Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


10:34, 23 Kasım 2017 Perşembe
Güncelleme: 15:32, 10 Eylül 2017 Pazar

  • Paylaş
Savaşı hukuka aykırı kılmak mı? Bu, esasında işe yaradı
Savaşı hukuka aykırı kılmak mı?  Bu, esasında işe yaradı

Tarihçilere göre Kellogg-Briand Paktı, gelmiş geçmiş en saçma anlaşma olarak nitelendirilse de, hukuku değiştirdiği bir gerçek. Peki devletlerin tutumunu da değiştirdi mi? Elimizdeki verilerin bize gösterdiği kadarıyla, "evet".

Oona A. Hathaway ve Scott J. Shapiro

Eğer tarihçilere gelmiş geçmiş en aptalca anlaşma neydi diye sorsanız, 1928 yılındaki Kellogg-Briand Paktı’nın adını zikredeceklerdir. 63 ülkenin katıldığı bu pakt, savaşı hukuka aykırı kılıyordu. Savaşları sona erdirmek saçma derecede iddialı bir hedef. Peki, bunu bir anlaşma ile yapmak? Bu sadece saçma da değil, aynı zamanda naif bir beklenti.

Hâliyle buna yönelik eleştiriler de isabetli duracaktır. Sadece on yıl sonra, Pakt’a katılan İrlanda haricinde tüm ülkeler savaş durumundaydı. Anlaşma sadece 2. Dünya Savaşı’nı durdurmakta başarısız olmadı, ayrıca Kore Savaşı’nı, Arap-İsrail çatışmasını, Hint-Pakistan savaşlarını, Vietnam Savaşı’nı, Yugoslav İç Savaşı’nı ve Ukrayna, Suriye ve Yemen’deki mevcut çatışmaları da durdurmakta başarısız oldu.

Fakat yine de eleştiriler doğru değil. Bu pakt her ne kadar savaşların sonunu getirememişse de ülkelerin savaşa girmedeki en büyük sebebine son derece etkili bir şekilde ket vurmuştur: İşgal. Bu iddia, 1816 yılından bugüne kadar olan toprak kazanımı içeren çatışmalar arasında öne çıkan vakalardan elde ettiğimiz ampirik verilerle de desteklenmektedir.

Birincisi, biraz bağlama bakmak gereklidir. 1928’den önce, ülkelerin savaş başlatma hakları vardı. Eğer bir devlet bir diğeri tarafından mağdur edildiği iddiasındaysa, uluslararası hukuk bu yanlışın düzeltilmesi için kuvvet kullanımına izin vermekteydi. Uluslararası hukuk ayrıca ülkelere işgal hakkı da veriyordu, yani savaş ile ele geçirdikleri yağma ürünlerini, toprakları ve hatta bazı durumlarda halkı elde tutmaları mümkündü. İşgal hakkının olması, işgal edenin haklı olup olmadığına da bağlı değildi. Bir taraf mağdur olduğunu iddia ettiği sürece, bu iddia ne kadar geçersiz olursa olsun, işgal eden yeni yasal egemen hâline geliyordu. Savaş başlatma hakkının nasıl istismar edilebileceğini ve edildiğini görmek kolay olsa gerek…

Kellogg-Briand Paktı ise savaşı hukuka aykırı kıldığında, devletlerin yüzlerce yıldır takip ettikleri neredeyse tüm kuralları değiştirdi. En önemlisi, ülkeler artık kaba kuvvet ile hakkı ve adaleti tesis edemeyeceklerdi. Çünkü savaşın kendisi meşru müdafaa durumları haricinde hukuka aykırıydı ve ülkeler işgal haklarını kaybetmişlerdi. Evet, saldırgan devlet hâlâ bir şehri kaba kuvvet ile alabiliyordu ancak bu artık hukuki bir çerçevede gerçekleşmiyor ve o şehir “saldırganın şehri” oluyordu.

Öyleyse, Kellogg-Briand Paktı hukuku değiştirdi. Peki devletlerin tutumunu da değiştirdi mi? Elimizdeki verilerin bize gösterdiği kadarıyla, evet.  

18 Yale Hukuk öğrencisinin yaptığı araştırmaya göre, 1816’dan ilk kez 1928’de imzalanan Kellogg-Briand Paktı’na kadar, yaklaşık 10 ayda bir işgal gerçeklemiş. Bir başka deyişle, bir ülkenin bu dönem içerisindeki herhangi bir yılda toprak işgaline kurban gitme olasılığı yüzde 1,33’müş.

İlk bakışta, bu oran iyi durabilir. Ancak değil: O dönem içerisindeki herhangi bir yılda yüzde 1,33 işgal edilme olasılığı olan bir ülkenin ortalama bir insan ömrü boyunca bir kez işgal edilmesinin beklenebileceği anlamına geliyor. Ve bu işgaller küçük işgaller değillerdi. 1816 ile 1928 arasında işgal edilmiş olan topraklara baktığımızda, yılda ortalama 114,088 metrekare toprağın işgal edildiğini görüyoruz.  

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ise işgal neredeyse tamamen durdu. Yıl başına işgal oranı çok ciddi bir şekilde düştü: Yüzde 0,26; yani dört senede bir. Ayrıca işgal edilen toprak oranı da sadece 5,772 metrekareye düştü. Bir ülkenin, söz konusu dönem içerisindeki bir yılda işgale uğrama oranı da yüzde 1,33’ten 0,17’ye düştü ki bu da bir milenyum içerisinde bir ya da iki kereye tekabül ediyor.  

Bunlara ek olarak, elimizdeki veriler, Kellogg-Briand Paktı’nın yürürlüğe girmesinden yirmi yıl sonra, yani 1929 ve 1948 arasında da devletlerin tutumunda ciddi bir değişme olduğunu gösteriyor. Bu dönemde işgal tamamen durmadı ancak yapılan işgallerin neredeyse tamamı geri verildi. 1948 öncesinde işgal edilen toprakların çok büyük bir kısmı, o toprağı daha önce ellerinde tutanlara geri döndü.

Şimdi ise daha şaşırtıcı bir gerçek var: Geriye dönen topraklar sadece 1939’da İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasından sonra alınmış topraklar değildi. Savaşın başlamasından 10 yıldan fazla bir süre öncesine, 1928’e kadar uzanan periyotta alınan topraklar da geri dönmüş oldu. Yani sadece ABD, İngiltere ve Fransa savaştan (İkinci Dünya Savaşı) sonra toprak kazanmamış olmadı (Fransa-İtalya sınırındaki ufak bir değişiklik haricinde), ayrıca Mançurya, Çin’e döndü; Etiyopya, İtalya’dan bağımsızlığını kazandı ve Almanya’nın Avrupa’daki tüm işgalleri iade edildi. 

İttifak kuvvetlerinin savaş sonrasında kaydadeğer ölçüde toprak kazanması açısından dikkat çeken tek istisna, Sovyetler Birliği’dir. Joseph Stalin, barışın bedeli olarak birkaç toprak kazanımını elde tutmak konusunda ısrarcı oldu. Fakat diğer İttifak kuvvetleri, bu tavizleri mevcut hukuktan sapmalar olarak gördüler, gelecekte takip edilecek emsaller olarak değil.

Rusya’nın 2014’te Kırım’ı illegal bir şekilde işgal etmesi, bizi yanlışlıyor gibi durabilir. Fakat Kırım’ın işgali, kuralı, yani işgallerin bugün ne kadar az olduğunu kanıtlayan bir istisna. 1928 öncesini düşünün, her yıl işgal edilen toprak miktarı neredeyse 11 Kırım kadardı. Ayrıca, neredeyse her ülke, 2014’teki işgali illegal görerek kabul etmedi ve Kırım’ı Rusya’nın bir parçası olarak tanımadı. 

Kellogg-Briand Paktı’na devletlerin tutumlarını değiştiren önemli bir dönüm noktası olarak itibar ederek, nükleer silahların ortaya çıkışı ve serbest ticaretin kaydadeğer ölçüde yaygınlaşması gibi işgalleri sona erdiren ve savaşları azaltan diğer önemli sebepleri es geçmiyoruz. Fakat tüm bu açıklamalar tek başlarına yetersiz, çünkü Pakt’ın işgali “yanlış” kılma fikrini zımnen kabul ediyorlar.

Bizler, saldırganlığı caydırmak için ülkelerin toprak işgali yerine nükleer silahları kullandığı zamanlarda bunun işleyen bir fikir olduğunu görüyoruz. Ülkeler mermiler yerine yaptırımlara başvurduğunda, ticaret için bunun işgallerden daha kârlı olduğunu idrak ettiklerinde bunun işleyen bir fikir olduğunu görüyoruz.

Bir başka deyişle, tüm o açıklamalardaki eksik unsur, savaşın hukuka aykırı kılınması. Belki de Kellogg-Briand Paktı o kadar da saçma değildir.

Kaynak: Oona A. Hathaway ve Scott J. Shapiro/ New York Times

Çeviren: Deniz Baran



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş