Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


10:55, 11 Aralık 2017 Pazartesi
Güncelleme: 10:00, 13 Haziran 2017 Salı

  • Paylaş
İsrail’in en çok korktuğu formül tek devletli çözüm
İsrail’in en çok korktuğu formül tek devletli çözüm

Filistin meselesinde daha gerçekçi olduğunu söyleyenlerimiz en azından iki devletli çözümden yana. Ancak kulak verelim dediğimiz genç seslerden bazıları ilginç bir şekilde “iki devletli çözüme” hiç de sıcak bakmıyor. Acaba gerekçeleri ne? Acaba bizler de ezberlerimizi gözden mi geçirmeliyiz?

Deniz Baran 

Filistin meselesi… İslam aleminin kanayan yarası, Orta Doğu’nun kronik açmazı… Artık asırlık bir soruna dönüşen Filistin meselesi bizlere ne ifade ediyor?

Bu soruya verilecek cevapların üç aşağı beş yukarı tek bir çerçeveye oturacağına inanıyorum. Çünkü gördüğümüz kadarıyla Türkiye halkının büyük çoğunluğunun Filistin’deki zulme ve hak gaspına yaklaşımı ve vicdanen yanında yer aldığı taraf örtüşüyor. Bu elbette olumlu da bir durum.

Fakat öte yandan bu tablonun olumsuz bir yönü de olabiliyor: Belli ezber ve kalıplara takılı  kalmak. Kimi zaman kendi yaklaşımımızla ürettiğimiz perspektife (ve sloganlara) mahkûm hâle gelip sorunun kaynağındaki değişimleri, dönüşümleri ve gelişen talepleri görememek. Çünkü, itiraf edelim, ne kadar hassas olursak olalım Filistin’de değiliz ve kendimizi orayla ne kadar ilişkilendirirsek ilişkilendirelim hep bir derece “dışarıdan konuşuyoruz”.

Bunları neden yazdım? Çünkü dönüp bakmamız gereken bazı sesler olduğunu gördüm Filistin’den. Bazı Filistinli gençlerin sesleri, ilgi çekici fikirleri…

Hâlihazırda, Filistin meselesi bağlamında, “iki arada bir derede” bir statüye sahip olan mevcut Filistin yönetimi modelinin tamamen hür bir devlet ulaşması tavizsiz talebimizdir diyebiliriz. Daha gerçekçi olduğunu söyleyenlerimiz en azından iki devletli çözümden yana. Hatta Filistin’deki İsrail zulmüne ve baskısına kayıtsız kalamayan birçok Batılı da bu formüle on yıllardır arka çıkıyor. Şu an Filistin yönetiminin dümeninde bulunanlar da bunun için çalışıyorlarmış gibi duruyor.

Ancak kulak verelim dediğimiz genç seslerden bazıları ilginç bir şekilde “iki devletli çözüme” hiç de sıcak bakmıyor. Acaba gerekçeleri ne? Acaba bizler de ezberlerimizi gözden mi geçirmeliyiz?

Yousef el Naimi ve Abdullah Masri isimli Filistinli dostlarımla yaptığım sohbeti sizin takdirinize sunuyorum…

-          Filistin meselesini düşünme biçimimiz yıllar geçse de sabit kalmış gibi gözüküyor. Sanki belli klişeler var, sizce de öyle mi? Değişmesi gereken bazı şeyler var diyor musunuz? 

A.Masri: İnandığım şey şu ki kendimizi günlük hayatın detaylarından uzaklaştırıp Filistin meselesini derinlemesine bir bakış açısıyla görmeliyiz. Şu an gerçekten de çözüme dair sınırlı bir bakışımız var, çünkü sadece ve sadece 30, 40, 50… yıldır fazla değişmeyen sabit anlayışlarımızı esas alıyoruz. Nedir bu? İşte iki kamp var, bunlardan biri politik düzlemde İsrailli muadilleri ile barışçıl müzakereler yürütmeyi gözeten bir kamp ve diğeri, silahlı direnişe başvuran bir kamp. Problemimiz şu ki bu iki yaklaşımı da taktikten stratejiye dönüştüremedik. Herhangi bir Filistinliye, yöneticiler de dâhil, çıkıp sorsanız hedefimiz nedir diye, gelecek cevap, “tüm Filistin’i almak” olacaktır. Peki, bu hedefe nasıl ulaşırız? İşte bu soru gündeme geldiği anda verilen cevaplar gerçekçi değil. Mevcut yaklaşımlar direnişin eski yıllarında üretilmiş. Mesela İsrail ile savaşmak seçeneği. Bu belki de 6 Gün Savaşları’ndan önce bir seçenekti ama daha sonrasında İsrail, Orta Doğu’da askeri üstünlüğünü kesinkes tesis etti ve üstüne üstlük ABD’nin de koruma garantisi altında. Hâliyle ben savaşı bir seçenek olarak göremiyorum artık. Yani mevcut yaklaşımlar dünyanın, durumun, koşulların, işgal altındaki insanların ne denli değiştiğini algılamada yetersiz. 

Y.Naimi: Abdullah’ın dediklerine katılıyorum. Çok iyi noktalara değindi. Filistin meselesinde direnişin ne anlama geldiğini tekrar tanımlamalıyız. Çünkü malum, Filistin direnişi, “İsrail geldi topraklarınızı aldı ve onlara direnelim” mantığıyla başlayan bir direniştir. Eğer direnişi bugünün koşullarına uygun olarak tekrar tanımlarsanız bir strateji kurulabilir. Eski duruma takılı kaldığımızda ise tek boyutu olan bir direnişten bahsetmeye mahkûm kalıyoruz: Silahlı direniş. Bunun ise şu an ki durumda ve globalleşmiş dünyada pek yeri yok. Birçok başka yola başvurulabilir. Yumuşak güç de bu anlamda kullanılabilir. 

-          Peki, BDS (Boykot, Yatırımların Geri Çekilmesi ve Yaptırımlar) gibi hareketler var, Yaser Arafat’ın zamanından bu yana birçok diplomatik kanallar açıldı. Hatta bu kanallara başvurmak yoğun bir şekilde eleştirildi. Kısacası, istediğiniz tarzda alternatif yollara ya da yumuşak güce zaten başvurulmuyor mu? 

Y.Naimi: Evet bu yolları kullanmaya çalıştılar ama kendi limitlerini gözetmediler. En temeldeki formül belli: Evinizi aldılar ve buna direnmelisiniz. Diplomasi yürütürken de bu formüle göre limitleri tekrar tanımlamanız lazım, “şunu al-bunu ver” demek öyle kolay bir şey değil. 

A.Masri: Direnişi tekrar tanımladılar mı diye konuşmadan önce aslında hürriyeti de tekrar tanımlamak gerekiyor. Filistin’in hürriyeti nasıl olacak? Yahudileri alıp denize mi atmamız lazım ya da birlikte yaşamamız mı lazım? Filistin kurtulunca ortaya çıkacak manzara nedir? Bana kalırsa bu sorunu çözmenin en iyi yolu, nasıl başladıysa öyle bitirmektir. İsrail devleti, Avrupa’da doğdu. İsrail bir Avrupa problemidir. Şimdi ise BDS’in yaptığı şey, İsrail’in doğduğu yeri İsrail’e karşı döndürmektir. Üniversitelerde İsrail karşıtı ve Filistin hakları için kampanyalar düzenliyor. Bence, bu ciddi bir değişim getirecek. Çünkü bu sayede, daha önce pasif kalan Avrupalı devletler İsrail’in ahlaksızlığının yükünü hissetmeye başladılar. Bence BDS son derece başarılı örnek fakat daha da artmalı buna benzer çabalar.

Y.Naimi: Ayrıca BDS olsa dahi BDS tarzında ama bağımsız ve daha geniş bir gençlik ağını içeren bir yapıya ihtiyacımız var. Filistinli gençlerin bizzat kendileri bir şeyler yapmalı. BDS genelde yine Batılılarca temsil ediliyor. En nihayetinde ulus devletler çağındayız ve günün sonunda, doğrudan kendi insanlarımız tarafından da temsil edilmemiz gerekiyor. 

-          Sanki Filistin meselesine dair son aylarda bir hareketlilik var, bir şeyler değişiyor gibi. Sizce de öyle mi? 

A.Masri: Evet hareketlilik var ama bu gidişat, Filistinliler için daha çok taviz ve daha çok kayıp getirecek. Trump, Filistin meselesinin hassasiyetini anlamıyor. Şu an Abbas ve Filistin Yönetimi’ne daha fazla taviz için bastırıyor. Onların yapamayacakları şeyler istiyor, mesela direniş şehitlerinin yakınlarına verilen yardımları kesmek gibi.

Abbas’ın ise tek odak noktası imajlar üzerine. Derin bir kavrayışı yok. Filistin devleti imajı kurmaya çalışıyor ama devlet nasıl yönetilir pek bilmiyor. O esasen sadece Ramallah’ın belediye başkanı konumunda. Diğer hiçbir şehirle bağı yok. Konuştuğu zaman da sadece Ramallah’ı temsil ediyor; Filistin’i, Gazze’yi ve Batı Şeridakileri değil. Yani Filistin’i temsil edecek meşruiyeti dahi yok iken Filistinlilerin ihtiyaç ve taleplerini karşı taraflara iletemez.
 

-          Peki bunu yapabilecek bir Filistinli lider var mı? 

A.Masri: Yüksek bir kabule mazhar olabilecek tek lider Marwan Bargouti, o da hapiste. Muhammed Dahlan’ı destekleyen bazı gruplar olsa da bunlar spesifik yerlerde, kendisinin genelde pek bir desteği olduğu söylenemez. Halid Meşal de iyi temsilcilerden biri. 

Y.Naimi: Abbas’a kesinlikle güvenimiz yok. Trump’a yaptığı ziyaret de tam olarak kendi dış ilişkilerini güçlendirmek içindi, çünkü Dahlan ve Abbas arasında bir çatışma olduğunu duyuyoruz. İkisi de kendi çıkarları için etrafta dolanıyor. O yüzden onlardan bir şey beklemiyorum. Açıkçası şu ana kadar bir lider de göremedim ama zaten bir liderden ziyade bir kadro tarafından temsile inanıyorum. Acı çeken insanları figürlerden ziyade değerler temsil etmeli. Böylesi daha güçlü ve kalıcı. 

Hamas’ın yeni siyaset belgesi için ne düşünüyorsunuz? 

Y.Naimi: Bence Hamas daha dinamik bir hâle geldiğini gösterdi. Hamas’ın yaklaşımının bazı noktalarına katılmıyorum ancak bir politik parti olarak meselelere belli bir açıdan yaklaşmak zorundalar, anlıyorum. Mevcut belge oldukça gelişmiş bir belge, malum bir önceki belge çok daha sembollere dayalı ve dini söylemin ağır olduğu bir belgeydi. 

A.Masri: Çok kısaca söyleyebilirim ki bu doğru yöne doğru atılmış geç bir adım. Öte yandan, hâlâ ileri doğru hızlıca yol almak için büyük potansiyel olduğuna inanıyorum.  Ancak bir yandan ne olup bittiğini çok da anlamayan Filistinli bir halk ve onların beklentileri var. Bu sebeple bu potansiyel de Hamas da sınırlanıyor. 

-          Ve asıl sorumuza gelirsek:  Tek devletli bir çözümü, iki devleti bir çözüme yeğlediğinizden bahsetmiştiniz. Hatta geçtiğimiz aylarda bundan bahseden, Arap dünyasının bazı bilindik figürleri de ciddi tartışmalara yol açtı.  Bizim için oldukça ilginç duran bu yaklaşımı biraz açar mısınız? 

A.Masri: İsrail’in en çok korktuğu formülün tek devletli çözüm olduğuna inanıyorum.

İsrail, Arapların ve Müslümanların topraklarında etnik temizlik yapma fikrini taşıyor. İsrailli olup Filistinlilerin hakları için mücadele ettiğini söyleyen, İsraillilerin nefret ettiği önemli bir figür olan Ilan Pappe’nin yazdıklarına bakınca 1948 Savaşı’nda Ben Gurion’un komutası altındaki askerlere nasıl etnik temizlik kastı taşıyan emirler verdiği görülür. İşte bu etnik temizlik saiki yüzünden İsrail için tek devlet iyi bir çözümmüş gibi duruyor, dışarıdan da öyle gözüküyor. Ancak tek devletli çözüm fikri, özünde, böyle değil. Her şeyden önce şunu netleştirelim: İsrail, bir devlet değil, etnik olarak temizlik yapmış oldukları bir yapı istiyor. Oldukça kırılgan bir yönetimle Filistinlileri baş başa bırakmak, bu bakımdan, çok daha iyi bir seçenek.

Bir devletli çözüm ise bizi bir asır önceki duruma tekrar götürecek. Adı ne olursa olsun, sınır olmadan beraber yaşanan iki devlet. Bu durum da iki şeyi getirecek: İsrail ya demokratik olmayan ülke olduğunu kendi vatandaşı sayılan Filistinlilere muamelesiyle açık edecek. Halbuki her zaman Orta Doğu’daki tek demokrasi oldukları tezini savunuyorlar. Fakat tek devletli bir durumda etnik temizliğe ve Filistinlilere baskıya devam ederlerse ellerindeki bu kozu kullanamaz duruma getirecekler, çünkü resmi olarak Yahudiliği üstün hale getirmiş olacaklar.

Yok eğer baskıya ve etnik temizliğe aynı şekilde devam etmeyip Filistinlileri eşit düzeyde kabul ederlerse zaten Siyonizm politikasının sonunu getirmiş olacaklar. Yani demokratik olmaları durumunda Yahudi devleti olmaktan, Siyonist olmaktan çıkacaklar çünkü nüfus olarak Filistinliler hızla artıyor ve çoğunluğu sağlayamayacaklar.

Kısacası tek devletli çözümün en iyi çözüm olduğunu düşünüyorum ve umuyorum ki Hamas da bu çözümü bir gün benimser. Filistin diye ikinci bir devlete bugün izin verilirse artık başka bir şey istemek mümkün olmayacak, “zaten istediğinizi” verdik diyecekler. Ancak iki toplumun eşit düzeyde olduğu, dini özgürlüğün olduğu bir devlet, direnişin ilk zamanlarındaki tek Filistin fikrine de yakın. Şu an böyle bir hedefe ulaşmak için de tek devletli çözüm stratejik bir tercih. 

-          Fakat İsrail yönetimi altındaki bit tek devlette yukarıda bahsettiğin hedefe ulaşmak çok zor olmayacak mı?

Tek devlet hâline gelindiğini ve Batı Şeria’nın sınırlarının kalktığını düşünelim. Böyle bir durumda nüfusun yüzde 50’si Filistinlilerden oluşacak. Bu kadar büyük bir kitleyi ikinci sınıf vatandaş yapmak çok güç. Ben bunu mümkün görmüyorum. Apartheid rejimi de en başta ufak yönetimler vermek istediğinde siyahilere ancak onları kabul etmeyip haklarını aramaya devam ettiler. Ve nihayetinde rejim düştü. Apartheidlerin yaptığını yapmak tamamen gayrımeşru idi ve sürdürülebilir değildi. İsrail de benzer bir durumda ve benzer bir Apartheid politikasını sürdüremez. 



İlgili Konular filistin İsrail
Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş