Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


18:25, 23 Nisan 2018 Pazartesi
11:33, 23 Mart 2018 Cuma

  • Paylaş
Kosova-Karadağ Sınır Anlaşması ve Balkanlarda Getirdiği Tarihsel Güvensizlikler
Kosova-Karadağ Sınır Anlaşması ve Balkanlarda Getirdiği Tarihsel Güvensizlikler

Kosova-Karadağ sınır belirlemesini öngören anlaşma geçtiğimiz günlerde tüm tepkilere rağmen meclisten geçti. Kosova'nın 8 bin 200 hektar arazisini Karadağ'a vermesi karşılığında NATO'ya alınma ihtimali ile meclisten geçen karar sonrasında da NATO'nun bölgede ne kadar etkin olacağı merak konusu

Omer Jashari - Kosova

21 Mart 2018 tarihinde Kosova meclisi 3 yıllık uzun bir uğraştan sonra Kosova-Karadağ sınır belirlemesini öngören demarkasyon (Sınır) anlaşmasını meclisten geçirdi. Ezici çoğunluğun 120 milletvekilinden 80’i evet oyu veren anlaşmada Kosova siyasi arenasının son 3 yılını şekillendiren en önemli olayını oluşturuyordu.

Uluslararası baskılar sonucu ve eski Kosova başbakan Haşim Taçi ile eski Karadağ başbakanı siyasi ve teknik anlamda müzakereler sonucunda anlaşmaya varmıştı. 3 yıl önce anlaşmayı Karadağ meclisi onaylarken NATO üyesi olmakla ödüllenirken, Kosova meclisi bunu 3 yıl boyunca onaylamayı reddetti. Başta muhalefet olmak üzere iktidar partilerinden bazı milletvekilleri bu anlaşmaya karşı çıktı.

Şu anda başbakan olan ve anlaşma lehine oy kullanan Ramush Haradinay’ın partisi Kosova’nın Geleceği İttifakı (Aleanca per Ardhmerin e Ksoves) ve Kendin Karar Ver Hareketi (Levizja Vetevendosje) yasanın yasallaşmaması için her tür muhalefetini sergiledi. Hatta kimi zaman meclis oturumlarında gaz da kullanılarak dünyanın dikkatini çekmeye başardı.

Muhalefetin yoğun itiraz ve eleştiriler sayesinde söz konusu anlaşma onaylanmadı. Ancak bu 3 yıllık süreç zarfında Kosova siyasetinde önemli iki değişiklik yaşandı. Haziran 2017 yılında önce parlamento seçimleri düzenlendi ve bizzat bölgeden olan ve anlaşmaya en fazla itiraz getiren Ramush Haradinay 11 milletvekili ile diğer partilerin desteği sayesinde Başbakan seçildi. Ardından itiraz eden önemli partilerden Kendin Karar Ver (VV) hareketi de çok anlamsız ve hiç kimsenin açıklayamadığı bir şekilde ikiye ayrıldı.

Haziran seçimlerinde meclisin Arnavutlardan oluşan 100 milletvekili kontejanından 31’ni alarak en büyük parti olarak çıkan VV manevi lideri ve partinin başına da geçen Albin Kurti’nin önderliğinde 19 milletvekili desteklerken, 11’i de partinin eski genel sekreter Dardan Molliçay’nın başını çektiği ve genellikle Batı eğitimli milletvekillerden oluşmaktadır. Kurti ve arkadaşları anlaşmaya şiddetle karşı çıkarken, Molliçay kanadı sessizce meclis oturumunu izlemekle yetindi. Söz konusu bu fiili duruma karşısında fiili olarak itiraz eden milletvekili sayısı 19’a düşmüş oldu.

Öte yandan 3 yıllık bu tartışmalarını aşan olay ise bu yılın başında Kosova Cumhurbaşkanı Taçi ve Karadağ Cumhurbaşkanı Filip Vujanoviç bir mutabakatın imzalanmasıyla aşıldı. Buna göre önce anlaşmanın bu haliyle Kosova meclisinden geçecek daha sonra ortak bir komisyon sayesinde olası hataları düzeltilecektir.

Kosova kamuoyu söz konusu iddiaları ciddiye aldı. Bunun için muhalif partilerden olan Kendin Karar Ver Hareketi meclise 210 bin imzalı bir dilekçe (petisyon) meclise sundu. Bununla birlikte Kosova vatandaşları 1999 yılından itibaren tam bir izolasyon içinde olmaları, ağır ekonomik şartların ve giderek apolitize olan gençliğin, yoğun bir medya kampanyası ile birlikte halkın desteği alınarak destek kamuoyu desteği oluştu.

Kararın alınması için Avrupa Birliğin (AB) yoğun desteği ile ve vize serbestliği taahhüdü önemli etkenler arasında. Diğer bir ifade ile halkın uzun bir izolasyon ardından bıkan ve en temel sağlık, eğitim ve iş hakkını elde edemeyen halkı bezdirdi. AB’nın anlaşma karşılığında vize serbestliği (liberalizasyon) vaadi hem halkı hem de kimi milletvekillerin en temel fakörünü oluşturdu.
Muhalefet ve iktidarın bazı milletvekillerin anlaşmaya karşı çıkmalarının sebebi Kosova’nın 8,200 hektar alan kaybettiği argümanıdır. Başka bir deyişle Karadağ devleti Kosova’ya ait sınır hattına 5 kilometre içeriye girmiş oldu. Üstelik Karadağ geçen dağlık bölgesinden Kosova ovası dahil Arnavutluğun Adriatik denizine kadar hava hakimiyeti sunmaktadır. Söz konusu bu alan Balkanlarda önemli nüfusuna sahip olan Arnavutlar uzun vadede jeostratejik ve askeri anlamda Karadağ’a karşı daha zayıf konumunda düşmektedir. Söz konusu dağlar önemli savunma ve mevzilenme pozisyonları oluşturuyor.


Karadağ topraklarına geçen stratejik savunma dağları

Tarihsel olarak Balkanlarda, Arnavutların kendi kültür ve benliklerini koruma adına büyük mücadeleler verdiği bir gerçektir. Daha önceki tecrübelerde Arnavutlar kendi isteğiyle veya Avrupalıların her tür girişimlerine rağmen toprak verme konusunda çok hassas idiler ve kesin bir dille reddettiler. Aynı, benzer bir süreci Avrupalı diplomatların girişimiyle İşkodra’nın Karadağ'a verilmesine yönelik her türlü çabanın gösterilmesine rağmen Arnavutların reddettiği tarihsel bir gerçektir.

Diğer yandan bu tür anlaşmalar da bazı tarihsel hafızalarını da gündeme getirmektedir. Söz konusu anlaşmanın imzalanması daha önce var olmayan ancak bundan sonra Karadağ-Kosova ya da daha genel bir bakışta Karadağ-Arnavutlar arasına yeni bir sorun eklendiğini söylemek gerek. Zira Karadağ’ın altında yaşayan ve halen kimi milliyetçi çevrelerde kurtarılması gereken ezici çoğunlukta Arnavutların yaşadığı Ulçin şehri ve bölgesi mevcut bulunmaktadır. Bunun yanında Karadağ sınırları içerisinde yaşayan Sancak bölgesinde de Arnavutların yaşadığı ve söz konusu bu durumun ilerde önemli bir sorun olacağı öngörülüyor.

Teorik anlamda bu durum ‘karşılıklı tehdit’ kavramını ön plana çıkarıyor. Her ne kadar AB Balkanlarda barışı ve bazı norm ve değerleri tesis etmeye çalışıyor olsa da, söz konusu durumlar karşılıklı olarak güvensizlik ve tehdit algılamalarını arttırmaktadır. Bu durum da karşılıklı olarak şüpheleri uyandırır ve hayatta kalma ve beka sorunu daha fazla dillendirilmeye başlar. Neticede John Herz’in ‘niyet okuma’ konseptine uygun olarak, bir tarafın aldığı tedbirler, niyetlerin belirsizliğinden dolayı, karşı tarafın da bunu tehdit olarak algılamasına sebep olur. Bu durum Balkanlarda kimsenin kimseye güvenemeyeceği bir ortamı doğurur ve sınır tehditlerini arttırır.
 
 
Her ne kadar Karadağ devleti NATO’ya girmiş ve Batı’nın bir ferdi olarak takdim edilse de, Karadağ’ın dini ve toplumsal yapısı Slav olması her zaman Rusya ile ilişkiler geliştirmede önemli adaylar arasında. Zira Karadağ siyasetinde halihazırda Batı yanlısı bir elitin yönetiminde olsa dahi, özellikle muhalefet ve milliyetçi çevrelerin Karadağ’ın farklı istikamette yönelmesi ve Rusya yanlısı bir tutumda olması gerektiği sesleri her gün daha fazla artmaktadır. 

Diğer yandan anlaşmanın meclisten onaylanmasına ve AB’nin taahüdüne rağmen vize serbestliğin ne zaman geleceği ve hangi şartlar altında gerçekleştirileceğini hala belirsizliğini korumaktadır. Zira AB yetkililerin yaptıkları açıklamalarda yolsuzluklara karşı mücadelenin henüz başlangıç seviyesinde olduklarını belirtmektedir.

Kosova meclisinin onayladığı anlaşma bu konjonktür altında her ne kadar vize karşılığında bir anlamı olsa da, milliyetçi çevrelerden ve özellikle bölge insanlarının kızgın tutumları ilerdeki süreç açısından fikir verici bir durum oluşturmaktadır. Üstelik meclis çalışma esnasında iken olumlu oy veren özellikle bölgeden birçok milletvekili tehdit edildi.

Kuçişte nehrin ortası Kosova-Karadağ yeni sınır hattı oldu

Kosova’nın hâlihazırda Keşmir meselesine benzer bir sorunu Sırbistanla Mitroviça kenti hakkında yaşamaktadır. 18 yıl boyunca herhangi bir siyasi ve toplumsal çözümün bulunamadığı kent sorunu, Kosova'nın geleceğine ciddi anlamda meydan okumaktadır. Bu durum da gerek Ortadoğu’da gerekse farklı coğrafyalarda İkinci Dünya savaşından sonra oluşan sınır sorunlarına benzemektedir.

Kosova devleti uluslararası ilişkilerde istisnai bir yer almaktadır. Zira 1999 yılında NATO önderliğinde Batı dünyası insani koruma gerekçesiyle Sırbistan’a karşı askeri müdahalede bulundu. Bundan geriye dönük Batı dünyasının ideal uluslararası toplum ve sistemi inşa etmeye yönelik önemli bir mihenk taşını oluşturmaktadır. Günümüzde ise 20 yıl öncesine göre çok farklı uluslararası şartlar ve konjonktür söz konusudur. Öncelikle Rusya hem askeri olarak hem de siyasal anlamda güçlenmiş durumnda. Diğer yandan Almanya’nın tüm uğraşlara rağmen Brexit ile birlikte AB’nin geleceği belirsiz bir sürece girmiş bulunmaktadır. Son olarak ABD başkanı Donald Trump’ın NATO ile ilgili sözleri ve AB konusunda ekonomik ve siyasal anlamdaki tutumu elbette Balkan coğrafyasını da etkileyecektir.

Son olarak söz konusu uluslararası belirsiz bir konjonktür altında Kosovalı siyasetçilerin AB’ye vize serbestliği karşılığında Karadağ’a bu kadar stratejik önemi olan dağları ve toprakları bağışlamak tarihi ve jeopolitik anlamda ne kadar mantıklı olduğu, ilerdeki süreçleri ve sonraki jenerasyonları milliyetçilik namına nasıl bir fikri evrime götüreceği ise dikkatle takip edilmesi gereken bir konudur. 

Kırmızı Çizgi: Kosova-Karadağ asıl sınırının iddia edildiği konum

Sarı Çizgi: Kosova meclisinden geçen Karadağ-Kosova yeni sınır hattı

 

 



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş