilmesidir.

Arap Baharı’yla Suriye’de başlayan isyanın yayılması üzerine Hizbullah, Esad rejimini desteklemiştir/desteklemektedir. Zira İran tarafından Hizbullah’a yapılan yardımda Suriye transit ülkedir. Hizbullah, Esad rejiminin düşmesi durumunda varlığının ciddi anlamda tehlikeye düşeceğinden, Suriye rejimini destekleme yoluna gitmiştir. Öte yandan Hizbullah militanlarının Arap olmaları onlara Suriye ve Arap dünyasında çalışma konusunda avantaj sağlamaktadır. Bunlarla birlikte Hizbullah’ın Suriye’deki savaşa dâhil olmasında esas rolü Süleymani oynamıştır

Filistin

İran'ın Filistin ve Lübnan'daki örgütlerle olan ilişkisi, İran'ı Hizbullah, Hamas ve Suriye'ye bağlayan "Direniş Ekseni" ile var olan stratejik ittifakın temelini oluşturan ve genel olarak
İran'ın dış politikasını belirleyen Filistin davasının merkeziyeti ile ilgilidir.

Ayetullah Humeyni, henüz 1960'larda devrimci mücadeleye giriştiğinde Filistin meselesini temel meselesi olarak konumlandırmıştır. İran'ın dini lideri Hamaney, Devrimin temel meselesi olarak Filistin’i savunma hususunda Humeyni'nin izinden giderek Filistin meselesini İslam dünyasının “en önemli meselesi” ilan etmiştir. Hamaney, bu meseleyi diğer bütün meselelerden daha sık gündeme getirmiştir.

KO’nun Filistin direniş örgütlerini eğittiği ve silahlandırdığı zaman zaman İranlı yetkililerce dile getirilmektedir. Bu destek, Filistinli militanları İran’da eğitmenin yanı sıra Sudan ve Mısır başta olmak üzere kara ve deniz yollarını kullanarak silah ve para yardımlarını da içermektedir. El Cihat El İslami hareketi yetkililerine göre, Filistinli örgütlerin kullandığı tüm malzemeler İran tarafından gönderilmiştir. İran, tank savar roketleri, Grad füzeleri ve 75 km menzili olan Fecir 5 füzeleri gibi geniş yelpazeli silahlar gönderdiği bilinmektedir. Süleymani’nin tüm bu destek operasyonlarının yürütülmesiyle yakından ilgilendiği iddia edilmektedir . Süleymani, uzun yıllar boyunca yönettiği bu operasyonlar neticesinde Filistin direniş örgütlerinin geniş bir askeri altyapıyı kavuşmasını sağlamış ve onların sahip olduğu binlerce füzeden oluşan cephaneyle İsrail için ciddi bir tehdit oluşturmayı başarmıştır. Bunlarla birlikte dünyanın farklı bölgelerinde İsrail çıkarlarına yönelik onlarca operasyon yürütmüştür.

Suriye krizinden önce Hamas'ın merkezi Suriye’de bulunuyordu. Krizin ardından Beşar Esad ve Hamas arasındaki anlaşmazlığın İran-Hamas ilişkilerini doğrudan etkilemiştir. Hamas Siyasi Büro Eski Şefi Halid Meşal, İran'la ilişkilerinde Suriye konusundaki tutumları nedeniyle bir gerileme olduğunu ve İran'ın maddi desteğinde azalma olduğunu belirterek "Bu, ilişkileri kestiğimiz anlamına gelmez. Zaman zaman İran'a heyet göndererek, ilişkileri sürdürüyoruz." diye konuşmuştur.

İran’nın Hamas başta olmak üzere Filistin direniş gruplarına lojistik destek verdiği bilinmektedir. 2014 yılında başlayan Gazze savaşıyla beraber İran ve Hamas ilişkileri tekrar düzelme sürecine girmiştir. Hizbullah’ın da katkısıyla kısmi bir yakınlaşma sağlanmıştır . Süleymani, Filistin davasına destek üzerine yaptığı bir açıklamada Filistin direnişini övgüyle selamlarken, “Kimsenin direnişi silahsızlandıramayacağını belirterek, direnişi silahsızlandırmayı dileyenlerin umutlarıyla birlikte kendilerinin de gömüleceğini” ifade etti.

İran, 21-22 fiubat 2017 tarihlerinde Filistin intifadası’na Destek Konferansı düzenlemiştir. Konferansa Hamas, İslami Cihat, El Fetih ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi ile Lübnanlı Hizbullah hareketinden temsilciler de katılmıştır. Hamaney açılış konuşmasında ülkesinin Filistinli gruplara verdiği desteğin tek ölçütünün Filistin meselesinin önceliği olduğunu ilan etmiştir. Heyetler konferans sonrası Hameney ve Süleymani’yle görüşmüştür. İranlı bir yetkiliden edinen bilgilere göre, Tahran’ın Filistinli örgütlere verdiği desteği son aylarda iki katına çıkarılmıştır. Öte yandan Hamas siyasi büro üyesi Sami Abu Zuhri, Hamas’la İran ilişkilerinin yeniden geliştirilmesi için 2017 yılının başlarında görüşmeler yapıldığını açıklamıştır 

Süleymani, Halid Meşal yerine Hamas’ın liderliğine seçilen İsmail Haniye’ye bir tebrik mektubu göndermiştir. Mektupta, Haniye’den Hamas’ın cihat çizgisini derinleştiren çabalarını beklediğini ifade eden Süleymani, Hamas’ın müttefikleri olan “Direniş Ekseni” ile bütünleşmeyi güçlendirerek Filistin meselesine eski parlaklığını kazandırmayı hedeşediğini dile getirmiştir. Süleymani, İslam dünyasının yaşamakta olduğu bu zor zamanları fırsat bilen Siyonizm’in Kudüs’ü kapmaya çalıştığı, ümmetin asıl meselesi olan Filistin’e odaklanılması gerektiğini ve bu meselenin başkalarının çıkarlarına alet edilmesine izin verilmemesi gerektiğini ifade etmiştir.

 Yemen

Yemen, Arap Baharı’ndan en çok etkilenen devletlerden biri olmuştur. 3 Haziran 2011’de Başkanlık Sarayı'na yapılan bombalı suikast girişiminde başta Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih olmak üzere birçok üst düzey hükümet görevlisi yaralanmıştır. Meclis başkanı hayatını kaybetmiş, vücudunun yüzde kırkı yanan Salih tedavi için Suudi Arabistan'a gitmiştir. 4 Haziran’da Başkan vekili Abdurabbu Mansur Hadi hükümete ve orduya liderlik edeceğini açıklanmıştır. 

Salih, 2012’de artan baskılar sonucunda koltuğu bıraksa da siyasi süreçte daha fazla katılım talep eden Husiler gittikçe güçlenip Ocak 2015’te başkanlık sarayına girmiş ve Yemen Parlamentosu’nu dağıtmıştır. Husilerin darbesinin ardından ev hapsinde tutulan Salih’in halefi olan Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi, darbeden bir süre sonra Aden’e geçerek ülkenin halen meşru lideri olduğunu duyurmuştur. Husilerin Sana ve Taiz’den sonra Aden’e yönelmesiyle beraber Suudi Arabistan ve bölgedeki müttefikleri 25 Mart 2015’te Yemen’e yönelik “Kararlı Fırtına” adında askeri operasyon başlatmıştır. Operasyonda İran destekli Şii Husilerin denetimindeki başkent Sana havadan bombalanırken, Suudi Arabistan’a müttefikleri olarak Katar, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Sudan, Fas, Mısır ve Ürdün askeri destek veriyor. ABD lojistik destekte bulunurken, Türkiye, İngiltere, Fransa, Belçika gibi ülkeler de siyasi anlamda operasyona desteğini açıklamıştır 

İran’ın Husilere desteği ise son yıllarda, bölgedeki diğer faaliyetleriyle paralel bir şekilde artmıştır. Eğitim, indoktrinasyon ve silahlandırma faaliyetlerini bu süre zarfında yürüttüğü bilinmektedir. Ancak coğrafi konum itibariyle İran’ın Yemen’e verdiği destek, Irak ve Suriye’ye verdiği destek kadar olmadığı görülmektedir.

Kararlı Fırtına Operasyonu’nun Sözcüsü Tuğgeneral Ahmed Asiri, İran ve Hizbullah’ı, Yemen’deki devlet yapısını çökertmek için Husileri eğitmekle suçladı. Yemenli kaynaklara göre, İran devrim muhafızlarının Yemen'de bulunması kesindir. Husilerin saldırılarının başlamasından önce, İran’ın onları deniz yoluyla silahlandırdığı iddia edilmektedir. Hadi hükümetinin Dışişleri Bakanı Riyad Yasin’e göre, İran, Kararlılık Fırtınası’ndan önce Tahran'la Sana arasında hava köprüsü kurularak Husilere silah, teçhizat ve militan göndermiştir. Kasım Süleymani ve diğer Devrim Muhafızı komutanları zaman zaman Yemen'de bulunuyor. İran, Husiler için Scud ve diğer balistik füzeleri hazır hale getirmiş ve füze rampaları için yedek parçalar gönderdiği de biliniyor.

İran’ın Husileri aktif bir şekilde desteklediği iddialarına karşın Kasım Süleymani ya da Devrim Muhafızları’ndan herhangi biri şimdiye kadar Yemen’den görüntü vermedi. İran’ın Suudi operasyonu karşısında tepkisel bir politika izlemekle yetindiği görülmektedir. Ancak basına yansıyan bazı bilgilere göre, Süleymani Yemen meselesi için Hameney ile görüştüğünde açık destek aldığı bildirilmektedir. Söz konusu görüşmede, Hameney’in “ya savaşı tamamen kazanır ya da kaybederiz, gerekirse Yemen bu savaşın ateş çukuru olsun” şeklinde konuştuğu ileri sürülmektedir. Bu görüşme sonrası, Süleymani’nin, bazı adamlarıyla fiilen Yemen’e gittiği ve orada Irak ve Suriye’de olduğu gibi Husiler’in yanında savaşacak milis güçler kuracak, onlara örgütlenme eğitim ve silahlandırma bağlamında her türlü desteği verecektir. Süleymani’nin Yemen’deki planının ekseninde Husiler’i Lübnan Hizbullahı gibi güçlü bir yapıya kavuşturmak amaçlanıyor. Süleymani’nin kısa bir süreliğine Yemen’e gitmiş ve Abdülmelik El Husiyle görüştüğünü iddia eden kaynaklara göre, İran’nın Yemen’deki faaliyetlerinin amacı Ortadoğu’da dengeleri tamamen lehine çevirerek Suudi Arabistan’ı köşeye sıkıştırmayı planlamaktadır.

Bahreyn

Arap Baharı Bahreyn’i de etkilemiştir. Kısa süre artan gösteriler karşısında yetersiz kalan Bahreyn yönetiminin imdadına yetişen Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn'e asker göndererek gösterileri sert biçimde bastırılmıştır. Bu gelişmeler karşısında İran; Suudi Arabistan ve Bahreyn yönetimini sert bir dille eleştirmeye başlamıştır.

Bahreyn Kraliyet ailesi İran’ı doğrudan ülkesini istikrarsızlaştırmak ve güçsüzleştirmekle suçlamıştır. Gösterileri ve durumu çok yakından takip eden İran bu süreçte fiiileri destekleyen çeşitli demeçler vermiştir. İran’ın Şii desteği sadece diplomatik adımlarla yetinmemiş, özellikle bu dönemde lojistik anlamda Bahreyn fiiilerine yönelik destekler dikkat çekmiştir.

İran İslami Şura Meclisi parlamenterlerinden 257 milletvekili yayınladıkları bir bildirgede, olaylardan dolayı Bahreyn yönetimini şiddetle kınamıştır. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri birliklerinin ülkeye girmesinin ardından İran, Manama’daki büyükelçisini geri çekmiş, ardından Bahreyn de Tahran büyükelçisini geri çağırmıştır. Bahreyn hükümeti olaylardan İran’ı sorumlu tutarken, İran olaylarla bir ilgisinin olmadığını ileri sürmüştür. İran savunma bakanı Arabistan’ı üstü kapalı bir biçimde tehdit etmişti ve İran’ın; Arabistan askerlerinin Bahreyn’deki Şiileri öldürmesine kayıtsız kalmayacaklarını açıklamıştır.

Gösterileri destekleyen Şeyh İsa Ahmed Kasım'ın Bahreyn'de vatandaşlıktan çıkarılması üzerine Süleymani, Haziran 2016’da tehdit içerikli bir mektup yayımlamıştır. Bahreyn devletine hitaben kaleme aldığı tehdit mektubunda Süleymani, bu durumun görülmemiş bir silahlı direnişle karşılaşacağı şeklindeki ifadelere yer verilmiştir. Mektupta, Bahreynli Şiilerin lideri Kasım'ın ailesine yönelik ihlalin kırmızı çizgi olduğu, bu çizginin aşılması durumunda Bahreyn ve bölgeyi saracak yangının ilk kıvılcımının ateşleneceği ve halkın silahlı direnişe geçeceği belirtilmiştir. Süleymani’ye göre Bahreyn yönetimi, halka silahlı direniş dışında bir yol bırakmamaktadır. 

Bahreyn’deki gösteriler 2016’nın sonundan itibaren yeniden şiddetlenmiş durumdadır. İddialara göre, göstericiler, İran’ın da desteğiyle ciddi anlamda direniş göstermektedir. Kasım Süleymani’nin de tehdit ettiği gibi 2017 yılının başından itibaren Bahreyn’de gösteriler farklı bir boyut alarak daha da artmıştır. Bahreyn güvenlik güçleri, ülkeye yasadışı sokulan önemli sayıda silah stoklarının ele geçirildiği belirtilmiştir. Bahreyn yönetiminin iddiasına göre bu mühimmatlar İran’ın ülkedeki uzantıları tarafından getirildiği yönündedir. İran’ın ülkede rejim değişikliği yapmak adına ciddi girişimlerinin olduğunu ve Bahreyn yetkililerin iddiasına göre Bahreyn’de yeni Hizbullahlar kurma peşinde oldukları söyleniyor. Bu faaliyetlerin arkasında KO Komutanı Kasım Süleymani olduğu tahmin edilmektedir.

Suudi Arabistan

İran ile Suudi Arabistan’ın rekabeti, gerek petrol ve doğalgaz rezervleri açısından çok zengin olan Körfez bölgesinde gerekse bütün Ortadoğu’da üstünlük kurma mücadelesidir. Bu mücadele sadece zengin enerji kaynaklarını kontrol etme çabasıyla sınırlı kalmayıp, Lübnan, Irak, Yemen, Bahreyn ve Suriye’de mezhepsel ya da etnik açıdan kendisine yakın olan kesimleri iktidarda tutma konusunda izlenen politikaya kadar uzanmaktadır. 

Suudi Arabistan, diplomatlarının maruz kaldığı birçok suikast ve saldırıyla birlikte ülkede farklı zamanlarda meydana gelen birçok güvenlik ihlalinden devrim muhafızlarına bağlı şahıs veya örgütleri sorumlu tutmaktadır. Suudi Arabistan dışişleri bakanlığının yayınladığı bir rapora göre, 1986’da 300 kişinin hayatını kaybettiği hac saldırıları, 2003’te başkent Riyad saldırısı, 2011’de Karaçi’de Suudi diplomat Hasan El Kahtani’nin öldürülmesi ve aynı senede Suudi Arabistan’ın ABD Büyükelçisi Adil El Cubeyir’e yönelik başarısız suikast girişimi bunlardan bazılarıdır . ABD Kara Kuvvetleri Eski Komutanı Jake Kean, El Cubeyir’e yönelik suikast girişiminden KO’yu sorumlu tutmuştur. Kanada’nın söz konusu suikast girişimi şüphelisi olan 5 kişi hakkında seyahat yasağı getirdiği listede Süleymani’nin ismine de yer verilmiştir. 

İran, Suudi Arabistan'ın önde gelen Şii din adamlarından Şeyh Nemr Bakır en-Nemr'in Ocak 2016’da idam edilmesini değişik düzeylerde yapılan açıklamalarla kınamıştır. Suudi Arabistan'ın bu tepkiye yanıtı gecikmedi. DM’de yayınladığı yazılı açıklamada, "Suudi Arabistan rejimi bu utanç verici eylemin bedelini kesinlikle ödeyecek" diye tepki gösterdi. Suudi Arabistan için "terörist besleyen gerici ve vahşi bir rejim" benzetmesinde bulunulan açıklamada, "DAEŞ benzeri bu davranış, Suudi ailesinin yakın gelecekte çöküşünü hazırlayacak." denilmiştir.

Haziran 2017’de Suudi Arabistan, Mısır, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin, Katar ile ilişkilerini kesmesinin altında yatan sebepler arasında Kasım Süleymani ile gerçekleşen gizli bir görüşmenin de ilişkilerin kesilmesinde rol oynağını iddia edildi. İsrail istihbaratına bağlı Debka ajansına göre, Katar Dışişleri Bakanı Abdurrahman Reşid Alsani’nin ABD Başkanı Donald Trump’ın Suudi Arabistan’a geçmeden bir hafta önce Tahran’a gitti. Alsani, ziyaretinde Süleymani ile görüşerek bölge siyaseti üzerinde işbirliği yapma konusunda anlaştı. Suudi Arabistan basınına göre, Katar dışişleri bakanı Alsani, 22 Ma- yıs 2017 Bağdat ziyaretinde “Irak hükümeti danışmanı” Süleymani ile gizli bir görüşme yaptı. Bu iddialara göre Irak hükümetinin organize ettiği görüşmede Katar, Irak’ta kaçırılan Katar vatandaşları için ödenen 500 milyon doların yanı sıra daha sonra ABD Başkanı Trump’ın ziyaretinde varılan Suudi Arabistan himayesinde ABD-Arap ittifakına karşı İran’la işbirliği kararı almıştır. 

Kasım Süleymani Hakkında Görüşler

Günümüzde İran İslam Devrimi’nin en önemli destekçilerinden biri olan General Kasım Süleymani neredeyse mitolojik bir kişilik haline gelmiştir. Hakkında görüş bildirenlerin başında

İran islam Cumhuriyeti Rehberi Ali Hameney’e göre, Süleymani, “ Devrimin yaşayan Şehididir.”  Irak'ın eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Muvaffak El Rubai de onunla üç kez İran'da görüştüğünü anlattı. Rubai'ye göre Süleymani, derin bir stratejist fakat İran İslam Devrimi için şehit olacağını sanan mutaassıp biridir.

ABD eski Başkanı Bill Clinton döneminde "Terörizme karşı mücadele"nin önemli isimlerinden olan Richard Clarke, Wall Street Journal'a yaptığı açıklamada Süleymani'yi şöyle tanımladı: "O şeytanî bir deha ve İran'ın nüfuzunu artıran adımlar atıyor". ABD'li yetkililere göre Süleymani, sadece başarılı bir istihbaratçı değil, iyi bir diplomat, savaş alanında zeki bir kumandan 

Bir süre Irak’taki tüm birliklere komuta eden Amerikalı komutan David Petraeus 2010’daki bir konuşmasında Süleymani’nin konumu hakkında şunları söylüyordu: “Herhangi bir ülkeyle ilişkileri diplomasinin geleneksel muhatabı olan Dışişleri Bakanlığı ile yürütmüyorsanız, işiniz zor demektir. Bizim Irak’ta yaşadığımız sorun, muhatabımızın geleneksel bir muhatap olmamasıydı. Muhatabımız bir güvenlik aparatıydı”. CIA’nın önceki Irak sorumlusu John Mecvair’a göre IŞİD’e karşı Bütün operasyonlar Süleymani vasıtasıyla programlanmıştır. 

Irak’ın önemli Sünni liderlerinden biri olan Salih el Mutlak Süleymani’yi şöyle tanımlıyor: “Süleymani’nin gücü doğrudan Hamaney’den gelir. Herkesi, cumhurbaşkanı da dâhil herkesi by-pass eder. İslam’da anne-babaya itaat kuralı vardır. İran ve İran dışındaki bütün Şiiler Hamaney’e, dolayısıyla doğrudan onun adına hareket eden Süleymani’ye anne-babalarına itaat ettikleri gibi itaat ederler. Irak’taki bütün önemli insanlar onu görmeye gider. İnsanlar onun tarafından büyülenmiş gibiler, onu bir melek gibi görürler.” En etkili olduğu gerilimlerde bile Süleymani’nin varlığını açıktan gözlemlemek zor. The Guardian’a konuşan kıdemli bir Amerikalı yetkili, Süleymani’yi tanımlarken “Acımasızlığı ve etkisi herkesi dehşete düşürür. O hem her yerdedir hem hiçbir yerde değildir” ifadelerini kullanıyor . Süleymani’nin hayatını konu alan “Kasım Süleymani: Anılar ve Hatıralar” adlı kitabı özetleyen MAZDABAD, “ az konuşan, mütevazı ama heybetli biridir.”

Uluslararası Kamuoyunda Kasım Süleymani

Kasım Süleymani, Mayıs 2011’de Suriye devletine yardım ettiği gerekçesiyle ABD tarafından yasaklı hale getirildi. Avrupa Birliği, 24 Haziran 2011’de Suriye’de isyancıları bastırmak üzere Esad ordusuna destek verme gerekçesiyle DM komutanı Muhammed Ali Caferi, KO Komutanı Kasım Süleymani ve DM istihbarat Müdürü Hüseyin Talip’i haklarında yaptırım uygulanan kişiler listesine koydu. Eylül 2011’de İsviçre de aynı sebeplerden dolayı söz konusu isimleri yaptırım listesine ekledi.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 24 Mart 2007 tarihli ve 1747 sayılı, İran’ın Nükleer faaliyetlerine yönelik yaptırım kararında Süleymani’nin de ismi geçmektedir. BMGK, İran’ın nükleer ve kitle imha silahları geliştirme ve yurt dışı ile yurt içi taşıma faaliyetlerine karşı yaptırım ve seyahat yasağı getiren 20 Temmuz 2015 tarihli ve 2231 sayılı kararda Süleymani’nin ismine de yer verilmiştir. Sonraki raporlarda değişiklik olmadığı takdirde söz konusu kararın yürürlüğünün devam edeceği vurgulanmıştır. İlgili kararının yedinci maddesinde Süleymani’ye geniş yer verilmiştir. Seyahat yasağı olmasına rağmen hala birçok yere seyahat edebiliyor olması, birçok kişiyle görüşmesi ve savaş bölgelerinde görüntü vermesine dikkat çekilmiştir. Karara uyulması için Irak, Suriye ve İran hükümetleri üzerinde baskılar dile getirilmiştir. Süleymani’nin adı, söz konusu kararın Ocak 2016’da yayınlanan yaptırım listesine de konmuştur.

Birleşmiş Milletler tarafından 2007 yılında hakkında uluslararası seyahat yasağı konulmasına rağmen Süleymani, Suriye ve Irak'taki birçok noktada İran'ın askeri operasyonlarını yönetiyor. Bununla birlikte Suriye meselesi, silah ihaleleri ve ekonomik bağların güçlendirilmesi başta olmak üzere Rus yetkililerle görüşmek için Moskova'ya Aralık 2015 ve Nisan 2016 ve Şubat 2017’de gitmiştir.

SONUÇ

Süleymani’nin nüfuzu, şahsı ve görevini fazlasıyla aşan bir durumu yansıtmaktadır. Bu nüfuz, Irak toplumuyla hükümetini İran’a bağlayan derin kurumsal ilişkilere dayanmaktadır. Irak’ın 1980’deki saldırısı, ikili ilişkileri bozmuş ve İran’ı böyle bir olayın tekrarını önlemek için harekete geçirmiştir. İran, Irak’tan gelebilecek tehditleri bertaraf etmek istemiş ve bunu sağlayacak koşulları yaratmaya gayret etmiştir.

Arap Baharı süreciyle birlikte Ortadoğu’nun sürüklendiği kaos ortamını kendi nüfuzunu artırmak için bir fırsat olarak değerlendirmek isteyen İran, bir yandan Lübnan ve Suriye’deki nüfuzunu korumaya çalışırken, diğer yandan Irak, Yemen ve Bahreyn’de yeni nüfuz alanları kazanmaya çalışmıştır. Bunu yaparken temel olarak “Hizbullah modeli”ni kullanan Tahran yönetimi bu ülkelerde Hizbullah benzeri silahlı güçler oluşturulmasına destek vermesinin yanında, Kasım Süleymani gibi figürleri cepheye sürmekten geri durmamıştır. İran’ın müdahaleci politikalarındaki bu artış, kuşatılmışlık duygusuna kapılan Suudi Arabistan’ın güvenlik kaygılarını artırmış ve aynı sertlikte cevap vermesine yol açmıştır.
Kasım Süleymani’nin Ortadoğu’da bu denli faaliyeti, İran dış politikasının yürütülmesinde çok önemli bir aktör olarak öne çıkan DM’nin iç siyasette güçlenmesine de yol açmıştır. Öyle ki Süleymani’nin ismi başkanlık adaylığı tartışmalarına kadar gitmiştir. Süleymani aday olmasa da son yıllarda Ortadoğu’da kazandığı prestijle İran iç siyasetinde Muhafazakârların işine yaradığı rahatlıkla söylenebilir.

 

Kaynak: Dış Politika Dergisi



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş