Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


17:29, 19 Ekim 2017 Perşembe
Güncelleme: 20:30, 31 Temmuz 2017 Pazartesi

  • Paylaş
Avrupa Birliği'nin geleceği Varşova'dan geçiyor !
Avrupa Birliği'nin geleceği Varşova'dan geçiyor !

Polonya krizi bir siyasi partinin adalet sistemini yeniden reforme etme isteminin çok ötesinde tarihle hesaplaşma arzusu olarak da okunabilir.

Sinan Özdemir / Brüksel

Brüksel, iki yıldan bu yana Macaristan'la giriştiği bilek güreşine son haftalarda Polonya'yı da dahil ederek tehdid cephesini genişletiyor. Her iki ülkede Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Liberal Dünya'ya dahil olmuş ülkeler. Büyük umutlarla 2005'te AB ailesine üye olan bu ülkeler son yıllarda esen popülist rüzgarın da etkisiyle "egemenliklerini" yeniden kazanmanın yollarını arıyorlar. Polonya'da PiS (Hukuk ve Adalet Partisi) Macaristan'da Fidezs yalnızca AB ile değil tarihleriyle de hesaplaşarak yeni bir sayfa açmaya çalışıyorlar (Macaristan için: Son Haçlı, Dünya Bülteni, 21 Ekim 2015). PiS iki yıl önce kazandığı büyük zaferden sonra bir yanda 2005-07 döneminde gerçekleştiremediği reformları gerçekleştirmeye çalışıyor diğer yanda 25 yıldan bu yana uygulanan katı liberal politikalar sebebiyle sistem dışına itilen veya ezilen kesimleri yeniden sisteme dahil etmek için sosyal barışı sağlamanın yollarını arıyor. Ancak siyasi bölünmüşlük toplumu böldüğü gibi aileleri de derinde sarsıyor. 

İktidardaki Hukuk ve Adalet Partisi 25 yılda inşa edilen yargı sistemini yeniden düzenlemekte kararlı. Yapılandırma istemini yolsuzluklarla mücadeleye bağlaması ikna edici bulunmuyor. Muhalefet istenen değişikliklerin yolsuzluklarla alakalı olmadığını, asıl amacının yüksek yargı içindeki muhalif kabul ettiği isimleri tasfiye ederken, kendi ideolojisini dayatmaya çalıştığını iddia ediyor. PiS'in muhalefeti ve Brüksel'i karşısına alması "diyalog" şansını azaltıyor. Brüksel , gönderdiği güçlü sinyallerin ardından geçen hafta tasarının geri çekilmemesi durumunda Lizbon Sözleşmesi'nin 7. maddesini harekete geçireceğini, Varşova'yı karar mekanizmalarının dışına itebileceğini, başka bir ifadeyle geri adım atmadığı takdirde tecrid edileceğini duyurdu. Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda iki maddeyi veto ettiyse de kritik maddelere dokunmaması tansiyonu düşürmeye yetmedi. Varşova'nın kararlılığına en önemli destek Macaristan'dan geldi. Başbakan Orban yaşananları engizisyona benzetirken AB içinde Polonya'ya gereken desteği sağlayacaklarını açıkladı.

Polonya krizi bir siyasi partinin adalet sistemini yeniden reforme etme isteminin çok ötesinde tarihle hesaplaşma arzusu olarak da okunabilir. Ne var ki, söz konusu hesaplaşma objektif, ilmi kriterlerden çok ideolojik tercihlere dayandırılarak yürütülüyor. PiS devlet içinde kripto komünistlerin olduğunu iddia ederek cadı avı başlattı. Oluşturulan "hainler" listesi tartışmalara sebep oluyor. Öyleki Solidarnosc'un lideri ve 1990'dan sonra yeniden tarih sahnesine dönen Polonya'nın ilk Cumhurbaşkanı Lech Walesa'yı ajanlıkla suçluyorlar. Soğuk Savaş sonrası komünistlerin sosyal demokrasiye evrilmeleri ve uzun yıllar liberallerle Polonya'yı idare etmiş olmaları "değişimin" yalnızca alt gruplarda ve bir kısım elitlerde gerçekleştiği fikrini pekiştiriyor. PiS kültürel mirasın da yine aynı elitler tarafından köklerinden koparıldığına ; Polonyalılık firkrinin sulandırıldığına inanıyor.

Kilise 2015 seçimlerinde liberal politikaları sebebiyle katoliklerin hışmına uğrayan Platforma Obywatelska Partisi'nden (Sivil Platform Partisi, AB Konseyi Başkanı Donald Tusk'ün partisi) uzaklaşarak PiS'i destekledi. Kilise, Soğuk Savaş yıllarında verdiği mücadeleye dayanarak Demir Perde'nin düşmesinden sonra hak ettiği yeri bulamadığından şikayetçi. Mal varlıkları iade edilmiş olsa da 1997 anayasa reformuyla sağlanan işbirliğini yeterli bulmuyor. Bu minvalde yirmi yıl önce sağlanan "büyük uzlaşmanın" sınırlarını genişletmeye çalışıyor. Farklı akımları içinde barındırsa da ana damarı tutucu Katolikler oluşturuyor. Soğuk Savaş sonrası getirilen seküler yaşamın miladını doldurduğuna inanıyor. Aynı görüşü Avrupa Birliği için de besliyor. Değerler ekseninde herhangi bir öneride bulunmadığını düşünüyor. Marjinal kabul edilmekle birlikte dışlayıcı söylem ve yayınları sebebiyle sık sık kilise tarafından uyarılan Trwam TV ve Radio Maryja da PiS'e destek veren gruplar arasında yer alıyor. Macaristan gibi Polonya'da tarihte İslam'ın yayılışına karşı oynadığı rolü hatırlatmayı seviyor (ör. II. Viyana Kuşatması).

İç ittifaklar kadar (PiS-Kilise) dış ittifaklar da büyük önem taşıyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın NATO zirvesi öncesi gerçekleştirdiği Polonya ziyareti veya İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun geçen hafta gerçekleştirdiği Macaristan ziyareti bu yeni dönemin ilk adımlarını oluşturuyor.

Netanyahu'nun Orban'ın şahsında Doğu Avruğa devletlerinden talep ettiği AB içinde sözcüleri olma beklentisi olumlu yankı buldu. Kilise'nin siyasi oyuna dönüşü bir yanda Polonya'da eksen değişikliği tartışmalarını alevlendirirken diğer yanda Vatikan'ın Avrupa jeoloitiğinde varlığını artırması anlamına geliyor.

Polonya'nın NATO zirvesi sonrasında Almanya ve Fransa'nın öncülüğünde Brüksel'de dillendirilen Avrupa Birliği ortak savunma projesinin güçlendirilemesi fikrine sıcak bakmayarak Rus tehdidine karşı Amerika Birleşik Devletleri'nden yana tavır alması iki yüzlülük olarak değerlendirildi.

Aynı doğrultuda, Doğu Avrupa devletleri içinde Visegrad grubuna dahil olanlar uzun zamandan beri Berlin'in tepkisini çekiyor. Mülteciler krizinde attıkları adımlarla Schengen'i tartışmalı hale getirdiler. Avusturya'nın öncülüğünde Balkanlar'da sınırların kapanması İtalya ve Yunansitan'ı zor durumunda bıraktı.

Zaman zaman Fransa-İtalya ve Avusturya sınırlarında yaşanan hareketlilikler, yükselen tehditler dönüşü olmayan bir yola girdiklerini düşündürüyor. Doğu Avrupa devletlerinin, küçük oranlarla da olsa içlerinde barındırdıkları Müslüman nüfusa rağmen, Müslüman mülteci istemiyoruz açıklamasında bulunmaları Avrupa'daki ırkçı/popülist parti ve grupların elini güçlendirdi.

Son kertede, Adalet ve Hukuk Partisi'nin gerçekleştirmeye hazırlandığı hukuk reformunun "egemenliğini, kimliğini, Polonyalılık fikrini" yeniden kazandırıp kazandırmayacağını bilmiyoruz fakat güçler ayrılığı prensibini sulandırdığını söylemek mümkün. Bütün atamaları içişleri bakanlığına bırakılması yargı bağımsızlığını tartışmalı hale getirecektir. Ne var ki, PiS'in Avrupa Birliği karşıtlığı geri adım atmayacağını düşündürüyor. İdeolojik bölünmüşlük uzlaşma şansını azaltıyor.

Bu şartlarda Brüksel'in 7. maddeyi harekete geçirmesi ancak Macaristan'ı da tecrid sürecine dahil etmesiyle mümkün olabilir. Avrupa Konseyi'nin Doğu Avrupa'nın iki büyük devletini tecrid edip etmeyeceği gelecek ayların en ciddi tartışmasını oluşturacaktır. Bu minvalde, Avrupa Birliği'nin geleceği ne Atina'dan , ne Londra'dan, Varşova'dan geçiyor !




Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş