Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


18:25, 23 Nisan 2018 Pazartesi
09:39, 21 Mart 2018 Çarşamba

  • Paylaş
Arakan Müslümanları - Myanmar ve Bengal Körfezi
Arakan Müslümanları - Myanmar ve Bengal Körfezi

Myanmar’ın Bengal Körfezi’ne açıldığı sahil bölgesinde bulunan Arakan'da halkın evlerinin yakılarak bölgeden uzaklaştırılması sadece dini ve etnik sebepler yüzünden değil Çin’in güneyinde bulunan ve Bengal Körfezi’ne açılan tek sınıra sahip olmasından kaynaklı jeopolitik önemi yüzündendir

Kadir Temiz

Geçtiğimiz hafta Birleşmiş Milletler (BM) ve Myanmar arasında yaşanan sert diyalog gözleri yeniden Myanmar’ın Rohingya eyaletine çevirdi. BM ısrarla Rohingya’da yaşanan insan hakları ihlalleri ve askeri müdahaleyi eleştirirken Myanmar’ın sözde en demokratik hükümeti ise suçlamaları reddetmeye devam ediyor. Birçok devlet Myanmar’a karşı yaptırım uygulamaya devam etse de sorunun çözümüne dair olumlu bir adım henüz atılmış değil.

2017 yılının Ağustos ayından bu yana Myanmar ordusu Arakan Rohingya Kurtuluş Ordusu’na karşı başlattığı askeri operasyonu çok sert bir şekilde sürdürüyor. Uluslararası Kriz Grubu’nun raporuna göre son operasyonlarla beraber Bangladeş’e kaçan Müslümanların sayısı 624 bini geçmiş durumda. Bangladeş ise dünyadaki en kalabalık mülteci kampına ev sahipliği yapmaya devam ediyor.

Arakan Sorununa Nasıl Bakmalıyız?

Arakan sorununun en önemli sebeplerinden biri olarak Budist çoğunluk ile Müslüman azınlık arasındaki çatışmanın ön plana çıkarılması ne yazık ki sorunun asıl sebeplerini görmemizi de engelliyor. Dinler arası çatışma tezi ne Budist çoğunluk ne de Müslüman azınlık için bir çözüm öneriyor. Aksine bu durumu daha da içinden çıkılmaz bir hale sürüklüyor. Bu durum bir yandan Myanmar devletinin Budizm’i bir iç politika aparatı olarak kullanmasına sebep olurken, diğer yandan uluslararası terörizm üzerinden İslamofobik eğilimlerin yeniden alevlenmesine sebep oluyor.
Arakan sorunu çerçevesinde dini farklılıklar ve söylemler sorunun önemli bir kısmını oluştursa da krizin asli unsurlarını yerel sorunlar, bölgesel rekabet ve uluslararası sistem çerçevesinde üç farklı açıdan ele alabiliriz.

Yerel sorunlar

İlk olarak Myanmar siyasi, ekonomik ve güvenlik çerçevesinde çok hızlı bir reform sürecinden geçmektedir. Bu süreç toplumsal kesimlerin ortak iradesi ile değil şimdilik siyasi, ekonomik ve güvenlik kurumlarının başındaki elitler arasındaki pazarlıklarla ilerlemektedir. 1948’deki bağımsızlıktan bu yana ordunun siyasete etkisi askeri rejimler ve müdahaleler yoluyla devam etmektedir. Soğuk Savaş sonrası demokratikleşme çabaları sekteye uğrasa da 2008’de anayasal reformlar gerçekleştirilmiş, 2010 yılında da parlamento seçimleri muhalefet partilerinin boykotuna rağmen gerçekleşmiştir. Daha sonra ise 2012 yılında Myanmar’ın bağımsızlık sürecinde etkin rol oynayan ve suikaste kurban giden bir siyasi ve askeri liderin kızı Aung San Su Çi yıllar süren ev hapislerinden sonra parlamentoya seçilmiştir. 2016 yılındaki seçimlerde de Myanmar’da ilk defa sivil bir hükümet iş başına gelmiştir.

2008’den başlayan ve halen devam eden bu reform sürecinin tam ortasında Arakan krizi de hızlı bir şekilde tırmanışa geçmiştir. Tarihsel kökenleri ve Müslümanların uzun yıllardır askeri rejim tarafından baskı altında zulme uğradığı bilinse de son yıllarda ortaya çıkan ağır insan hakları ihlalleri Myanmar devletinin reform sürecini iyi yönetemediğini göstermektedir. 2010 yılından itibaren yerlerinden edilen Müslümanların evleri yakılıp, topraklarına el konulmuş ve ne yazık ki anayasal olarak da herhangi bir şekilde koruma altına alınmamıştır. Arakan Müslümanları “devletsiz-stateless” durumuna düşmüştür. Dolayısıyla dünya kamuoyu, uluslararası sivil toplum kuruluşları ve BM gibi uluslararası organizasyonlar sorunun çözümü için Myanmar devletine baskı uygulamaya devam etmektedir.

Bölgesel Rekabet

Sorunun ikinci asli unsuru da bölgede yaşanan güç mücadelesi sırasında değişen güçler dengesinin yarattığı gerilimlerdir. Myanmar Hind-i Çin olarak isimlendirilen ve doğuda Vietnam’dan başlayıp Myanmar’da son bulan, Hint ve Çin coğrafyalarının arasında kalan tampon bir bölgedir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında İngiltere’den bağımsızlığını kazanan Myanmar uzun yıllar bölgeyi yakından etkileyen Vietnam savaşlarının (1945-1975) görünmeyen mağdurlarından biridir. Bu süreçte ne ekonomik ne de siyasi istikrara sahip olabilmiştir. Soğuk Savaş sonrası bir güvenlik devletinden çıkarak siyasi ve ekonomik reform sürecini hızlandırsa da bugüne kadar tam anlamı ile başarılı olamamıştır. Bu dönemde Hindistan, Çin, Tayland gibi komşu ülkelerin hızla büyümesi Myanmar’ın da kalkınma tecrübesini yakından etkilemektedir. Ayrıca Çin’in güneyinde bulunan ve Bengal Körfezi’ne açılan tek sınıra sahip olması jeopolitik önemini artırmaktadır.

Arakan coğrafi olarak tam da Myanmar’ın Bengal Körfezi’ne açıldığı sahil bölgesinde bulunmaktadır. Dolayısıyla bölgedeki bütün gerilimlerden ve güç mücadelelerinden de yakından etkilenmektedir. Çin’in Myanmar ile hızlı bir şekilde uygulamaya koymak istediği Çin-Myanmar Ekonomik Koridoru’nun en önemli hedefi Çin’in güneyini Hint okyanusuna açmaktır. Böylece Çin Malakka boğazına olan bağımlılığını da nispeten azaltacaktır. Lojistik maliyetlerinin düşmesinin yanı sıra Tek Kuşak Tek Yol inisiyatifi ile Çin ve Myanmar arasındaki ekonomik ilişkilerin de geliştirilmesi hedeflenmektedir. Arakan Müslümanları da bu bölgesel siyasi ve ekonomik gelişmelerden doğrudan etkilenmektedir.

Uluslararası Güç Mücadelesi

Arakan sorunun üçüncü asli unsuru da uluslararası sistemdeki güç mücadelesidir. Çin’in yükselişi ile beraber ABD ve Çin arasında artan rekabetin sıcak çatışmaya dönme ihtimali en yüksek olan bölge Asya-Pasifik bölgesidir. Asya-Pasifik içinde de Kuzey Kore nükleer krizi, Güney Çin denizindeki ihtilaf ve Tayvan sorunu dışındaki en önemli sorun Hindistan ve Çin arasında kalan Hind-i Çin bölgesindeki ihtilaftır. Son yıllarda Hindistan ve Çin arasındaki bölgesel bir kriz olarak yeniden ortaya çıksa da bu bölgedeki asıl sorun ABD ve Çin bölgesel stratejileri arasındaki çatışmadır. Örneğin Trump’ın geçtiğimiz aylarda açıkladığı ulusal güvenlik stratejisinde ön plana çıkan en kritik konulardan biri Indo-Pasifik eksenli kurulacak yeni bir ittifak zinciriydi. Hindistan, Japonya ve Avustralya ile ABD arasında kurulması planlanan ve açık bir şekilde Çin’i hedef alan bu söylem ister istemez Çin’i yakın bölgesinde yeni ittifaklar arayışına yöneltecektir. Pakistan ve Myanmar şimdilik Çin’in Tek Kuşak Tek Yol çerçevesinde öncelik verdiği ülkelerin başında gelmektedir.

Arakan sorunun yeniden alevlendiği 2010’lu yıllar bir bakıma Çin ve ABD arasındaki küresel rekabetin de hız kazandığı yıllardır. Obama’nın 2011 yılında açıkladığı “Asya Mihveri” stratejisi sert tepki alınca 2012 yılında “Asya’yı yeniden dengeleme” stratejisi olarak değiştirilmiştir. Transpasifik Ortaklığı (TPP) her ne kadar Trump tarafından bir kenara atılsa da ABD dışındaki ülkeler tarafından hala desteklenmektedir. Çin ise bütün bunlara 2013 yılında ilk defa açıkladığı Tek Kuşak Tek Yol inisiyatifi ve Asya Altyapı ve Yatırım Bankası ile cevap vermiştir.

Sonuç olarak Arakan sorunun tarihsel ve dini sebeplerinin yanı sıra yerel, bölgesel ve küresel sorunlar da güncel gelişmeleri yakından etkilemektedir. Arakan Müslümanları ne yazık ki bu hızlı değişen güç mücadelesinin en masum mağdurları olmaya devam etmektedir.

 



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş