Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


03:43, 22 Temmuz 2017 Cumartesi
11:56, 30 Haziran 2017 Cuma

  • Paylaş
Akdeniz’de kaos öncesi sessizlik
Akdeniz’de kaos öncesi sessizlik

Avrupa Birliği son on beş yılda göçü engellemek için harcadığı enerjiyi bu saatten sonra, doğru noktalara kanalize ederek insan tacirleri ve insan hakları ihlallerinin önüne geçebilir.

Sinan Özdemir/ Brüksel

Iki yıldan bu yana Avrupa'yı sarsan  mülteci krizi dünya gündeminin çok gerilerinde yer alsa da, dünya mülteciler günü sessiz sedasız geçse de,  insani dram bütün acımasızlığıyla sürüyor. Yılın ilk altı ayında 1600 "umut yolcusu" Akdeniz'in derin sularında yaşamını yitirdi. İtalya'ya ayak basanların durumu geride kalanların karşı karşıya kaldıkları şiddetle (işkence, tecavüz, açlık...) kıyaslandığında bütün zorluklara rağmen kurtuluştan bahsedilebilir. Birleşmiş Milletler'in verilerine göre her üç saniyede bir insan göç ediyor. Dünyada toplam 62,6 milyon insan yersiz yurtsuz. Bunların yalnızca 25,5 milyonu mülteci statüsünde. Yemen, Güney Sudan ve Suriye'de gitmeyi bekleyen bir milyon insan var.    

İklim meselesi gibi göç meselesinin de Trump Yönetimi  tarafından ciddiye alınmaması konunun küresel ölçekte düşünülmesini zorlaştırıyor. G-7 Zirvesi'nin,  daha bundan bir süre önce,  göçten birinci derecede etkilenen Sicilya adasında gerçekleşmesine rağmen  gündem olmaması marjinalleştirme çabası olarak da değerlendirilebilir.  Bu minvalde Avrupa Birliği'nin karnesi de  pek parlak sayılmaz. İki yıl önce kararlaştırdığı hedefleri tutturamadığı gibi meseleye yeni bir bakış da getirememiştir. Bir yanda Balkanlar'da sınırları kapatarak diğer yanda Türkiye ile sağlanan anlaşma kanalıyla Yunanistan'a giden yolu kontrol altına almayı başardıysa da Afrika'dan gelen göçü kontrol altına almakta zorlanıyor.

Afrika politikasının mihenk taşını Libya oluşturuyor. Ne var ki,  Libya altı yıldan bu yana iç savaşta. İki hükümetin ve onlarca silahlı grubun hüküm sürdüğü bir coğrafyada işbirliği mümkün görünmüyor. Bu doğrultuda mülteci krizi yeni aktörlerin ortaya çıkışını sağlarken  uluslararası hukuku zorda bırakacak yeni uygulamalara kapı aralıyor. Rollerin karıştığı bir zamanda  insani yardım kuruluşları ve hükümetler, insan tacirlerinin ve Libya merkezli milislerin estirdiği rüzgara yenik çıkış yolu arıyorlar.

Avrupa Birliği, Türkiye örneğinde olduğu gibi Libya ile anlaşarak sorunu kontrol altına alabileceğini düşündü. Bu yönde Malta'da 3 Şubat 2017 tarihinde  sağlanan anlaşma gereği maddi ve teknik yardım karşılığında Trablus hükümetinden Mali, Gine, Nijerya, Eritre ve Etiyopya'dan gelen göç akınını sınırlarında tutma sözü aldı. Tabii Trablus hükümetinin bütün Libya'yı temsil etmediği ve General Halife Hafter'in denetimi altındaki Bingazi'nin hesaba dahil edilmemesi anlaşmanın başarı şansını azalttı. Ancak başarısızlığının bir diğer sebebi sahil  güvenliğinden sorumlu grupların/milislerin farklı bakanlıklardan (savunma, içişleri...) talimat almalarıyla da izah edilebilir. Kaddafi sonrası oluşturulan yeni ordunun  sivillere dayandırılmaksızın askeri yapıların entegre edilmesiyle oluşturulması rekabeti artırdığı gibi  ortak hareketi de güçleştiriyor.  Öyle ki, yaşanan kargaşa sebebiyle, Frontex (Avrupa Birliği'nin sınırlarını korumakla yükümlü ajans) ile Libya sahil güvenlik güçleri zaman zaman karşı karşıya geliyor. Avrupa Birliği Trablus hükümetinin dışında Mart ayı sonunda Güney Libya'daki milislerle de anlaştı. Ancak kuzeyde görülen parçalanmışlığın güneyde de yaşanması benzer durumların ortaya çıkmasına sebep oluyor.

Trablus hükümetinin kara sularında güvenliği tam manasıyla sağlayamaması insan tacirlerinin işini kolaylaştırıyor. İtalya insan tacirlerinin milislerle işbirliği yaptığına inanıyor.

İspatlanması mümkün görünmese de konunun ticari bir değeri olduğu rakamlara bakıldığında anlaşılıyor. Son on beş yılda insan tacirlerinin 16 milyar avro kazandıkları tahmin ediliyor. Buna karşın, Avrupa Birliği göçü kontrol altına almak için son on beş yılda  15 milyar avro harcadı. Göçmenlerin, kurulan "köle pazarlarında" 160 ila 290 avro karşılığında satıldıkları iddia ediliyor.

Uluslararası Ceza Mahkemesi Yargıcı Fatou Bensouda söz konusu pazarlar hakkında araştırma başlattıklarını Mayıs ayı başında duyurdu. Libya'nın Cenevre Sözleşmesi'ne (1951) taraf olmaması insan hakları ihlallerini artırmakla kalmıyor, kontrol edilmesini de  zorlaştırıyor.

Birleşmiş Milletler'in 14 Haziran günü açıkladığı rapor tablonun vahametini ortaya koyuyor. Raporda kamplar işkence odası olarak tarif ediliyor. Bu durumda,  Avrupa Birliği ülkelerinin mülteci statüsü vermedikleri göçmenleri tekrar Libya'ya göndermesi  sorun teşkil ediyor. BM raporunu referans kabul edersek Libya'nın "güvenli ülke" statüsüne ermesi mümkün görünmüyor. Bu çerçevede, Avrupa’dan  Libya'ya  gönderilen her bir göçmenin aslında ölüme gönderildiğini söylemek mümkün.

Birlik üyesi devletlerin  meseleyi salt güvenlik sorunu olarak ele alması  çözümsüzlüğü artırıyor. Dünyada en fazla mülteci/göçmenin Ortadoğu ve Afrika'da olduğu düşünüldüğünde Avrupa'nın  iki yıl önce  İtalya ve Yunanistan'dan giriş yapan ve mülteci statüsü elde eden 160 bin kişiyi kendi içinde dağıtamaması çelişkiyi artırıyor. Son tarihin yaklaşması karşısında (Eylül 2017) Komisyon hafta başında kotalara uymayan Macaristan, Polonya ve Çek Cumhuriyeti'ni uyardı (sıfır mülteci). Direnmeleri durumunda bir takım ekonomik yaptırımların uygulanabileceği ifade ediliyor. Diğer üye devletlerin de hedefi tutturamayacakları anlaşılıyor. Son tarih yaklaştıkça bir hareketlenme beklense de yüzde on barajını aşması mümkün görünmüyor.

Avrupa Birliği sorunu yerinde, sıfır noktasında,  çözmek için yeni planlar hazırlıyor. Bunlardan biri sınır dışı edilecek göçmenlere proje karşılığı mikro kredi vermek. Böylece başı eğik, eli boş dönmeleri engellenirken tekrar yola düşmeleri  de önlenmiş olacak.

Buna binaen en fazla göç aldığı ülkelere yatırım yaparak veya ekonomik destek sağlayarak göçü yerinde tutmayı hedefliyor. Bu doğrultuda 44 milyar avroluk bir plan kabul edildi. Rakamın zaman içinde artırılabileceği ifade ediliyor. Türkiye örneği üzerinden düşünecek olursak, vaad ettiği 3 milyar avro'nun yalnızca 500 milyonluk bölümünü karşıladığı gerçeği ortadayken,  söz konusu Afrika yardımını, takvime bağlamadığı göz önünde bulundurulursa, sağlayıp sağlamayacağı büyük soru işareti. Ne var ki, sağlansa bile,  kısa ve orta vadede  çözüm olabilecekse de  nüfus artışı göz önünde bulundurulduğunda işsizliği ve sefaleti frenlemesi güç görünüyor.

Son kertede, her üç saniyede bir insanın yerinden edildiği düşünüldüğünde,  Avrupa Birliği bir gerçeklik olan göçle mücadele etmek yerine, rasyonel kıstaslara dayanarak güvenlikli güzergahlar oluşturarak çözümü ve denetimi kolaylaştırabilir. On beş yılda  engellemek için harcadığı enerjiyi bu saatten sonra, doğru noktalara kanalize ederek insan tacirleri ve insan hakları ihlallerinin önüne geçebilir. Aksi takdirde Akdeniz yüzlerce “umut yolcusu” için son durak olmayı  sürdürecektir !   



İlgili Konular göç umut yolcusu Libya
Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş