Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


19:21, 20 Ekim 2017 Cuma
10:31, 29 Eylül 2017 Cuma

  • Paylaş
Vaatler ve bilinmez eşliğindeki İngiliz serüveni
Vaatler ve bilinmez eşliğindeki İngiliz serüveni

AB’yi Brexit referandumuyla terketme hazırlığındaki İngiltere 2.Dünya Savaşı akabindeki son 72 yılın en büyük siyasi, hukuki ve toplumsal değişimini nasıl yönetiyor?

Dr. Ahmet A. Topçu / Londra

Takvimler 1217 yılını gösterdiğinde, Londra’nın batısındaki Windsor kasabası yakınlarında isyan eden baronlar konseyi, İngiliz kralı III. Henry ile uzlaşmak için bir anlaşma imzalamıştı. Tarihe “Magna Carta” olarak geçen bu sözleşme baronlara kilisenin sunduğu koruma maddelerinden yararlanma, kral tarafından adaletsizce hapislerin engellenmesi, hızlı ve adil yargılanma hakkı ile, tahta yapılan feodal ödemelerin sınırlandırılması gibi haklar öngörüyordu. Her ne kadar tarihte daha önce de anayasa benzeri yönetmelikler Babil, Sümer, Hitit uygarlıkları ve Yunan şehir devletlerinde görülse de günümüzde Anglo-Sakson varislerinden İngiltere, yöneten ile yönetilen uzlaşısının teminatı açısından bu geleneği en erken başlatan ülke sayılabilir. 1688 yılına gelindiğinde katolik kral II. James’e karşı soylular (aristokrat ve plütokratlar) bu defa protestan Hollanda prensi III. William ile ittifak yaparak ilk modern parlamento’yu kurmakla kalmıyor aynı zamanda “Haklar bildirgesi” (1689) ile mutlak güç ve yönetilenler arasındaki ilişkiyi düzenleyerek günümüze kadar etkisini koruyan modern anayasa ve demokrasinin temellerini atmış oluyorlardı.

Yüzyıllar sonra 2.Dünya Savaşı’ndan galip çıkan İngiltere, aynı zamanda zaferin bedelini farkında olmaksızın imparatorluk ve nüfuz kaybı yoluyla ödeyecekti. Amerika ile yapılan Lend-Lease anlaşması ve 1.Dünya savaşından çıkarılan dersler gereğince ağır geri ödemeler engellense de yıllar içinde kaybedilen nüfuz sonuçta İngiltere-Amerika arasındaki merkez-sömürge ilişkisinin hızlanarak tersine dönmesine sebep oldu. Savaş sonrası dönemde neoliberal politikalar “Demir leydi” Margaret Thatcher’ın 1979 yılında İngiliz başbakanı seçilmesiyle başladı ve Reagan ile atlantik aşırı Amerika-İngiltere arasındaki “özel ilişki”zaman içinde demir leydiyi bağımsız ülke liderinden ziyade bir meclis üyesi statüsüne indirgemişti. İlerleyen zamanlarda bu durum hızlanarak arttı. Merkez-sol’un başkalaşımı ve tekrar etiketlenmesiyle “Yeni İşçi Partisi” başkanı ve başbakan Tony Blair, Clinton (ve akabinde Bush) ile olan ilişkisinde “fino” olmak ve tavizler karşılığı hiçbir şey elde edememesi sebebiyle sıkça eleştirildi. İngiliz halkının o dönemki yoğun tepkisine rağmen Birleşik Krallık “özel” partneriyle Irak (2001) ve sonrasında Afganistan cephelerinde işbirliği yaptı. Bu olay halen daha bireysel ve toplumsal hafızalardan çıkmamış, tartışma ve hatta mahkeme konusu olmaya devam etmektedir.

1 Mayıs 2004 tarihinde Avrupa Birliği Yalta Konferansı’ndan 60 yıl sonra Avrupa’yı tekrar birlik haline getirmekle gurur duyarcasına 10 yeni ülkenin katılımını ilan etmiş, Çek Cumhuriyeti, Kıbrıs, Estonya, Latviya, Litvanya, Macaristan, Malta, Polonya, Slovenya ve Slovakya’yı AB üye devlet statüsüne kabul etmişti. Böylece farkında olmaksızın Brexit’in temelleri de atılmış oluyordu. Savaş sonrası 60 yıllık dönemde gelen ekseri Asyalı göçmen kadar Doğu Avrupalı yeni AB vatandaşı 2004-2015 yılları arasında İngiltere’ye göç etmiş oldu. Bu durum demografik yapıyı farkedilir biçimde değiştirmekle kalmamış aynı zamanda eğitim, sağlık, ulaştırma, barınma ve diğer altyapı hizmetlerini de etkilemişti. Öte yandan işsizliğin artması ile göçmenlerin suçlanması arasındaki bağıntı -bilhassa sağcı medya gruplarının da desteğiyle- kurulmuş oldu. Muhafazakar Parti içinde göçmen karşıtı seslerin yükselmesi üzerine 2015 yılında Başbakan David Cameron, AB ile yeniden pazarlık masasına oturdu; zira İngiltere AB içinde Almanya’nın fazla nüfuzundan ve ortak ordu söylemlerinden rahatsızdı, ayrıca ortak bütçeye yapılan katkıların fazlalığı ve en önemlisi göçmenlerin yarattığı ekstra yükten şikayetçiydi.

Aynı yıl içinde Cameron partisi içinde yıllardır dinmek bilmeyen sağcı sesleri bastırmak için siyasi kariyeri açısından büyük bir riske girerek referandum kararı aldı. 23 Haziran 2016’da Brexit referandumu gerçekleştirildi ve İngiltere yüzde 52 çoğunluk ile AB’den çıkma kararı aldı. Sonuç birçok kesimin beklentilerinin aksini gösteriyordu. Cameron’ın hesabı tutmamış, partisini ve toplumunu ikna edememişti.
Referandum’un ertesi sabahında Cameron istifa edince yeni parti lideri ve başbakan adayı arayışlarında içişleri bakanı Theresa May güç kazanmaya başlamıştı. May referandum öncesinde AB’de kalma taraftarıyken, beklenmedik sonuç sonrası değişen dengeleri gözeterek pozisyon aldı. Yine bir kadın olan rakibinin kendisi için çocuğu olmayan bir kadın eleştirisi kamuoyunda yankılanınca ve eski Londra valisi Boris Johnson da adaylıktan çekilince Muhafazakar parti May’i lider ve başbakan olarak seçmiş oldu.

 

Tüm bunlar olurken bir kişi yaratılan karmaşadan fazlasıyla keyif almışa benziyordu. Birleşik Krallık bayrağı çoraplarını gardırobundan özenle çıkarıp gururla kuşanan İngiltere Ayrılıkçı Partisi (UKIP) başkanı Nigel Farage, 25 yıldan fazla süredir Brexit hayaliyle tutuşan aşırı sağcı bir politikacı olarak geç kaldığı toplantılarda otoyollardaki kalabalık göçmen gruplarının yolu tıkadığını söylemekten çekinmeyen bir vatansever. Kendi ülkemizin kontrolünü geri alacağız, AB’ye para ödemek yerine devletin sunduğu sağlık hizmetlerine (NHS) ayda 350 milyon £ ekstra gelir sağlayacağız gibi popülist, sözde milliyetçi ve yer yer ırkçılığa varan seçim vaatlerinin hiç bir tutar yanı olmadığı seçim sonrası anlaşılsa da olan olmuştu. Şahsına daha çok vakit ayıracağı açıklamasıyla büyük hayalini gerçekleştirdiği günün ertesinde istifa etti. Ortaya çıkan kaos sonrası siyasi açıdan karışmış bir İngiltere imajı oluştu; AB gibi yanıbaşındaki takriben 500 milyonluk büyük bir pazardan muhtemelen daha uzaklaşmış ve Amerika gibi daha korumacı olacağını söyleyen bir güce karşı daha savunmasız ve bağımlı. Öte yandan sokaklarda ve toplumsal hayatta çok kültürlü bir toplumun huzurlu geçinmesine engel olabilecek artan sağcılık ve akabindeki şiddete varan olaylara maruz kalacak şekilde.

2017 Mart’ında ayrılık müzakerelerini başlatan 50. Maddeyi tetikleyen başbakan May, yine bu yılın Nisan ayında daha önce defalarca inkar etmesine rağmen erken seçim kararını açıkladı. Haziran ayındaki genel seçimden Muhafazakar parti koltuk ve çoğunluğunu kaybederek çıktı ve haftalarca hükümet kurulamadı. Bu da yetmezmiş gibi çoğunluğu sağlamak için Kuzey İrlanda’daki Katolik Demokratik Birlik Partisiyle (DUP) koalisyon için 1 milyar £ karşılığı anlaşma yapmak zorunda kaldı. Günümüzde May partisi içinde siyasi gücünü büyük ölçüde yitirmiş, erken seçim nedeniyle halk nezdinde güvenilirliğini kaybetmiş ve günleri sayılı olan bir lider. Partisindeki aşırı muhafazakar kanadı ve sağcı medya gruplarını tatmin etmek isterken kendi gündeminden tamamen şaşmış, dediği dedik fakat Brexit konusunda ne planı olduğu anlaşılamayan bir konumda. Müzakere masasının diğer tarafında ise bu tür sert söylemler AB tarafından iyi niyet eksikliği olarak algılanarak tepkiye yol açıyor. Yakın zamanda ayrılık müzakereleri neredeyse donma noktasına varmışken verdiği Florence demeci (22 Eylül 2017) söylem ve yaklaşımını biraz daha uzlaşmacı hale getirdiğini gösteriyor.

Zaten Brexit bakanı David Davis ayrılık bütçesi ve serbest dolaşım gibi konularda yeterli ilerleme sağlanmadığı takdirde ayrılık sonrası ilişkinin tartışılamayacağı hususunu istemeyerek de olsa kabul etmiş durumda. Bu da en iyimser tahminle beklentilere eklenen 2 yıl daha demek; Brexit taraftarları için tartışmasız bir başka hezimet daha.

Başbakan May her ne kadar planlı, soğukkanlı ve iradeli bir lider olsa da Brexit ucu sonu belli olmayan, hukuktan ekonomiye ve oradan toplumun yapısına kadar etkisi olacak büyük çaplı ve hayli belirsiz bir adım. Dolayısıyla bu görev kişiliğine aykırı düşerek onu fevkalade dezavantajlı bir konuma sokuyor. Olmayan gerçekler üzerine kurulu popülist bir Brexit kampanyası nedeniyle verilen sözlerin de asla tutulamayacağı bir diğer husus. Kış yaklaşırken muhafazakar parti adayları arasındaki mücadele tekrar başlayabilir ancak bu defa karşılarında son seçimden beklenmedik bir şekilde güçlenerek çıkan İşçi partisi lideri Jeremy Corbyn var.

Corbyn, öğrenciler için yıllık 9000£’a varan üniversite harçlarını kaldıracağı vaadiyle gençler tarafından destek görüyor, ayrıca resmi rakamlarla en az 80 kişinin öldüğü Grenfell yangınını (14 Haziran 2017) neoliberal politikaların bittiği gün olarak kabul edip bunlara ve AB ortak pazarından ayrılmaya karşı duracağını temin ediyor. 25 yıl önceki 68 kuşağı mensubu genç aktivist Corbyn’e ileride AB’yi destekleyeceğini söyleseler herhalde inanmakta güçlük çekerdi! Sonuç olarak belli olan bir şey varsa o da Brexit sürecinin yarattığı girdabın İngiltere’de daha çok başbakan kariyerine mal olacağı. Norveç, İsviçre, Kanada modelleri tartışmaları arasında İngiltere’yi yıllar boyunca sürecek belirsiz bir ekonomik ve siyasi dönem bekliyor; 44 yıllık üyeliğin ve alışkanlıkların 4 yılda eski hale getirileceğini bile düşünmek iyimserlik iken ironik olarak kontrolü ele alma vaadi eskisinden çok daha fazla kontrol ve işgücü gerektireceğe benziyor.

Referans

1)http://www.legislation.gov.uk/aep/WillandMarSess2/1/2/introduction
2)https://history.state.gov/milestones/1937-1945/lend-lease
3)https://europa.eu/european-union/about-eu/history/2000-2009_en
4)http://www.dailystar.co.uk/news/latest-news/601049/Brexit-Nigel-Farage-drinks-beer-Westminster-pub-Theresa-May-triggers-Article-50-EU
5)http://www.independent.co.uk/news/uk/home-news/brexit-nhs-350m-a-week-eu-change-britain-gisela-stuart-referendum-bus-a7236706.html
6) https://www.theguardian.com/politics/2017/sep/22/theresa-mays-florence-speech-key-points
7)http://www.labour.org.uk/page/-/Images/manifesto-2017/Labour%20Manifesto%202017.pdf
8)http://metro.co.uk/2017/06/14/witnesses-describe-the-horror-of-grenfell-tower-fire-6706961/
9)https://www.theguardian.com/politics/2017/sep/27/jeremy-corbyn-promises-rent-controls-and-clampdown-on-gentrification



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş