Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


07:09, 14 Aralık 2017 Perşembe
10:42, 23 Kasım 2017 Perşembe

  • Paylaş
Soçi’deki tarihi toplantı sonrasında ümitvar olabilir miyiz?
Soçi’deki tarihi toplantı sonrasında ümitvar olabilir miyiz?

Soçi'de üç ülkenin vardığı mutabakat sonrası Suriye'de hangi gelişmeler ortaya çıkabilir? Suriye'deki durumu Ortadoğu denkleminden ayrı düşünmek mümkün mü?

Erhan Erken

22 Kasım tarihinde Rusya’nın ev sahipliğinde Soçi’de önemli bir toplantı gerçekleşti. Toplantı sonrasında Rusya, Türkiye ve İran liderleri; Putin, Erdoğan ve Ruhani ortak bir bildiri yayınladılar

Bildiride şu hususulara yer verildi:

Metinde; “Devlet başkanları, Suriye Arap Cumhuriyeti'nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne olan kuvvetli taahhütlerini teyit etmiş, bahsi geçen gerginliği azaltma, bölgelerin tesis edilmesi ve Suriye ihtilafının çözümüne yönelik hiçbir siyasi girişimin Suriye Arap Cumhuriyeti'nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne hiçbir suretle halel getiremeyeceğini vurgulamışlardır." denildi.

Burada en dikkat çekici vurgu Suriye’nin egemenlik, bağımsızlık ve toprak bütünlüğünün korunması olarak görünüyor.  İç savaş döneminde kabaca bazen 3 bazen de 4 parçaya ayrılan ülkede toprak bütünlüğünün korunması vurgusu önemli bir nokta. Tüm ülkeler kağıt üzerinde de olsa bu hususa riayet edeceklerini deklare ediyorlar.

Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’ne katılım çağrısı

Bildiride, "Devlet başkanları, Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti ve egemenliği ve toprak bütünlüğünü savunan muhalefeti, yakın gelecekte Soçi’de düzenlenecek Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’ne yapıcı şekilde katılım sağlamaya çağırmışlardır." ifadesine yer verildi.

Burada “Suriye Ulusal Diyalog Kongresi” diye son dönemlerde adı sıkça telaffuz edilen yeni bir kurumun varlığı bir daha teyit ediliyor. Bundan sonraki süreci bu yapının yürütmesi gerektiği söyleniyor ki bu da diğer önemli bir nokta. Bu yapının içinde mevcut hükümetin ve muhalif unsurların bir arada çalışması vurgulanıyor.

Serbest ve adil seçimlerin yapılması

Bildiride, "Devlet başkanları, Suriyelilere, ülkelerinin birliğini yeniden tesis etmelerinde Suriye halkının desteğini alacak bir anayasayla sonuçlanmak üzere Suriyelilerin öncülüğünde ve sahipliğinde yürütülecek kapsayıcı, özgür, adil ve şeffaf bir süreç ve katılmaya ehil tüm Suriyelilerin BM'nin uygun şekilde gözetimi altında oy kullanacağı serbest ve adil seçimler vasıtasıyla ihtilafa siyasi çözüm bulmalarında yardımcı olmak hususunda mutabık kalmışlardır." denildi.

Mutabakata rağmen var olan reel durumlar

Burada üzerinde düşünülmesi gereken bazı fiili durumlar var ki onları da şöyle sıralamak mümkün;

1- Bir yandan Suriye halkına kendi bütünlüğünü koruması ve her kurumuyla kendi ayakları üzerinde durması tavsiye edilirken bu süreçte Suriye’de ABD ve koalisyon güçlerinin 12 üssünün, Rusya’nın Tartus deniz ve Himeymin hava üslerinin ve İran’ın önemli bir kara gücünün yeni dönemde nasıl bir şekil alacağı?

2- Türkiye’nin Fırat Kalkanı operasyonu ile El Bab’a kadar ulaşan sonrasında da İdlib’teki çatışmasızlık alanının bir nevi güvenliğini sağlamak ayrıca PKK/PYD unsurlarının sınırların güneyindeki koridoru tamamlayarak Akdeniz’e ulaşmak planlarını engelleyen askeri gücünün de, bu mutabakata göre zaman içinde yukarıda çizilmeye çalışılan çerçevenin içine nasıl dahil olacağı?

İlave olarak Türkiye’nin güney bölgesinin hemen dışındaki alanda Kobani, Cezire ve en batıda Afrin kantonunda hakimiyet kuran ve ABD’den ciddi silah ve mühimmat desteği alan ayrılıkçı ve Türkiye düşmanı PKK/PYD/YPG güçlerinin bu mutabakatın neresinde olduğu da önemli.

Bazı kaynaklarda 100 bin civarında savaşçısı olduğu ifade edilen ve gelişmiş silahlarla donatılmış PKK/PYD askeri gücü, Ortadoğu’da hedefleri olan bir çok ülke için kullanılmaya hazır bir potansiyel taşıyor. Bu gücün en büyük hedefi ise herkesce malum olduğu üzere Türkiye.

Türkiye ise böyle bir gücün sanki hedefi başka noktalarmış gibi gösterilerek burnunun dibinde geliştirilmesinden aşırı rahatsız. Tabiidir ki ülkenin güvenliği ve bekası açısından bunu ilanihaye kabul etmesi mümkün görünmüyor.

Burada önemli soru; Toprak bütünlüğünü sağlama hedefindeki Suriye Merkezi hükümeti yeniden toparlanma sürecinde ki bu süreç başarılı bir şekilde yürürse PKK/PYG unsurlarını kendi sistemi içine dahil edebilecek mi?

Yoksa onların zamanla tasfiye edilmeleri veya dağıtılmaları mı gündeme gelecek? ( Bu seçenek ne kadar mümkün?)

Ayrıca, bu ayrılıkçı güçlerin DEAŞ ile mücadele ettikleri savıyla bölgeye yerleşmelerini sağlayan ve onları gerek silahlı güç gerekse de eğitimle tahkim eden ABD’nin ve etrafındaki koalisyon devletlerinin Türkiye’ye karşı her an güçlü bir tehdit oluşturacak bu yapıdan vazgeçmeleri mümkün görünmüyor.

Keza Rusya’nın da Türkiye’nin bütün karşı koyuşlarına rağmen bu güce karşı çok keskin bir tavır göstermemesi ve hatta PKK’nın Moskova’daki var olan ofisine ses çıkarmaması da bir kenara not edilecek önemli bir nokta. Bu güç Türkiye’ye karşı kullanılabilecek önemli bir truva atı ve bundan kimse vazgeçmek istemiyor

Esad’ın durumu

Bu arada Soçi buluşmasının hemen öncesinde Suriye Devlet Başkanı Esad’ın de buraya davet edilmesi ve Putin ile çok samimi pozlar vermesi içerisinde bir çok mesajı barındırıyordu. Bu hareketle Putin Esad’a olan desteğini açıkça ifade etmiş oluyor, en azında şu an için onun devreden çıkmasının şart olduğu ön kabulune katılmadığını beyan ediyordu. Bir başka açıdan bakıldığında üç devletin mutabık kaldıkları noktaların Esad tarafından da kabul edilmiş olduğunu anlamamıza yol açan bir durum bu.  Bu süreç içinde ABD’nin de Esad’a karşı ilk anlarda var olan şiddetli rezervinin zayıflamakta olduğunu müşahade etmekteyiz. "Esad gitmeli" demekle birlikte Suriye iç savaşının başladığı zamanlardaki derecesinden çok aşağılara inmiş durumda.

Bu noktada görünür olarak geriye sadece Türkiye’nin keskin muhalefeti kalıyordu. Esad’a karşı en sert ifadeleri kullanan ve barışın tesisi için onun gidişini adeta şart koşan Türkiye, Soçi mutabakatı ile bu tabloya kısmen sessiz kalarak Suriye’de bu noktadan sonra oluşabilecek bir barış ortamı için çok önemli bir geri adım atmış oluyordu. Bu süreci Türkiye’nin hataları ve doğrularıyla çok sağlıklı bir şekilde analiz etmesinin yararlı olacağını düşünmekteyiz. Türkiye’nin Suriyedeki durumu; Dış politikada bazen çok sert ve köşeli ifadeler kullanmanın ileride manevra kaabiliyetini daralttığının önemli örneklerinden biri olarak önümüzde duruyor.

Soçi’de üç ülkenin vardığı mutabakatta, Esad’dan söz edilmemesi ve Suriye’nin geleceğinin iktidar ve muhalefetiyle Suriyelilerin öncülüğünde gerçekleşmesinden bahsedilmesi, yeni anayasa ve seçim süreçlerine dış ülkelerin müdahale etmeyerek sadece bir tür garantör konumunda bulunmaları, yeni dönemin nasıl kurgulanmasının arzu edildiğini gösteriyor. Gelinen noktada artık tek muhatap mevcut Devlet Başkanı Esad değil. Ama Esad da sürecin içinde..Bu üslubu da Türkiye’nin hassasiyetine kısmen değer verildiği ama Türkiye’nin de ciddi bir geri adım attığı şeklinde okumak mümkün.

Bu arada aynı tarihlerde Riyad’da BM gözetiminde toplanan Suriye muhalefeti de hem ay sonundaki Cenevre hem de Ulusal Diyalog Kongresi için hazırlık çalışmaları yapmakta. 

Ortadoğu dengelerinde başat aktörlerden ABD, kısmen ortak hareket ettikleri izlenimi veren koalisyon ülkeleri ve bölgenin yaramaz ama kontrol edilmesi zor gücü İsrail, bu gelişmelere ne tepki verecek onu da kısa sürede göreceğiz.

Suriye’yi genel Ortadoğu denkleminden ayrı düşünmek mümkün mü?

Şunu da ilave etmek gerekir ki, Suriye denkleminin geniş Ortadoğu denkleminin önemli bir parçası olduğu gerçeğinden hareketle, büyük Ortadoğu resmindeki farklılıklar muhakkak ki Suriye’yi de etkileyecektir. Tabii bunun tersi de mümkün.

Bakalım tüm bu çabalar Suriye’ye huzur getirebilecek mi?

Suriye’de yeni bir evreye giren çatışmasızlık ve barışın tesisi sürecinde etkili devletler ülkeyi mutabakatlarda beyan edildiği üzere kendi başına bırakacaklar mı, yoksa sütre gerisinden, ortalıkta görünen aktörlerle icraatlarına devam mı edecekler.?

Dilek ve temenni açısından Suriye’nin en azından konuyla birinci derecede ilgili ülkelerin de nisbi katkısıyla, kendi toprak bütünlüğünü ve istikrarlı bir yönetim yapısı oluşturmasının, komşuluk hukuku ve Türkiye’nin de menfaatleri çerçevesinde yararlı olduğunu düşünmekteyiz .

Fakat reel politik gerçekler böyle bir sonuca ulaşılmasına imkan verecek mi, onu da kısmetse zaman içinde göreceğiz



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş