Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


13:00, 15 Aralık 2017 Cuma
Güncelleme: 01:14, 22 Şubat 2017 Çarşamba

  • Paylaş
Trump ile ABD medyası arasında 'iktidar' kavgası | ANALİZ
Trump ile ABD medyası arasında 'iktidar' kavgası | ANALİZ

ABD'nin yeni Başkanı Cumhuriyetçi Trump ile seçim sürecinin başından beri Demokrat Clinton'ı açıktan destekleyen ana akım Amerikan medyası arasındaki 'iktidar' kavgası, 'Washington'ı kim yönetecek?' sorusunun sancılı bir cevabı olarak görülüyor

Hakan Çopur

ABD'nin yeni Başkanı Cumhuriyetçi Donald Trump ile seçim sürecinde Demokrat başkan adayı Hillary Clinton'ı destekleyen ana akım Amerikan medyası arasındaki 'iktidar' kavgası, kelimenin tam anlamıyla "Washington'ı kim yönetecek?" sorusuna verilen farklı cevapların birbiriyle çarpışması olarak görülüyor.

20 Ocak'ta başkanlık koltuğunu devralan Trump ile ana akım Amerikan medyası arasındaki iktidar mücadelesi daha uzun süreceğe benziyor. Yakın tarihte benzerine pek rastlanmayan bu durum, ülkede zaten son bir yılda oluşmuş olan "Trump'çılar ile Trump karşıtları" gerilimini hemen her alanda daha da arttırıyor.

Trump'ın seçimi kazanmasının ardından düzenlediği 12 Ocak'taki ilk basın toplantısında CNN muhabiri Jim Acosta'ya söz vermeyip, "Sizin kanalınız tam bir felaket. Siz yalan habersiniz" diye çıkışması, ülkenin yeni başkanı ile ana akım Amerikan medyası arasındaki 'savaşın' ilk somut işaretleriydi adeta.

Trump aynı konuşmasında, kendisiyle ilgili Rus istihbaratının elindeki bilgileri içerdiği iddia edilen bir raporu yayınlayan BuzzFeed adlı haber sitesine de "çökmekte olan bir çöp yığını" demişti.

Benzer ifadeleri New York Times, Washington Post gibi gazeteler ve NBC, ABC gibi haber kanalları için de sarf eden Trump, başkanlık için başından beri Clinton'ı şanslı gören ve açık bir şekilde destekleyen ana akım liberal medya ile esaslı bir iktidar mücadelesine girdi.

İKTİDAR KİMİN ELİNDE?

Trump ile ana akım Amerikan medyası arasındaki kavganın ana sebeplerinden biri "iktidarın kimin elinde olduğu?" ve "medyanın bu iktidar alanında nerede durduğu?" sorularıyla doğrudan ilişkili.

Siyasete sonradan giren ve söylemiyle Amerikan halkının gönlünü kazanan Trump, "başkentteki kurulu düzeni değiştirip iktidarı yeniden halka vereceğim" vaadiyle sandıktan galip çıktı. Nitekim Amerikan halkının, seçim sonuçlarını belirlemek için yeterli bir bölümü, başkentteki iktidar ilişkilerinde bir değişimi ve yenileşmeyi talep ediyordu ve bu rüzgarı en iyi yakalayan milyarder iş adamı Trump, sürpriz bir şekilde ipi göğüsledi.

Clinton gibi ana akım Amerikan medyasının adeta 'kefil olduğu' bir ismin yerine 'öngörülemez' bir Trump'ın iktidarı ele geçirmesi, medyanın kolay kabul ve hazmedebileceği bir durum olmadı.

Seçimlere Rusya'nın müdahale edip etmediği etrafında başlayan tartışmalar, Trump ile istihbarat kurumları ve Kongre arasında gözle görülür bir makas olduğunu açıkça gösterdi. Putin ve Rusya hakkındaki sözlerini koltuğa oturduktan sonra görece revize eden Trump, medyanın bu konu üzerinden 'seçimi hile ile kazandığı' suçlamasını ise asla affetmedi.

Clinton'ın başkanlığını açıkça destekleyen ana akım medya ile Rusya üzerinden başlayan 'hesaplaşma', yemin törenine kaç kişinin katıldığı üzerinden devam etti.

İlk kez o günlerde gündeme gelen 'alternatif gerçek' tabiri, ondan sonra Beyaz Saray ile Amerikan medyası arasındaki birçok anlaşmazlıkta kullanılmaya başladı. Bir tarafta medyayı 'yalancı' olarak gören bir Amerikan yönetimi, diğer tarafta Beyaz Saray'ı 'alternatif/uydurma veriler üreten' bir güç olarak gören Amerikan medyası ortaya çıktı.

8 yıllık Obama döneminin ardından daha ilk ayında bir Amerikan başkanı ile CNN, NYT, NBC ve Washington Post gibi dünya medyasının en önemli kuruluşları arasında dolaşan 'savaş baltaları', pek çok Amerikalının uzun zamandır benzerini görmediği türden bir kavgaya işaret ediyor.

"BURADAKİ MEDYA MUHALEFET PARTİSİDİR"

Sonuçta Amerikan sistemi içinde demokratik ve adil seçimlerle iş başına gelmiş olan Trump'ın her şeyden önce elinde söylemsel bir üstünlük bulunuyor: "Amerikan halkını ben temsil ediyorum."

Trump'a göre yaptığı şey 'bozuk sistemi düzeltmek' ve popülist bir söylemle 'Washington'daki elitlerin' rahatını bozmak. Yemin törenindeki "Amerikan halkını temsil etmek ve onların çıkarlarını korumak için buradayım; bu bozuk sistemi düzeltip Washington'ı tekrar Amerikan halkına geri vereceğim" sözleriyle Trump, aslında medyaya da meydan okuyordu.

Bu meydan okumayı, Beyaz Saray Sözcüsü Sean Spicer'ın daha ilk günlerdeki basın toplantısında söylediği sözler teyit etti: "Medyada Donald Trump'tan hesap sorma sorumluluğu üzerine pek çok şey söylendi. Ben bugün size bunun iki yönlü olacağını söyleyeceğim: Biz de medyadan hesap soracağız."

Trump'ın Ulusal Güvenlik Konseyine aldıracak kadar önemsediği bir isim olan Başstratejisti Steven Bannon'ın 27 Ocak'ta New York Times gazetesine verdiği mülakattaki sözleri ise adeta iktidar savaşının resmi gibiydi: "Bu dediklerimi tam olarak yazmanızı istiyorum. Buradaki medya muhalefet partisidir. Bu ülkeyi anlamıyorlar. Hala Donald Trump'ın neden ABD başkanı olduğunu anlayabilmiş değiller. Basın, mahçup olmalı ve utanmalı; bir süre çenesini kapalı tutup söylenenleri dinlemeli."

"ANA AKIM MEDYA ARTIK HABER TEKELİNE SAHİP DEĞİL"

Yeni yönetimin önemli isimlerinden Trump'ın danışmanı Sebastian Gorka da İngiliz BBC kanalına verdiği mülakatta, "Ana akım medya artık haber tekeline sahip değil. Twitter veya YouTube gibi kanallardan doğrudan kitlelere ulaşabiliyoruz. Gerçeklik üzerinde tekeli olduğunu sanan insanlara pabuç bırakacak değiliz. Ulusal ve uluslararası kitlelerle doğrudan iletişime geçiyoruz" ifadelerini kullandı.

Gorka'nın açıklamaları, Trump'ın neden sosyal medya hesabı Twitter'ı bu kadar etkin ve yeri geldiğinde 'sert' kullandığını da açıklıyor aslında: Trump, milyonlarca insana 'yalancı medya' üzerinden değil, sosyal medya üzerinden doğrudan ulaşıyor.

Ancak daha ilk ayında iki fire veren ve 'bütünlük sorunu' yaşayan Trump yönetiminin uğraştığı iç sorunlar, medyanın Beyaz Saray'a karşı elindeki birçok argümanın da temelini oluşturuyor

Buna mukabil daha ilk ayında Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn'i kaybeden ve Çalışma Bakanı adayı (Andrew Puzder) geri çekilen Trump yönetiminin birçok konuda 'bütünlük sorunu' yaşadığı da açıkça görünen bir durum.

Yine de söylemsel avantajın tek başına medyada olmadığını ifade etmek lazım; bütün sıkıntılarına rağmen iş başında olan bir yönetim ve sonraki seçimlere 4 yıl var.

KAVGA UZUN SÜREBİLİR

Trump'ın medya ile kavgasını bir üst perdeye taşıyan sözleri, "Yalancı medya (NY Times, CNN, NBC, ABC, CBS) benim değil, Amerikan halkının düşmanıdır" ifadeleri oldu. "Halk düşmanları" tabirinin Amerikan literatüründe elbette güçlü bir negatif karşılığı var ve tam da bundan dolayı çok tartışıldı.

Trump ile medya arasındaki iktidar kavgası daha uzun sürecek gibi görünüyor; zira hem bir Amerikan Başkanı olarak Trump'ın, hem de köklü geçmişi ve ekonomik gücü olan ana akım Amerikan medyasının elinde kullanılacak daha çok şarjör var. Ancak günün sonunda bugünkü mücadelenin, 'tek başına iktidarı kullanma' kavgasından ziyade, 'kimin daha çok iktidar alanını kullanacağı' kavgası olduğu unutulmamalı.

KAYNAK: AA



İlgili Konular trump Amerika ABD
Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş