Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


16:00, 17 Ocak 2018 Çarşamba
Güncelleme: 15:31, 09 Ağustos 2010 Pazartesi

  • Paylaş
Bahattin Yıldız'ın notları-III / VİDEO
Bahattin Yıldız'ın notları-III / VİDEO

Afganistan'da elim bir uçak kazasında kaybettiğimiz Yıldız'ın yayınlanmamış notlarının Keşmir bölümü devam ediyor.

Dünya Bülteni / Haber Merkezi

Önemli bölgelere insani hizmete ömrünü adamış sitemiz yazarlarından ve İHH gönüllüsü olan merhum Bahattin Yıldız'ın yayınlanmamış notlarını Keşmir ile devam ettiriyoruz.

Keşmir – 25 Kasım 2005

Altı kişi kahvaltıya oturmak biraz garip geldi.

Pakistan elektrik kurumu elemanları geldi. Huzeyfe’nin yerleştirdiği ana panodan kampa yeni hat çekmeye başladılar.

Dr. Halil akşam Kızılay’a hasta götürdüğünde telefonunu çadırda bırakmış. Sabah olduğunda bizim gençleri uğurlamaya kalktığımız vakitlerde, doktorların bulunduğu yatakhane çadırlarının arka bağlarını açıp giren hırsızlar, Halil’in iki çantasını ve cep telefonunu çalmıştı. Telefondan çok içindeki numaralar önemliydi, tabii ki bir de bu hırsızlık can sıkıcıydı.

Çalışanlar da dahil hiç kimsenin bizim çadırlara kafa uzatmaması bir kere daha teyid edildi. Doktor kızlara gideceğimiz köyler için ilaç hazırlamalarının da uygun olacağını söyledim.

- Hazırlıyoruz ağabey, ebe hanım da hazırlanıyor. Yarım saatlik bir vakit istedi.
- Tamam, hazır olunca söyleyin hemen çıkalım.

İhsan da gelmek istiyordu. Onun sorumluluğunda işçiler olduğu için Yaşar, ‘uygun olmaz’ dedi. Ebenin kocası da gelmek istiyordu. ‘O yamuk herif hiç bir yere götürülmez.’ dedi, arkadaşlardan biri. Naim de hazırlanmıştı. Kızlar ebe hanımla İngilizce konuştukları için Naim’e de ihtiyaç yoktu. İlaçları kamyonetin kasasına yerleştirdik, kızların içleri alet, eldiven, yüz maskesi olan küçük çantalarını içeri aldık. Halit bir torba şekerle bir torba hilal yıldızlı bayraklı buton verdi.

- Bunları çocuklara dağıtırsın.

Ebenin kocası kasaya binmeye yeltendi. Aşağı indirdik. Şoför Vahid’in aracıyla saat 11’de Gori’ye doğru yola çıktık. Kızlar geldiklerinden beri Muzaffer Abad’ın dışında herhangi bir deprem bölgesine gitmemişler. Onlara bölge ve deprem yoğunluğu hakkındaki tespitlerimi, İHH’nın buradaki dört kalem çalışmasını, gönüllü gençlerin taradığı bölgeleri ve sonuçlarını kısaca anlattım. Bir de akşam ebe hanımın eşinin de katıldığı kavganın arkadaşlar arasında da problem oluşturduğunu ve bir gece erken döndüklerini söyledim.

- Ağabey o adam (bizden dayak yiyen) kavga eden kadınları ayırıyormuş.
- Belki ayırıyordu, lakin öbür kadını tekme tokat döverek. Bizim çocuklar adamı kadının üstünden alıp dışarı çıkardılar. Adam yine hücum ediyor. Buradaki kavga biçimi bu bağıra çağıra hamle yapmak. Çocuklar ona kızıp adamı biraz sertçe betonun üstüne yatırdılar. Bunun kocası da bu hanımın hatırına sıyırdı.

Aşağı Gori’den itibaren dağa doğru tırmanmaya başladık.

- Şu evde elinden ameliyat ettiğimiz kız var. Şimdi yolumuzun üstündeki çadırlara geleceğiz, burada klinik hizmeti verilip yardım dağıtılıyor. Bunlar aynı zamanda Jammu Keşmir tarafında savaşanlar. Fakat bu şoförle, ebenin yanında İslami terimi kullanmayın.

Hizb’ul Mucahidin’in yerine geldiğimizde kalabalıklar, kadın ve çocuklar vardı. İlaçlar yarım çadıra yığılmış, bir de erkek doktor vardı. Ebe ve iki hanım doktor indiler. Üsame koştu geldi. Sırayla hepsiyle musafaha yaptık. Oturmam için sandalye getirdiler.
Konsantre ananas kutusunu ikram ettiler. Kutunun plastik kapağı içinde sapı kırmalı bir de plastik kaşık vardı. O sırada kızlardan biri:

- Ağabey burada doktor var, bizlik bir şey yok. Kaniya’ya çıkabiliriz.

Usame de:

- Yukarılarda daha çok ihtiyaç var. Yardım için de yukarılar daha uygun. Buraya her türlü yardım ulaşıyor. Size koruma da veririm.

- Korumaya ne gerek var?

- Araçta üç hanım var. Koruma zaruri.

İki delikanlı kamyonun kasasına çıkıp oturdu. Erzak dağıtım yerinden geçerken kızlara orayı gösterdim. Gönüllü gençlerin üç koldan dağlardaki üç gece gündüzlük çalışmalarını anlattım. Aracımız dağa yukarı döne döne çıkmaya başladı. Yol çatalında şoför düz gidince benden önce arkadaki gençler bağırarak müdahale etti. İlk evlere ulaştık, çıkışa devam ediyoruz. Bu kadar uzak mıydı ? Fakat yolda resim çektirmiştik ve yıkılmasına rağmen camiiyi görmemiz gerekiyordu. Bugün Cuma’ydı ve bir hafta önce Cuma günü yine buradaydık.

Çadır tepeleri görünmeye başlamıştı. Vahid’e durmasını söyledim. İndik. Gençler ilaç kolilerini kucakladı. Ben de ilaç çantalarını aldım. Köy mezarlığını geçtik. Kuveyt Hilal-i Ahmer’i yüze yakın çadır kurmuştu. Tek katlı plastik çadırlarda henüz oturan yoktu. Yıkılan evlerin saçlarından çattıkları üçgen evciklerin önünde kadın ve çocuklar bizi seyretmeye başlamışlardı. Cuma’nın farzına durulmuştu. Çabucak abdest alıp, teşehhüde cemaate yetiştim.

Döndüğümde ilaç kolilerinin etrafına erkeklerin oturduğunu gördüm. Köylülere etrafa doktor geldiğini haber verin, çocuklar ve kadınlar gelsin dedim. Kızlara da bulundukları yerde muayeneye başlamalarını söyledim. İlaçlarını getirdik. Mücahidlere erkekler gelmeyecek, fakat kadın ve çocuklar dedim. Ben erkeklerin yanına gittim.

Çocuklara şeker ve balonları dağıtmaya başladım. Her çocuğa üç şeker bir balon. Şişirenler, şişirmeye uğraşanlar, atıp tutanlar. Ortalık ayyıldızlı kırmızı balonlarla dolmuştu. Doktor kızların muayene yerlerinin önü kalabalıklaşmıştı. Mücahidlerden biri kapının önüne oturdu, gelenleri tek sıraya soktu. Çocukların olması iyiydi. Erkekler yerlerinden hiç kıpırdamadı. Saat üçten dörde kadar işimizi halledip gitmemiz gerektiğini söyledim. Saat dört olduğunda beş hasta vardı.

- İki çocuğu aldıktan sonra bitirelim. Geç kalıyoruz, dağdan inemeyiz.

Güneş guruba yaklaştığı andan itibaren hava ısısı düşüyordu. Üstümde sadece yelek vardı ve soğuk böğürlerimden vurmaya başlamıştı. Bir süre sonra kar yağınca dağlar başındaki bu insanlar ne yapacaktı ? Kızlar işlerini bitirdiler ve çıktılar.

- Ağabey parayı dağıtmadık. İçeriye gelenlere versek izdiham olacağını düşündük.
- İyi düşünmüşsünüz.

Sularını doldurmuş başlarının üzerinde taşıyarak gelen her kadının eline 500 Rupi sıkıştırdım. Vahid bir ağacın dibindeydi. Ağaçta da üç çocuk vardı. Bizim bölgede kurusu satılan ‘vaz’ dediğimiz ve kar yağdıktan sonra satılan çocukluğumda yediğim meyvenin ağacıydı bu.

Birkaç dal da kırıp bana attılar. Kırk üç sene önce yaşadığım çocukluk anılarım depreşti. Ortanca amcam kasabadan getirmiş, köyde vaz satıyordu. Onun tadına dalında bakmak bir başka tad verdi bana. Cennet hurmasının parmak ucu büyüklüğünde, aynı tatın minyatürüydü.

Dağın inişi çıkışından daha görkemliydi. Vadi, ‘Ceylem’ nehri bütün görkemiyle altımızdaydı. Araç dağın yüzünde zikzaklar çizerek iniyordu. Kırılma noktasını dönemediği için her virajda biraz geri alıyordu. Ve o an Ceylem vadisinin başında bir yamaç paraşütçüsü gibi duruyorduk. Kuzeyden gelen vadinin başında, araç durduğunda buradan ineceğiz. Fakat her harekette bir sonra varacağımız hedefimiz aklımızda olsa da vadinin başında aracın içinde duruşumuzda bir başka duygu. Bir gün hedefe varmayacaksın. O gün niye bugün olmasın. Bir aracın aksamına bütün güvenliğini yüklemek hiç de arzu edilir bir sonuç değil. Buradaki üç hafta içinde içi insan dolu üç araç nehre yuvarlandı ve yüzü aşan insan öldü.

Doktor kızlarımız Dilek ve Ayşe, Bayburt ve Eskişehirliymişler. Türkiye’de okurken başörtü yasağından dolayı Macaristan’da okullarını bitirmişler. Eğitim dilleri İngilizce’ymiş.

- Buraya nasıl geldiniz? Bizim ülkemizin hareket standardının üstünde bir şey bu.
- Ramazan’da Ak-Der’in iftarı vardı. İHH’dan Osman ağabey orada depremle ilgili bir sunum yaptı. En çok da buraların doktora ihtiyacı olduğundan bahsetti. Biz müracaat ettik ve geldik.

- Allah gayret ve ecrinizi artırsın kızlar. Her zorluktan sonra bir kolaylık olduğu gibi, biliniz ki, bu mağduriyetler, bu zulümler, kaliteli, iyi eğitimli, düşünce ataletinden kurtulmuş, üretken insanlar kazandıracak. Bakın şu dağlara, hangi ülkenin insanı dolaşıyor ? Hangi bayraklar dalgalanıyor ? Hediye edilen çadırların üzerindeki bayrakların soğuk yüzünü geçin. UNICEF, arada bir ABD askeri ve şu vadilerde günde dört defa gidip gelen İHH amblemi, Türk bayraklı üç araç. Kamptaki delilimiz bile bayrak ve flamayı taşıyarak dolaşıyor. Bu dağlara çıkan ilk hanım doktorlar değil, ilk doktor sizsiniz. Allah razı olsun.

Yukarı Gori’ye inmiştik. Akşam ezanı okunmuştu. Korumalar indi, kamptakiler:

- Namaza hazırız hemen kılalım.
- Biz inelim daha fazla gecikmeyelim.

Tekrar yola çıktık. Aşağı Gori’ye indik, şimdi bütün bozukluğuna rağmen işimiz daha kolaydı. Karşıdan gelen araç sayısı azaldı. Biz yirmi araçlık bir konvoy olmuştuk.

Celobendi kamp yerimize vardık. Yaşar:

- Nerede kaldın ağabey, aramaya çıkacaktık?
- Vallahi Yaşar, kızlar dolaşıp görmeye gitmişti. O kadar çok hasta vardı ki, bitiremeden döndük.



 



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş