Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


21:16, 27 Mart 2017 Pazartesi
11:01, 16 Mart 2017 Perşembe

  • Paylaş
Hollanda uluslararası hukuka karşı
Hollanda uluslararası hukuka karşı

Türk Dışişleri Bakanı’nın Hollanda'ya girmesine engel olmak ya da diplomatik pasaport sahibi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanının Başkonsolosluk binasına gitmesini engellemek hatta daha ileriye giderek Bakanı sınır dışı etmek milletlerarası hukuk açısından bir kural tanımazlık olarak dünya gündemine oturdu

Doç. Dr. Ahmet Hamdi Topal Medipol Üniversitesi

Geçtiğimiz hafta sonu Hollanda’da yaşananlar ciddi bir gündem oluşturdu. Merkezinde Türkiye ile Hollanda'nın yer aldığı ve iki ülke arasındaki ilişkilerin gerilmesine yol açan bu olay, başta uluslararası ilişkiler olmak üzere pek çok açıdan incelenmeye değer. Ancak içerdiği hukuka aykırılıklar sebebiyle konuya ilişkin hukuki çerçeveyi ortaya koymanın son derece önemli olduğu görülüyor.

İlk olarak yaşananları kısaca hatırlamakta fayda var. Türkiye Cumhuriyeti Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı, Türk vatandaşlarıyla Rotterdam’daki Türk Başkonsolosluğunda 16 Nisan 2017 tarihinde Türkiye’de yapılacak referandum hakkında görüş alışverişinde bulunmak üzere Almanya sınırından kara yoluyla Hollanda’ya giriş yapmıştır. Ancak Konsolosluğun 20-30 metre kadar yakınında Hollanda polisi tarafından durdurulmuş, Hollandalı yetkililerce gerektiğinde ateş etme yetkisi verildiği ifade edilen Rotterdam polisi tarafından ülkeyi terk etmesi istenmiş, aksi takdirde bu durumun kendisi için iyi olmayacağı beyan edilmiştir.

Korumaları gözaltına alınan Bakan’ın direnmesi üzerine bu kez arabasının çekici marifetiyle götürülmesine teşebbüs edilmiş, bunun üzerine Bakan aracından inmiştir. Ardından Hollanda tarafından persona non grata ilan edilen Bakan, kendi isteği dışında güvenlik kuvvetlerince Almanya sınırına götürülmüş ve sınırdaki karakolda bir müddet bekletildikten sonra sınır dışı edilmiştir. Bununla yetinmeyen Hollanda’nın, Rotterdam’daki Türk Başkonsolosunun Konsolosluk binasından çıkmasına engel olduğu ve Başkonsolosun hareket serbestini kısıtladığı, Bakana eşlik eden Lahey Büyükelçiliği Maslahatgüzarını da gözaltına aldığı görülmektedir. Tüm bu yaşananların öncesinde de, Hollanda’ya gelmek isteyen Türk Dışişleri Bakanının uçağının iniş izni iptal edilmiş ve BakanınHollanda’ya gelmesine müsaade edilmemiştir.

Türk Dışişleri Bakanı’nın ülkeye girmesine engel olmak ya da diplomatik pasaport sahibi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanının Başkonsolosluk binasına gitmesini engellemek hatta daha ileriye giderek Bakanı sınır dışı etmek milletlerarası hukuk açısından nasıl izah edilebilir? Hukuken bu tür bir uygulamada bulunulabilir mi?

Öncelikle Hollanda’nın Türk Bakanlara ve diplomasi ve konsolosluk görevlilerine yönelik bu tavrının, kural tanımayan devletlere has bazı özellikler taşıdığı belirtilmelidir. İfade ve toplantı hürriyeti gibi üyesi olduğu Avrupa Birliği’nin temel değerlerine aykırı bir davranışta bulunan Hollanda, aynı zamanda tarafı olduğu milletlerarası andlaşmaları da ihlal etmiştir.

Türk Bakan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hükümet üyesidir ve milletlerarası hukuk uyarınca diplomatik imtiyaz ve muafiyetlere sahiptir, hiçbir şekilde gözaltına alınamaz veya tutuklanamaz. Şüphesiz milletlerarası hukuka göre bir kişiyi persona non grata ilan etmek kabul eden devletin takdirindedir. Bununla birlikte persona non grata ilan edilen bir başka devletin bakanının güvenlik kuvvetleri marifetiyle zorla sınır dışı edilmesi, 1961 tarihli Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Sözleşmesi ile milletlerarası örf ve adet hukukunu ihlal etmektedir.

Öte yandan Bakana yapılan müdahale, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Ek Protokolleri’nin de ihlali niteliğindedir. AİHS'ye ek 4 Nolu Protokolün 2. maddesinde düzenlenen serbest dolaşım hürriyeti, haksız ve orantısız bir şekilde kısıtlanmıştır. Her ne kadar milli güvenlik, kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesi gibi gerekçelerle bu hakkın sınırlanabileceği kabul edilmiş olsa da, bu sınırlamanın hükmün 3. fıkrasında belirtildiği üzere demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler kapsamında olması gerekmektedir. Yurt dışındaki Türk vatandaşlarıyla bir araya gelmek üzere AİHS sistemine taraf bir devlete gelen Bakanın engellenmesi, kamu düzenini korumaya yönelik orantılı bir tedbir şeklinde değerlendirilemez. Türk bakan, demokratik bir toplumda zorunlu olmayan keyfi bir uygulamaya tabi tutulmuştur. Kaldı ki Bakanın engellenmesi sürecinde yaşananlar, ziyaretin gerçekleşmesi halinde yaşanması ihtimal dahilinde olmayan şiddet görüntülerine ve hukuku aykırı davranışlara sebep olmuştur. Bu durum, amacın iddia edildiği şekilde kamu düzenini korumak ve suç işlenmesini önlemekten çok seçim arifesinde Hollanda iç siyasetine yönelik bir mesaj vermek olduğunu göstermektedir.

Türk Bakanın, Konsolosluk binasına girişinin engellenmesinin ötesinde Başkonsolosla görüşmesine müsaade edilmemesi, aracından inmeyi reddetmesi halinde bir çekiciyle aracı içinde sınır dışı edileceğinin bildirilmesi ve polis nezaretinde zorla sınır karakoluna götürülmesi, uygulamanın AİHS madde 5(1) anlamında hürriyetten mahrum bırakmaya dönüştüğünü göstermektedir. Her ne kadar AİHS madde 5(1)(f), hakkında mevcut bir sınır dışı ya da iade kararı bulunan şahsın kanuna uygun bir şekilde yakalanması veya tutulmasını mümkün kılsa da diplomatik teamüllere göre persona non grata ilan edilen Bakana ülkeyi terk etmesi için makul bir süre tanınması, bu süre sonunda ülkeyi terk etmemesi halinde de zorlayıcı tedbirlere başvurulmuş olması gerekirdi. Ayrıca AİHS bağlamında Bakanın 10. maddede düzenlenen ifade hürriyetinin orantısız ve demokratik bir toplumda zorunlu olmayan tedbirlere başvurmak suretiyle ihlal edildiği de söylenmelidir.

Diğer taraftan Lahey Büyükelçiliği Maslahatgüzarının da gözaltına alındığı ifade edilmektedir. Bilindiği üzere gerek 1961 Diplomasi İlişkileri Hakkında Viyana Sözleşmesi’nde gerekse 1963 tarihli Konsolosluk İlişkileri Hakkındaki Viyana Sözleşmesi’nde gözaltı ve tutuklama ile ilgili hükümler sarih bir şekilde kaleme alınmıştır. 1961 tarihli Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Sözleşmesi’nin 29. maddesiyle birlikte misyon üyelerine şahsi dokunulmazlık tanınmıştır: “Diplomatik ajanın şahsi dokunulmazlığı vardır. Hiçbir şekilde tutuklanamaz veya gözaltına alınamaz. Kabul eden devlet diplomatik ajana gereken saygıyı gösterecek ve şahsına, hürriyetine ve haysiyetine yönelik herhangi bir saldırıyı önlemek için uygun tüm tedbirleri alacaktır.” Hükme rağmen Maslahatgüzar, hareket serbestisi kısıtlanarak polis merkezinde alıkonulmuştur.

Bu işlem Hollanda makamlarınca her ne şekilde nitelenirse nitelensin gözaltı hükmündedir ve misyon üyelerinin hareket serbestisini düzenleyen 26. madde ile şahsi dokunulmazlığını düzenleyen 29. maddenin ihlali anlamına gelmektedir. Ayrıca sınır dışı edilmek üzere güvenlik kuvvetlerinin cebri tedbirlerine maruz kalan Bakanın Başkonsolosla görüşmesine engel olunması ve Başkonsolosun konsolosluk binasından çıkmasına müsaade edilmemesi de, 1963 tarihli Konsolosluk İlişkileri Hakkındaki Viyana Sözleşmesi’ni ihlal etmektedir. Sözleşme’nin 34. maddesine göre, milli güvenlik nedenleriyle girilmesi yasaklanmış veya kurala bağlanmış bölgelerle ilgili kanun ve düzenlemeler saklı kalmak kaydıyla kabul eden devlet, ülkesi üzerinde konsolosluğun bütün mensuplarına yer değiştirme ve seyahat serbestisi sağlayacaktır. Yine madde 36(1)(c)’de belirtildiği üzere konsolosluk memurları; hapsedilmiş, önleyici mahiyette veya herhangi bir şekilde gözaltına alınmış gönderen devletin vatandaşlarını ziyaret etme ve onlarla görüşme hakkına sahiptir.

Devlet ricaline gösterilen diplomatik nezaket ile diplomasi ve konsolosluk mensuplarının sahip olduğu dokunulmazlık, milletlerarası hukukun ilk ve en temel kurallarından biridir. Başta Türk Bakan olmak üzere söz konusu kişilere gereken saygının gösterilmesi, şahıslarına yönelik her tür saldırının önlenmesi, kabul eden devlet olarak bizatihi Hollanda’nın yükümlülüğündedir. Ancak Türk Bakanlara ve Hollanda’daki diplomasi ve konsolosluk mensuplarına yönelik muamele, söz konusu yükümlülüğe uyulmadığı ve 1961 tarihli Diplomatik İlişkiler Hakkındaki Viyana Sözleşmesi ile 1963 tarihli Konsolosluk İlişkileri Hakkındaki Viyana Sözleşmesi’nin ihlal edildiğini açıkça göstermektedir. Ne milletlerarası hukuk ne de diplomatik teamül ve nezaket kurallarıyla bağdaştırılması mümkün olmayan bu uygulamayla birlikte hukuk, demokrasi ve insan hakları hiçe sayılmıştır. Yapılan; seyahat hürriyetinin, ifade hürriyetinin, toplanma hakkının engellenmesidir, Avrupa medeniyetinin üzerinde yükseldiği iddia edilen değerlerin yok edilmesidir. Türk bakanlara kapıyı kapatmak ve bunu demokrasiyle, insan haklarıyla, hukukun üstünlüğü ile izah etmek mümkün değildir.

Öte yandan yaşanan bu olay, İslam ve göçmen karşıtı söylemlerden bağımsız değerlendirilmemelidir. Hollanda örneğinde açıkça görüldüğü üzere, İslam ve göçmen düşmanı aşırı sağ partiler Avrupa ülkelerinde gündemi rehin almış ve siyasi tartışmaları belirleyen bir güç haline gelmiştir. Bu durum insan haklarına, demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne inanan Hollanda ve tüm Avrupa için açık bir tehdit teşkil etmektedir. Hollanda hükümetinin ayrımcılık, ırkçılık ve islamafobi ile mücadele etmek yerine bu anlayışa teslim olduğu anlaşılmaktadır. Her fırsatta insan hakları ve demokrasiye bağlılığını vurgulayan Hollanda makamlarının bu sorumsuz uygulamayı siyasi maksatlarla gerçekleştirdiği açıktır. İslam ve yabancı düşmanı söylemleri bayraklaştıran ırkçı partilerin bu kutuplaştırıcı ve dışlayıcı söylemleri açıkça reddedilmeli, temel hak ve hürriyetlerin iç politika malzemesi olarak kullanılmasından bir an evvel vazgeçilmelidir.



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş