Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


08:09, 21 Eylül 2017 Perşembe
14:44, 14 Ağustos 2017 Pazartesi

  • Paylaş
Gerçek dışı yaklaşımların ötesinde Kuzey Kore krizi
Gerçek dışı yaklaşımların ötesinde Kuzey Kore krizi

Çatışmadan çok ortak çıkar arayışı yalnızca Asya’yı değil dünyayı daha güvenli hale getireceği gözönüne alındığında Kuzey Kore - ABD arasındaki son haftalarda kızışan restleşmenin akıbeti tüm dünyanın merak konusu

Sinan Özdemir / Brüksel

Dünya nefesini tutumuş Kuzey Kore-Amerika Birleşik Devletleri hattında bir haftadan bu yana yaşanan gerilimi takip ediyor. Herşey Birleşmiş Milletler'de 4 Ağustos günü kabul edilen ek yaptırımlardan sonra başladı.

Kuzey Kore yaptırımlara rağmen nükleer denemeleri sürdüreceğini ilan ederken Amerikan Yönetimi vazgeçmediği takdirde sorunu kökünden çözmek için askeri operasyona hazır olduğunu bildiriyor. Gerilim Kuzey Kore'nin Pasifik'te bulunan Guam adasını hedef tahtasına oturttuğunu açıklamasıyla zirveye ulaştı. Söz düellosunda gelinen nokta, taraflar için, dönüşü olmayan bir yola girildiğini düşündürüyor. Bölgede tansiyonu ve endişeleri artırıyor. Çin ve Rusya herhangi bir müdahalenin yaşanmaması için devrede. Yaşananlar Küba Krizi'nin (Amerika-Sovyetler Birliği) 55. yılında paralelik kurmayı kolaylaştırsa da hala çıkarılacak onlarca ders var. Dünya şimdi kimin önce « kırmızı düğmeye » basacağını veya kimin önce « geri adım » atacağını görmeyi bekliyor.

Soğuk Savaş'tan sonra şekillenen yeni uluslararası sistemde abi-kardeş dengesi içinde hareket eden devletlerin (Çin-Kuzey Kore, ABD-İsrail, Rusya-Sıbistan...) ilişkileri yalnızca mutasyon geçirmedi aynı zamanda küçük devletler büyük devletler karşısında daha fazla otonomi kazanırken beklentilerini de dikte etme olanağı yakaladılar. Bu durum hiç kuşkusuz büyük aktörleri etkisizleştiriyor.

Amerika Birleşik Devletleri Çin'i yeterince aktif olmamakla suçluyor; Çin "gönderdiği mesajlarla" Kuzey Kore'yi dizginlemeye çalışıyor. Kuzey Kore-Çin ilişkileri İkinci Dünya Savaşı yıllarında Japonya'ya karşı verdikleri ortak mücadelenin veya Kore Savaşı'nda (1950-53) sağladığı desteğin romantizminden gerçekçiliğe 1990'dan sonra kaydı. Özellikle Çin'in 1992'de Güney Kore'yi tanıması soğuk duş etkisi yaptı. Bu tarihten sonra Kuzey Kore daha pragmatik bir çizgiye kaydı ve kendi çıkarlarını öncelemenin yollarını aradı. Nükleer çalışmalarında Rusya ve Pakistan'dan yararlanması gibi ekonomide de farklı aktörleri devreye sokarak Çin'in etkisini azaltmanın yollarını arıyor. Bu durum Çin'i Birleşmiş Milletler'de rahatlatsa da ekonomik yaptırımlara her onay verdiğinde mislisiyle geri dönmesine sebep oluyor. Bir önceki yaptırım kararından sonra Çin'in görüşme istemi aylarca kabul edilmedi ve bekletildi. Bu minvalde , Çin'in Amerika Birleşik Devletleri'nin de baskısıyla tek başına herhangi bir diplomatik misyonu başarıyla yürütmesi mümkün görünmüyor. Rusya'nın desteği bu noktada büyük önem taşıyor.

İşin doğrusu 25 yıla aşkın bir zamandan beri Amerika Birleşik Devletleri ile Kuzey Kore arasında yaşananlara bakıldığında Kuzey Kore en tutarlı tarafı oluşturuyor. Bill Clinton döneminde sağlanan ama yürürlülüğe girmeyen 1994 anlaşmasından bu yana Kuzey Kore "tam bağımsızlık" yolunda hızla ilerliyor. Amerikan yönetimlerinin bir gün müzakereye yanaşırken ikinci gün vazgeçmesi, 1994 mutabakatını sulandırması; Afganistan, Irak ve Libya müdahaleleri bir uzlaşmaya varma şansını tamamen ortadan kaldırdı. Yine bir askeri müdahale düşüncesiyle oğul Bush'un 1994 anlaşmasını kadük hale geldiğini bildirmesi (2002) Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ile ipleri koparırken ilk nükleer denemesini birkaç yıl sonra gerçekleştirmesini engelleyemedi. Pentagon ve CİA'nin işgüzarlıkları sorunun siyasi ve diplomatik yollardan çözümünü imkansızlaştırdı. Bush oğula Kuzey Kore'nin nükleer programına ilişkin bilgi veren ve 1994 anlaşmasının anlamını yitirdiğini ileten gizli servislerin yanıldığı Kuzey Kore'nin 2006 denemesiyle ortaya çıktı.

Kuzey Kore krizi Amerika-Sovyetler Birliği (SSCB) arasında yaşanan 1983 Able Archer krizine benzetmek ne kadar mümkünse Küba Krizi'ne (1962) de benzetilebilir. Bir farkla ki Küba Krizi'nde Amerika ve SSCB John F. Kennedy ve Nikita Kruşçev gibi ayakları yere basan iki lider tarafından yönetiliyordu. Gerçekçi yaklaşımları tansiyonun düşürülmesinde , dünyanın derin bir nefes almasında etkili oldu. Şimdi bir yanda çelişkili açıklamalarıyla kafa karışıklıklarına sebep olan Donal Trump diğer yanda iddia edildiği gibi "yarı deli" bir liderden çok maceraperest bir lider bulunuyor. Her iki liderin narsisik , ben merkeziyetçi oldukları gözönünde bulundurulursa krizin taşıdığı riskler kestirebilse de belirsizliklerin kestirilmesi çok zor. Söz konusu liderlerin aklına girmemiz mümkün olmadığından davranışlarına bakarak bir fikir edinmeye çalışsak da zorlanacağımız çok açık. Kennedy ve Kruşçev için aynı şeyi söylemek mümkün değildi. Taraflar, realist yaklaşımlarla nereye kadar varabilceklerini kestirme olanağına sahip idi. Liderlerin medya önünde veya sosyal medya üzerinden restleşerek bu denli önemli bir konuyu tartışması , tehdit algısını farklı yöntemlerle pekiştirmeye çalışmaları içinden geçtiğimiz pespaye zamanı göstermeye yetiyor. Amerikan kamuoyu Küba Krizi'ni Kennedy'nin ağzından çözümsüzlüğe varıldığına inandığında öğrenmişti. Trump'ın çıkışı pazarlığın, görüşmelerin son noktasına gelindiğini düşündürüyor halbuki hiç başlamadı !

Amerika Birleşik Devletleri'nin Kuzey Kore ile görüşmelere yeniden başlamak için önşart koşması işleri hem kolaylaştırmıyor hem gerçekçi değil. Amerika nükleer programından tamamen vazgeçmesi şartıyla görüşmeye hazır olduğunu bildiriyor. Bu 1994'te ve 2002'de daha henüz Ortadoğu'da iktidarlar devrilmeden önce olabilirdi ; ancak bu güne kadar beş başarılı deneme yapmış olan Kuzey Kore'nin, kendini tehdid altında hissettiği bir dönemde yalnızca düşünülmesi değil önerilmesi bile gerçekçi görünmüyor. Kaldı ki, Amerikan Yönetimi ve Kongre'nin İran ile sağlanan Viyana anlaşmasına (14 Temmuz 2015) rağmen takındığı tavır ve sözleşmeye rağmen ek ekonomik yaptırım kararı alması güvenirliliğini zedeliyor. Trump'ın 1 Mayıs günü Kim Jung-un ile görüşebileceği ifade etmesinin üzerinden dört ay bile geçmeden ve daha henüz Birleşmiş Milletler'in ek yaptırım kararı yeni onaylanmışken, savaşmaya hazır olduğu fikrine evrilmesi tutarsızlığını artırıyor. Küba Krizi'nde eğer Kennedy Pentagon ve CIA'yi; Kruşçev askerleri dinlemekle veya başkumandan oldukları fikrine kapılarak düğmeye bassalardı dünya ve insanlık büyük yara alırdı. Fakat onlar zoru tercih ederek aynı dünyayı paylaştıklarını, aynı havayı teneffüs ettiklerini ve ölümlü olduklarını hatırlayarak tansiyonu düşürmeyi tercih ettiler. Kennedy bir yıl sonra canıyla; Kruşçev görevinden uzaklaştırılarak verdikleri onurlu kararın bedelini ödediler.

Kuzey Kore'nin geleceğe dair umudunu anlamak için başkent Pyongyang'ın son on yılda değişen çehresine bakmak yeterli olabilir. Gerçekleştirilen reformlarla ülke ekonomisi Çin modeline uyarlamaya çalışıyor. Kuzey Kore'de diğer komşuları gibi ejderhalar kulübüne dahil olmak istiyor. Ancak bunu rejimini muhafaza ederek yapmak istiyor. Washington'un , Batı'nın ve diğer komşu ülkelerin bunu kabul etmesini bekliyor. Yok olma korkusu nükleer silahlar geliştirmeye zorluyor. Gelinen noktada , ülke ekonomisinin önemli bir bölümünü seferber ettiği ve büyük fedarkarlıklara mal olan programından vazgeçeceğini düşünmek yanıltıcı olur. Bu noktada « şer üçgeni » veya 1983'te Başkan Ronald Regan'ın SSCB için kullandığı « kötülük imparatorluğu » gibi ifadelerin tehdid algısını pekiştirdiği söylenebilir. Regan'dan 20 yıl önce Washington Üniversitesi'nden dünyaya seslenen John F. Kennedy gibi işbirliğinin yolları aranmalı. Son kertede, çatışmadan çok ortak çıkar arayışı yalnızca Asya’yı değil dünyayı daha güvenli hale getirecektir. Geri adım utancı fikrine kapılmadan liderlerin bu restleşmeden başı dik çıkmaları mümkün. Yeterki , askeri yaklaşımlardan uzaklaşılsın ve gerçekçi yaklaşımların ışığında diplomasiye bir şans tanınsın !

 



İlgili Konular Kuzey Kore ABD
Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş