Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


15:08, 17 Aralık 2017 Pazar
Güncelleme: 00:21, 07 Aralık 2017 Perşembe

  • Paylaş
Hiroşima'ya giden yol: Japon askeri imparatorluğu
Hiroşima'ya giden yol: Japon askeri imparatorluğu

Japonya’nın bu noktaya sürüklenmesinde kurulan yayılmacı askeri imparatorluğun payı büyüktü. Faşist diktatörlükler Avrupa’yı nasıl kan gölüne çevirdiyse uzak doğuda da Japon askeri imparatorluğu halkına ve Asya’ya aynı acıyı yaşatmıştı.

Dünya Bülteni / Tarih haberleri servisi

I. Dünya savaşının ardından faşizm İtalya ve Almanya’da güçlenerek iktidara gelirken bu rejimlerin benzeri militarist bir yapı da Japonya'da ortaya çıkmaya başlamıştı. İtalya ve Almanya ile beraber II. Dünya savaşının gelişiminde, yayılmasında önemli rol oynaması açısından Japon militarizmi de en az bu rejimler kadar sorumluydu.Japonya daha 19.yyın sonlarından itibaren yayılmacı bir politka izlemiş daha sonraları ise Avrupa'da başlayan savaşları uzak doğuya yayarak halkını ve bölgeyi sonu belli olmayan maceralara sürüklemişti.

Japonya'nın II. Dünya savaşına kadarki tarihi gelişimini özetlersek; Japonya 1800’lü yıllarda uyguladığı dışa kapalı ekonomi politikaları ile ekonomisini güçlendirmişti. Meji restorasyonu ile feodalizmi ortadan kaldırarak merkezi devleti güçlendirmiş, Alman anayasasını model olarak alarak bir Japon anayasası oluşturmuştu. Demokratik hakların geliştiği genel oy hakkının kabul edildiği Japonya’da yabancılara verilen kapitülasyonlar ise batılılaşmayı hızlandıran önemli bir etken olmuştu.

Japonya’nın 1905 yılında Rusya’yı mağlup etmesi uzak doğuda yeni bir durumun başlangıcıydı. Japonya’nın yayılmacı bir politika izlemesi önünde herhangi bir engel kalmamıştı. Öncelikle Kore yarımadası kısa sürede işgal edilerek Mançurya ve Çin’in doğu bölgeleri ekonomik olarak etki altına alındı. Japonya’nın bu hızlı yükselişi 1927 yılında ekonomik sıkıntıların artması ile farklı bir noktaya ulaştı. Japon sanayisinde başlayan sıkıntılar ardından da 1929 dünya ekonomik bunalımının Japon ekonomisini temelinden sarsması Japonya’da kapitalizmin, bireyciliğin ve demokrasinin sorgulanmasını beraberinde getirdi. Devlet ekonomiye el koymalı, büyük üretim araçları devletleştirilmeli şeklinde bir devlet sosyalizmi savunulmaya başlandı. Önderliğini Kita İkki adında bir Japon milliyetçisinin yazdığı Japonya’nın yeniden kuruluşu adlı kitap Japon militarizminin oluşmasında önemli rol oynadı. Bu kitapta, Japonya’nın imparatorun yönetiminde yeniden oluşturulması gerektiği, Japon kültürüne, anlayışına tahine uymayan batıdan alınan yabancı kurumların devleti zayıf düşürdüğü, bireyciliğin, kapitalizmin, parlamenter yapının Japonya’ya uymadığı ifade ediliyordu. Çözümün ise siyasi partilerin kapatılması yetkilerin imparatora devredilmesinde görülüyordu. Bu fikirler Japon ordusunda etkili oldu. 1927 yılından itibaren ordu devlet yönetiminde gitgide artan bir güce sahip oldu.

Militarizmin güçlenmesi Japonya’nın bölgede ekonomik yayılmasını askeri işgal anlayışına bıraktı. 1931 yılında Japonya Mançurya bölgesini işgal etti ve ardından da Çinin işgaline başladı. Milletler cemiyetinden çekilen Japonya’nın yayılmacı siyasetinin sloganı ise batılı devletlere karşı verilen bir mesajdı: Asya Asyalılarındır.

1930’lu yıllarda Avrupa’da İtalya ve Almanya’nın saldırgan siyaseti, doğuda ise Japonya’nın yayılmacı

 
Pearl Harbour saldırısı  

politikası bu devletleri İngiltere, Fransa ve Amerika’ya karşı doğal müttefik haline getirmeye başlamıştı. II.Dünya savaşının başlamasının ardından İngiltere ve Fransa’nın Almanya karşısında başarısızlığa uğraması uzak doğuda Japonya’nın Çin’i işgalini kolaylaştırıyordu. Asya’da büyük bir Japon imparatorluğu hedefiyle yola çıkan Japon askeri imparatorluğunun karşısında ise Pasifik okyanusundaki güçlü donanması ile Amerika bulunuyordu. Amerikan deniz filosu pasifikte bulunurken bu hedefin gerçekleşmesi olanaksızdı.

İşte bu çerçevede Japonya 7 Aralık 1941 tarihinde Havai adalarında bulunan Pearl Harlbour Amerikan deniz ve hava üssüne saldırı düzenledi. Böylece dünya savaşı uzak doğuyu içine alır şekilde genişledi ayrıca Amerika Birleşik devletleri de bu savaşa dahil oldu. Tarihin gördüğü en acımasız savaş olarak kayıtlara geçen bu savaş diktatörlüklerin insanlığı nasıl  tehdit ettiğini gösteriyordu.

Dünya savaşı 1945 yılının mayıs ayında Avrupa’da sona ermişti. Diktatörlükler kaybetmişti. İtalya ve

 
Japonya teslim olurken..  

Almanya şartsız teslim olmuştu. Ancak savaş uzak doğuda sürmekteydi. Potsdam konferansında İngiltere, Sovyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri Japonya’ya da kayıtsız şartsız teslim ol çağrısında bulundular. Bu çağrıya Japonya’dan olumlu karşılık gelmeyince 6 Ağustos 1945 günü insanlık atom bombasının yıkıcılığı yakıcılığı ile karşılaştı. Amerika Devlet Başkanı Truman Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılması emrini verdi. Bomba saat 08:15’te Japonların yollarda en kalabalık olduğu saatte atıldı. Atom bombası ile birkaç saniye içinde Hiroşima’da 80 bin 3 gün sonra ise Nagazaki’de 60 bin insan hayatını kaybetti. Bu gelişme üzerine Japonya kayıtsız şartsı telsim olduğunu ilan etti. Atom bombası kullanılmadan da Japonya’nın teslim alınması belki mümkündü. Ancak bu yol denenmedi. Atom bombasının kullanılarak on binlerce sivilin öldürülmesi ise tarihe büyük bir insanlık suçu olarak geçti.

 
Atom bombası sonrası Nagazaki şehri  

Japonya’nın bu noktaya sürüklenmesinde kurulan yayılmacı askeri imparatorluğun payı büyüktü. Faşist diktatörlükler Avrupa’yı nasıl kan gölüne çevirdiyse uzak doğuda da Japon askeri imparatorluğu halkına ve Asya’ya aynı acıyı yaşatmıştı.

 

Kaynaklar : Rıfat Uçarol,Siyasi Tarih,1789-2010

Necdet Ekinci, Türkiyede Çok Partili Siyasi Hayata Geçişte Dış Etkenler

Georges Langlois, 20.Yüzyıl Tarihi



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş