Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


22:15, 17 Kasım 2017 Cuma
11:31, 30 Ekim 2017 Pazartesi

  • Paylaş
Modern Rusya'da Ekim Devrimi'nin hayaletiyle yaşamak
Modern Rusya'da Ekim Devrimi'nin hayaletiyle yaşamak

Çarlık Rusya'sından Ekim Devrimi'ne Boris Yeltsin'li günlerden Putin'in tüm Rusya'yı ve SSCB'den ayrılan ülkeleri kontrol etme zorlu mücadelesine kadar Rus tarihine damgasını vuran Ekim Devrimi hala etkisini farklı mecralarda devam ettiriyor

Sinan Özdemir / Brüksel

Rusya, sessiz sedasız, Çarlık Rusya’sını tarihten silen Bolşevik Devrimi’nin yüzüncü yılını anıyor. Kremlin ulusal bütünlüğe zarar verebileceğini düşünerek dengeli bir dil kullanıyor. Tarihçiler konuyu tartışmaya davet ediliyor. Bu yönde sempozyumlar, konferanslar organize ediliyor. Hiç kuşku yok ki, yetmiş yıl süren Sovyetler Birliği’nin yakın zamanda dağılmış olması sağlıklı bir muhasebe şansı vermiyor. Cumhurbaşkanı Vladimir Putin gibi milyonlarca Rus'un eski ve yeni Rusya’yı görmüş olması yüzleşmeyi zorlaştırıyor. Rus siyasası gibi toplum da bölünmüş durumda. Devrimi gerçekleştirenler arasında en fazla tartışma Bolşeviklerin lideri Lenin ismi üzerinde yoğunlaşıyor. Bu yoğunlaşma veya yok sayma eğilimi Stalin’in yıldızını parlatıyor.

Yirminci yüzyılın üçte ikisine damgasını vuran Komünizm’in ilk defa pratiğe döküldüğü Rusya’da, diğer eski uydu devletlerle kıyaslandığında, 1991'den bu yana solun toparlanamaması iktidarın elini güçlendiriyor. Ayrıca, Ekim Devrimi ( 7-8 Kasım 1917) sonrasında ortaya çıkan yeni dengeler yakın çevresiyle olan ilişkilerini etkilemekle kalmadı dış politikasını da derinden sarstı (ör. Almanya ile Brest-Litovsk; Türkiye Cumhuriyeti ile Moskova antlaşması). Devrim karşıtları bu dönüşümü olumsuzlasa da bir yanda Çarlık Rusyası'nın Büyük Harp'te yaşadığı yenilgiler, ordu içindeki bölünmüş ve isyanlar; diğer yanda bağımsızlık taleplerinin yükselmesi topraklarını konsolide etmekte zorlanacağını düşündürüyor.

Konunun günümüzdeki  yansımalarına ve tartışmalarına değinmeden bir kaç satırla da olsa “devrimi” mümkün kılan şartlara ve sonuçlarına bakmanın yararlı olacağını düşünüyoruz. Yüz yıl önce Birinci Dünya Savaşı’nın en karanlık günlerinde Çarlık Rusyası özellikle Almanya’ya karşı giriştiği savaşta yenilgi üstüne yenilgi yaşıyordu. Üç askere bir silah düşüyordu. 1917 tarihine geldiğinde iki milyona yakın asker can vermiş, beş milyon yaralı vardı. Halk sefil durumda idi. Savaş ekonomisi kentleri ve kırsalı derinden yaralıyordu. Açlık kol geziyordu.  Tarladan, fabrikadan, kışladan sesler yükseliyordu. Bu farklı noktalardan yükselen sesleri bir araya getirecek, Ekim Devrim'i ve/ya darbesine giden yolda katalizör görevi görecek olan Petrograd’daki (Saint Petersburg) işçi kadınların 8 Mart günü gerçekleştirdikleri eylem olacaktı. Küçük bir  kadın grubunun  eylemi olarak başlayan  yürüyüş kısa sürede diğer  işçilerin ve askerlerin de dahil olmasıyla kontrolden çıktı. Yaşanan kaos ancak 15 Mart günü Çar II. Nikolay’ın tahtan feragat etmesiyle ve geçici bir hükümetin kurulmasıyla kontrol altına alınabildi. Son bulan sadece ayaklanmalar değildi. Aynı zamanda üç asır hüküm süren Romanovlar için de sonun başlangıcı oldu.

Petrograd eylemlerin yarattığı travmadan uyanmaya çalışırken Zürich'te sürgünde bulunan Lenin gelen haberler karşısında şaşkınlığını gizleyemiyordu. Tarihi  zorlamanın zamanı geldiğine inanıyordu. Rusya’daki iç kargaşadan yararlanmak isteyen Almanya barışa hazır olduğunu bildiği Lenin’i Rusya’ya salimen ulaştırmak için topraklarını açtı. Churchill’in abartılı ifadesiyle yola çıktığı “zırhlı tren” aslında modern bir 'Truva Atı' idi. Lenin Petrograd’a ulaştığında diğer siyasi partiler gibi geçici hükümetle uzlaşmayacağını bildirdi. Gelişinden bir gün sonra selamlamaya gelen kalabalıklara yaptığı konuşmada devrimin mottosunu ilan etti: “köylüler için toprak, askerler için barış ve Sovyetler için  iktidar !” Prens Lvov ve Kerenski hükümetlerinin başarısızlıkları, savaşı sürdürme istemi ve burjuva görüntüsü tepkileri dindirmedi bilakis artırdı.

Bu noktada Lenin savaşı bir lütuf olarak değerlendiriyordu. Geçici Hükümet kontrol altına alamadığı Lenin’i Alman casusu olmakla suçluyordu. Temmuz başında Lenin Finlandiya'ya kaçtı. Alınan karara uygun olarak Troçki  kalkışma hazırlıklarını başlattı. 7-8 Kasım gecesi (o yıllarda Rusya’da kullanılan jülyen takvimine göre 25 Ekim) kalkışma başladı. Birkaç saat içinde stratejik noktalar ele geçirildi. Sabah olduğunda Lenin dünyaya Sovyetler’in iktidarı ele geçirdiğini ilan etti. Petrograd’ın düşüşü aynı zamanda 1922’ye kadar sürecek içsavaşı da başlattı. Ülke Beyaz (emperyal güçler) ve Kızıl (komünistler) güçler arasında ikiye bölündü. Beyaz güçlerin ilerleyişi karşısında Lenin Çar II. Nikolay ve ailesinin 17 Temmuz 1918 gecesi Yakterinburg’ta katledilmesini emretti. Lenin,  “devrim yerden bir tüy almak kadar kolay oldu” dese de sonrasında yaşananlar terörü ve şiddeti bayağılaştırdı.

Terör önce Beyaz  Rusları ardından “halkın düşmanları” kabul edilen kişi veya grupları vurdu. Devlet parti  bütünleşmesi muhalefetin elini kolunu bağlıyordu. Yüz binlerce Beyaz Rus ülkeyi terk ederken (İstanbul, Paris, New York...)  kalanlar yeni rejimin hışmına uğruyordu. İç savaş günlerinde ve sonrasında görülen toplu cezalandırmalar, gulag kampları dramı yeni rejimin günah galerisini oluşturdu. Stalin döneminde görülen devlet terörü hala tartışılması güç konular arasında yer alıyor. Komünizm döneminde 25 milyon kişinin hayatını kaybettiği tahmin ediliyor. Yalnızca kamplarda  toplam  4 milyon esir  öldü. Kampların yüzde 70’ini sefiller , yüzde 20’sini siyasi muhalifler ve yüzde 10’unu “ zeks” adı verilen haydutlar oluşturuyordu.

Bu çerçevede, Levada’nın Nisan ayında yayımladığı Devrim anketi önemli sonuçlar içeriyor. Ankete katılan Rusların yüzde 48’i Bolşevik Devrimi’ni olumlarken yüzde 31’i olumsuzluyor. Yüzde 21’i ise bu tarihi hadise hakkında yargıda bulunmanın zor olduğunu ifade ediyor. Aynı kamuoyu yoklamasına göre  yüzde 52’lik bir kesim Romanov hanedanının düşüşünü büyük bir kayıp olarak değerlendirmezken yüzde 34’ü nostaljyası içinde yaşıyor. Ayrıca, Rusların yüzde 51’i Sovyetler Birliği’nde yaşamın çok daha iyi olduğunu düşünüyor. Bu bölünmüşlük karşısında Vladimir Putin’in: “ o günlere dönmek isteyenlerin aklı yok ama nostaljiyasını duymayanların da kalbi yok!” sözleri eski Rusya’dan yeni Rusya’ya  kolayca geçilemeyeceği ve ulusal birliğin yorum farklarını çatıştırmaktan ziyade denge siyasetinden geçtiğine inandığını gösteriyor.

Bunun için kültür bakanlığı doğru sembolleri ve isimleri devreye sokmak için yoğun bir çaba sarfediyor. İktidar , Lenin figürü üzerinden bu birliğin sağlanamayacağını, 1917-22 hadiselerinin arka planında yankılanan “devrim” sözcüğünün ismiyle özdeşleştirilmesi sebebiyle uzak durulması gerektiğine inanıyor. Hal böyle olunca İkinci Dünya Savaşı ve Stalin figürü öne çıkıyor. Stalin Nazizm’i yenen kahraman olmanın ötesinde endüstrileşmeyi hızlandıran, Ortodoksluğun dönüşünü sağlayan  Rus ulusalcılığının yanı sıra “ebedi Rusya” fikrini yeniden dirilten lider olarak değerlendiriliyor. Sovyetler Birliği’nde Ekim Devrimi tatil günü iken artık değil. Ne var ki, İkinci Dünya Savaşı’nda Rusya’nın Nazizm’e karşı kazandığı zaferin kutlandığı  9 Mayıs “Zafer Günü”, modern kimliğinin, ulusal birliğinin sembolü kabul ediliyor ve  hala tatil olmayı sürdürüyor. Devrim sözcüğünün rahatsızlık vermesinin bir diğer sebebi de son on yılda yakın çevresinde (Ukrayna, Kırgızistan, Gürcistan ve Moldavya) görülen ve devrim olarak takdim edilen bir dizi dönüşüme duyduğu tepkiyle de izah edilebilir.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra başta Rusya olnak üzere diğer uydu devletlerde de çok partili hayata geçildi. Ancak çelişkili görünmekle birlikte Sovyet baskısına maruz kaldığını söyleyen ve 1991’den sonra bağımsızlığını kazanan devletlerde sosyal demokrasi hayat bulmaya, kimi zaman iktidara gelmeyi başardı. Rusya’da mümkün olmadı. Rusya Komünist Partisi 1993’ten beri Duma’da temsil edilse de, ikinci siyasi güç olsa da, iktidar şansı bulunmuyor. 450 sandalyeli parlamentoda Komünist Parti ile Rusya Partisi’nin  toplam sandalye sayısı 66. Bununla birlikte, parlamentoda yer almayan bir dizi sosyalist, komünist, Marksist hareket  sistem dışında faaliyetlerini sürdürüyorlar.

Solun Yeni Rusya’da varlık bulamaması dönüşen dünyayı okuyamaması, alt sınıfların beklentilerini siyasi talebe dönüştürememesi, yedek  lastik görünümünden kurtulamaması ve son olarak geçmişin mirasını totemleştirmesiyle açıklanabilir. Sovyetler Birliği’nin eğitim, sağlık, endüstrileşme ve teknoloji sahasında başardığı büyük dönüşümler herkesin kabul ettiği büyük kazanımlar.  Ancak aynı sahalarda Yeni Rusya’nın gerilerden geldiği düşünülürse  farkındalık yaratma şansı varken iktidarın söylemleri üzerinden siyaset yapmayı tercih etmesi fark edilmesini engelliyor.

Putin Bolşevik Devrim'i ve Sovyetler Birliği'nin kuruluşu hakkında  tam görüş belirtmese de dağılmasını “20. yüzyılın gördüğü en büyük jeopolitik  felaket” olarak yorumluyor. Benzer bir eleştiri kimi devrim karşıtları tarafından Çarlık Rusyası'nın ortadan kaldırılışı için de ileri sürülüyor. Peki öyle mi ?

Çarlık Rusyası’nın Büyük Harp’te Batı cephesinde yaşadığı büyük yenilgiler Baltıklar, Doğu Avrupa ve Orta Asya’daki bağımsızlık hareketlerini tetikledi. İç kargaşa, ordu içindeki siyasi bölünmüşlük ve Çar II. Nikolay'ın tecrübesizliği kontrolü zorlaştırıyordu. Geçici Hükümet'in savaşı sürdürme istemi Bolşeviklerin 'barış hemen şimdi' talebini popüler kılıyordu. Özellikle iç harp döneminde bir yanda Beyaz Ruslara karşı mücadele edilirken diğer yanda bağımsızlık talepleri boğuluyordu. Sovyetler Birliği önce 1917-22 döneminde topraklarını konsolide etti ardından İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra genişleterek imparatorluğun dönüşü sağladı.  Ekim Devrimi’nden 30 yıl sonra dünyaya yön veren iki devletten biri oldu. Hiç kuşku yok ki,   bunu mümkün kılan yalnızca askeri zaferleri değildi. Diğer sahalarda da rekabet edebilecek güçte olması bu liderliği mümkün kılıyordu. Sovyetler'in dağılmasından sonra Rusya Federasyonu'nun geri plana itilmesi artık rekabet edemeyecek durumunda olmasından kaynaklanıyor.

Boris Yeltsin’in cumhurbaşkanlığı işleri çok daha girift hale getirdi ve Rusya’yı uçurma itti. küresel meselelerde ciddiye alınmayan Rusya’nın kaderi  Putin ile değişti. Dağılma sürecinde yaşanan  "jeopolitik felaket" devletin yeniden güç ve akılla buluşması sayesinde farklı bir boyut kazandı. Ancak yakın çevresinde (Kırım'ı ilhakı, Gürcistan müdahalesi, Donbass krizi...) veya Ortadoğu’da gösterdiği başarı ve yakaladığı trend  iç politikada siyasi gücünü artırmasına yardımcı olduysa da toplumsal sözleşmeyi yenileyememesi zayıf halkasını oluşturmayı sürdürüyor. Petrol ve doğal gaz gelirleriyle yakalanan büyümenin rekabet şansı vermediği bir gerçek. Üretimi, özgüveni ve yaratıcılığı mümkün kılan ortak paydanın (toplumsal sözleşme)  bulunamaması göreceli sosyal, ekonomik ve politik bir barış sunuyor.

Son kertede, Ekim Devrimi’ni gerçekleştiren kadro yeni bir adam yaratmak iddiasıyla tarihin karanlıklarından çıkardığı Rus'u bir şekilde dönüştürmeyi ; nükleer yarıştan yıldız savaşlarına 20. yüzyılın büyük atılımlarıyla buluşturmayı başarmıştı. Bu gün için aynı şeyi söylemek çok zor. Endüstriyel üretim Sovyetler Birliği’nin gerisinde. Bu minvalde, Kremlin'in  1917-22 döneminde yaşananları “Büyük Rus Devrimi” olarak adlandırmanın ötesinde yalnızca siyasi  ve askeri tarih üzerinden okuması ; doğru yanlış sembol ve isimler üzerinden ortak bir tarih yazmaya çalışması doğru çıkarsamalarda bulunmasını güçleştiriyor.



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş