Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


06:37, 19 Ağustos 2017 Cumartesi
12:34, 27 Mart 2017 Pazartesi

  • Paylaş
60 yıllık "serencam"
60 yıllık

AB'nin hafta sonu Roma'da kabul ettiği sonuç bildirgesinde yer alan "Avrupa bizim ortak geleceğimiz" ifadesinin aksine Kant'ın tasavvur ettiği Avrupa'dan çok Hobbes'cu bir Avrupa olma yolunda

Sinan Özdemir | Brüksel

Avrupa Birliği liderleri hafta sonu Roma'da bir araya gelerek Avrupa Birliği'ni mümkün kılan Roma Sözleşmesi'nin 60. yılını kutladılar. Çekilen aile fotoğrafı tek vücut görüntüsü sunsa da hazır bulunanların hiç biri Birlik'in geleceğine dair ciddi bir fikre sahip değil. Sonuç bildirgesi güçlü bir iradenin eseri olmaktan çok çekingen kalemlerin eseri olduğu anlaşılıyor. Gelecek on yılın vizyonu olarak takdim edilse de bildik vurguları tekrar ediyor. Bunlar: « güvenli ve iyi korunan bir Avrupa, refah durumu yüksek, kalıcı bir Avrupa, sosyal bir Avrupa ve son olarak da güvenlik ve savunma alanlarında ortak hareket eden güçlü bir Avrupa ». Son on yılın bilançosu yapıldığında romantizmin izlerini taşıdığı söylenebilir. Binlerce lobinin kıskacındaki Brüksel'in , bu saatten sonra, "milleti" merkeze taşıması mümkün görünmüyor.

Son on yılda yaşadığı dalgalanmalar Soğuk Savaş sonrası varlık fikrine ikame etmeye çalıştığı ütopyanın miladını doldurduğunu gösteriyor. Ikinci Dünya Savaşı'ndan dört yıl sonra imzalanan NATO Sözleşmesi'yle savunma politikalarını Amerika Birleşik Devletleri'ne bırakan Batı Avrupa devletleri Schuman planını kabul ederek bir yanda Sovyetler Birliği'nin kuşatıcılığını kırmak diğer yanda Doğu Avrupa devletlerini etkisi altına almak için vitrin görevi gördü. Sırasıyla Kömür Çelik Birliği ,  Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Avrupa Birligi oluştu. Bu serencamın sonunda tek Avrupa hayalinden çok parçalı, farklı hızlarda ilerleyen, Avrupa'ya gelindi.

Otuz yıl boyunca denge siyesetiyle yürüyen işler 1987'den sonra Almanya'nın ekonomik bakışını empoze etmesiyle yeni bir dönemece girdi. Pazar birlğinden tek para birimine giden süreç Almanya'nın öncülüğünde başlamış oldu (Maastricht Sözleşmesi). Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra entegrasyonu artıracak yeni adımlar atamaması ve genişlemelerle yetinmesi sistemi tamamen kilitledi. Amerika Birleşk Devletleri ile kıyaslandığında özellikle araştırma ve geliştirme sahalarında gerileme sinyalleri verdiği bir gerçek. Ancak , hakkını vermek gerek , Roma Sözleşmesi'yle getirilen ortak tarım politikası bu süreçten başarıyla çıktı. Avrupa üretim gücünü artırıken, küresel rekabet karşısında, çiftçisini ve tarımını korumayı başardı. Kimliksizliğini uzun zaman kimlik kabul eden AB şimdi giderek yükselen tepkiler ve krizler karşısında Almanya ve Fransa'nın öncülüğünde kimlik arayışını sürdürüyor.

Hatırlamak gerekirse, Avrupa Birliği'ni vuran 2008 finans krizi tarihin ilk ciddi krizi idi. PİİGS ülkeleri (Portekiz, İspanya, İrlanda, Yunanistan ve İtalya) olarak isimlendirilen ülklerde başgösteren krizi kemer sıkma politikalarıyla "kontrol altına" almaya  çalıştı. Bir yanda avro'yu kurtarmak için seferber edilen milyarlar diğer yanda "mali disiplin" hedefiyle açlığa ve yoksulluğua terk edilen milyonlar. Birlik adına krizi yönetenlerin başarıyla yönettikleri  söylenemez. Almanya'nın kendi geleceğini diğer ortakların üstünde değerlendirmesi o güne kadar gündeme getirilmeyen yeni bir soruyu da gündeme getirdi. Avrupa Birliği'nin kaç coğrafi bölgeden oluştuğu sorusu böylece tartışmya açıldı. Sosyal ve ekonomik kriterler seferber edilerek iyiler (zengin ve başarılı) ve kötüler (fakir ve tembel) olmak üzere iki grup oluşturuldu.

Başarılı bulunanlar onore edilirken tembel kabul edilenler, Yunanistan örneğinde olduğu gibi, cezalandırıldılar. Öyleki düne kadar Avrupa'nın coğrafi sınırlarını Anadolu yakasında sonlandıranlar, düşünce tarihi açısından herşeylerini borçlu oldukları Yunanistan'da bittiğini söyleyerek aşağılama yoluna gittiler. Demokrasi'nin "beşiği" olarak tadim edilen Yunanistan'ın referandum talebi bile küçümsendi. Sorunlu olduğunu bildikleri halde Yunanistan'ı avro bölgesine dahil edenler üste çıkmayı başarırken Yunanistan bir anda « lanetliler » kategorisine dahil edildi. Böylece Almanya 1987'den itibaren kontollü olarak yürüttüğü kuşatıcılığını Yunanistan'ı koloniye çevirerek 21. yüzyılda Avrupa Birliği'ne ilk kolonisini kazandırmış oldu. Bu yaşananlar çok vitesli Avrupa fikrinin de önünü açtı.

Ne var ki, hesapta olmayan bir gelişme bütün hesapları alt üst etti. Finans krizi aynı zamanda Avrupa'da ezilen ve egemenlikleri ayaklar altına alındığını düşünen kitleleri Avrupa karşıtı partilere yöneltti. Son yıllarda Avrupa'da yapılan bütün seçimlerde aşırı sağın veya solun ne kadar güçlenerek sandıktan çıkacağı merak edilen başlıca konuların başında geliyor. Hollanda ve Avusturya'da gerçekleşen son seçimlerde aşırı sağ iktidara gelmemiş olsa da oyları gerilemiyor bilakis artıyor. Finans krizi kadar gerilimi artıran bir diğer konuda mülteci krizi oldu. Finans krizinin Akdenizli üyeleri öne çıkarması gibi mülteci krizi de Doğu Avrupa devletlerini birinci sıraya taşıdı. Doğu Avrupa devletlerinin isyanı Balkanlar'da yeni demir perdelerin yükselmesine sebep oldu. Mülteci krizi serbest dolaşım hakkının kabulünden beri sınır güvenliği konusunda ciddi  herhangi bir adımın atılmadığını gösterdi. Doğu Akdeniz'de Türkiye ile varılan anlaşma ile kontrol altına alınan hareketliliğe rağmen Avrupa Birliği Orta Akdeniz'de kontrolü sağlamakta zorlanıyor. Bugüne kadar mülteci sorununu hep üçüncü ülkeler üzerinden aşan Birlik kabul ettiği ortak kararları dahi yürürlüğe koymakta zorlanıyor.

Bu minvalde, Avro ve mülteci meselesi sistemin fay hatlarını ortaya çıkardı. İngiltere'nin Birlik’ten ayrılma kararı da başka bir ilki yaşatacak. İlk defa bir üye çıkmaya ; Brüksel ve Londra müzakerelere hazırlanıyor. Bununla birlikte Donald Trump'ın Beyaz Saray'a taşınması transatlantik ilişkileri de etkiliyor. Amerika Birleşik Devletleri'nin Avrupa'yı özellikle savunma konularında daha fazla sorumluluk almaya itmesi ortak savunma fikrini yeniden gündeme taşıdı. Ancak birkaç ülkeyle sınırlandırılabileceği söylense de gerçekleşmesi bir hayli zor görünüyor. Rus tehdidine karşı Doğu Avrupa devletleri, AB’den ziyade, Amerika’nın yanında durmayı tercih ediyorlar. Buna paralel olarak teröre karşı ortak mücadelede de bir arpa boyu yol alamadıkları gözlemleniyor. İngiltere'nin Birlik'ten ayrılma kararının üzerinden dokuz ay geçmesine rağmen işlerin rayına girmemesi sorunu başka yerde aramayı gerektiriyor. İngiltere'nin Amerika'nın Truva atı olduğu ve işleri sabote ettiği savı bu süreçte anlamını yitiriyor.

Avrupa'nın Soğuk Savaş sonrasında şekillenen yeni dünyada yerini bulduğu söylenemez. Bir yanda yapısal sorunlarla boğuşurken diğer yanda bozulan büyüye, ütopyaya yeni bir ruh kazandıramaması motivasyon kaybına sebep oluyor. Barış fikrini uzun yıllar savunduktan sonra yakın coğrafyasında beliren krizlere ilgisiz kalması (Balkan savaşları, Ukrayna, Suriye, Filistin…), çözüm üretememesi tutarsızlaştırıyor. Son kertede , Avrupa Birliği , 9. Senfoni'nin (AB marşı) kalbinde yer alan ve Schiller'e ait şiirin ilk sözcüğüne rağmen neş'enin yasaklandığı ; kardeşlik bağlarının çözüldüğü bir zamandan geçiyor. Avrupa Birliği'nin hafta sonu Roma'da kabul ettiği sonuç bildirgesinde yer alan "Avrupa bizim ortak geleceğimiz" ifadesinin aksine Kant'ın tasavvur ettiği Avrupa'dan çok Hobbes'cu bir Avrupa olma yolunda hızla ilerliyor ! 

 



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş