Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


08:10, 21 Eylül 2017 Perşembe
Güncelleme: 18:00, 22 Ağustos 2017 Salı

  • Paylaş
“Uluslararası Hukuk Bir Meşruiyet Savaşıdır”
“Uluslararası Hukuk Bir Meşruiyet Savaşıdır”

Prof. Dr. Richard Falk Istanbul Center of International Law’un bu yılki uluslararası hukuk yaz okulunda “uluslararası hukukun, Filistin meselesi bağlamında ne ifade ettiği” ile ilgili güzel bir sunum yaptı.

Deniz Baran /  @denizbaran_db

Uluslararası hukuk konusunda çağımızın çınarlarından biri olan ve mevcut uluslararası sisteme dair akademik alandaki derinlikli eleştirel yaklaşımlarıyla adeta bir ekolün de temsilcisi konumunda bulunan Prof. Dr. Richard Falk, 16 Ağustos Çarşamba akşamı İstanbul’da bir konferans verdi. Esasında buna bir konferans değil de ders dememiz lazım, zira Falk, Türkiye’de farklı üniversitelerde hukuk okuyan/okumuş gençlerden müteşekkil bir dernek olarak birkaç yıldır yaptıkları güzel etkinliklerle adlarını duyuruna Istanbul Center of International Law (ICIL)’un bu yılki uluslararası hukuk yaz okulu programı kapsamında bir ders vermek için İstanbul’a geldi.

Hâlihazırda Princeton Üniversitesinde öğretim üyesi olan Falk’un program dahilinde bir amfi dolusu gence verdiği 1 saatlik dersin konusu ise “uluslararası hukukun, Filistin meselesi bağlamında ne ifade ettiği” idi. Bu yazıya da ilham olan ders sadece Filistin meselesi bağlamında çok önemli bir perspektifi sunmuyordu, aynı zamanda uluslararası hukukun geçerliliği, etkinliği, anlamı gibi meselelere dair hepimizin, bilhassa da hukuk okuyan ve bu alanı tercih eden gençlerin zihnini berraklaştıran bir yaklaşımı ortaya koyuyordu. Bu sebeple de sadece Filistin meselesi ve İsrail’in hukuk ihlâlleri ile ilgilenenlerin değil, genel anlamda uluslararası hukukun mahiyetini ve uluslararası siyaset ile ilişkisini sorgulayan tüm zihinlerin kulak vermesi gereken şeyler söyledi Falk.

Uluslararası Hukukun “Yaptırım Gücü”

Falk, uluslararası hukukun ne kadar etkili bir hukuk dalı olduğunu hepimize sorgulatan birçok noktayı tek bir örnek, yani Filistin örneği üzerinden son derece güzel bir şekilde özetledi: Hepimizin öğrendiği, öğrettiği uluslararası hukuk ilkeleri ve kuralları çerçevesinde, ayrıca pratik anlamda Birleşmiş Milletler’in (BM) aldığı kararlar ve uluslararası toplumun yaptığı çağrılar hesaba katıldığında, Filistin meselesine dair her şey ama her şey bu kadar Filistin lehineyken nasıl oluyor da İsrail’in işgali pervasızca, hiçbir geriletmeye maruz kalmaksızın ve kuvvetlenerek sürüyor? Hukuk denilen şey herkese uygulanmadığında ne kadar hukuktur? Günümüz küresel sistemi içerisinde şekillenen uluslararası hukuk çerçevesi bu kadar Filistin’in yanında iken oradaki durumun ve ihlallerin durmaksızın kötüye gidişi nereye oturtulmalı? O hâlde diyebilir miyiz ki jeopolitik içerisinde boğulan, küresel siyasetin bloke edebildiği bir hukuk dalı olarak uluslararası hukuk önemli değildir ve tamamen etkisizdir?

İşte bu can yakıcı sorulara net bir cevap vererek en baştan fikrini söyledi Falk: Hayır, bu durumların hiçbirisi uluslararası hukuku ne yok hükmünde ne etkisiz ne de önemsiz kılar!

Ve devam etti…

Uluslararası hukuk esasında bir meşruiyet savaşıdır ve bu meşruiyet savaşını kazanmak büyük gayretler istese dahi nihai kazananı belirleyen faktördür.

Meşruiyet savaşı aynı zamanda neyin doğru ve hak olduğuna dair sembollerin savaşıdır; mevzubahis çatışmanın, krizin, savaşın vb. normatif mantığını zihinlere kurma işlevine sahiptir.

Bu meşruiyet savaşı, bu normatif mantığı kurma işlevi ise asla küçümsenmemelidir. Geçtiğimiz yüzyılda kolonyal savaşlar –en başta her ne kadar oldukça zor görülse de- askeri olarak zayıf olan taraflarca kazanılmıştır. Yani “meşruiyet savaşını” kazanan, uluslararası kamuoyunun zihnine kendi normatif mantığını yerleştirebilenler taraf kazanmıştır. Bu da göstermektedir ki artık tarihi değiştirmek için lazım olan yegâne şey askeri güç değildir. Uluslararası sistemdeki güçler dengesi denkleminde kaba kuvvetin ağırlığı zayıflamıştır çünkü insanlık, salt kaba kuvvete dayanan bir güçler dengesi denkleminin ne denli büyük yıkımlara ve acılara sebep olduğuna tanık olmuştur. Bu sebeple yakın tarihimizde “yumuşak güç (soft power)” büyük bir önem kazanmıştır ve kazanmaktadır. Uluslararası hukukun temelinde yatan meşruiyet savaşı da bu yumuşak gücün önemli bir bileşenidir.

Misal, ABD bu dersi Vietnam’da almalıydı. Almadı ancak akıbeti Afganistan ve Irak’ta çok da farklı olmadı. ABD’nin kaba kuvveti, buralarda yarattığı yıkımın yanında kendisinin de batağa saplanmasına engel olamadı.

Filistin Davası Ümitsiz Değildir!

Uluslararası hukuk perspektifinden bakıldığında görünen hazin tablo ve önümüzde duran o “kocaman kayıtsızlık” Filistin meselesine dair bir ümitsizliğe işaret etmemelidir. Bilakis esaslı bir netice getirecek olan mücadele alanı yine uluslararası hukuk zeminidir. Yani hedef, meşruiyet savaşının sürdürülmesi ve İsrail’in hukuk tanımazlığının tüm dünyaya belletilmesidir.

İsrail’i kuran ve İsrail devlet aygıtının temel dinamosu olan Siyonist hareket daha en başta imkânsız bir hedefe ulaşmak için yola çıkmıştı: Hâlihazırda kalabalık bir Müslüman nüfusu olan bir yerde sıfırdan bir Yahudi devleti kurmak. Bu imkânsıza ulaşabilmek için de alenen çok büyük suçlar işlediler. İşlemeye devam etmekteler. Kolonilerin çöktüğü bir çağda koloniler kurmaya cürret ediyorlar.
Dünya kamuoyu bunlara tamamen kayıtsız kalamaz ve kalmıyor da…

İsrail’e boykot çağrısı yapan bir sivil hareket olan BDS’in (Boycott, Divesment, Sanctions) Avrupa’da günden güne artan etkisine, genişleyen desteğine bakın. İsrail’in, BDS’i nasıl da ciddiye alıp onları ne denli önemli bir tehdit olarak gördüğüne bakın. Bu başarı hem meşruiyet savaşı için verilen gayretlerin boşa gitmediğine ve karşılık bulduğunu hem de verimli bir mücadelenin hangi zeminlerde sürdürülebileceğine işaret ediyor.

Güney Afrika Cumhuriyeti de Apartheid rejime karşı bu yöntemi uyguladı ve sonunda kazandı: Karşındakinin meşruiyetsizliğini yaymak!

İşte tüm bunlar, neden uluslararası hukukun işlevsel ve önemli olduğunu gösteriyor.

Uygulamalar ile uluslararası hukukun teorisi, uluslararası hukukun ilkeleri zıt bir duruma geldiğinde nasıl bir yaklaşım sergilememiz, uluslararası hukuktan nasıl beklentilere sahip olmamız gerektiğinin cevapları da bu noktada yatmaktadır.



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş