Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


15:11, 26 Haziran 2017 Pazartesi
Güncelleme: 14:34, 18 Mayıs 2017 Perşembe

  • Paylaş
Anadolu’nun küresel bölge olma potansiyeli taşıyan şehirleri
Anadolu’nun küresel bölge olma potansiyeli taşıyan şehirleri
Foto: Kayseri

Küresel şehir dendiğinde akla New York, Londra ya da Paris gibi gelişkin kapitalist ülkelerin metropolleri gelirdi. Bugün onlara rakip olabilecek onlarca şehir çıktı.

Yaşar Süngü

Bugünün dünyasının şifreleri kentlerde bulunuyor.

Dünya nüfusunun yarıdan fazlasının kentlerde bulunuyor oluşu görece yeni bir olgudur. Nüfusu bir milyonun üzerinde olan metropol alanların sayısı bugün için beş yüzü geçmiş durumdadır.

Bundan sadece bir asır önce bu sayının yirmiyi bulmadığı hatırlanırsa yaşanmakta olan dönüşümün ne kadar çarpıcı olduğu daha net görülür.

Günümüzde artık sadece ülkeler değil, şehirler birbiri ile yarışıyor.

Şehirler, rekabetçilik güçleriyle bölgesel kalkınmanın lokomotifi olabilir.

Verimlilik artışı, bölgesel kalkınma ve rekabetçilik dinamiklerini tetiklemekten geçiyor.

Türkiye’de son dönemde üzerinde en çok tartışılan iktisadi konu “orta gelir” tuzağı olmuştur. Orta gelir tuzağı nedir?

Orta gelir tuzağı bir ekonomide kişi başına gelir düzeyinin belirli bir aşamadan öteye gidememesi halini ya da belirli bir gelir düzeyine ulaştıktan sonra durgunluk içine girilmesi durumunu özetleyen bir yaklaşımdır.

Buradaki tanımda gelirin yerine demokrasi ve eğitimi koyarsak 3 tuzağı daha net anlayabiliriz.

Türkiye’nin önündeki 3 büyük tuzak şudur: Orta gelir tuzağı, orta demokrasi tuzağı ve orta eğitim tuzağı.

Sürdürülebilir bir büyümede demokratik kurumlar ile eğitim kurumları ekonomik kurumlar kadar önemlidir.

Orta gelir tuzağını ve idarî yapılanmaya ilişkin sıkışmaları aşmak için pek çok formül dile getirilip tartışılmıştır.

Tartışılan bu formüllerden en sonuncusu da şöyledir:

Türkiye’nin “orta gelir” tuzağından kurtulmasını mümkün kılacak kapsayıcı bir ekonomik büyüme dinamiğini yakalaması için siyasi açıdan daha katılımcı ve kalıcı bir demokrasi, kentlerin gelişim dinamiklerini kavrayıp potansiyellerini açığa çıkaracak bir kurumsal yeniden yapılanma şarttır.

 

*** 

 

Ulaşım ve iletişim teknolojilerinin gelişimiyle birlikte dünya ölçeğindeki ekonomik ilişkiler hızla dönüştü ve yayıldı.

Şehirlerle kalkınmayı hedefleyen son formülü biraz daha açalım.

İşadamları ve akademisyen, (TÜRKONFED ve EDAM) işbirliği ile hazırlanan kent bölge raporunda 12 öncü şehir tespit edilmiş; Adana-Mersin, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Eskişehir, Gaziantep, İzmir, Kayseri, Konya, Samsun ve Van.

Çalışmanın bir sonraki aşamasında dört ayrı kentte (İzmir, Konya, Erzurum ve Van) sürdürülecek olan dört aşamalı (derinlemesine görüşmeler, odak grup toplantıları, kamuoyu anketi ve veri analizi) araştırma sürecinin ve bu araştırmanın ardından ortaya konacak olan model önerisinin temellerini sağlamlaştıracak.

Türkiye’de 1980 sonrasında (Özal dönemi) benimsenen ekonomi politikaları kentsel ekonomileri de derinden etkilemiş iç pazara üretim yapan aile işletmelerinin yurtdışına açılarak Anadolu Kaplanları’na dönüşmüştür.

 

*** 

 

Küresel şehir ya da küresel şehir-bölgesi dendiğinde akla ilk gelen örnekler New York, Londra ya da Paris gibi gelişkin kapitalist ülkelerin metropolleriydi.

Ancak hızla bu kapsama giren şehir sayısı arttı.

Şimdi küresel kent-bölgelerinin çoğunluğu gelişmekte olan ülkelerde.

Sao Paulo, Buenos Aires, Mexico City gibi Güney Amerika şehirlerinden İstanbul’a, Şangay, Seul, Bangkok gibi Uzak Asya şehirlerinden Tahran ya da Johannesburg’a bir dizi şehir bu kategoriye eklendi.

New York, Londra, Paris ileri teknoloji, sağlık bakımı, yazılım, lojistik, finans, üretici hizmetler gibi yüksek getirili faaliyet alanlarında uzmanlaştılar.

Bu saydığımız kentler niş piyasalara yönelik ekonomik faaliyet alanlarında uzmanlaşarak küreselleşme sürecinden kazançlı çıkmayı başardılar.

Rotterdam ve Hamburg gibi lojistik ve taşımacılık faaliyetleri üzerinden zenginleşen liman kentlerini ya da Barselona ve Grenoble benzeri tasarım, fuarcılık, biyoteknoloji ve film endüstrisi gibi alanlarda uzmanlaşan şehirleri de bu kategoride sayabiliriz.

 

*** 

 

Türkiye bağlamında da İstanbul ve çevresinde oluşan kent-bölgesini sayabiliriz.

Anadolu coğrafyasında –İmparatorluk başkenti olarak her daim büyük şehir statüsünde olan İstanbul haricinde diğerlerinin büyük şehirlere dönüşmesi, 19. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan küreselleşme dinamikleri sayesinde oldu.

Bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nun dünya ölçeğindeki ticaret ilişkilerine eklemlenmeye başlaması, başta İzmir olmak üzere, Bursa, Adana, Mersin, Trabzon, Kayseri ya da Diyarbakır gibi şehirlerin ekonomik açıdan yeni işlevler üstlenmesine ve bu işlevler doğrultusunda ama değişen ölçülerde sermaye ve nüfus çekmesine neden oldu.

Bu şehirler, tarımsal ürünlerin ve hammaddenin ihracatının gerektirdiği ulaşım altyapısını ve ilişkilerini kuran liman şehirleri ya da tarıma dayalı erken sanayileşme girişimlerinin ortaya çıktığı üretim şehirleridir.

Ancak, bu şehirler dönemin dönüşen ekonomik gerekliliklerine görece daha başarılı bir şekilde uyum göstermiş olsalar da kentleşme düzeyleri –İzmir örneği istisna olmak kaydıyla– Batı ülkelerinde gözlenen seviyelere ulaşmaktan uzak kalmıştır.

Cumhuriyet’in ilanından sonraki süreçte de Anadolu’da İstanbul ve İzmir dışında büyük şehir sayılabilecek büyüklükte bir şehir yoktur.

Üstelik her iki kent de 1910’lardan itibaren hızla nüfus yitirmişler, bu dönemdeki nüfus seviyelerine ancak İkinci Dünya Savaşı sonrasında ulaşmışlardır.

 

*** 

 

Erken Cumhuriyet dönemindeki genel manzara, başkent ilan edilmesinin ardından istisnai bir büyüme kaydeden Ankara örneği dışında mevcut şehirlerin neredeyse tamamının hem nüfus hem de sermaye bakımından kan kaybettiğini göstermektedir.

1950’lere gelene kadar Türkiye, nüfusun büyük çoğunluğu kırsal alanlarda bulunan, mevcut kentsel yerleşimlerin ise durağan bir yapı arz ettiği bir ülkedir.

Ağırlıkla tarımsal üretime ve tarımsal ürünlerin ihracatına dayanan ekonomik yapının dönüştürülmesine yönelik merkezî düzeydeki ilk ve kısmi hamleler 1929 küresel ekonomik krizinin ardından kamu kesiminin sanayi yatırımlarıyla yapıldı.

Devletçi sanayileşme olarak adlandırılan bu ekonomi politikası, Anadolu’nun Kayseri, Bursa, Eskişehir gibi kentlerinde büyük ölçekli sanayi işletmelerinin kurulmasını beraberinde getirdi.

Türkiye’nin kırsal alanlardan kentlere yönelik kitlesel göçle tanışması İkinci Dünya Savaşı sonrası oldu.

 

***

1950’lerde uygulamaya konan ithal ikameci sanayileşme politikaları, başta İstanbul olmak üzere, İzmir, Adana ve sonrasında Kocaeli ve Bursa’da büyük ölçekli sanayi yatırımlarının ortaya çıkmasına neden oldu.

Bu da nihayetinde kırsal alanlardan şehirlere ve ülkenin iç ve doğu kesimlerinden batısına doğru kitlesel göçe neden oldu.

Böylece kabaca 1950-1980 arasında dönemde dört ana gelişme odağı ortaya çıktı ve bu odaklar ülke nüfusunu kendilerine doğru çekti.

İstanbul ve kısmen Kocaeli-Bursa aksı bu dönemde en hızlı büyüyen ve ülkenin her yöresinden nüfus çeken odak oldu.

 İkinci bir odak, ağırlıkla Ege Bölgesindeki kırsal nüfusu kendine çeken İzmir oldu. Üçüncüsü, ağırlıkla çevresindeki İç Anadolu kentlerinden ve kısmen Güneydoğu Anadolu ve Karadeniz’den göç çeken Ankara oldu.

Dördüncü gelişme odağı ise ağırlıkla güney ve güneydoğudaki kentlerden, kasabalardan ve köylerden nüfus alan Adana-Mersin bölgesiydi.

Başta İstanbul olmak üzere bu dört odağa yönelik kitlesel göç dalgası, hızlı sanayileşme sürecinde ülke kaynaklarının aşırı eşitsiz biçimde dağılmasının bir sonucu olduğu gibi, sonraki yıllarda eşitsizliğin pekişmesine neden olan bir yapıyı da kalıcı hale getirdi.

 

*** 

 

2004-2014 dönemine ilişkin revize edilmiş ulusal gelir hesaplamalarının da net biçimde ortaya koyduğu gibi, Türkiye halen esasen bir sanayi ülkesidir.

Bu dönemde toplam üretim içerisinde hizmetler sektörünün payı sabit kalır, tarımın payı azalırken, sanayi sektörünün payı artmaya devam etmiştir.

Bu anlamda Türkiye gelişkin (sanayi-sonrası) kapitalist ülkelerdeki üretim yapısından farklı bir manzara sunmaya devam etmektedir.

Bununla ilişkili bir diğer boyut ise, bir önceki dönemin aslen iç pazara üretim yapan büyük ölçekli firmalarına kıyasla çok daha küçük ölçekli yeni firmaların yine Anadolu’daki kentlerde faaliyete başlamış olmalarıdır.

Bu bakımdan 1980 öncesi döneme kıyasla ortaya çıkan en temel farklılıklardan biri, sanayi üretiminin geleneksel sanayi merkezlerinden dışarıya doğru yayılma eğilimidir.

Küreselleşme sürecinde ortaya çıkan bu eğilim 2000’li yıllarda da kuvvetli biçimde devam etmiştir.

Bu iki boyutun bir araya gelmesiyle, popüler söylemde “Anadolu Kaplanları” olarak anılan, en bilindik örneklerini Denizli, Konya, Kayseri, Gaziantep ve Kahramanmaraş’ın oluşturduğu “yeni sanayi odakları” ortaya çıkmıştır.

 

*** 

 

Anadolu’nun bu yöndeki dönüşümü, Türkiye’nin yakın dönemdeki siyasal, ekonomik ve kültürel istikrarını ya da istikrarsızlığını büyük ölçüde belirlemiş olan tarihsel nitelikte bir dönüşümdür.

Ancak Türkiye’de Anadolu Kaplanları gibi bir olgunun ortaya çıkması, yalnızca imalat sanayiinin yer değiştirmesiyle açıklanamaz.

Zira şehirler arasındaki artan rekabet de her yerelliğin süreçten aynı şekilde istifade etmesine izin vermemektedir.

Ekonomik büyümeden pay almak amacıyla piyasa aktörlerinin bir araya gelip yerel büyüme koalisyonları oluşturması her durumda benzer başarı hikâyeleri üretemedi.

 

*** 

 

Şehir-bölge raporunda araştırmaya dâhil edilen şehirler belirlerken tek bir kıstasa sadık kalınmamış.

Her bir şehrin farklı açılardan tartışılmasına özen gösterilmiş.

Tarım üretiminden elde edilen sermaye birikiminin sanayileşmeye aktarıldığı Adana ve Mersin şehirleri tek bir vaka olarak ele alındı.

Ankara, bir siyasi başkent olarak kendisine çektiği ekonomik işlevlerin yanı sıra gelişmekte olan yeni hizmetler ve imalat sanayii sektörleri nedeniyle çalışmaya dâhil edilmiş.

Nüfus bakımından son yılların en hızlı büyüyen kentlerinin başında gelen Antalya turizm işlevi üzerinden oluşmuş bir kent-bölgesinin özgün bir örneği olarak çözümlenmiş.

Ülkenin en büyük imalat merkezlerinden olan Bursa, çoklu bir bölgeselleşme dinamiğinin kesişiminde yer alıyor oluşuyla çalışmaya dâhil edilmiş.

Merkezi düzeyde benimsenen yakın zamanlı kalkınma stratejileri bağlamında çevrelerindeki iller için birer çekim merkezi olması hedeflenen Diyarbakır, Samsun ve Van, bu türden stratejilerin ne denli geçerli olduğunu sınamak adına çalışmaya dâhil edilmiş.

Diyarbakır bir bölgesel hizmet merkezinin, Samsun bir lojistik merkezin ve Van bir sınır şehrinin sosyo-ekonomik özellikleri bağlamında değerlendirilmiş.

Anadolu Kaplanlarının en tipik örnekleri olan Gaziantep, Kayseri ve Konya, son yıllarda uzmanlaştıkları imalat sanayi sektörlerinin dinamiklerinin bu iller etrafından bir bölgeselleşme dinamiğini ne ölçüde mümkün kıldığını anlamak adına incelenmiş.

Sosyal gelişmişlik göstergeleri bakımından ülkenin en gelişkin kentlerinden biri sayılan Eskişehir, geçmişte sahip olduğu imalat sanayii ve son yıllarda mütevazı bir gelişme kaydeden savunma sanayii sektörlerine karşılık üniversite ve kültür endüstrisi odaklı bir gelişmenin ne ölçüde mümkün olduğunu anlamak adına çalışmaya dâhil edilmiş.

Son olarak ülkenin en büyük sanayi, ticaret ve hizmet kentlerinden biri olan İzmir, hâlihazırda içine girdiği bölgeselleşme dinamiğinin nasıl küresel kent mertebesine yükseleceği sorusu üzerinden seçilmiş.

İstanbul çalışmanın bütünlüğünü bozmamak adına bu on iki kent arasına dâhil edilmemiş.

Nedeni şöyle; İstanbul’un Tekirdağ’dan Kocaeli’ne, hatta Bursa’ya uzanan geniş bir coğrafyayı işlevsel olarak kendisine eklemleyerek neredeyse Marmara Denizi etrafına yayılmış devasa bir kent-bölgesi oluşturduğu açık olduğu için.

 

***

 

Şehirlerin potansiyellerini ortaya çıkararak her şehrin kendi yetenek ve kapasitesiyle sahaya çıkması çok geç kalınmış bir sonuç.

Bu anlamda iş dünyası ile üniversite işbirliği sonucu ortaya çıkan şehirlerle kalkınma formülü, Türkiye’nin iç göç sorununa ve bölgesel eşitsizliğin azaltılmasına bir çözüm olabilir gibi duruyor.



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş



Haberler