Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


18:02, 19 Nisan 2018 Perşembe
16:45, 29 Mart 2018 Perşembe

  • Paylaş
Afrika’da Seçim Kampanyası
Afrika’da Seçim Kampanyası

Fransa'nın uzun yıllar sömürgesi olarak yaşayan Mali'de devlet başkanlığı seçimlerinde yeniden aday olan Keita halkı etkilemek için kendi fotoğrafının yanına Erdoğan'ı koydu. Halkın ise Erdoğan hakkında tek bildiği "Kur'an okuyan bir cumhurbaşkanı" olması

Haşim Akın

Burası (Mali) Afrika'da bir ülke… Uzun yıllar Fransa’nın sömürgesi olarak kalmış, resmi dili de Fransızca… Ülkedeki hâkim kültür hala Fransızlara ait. Gerçi Halkın yüzde 95 civarı Müslüman… Ama yokluk ve cehalet diz boyu… Bir süre sonra bu ülkede bir seçim yapılacak ve mevcut devlet başkanı da tekrar aday. Başkan, bu seçimlerde doğal olarak bir kampanya yürütecek. Yürüteceği bu seçim kampanyasında kimi arkasına alır dersiniz? Yani kendi fotoğrafının yanında hangi dünya liderinin resmini koysa daha çok oy alır? 

Tabii bölgeyi tanımadığınız için cevap vermekte zorlanabilirsiniz. İlk aklınıza Fransa cumhurbaşkanı gelirdi sanırım. Zira ülkede –halkın günlük konuşma dili olmasa da- eğitim ve devlet dili Fransızca... Nede olsa adamlar hiç bir karşılık beklemeden(!) medeniyet getirmişler… Mesela özgürlük anıtının hemen Fransız kültür merkezinin önünde yer almasını bu konudaki bir kararlılık olarak görebilirsiniz

Geçen hafta yolumuz Mali’ye düştü. Bir iyilik projesi kapsamında dört gün oradaki havayı Müslümanlar adına teneffüs etmeye çalıştık. Bölgeyi kısmen tanıyan birisi olarak, duruma ben bile şaşırdım. Uçaktan indik, bize rehberlik ve ev sahipliği yapacak olan dostlarımızla havaalanından ayrılırken kocaman bir billboardda iki tane fotoğraf gördük. Bizim için şaşırtıcı bir durumdu bu… Birisi Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın fotoğrafı idi. Diğerinin kim olduğunu ilk anda bilemesek de onun da Mali cumhurbaşkanı olduğunu öğrendik.

Ben, bu resimlerin birkaç hafta önce gerçekleşen ziyaretten kalma olduğunu düşündüm. Meğer değilmiş… Daha sonra onlarca billboardda ve orta kaldırımlardaki bütün elektrik direklerinde yaklaşık 50 x70 boyutunda tahtaların üzerine yapıştırılmış yüzlerce fotoğrafı gördüm. Bize gerçekten çok ilginç gelmişti. Amacımın Tayyip Erdoğan güzellemesi yapmak olmadığını, uzak diyarlara ait bit gözlemi aktardığımı ifadeye gerek yok sanırım… 

Sebebini sorduğumuzda orada mukim olan dostlarımız, bize iki şeyden bahsettiler. Birincisi önümüzdeki aylarda burada büyük bir teknoloji fuarı gerçekleşecekmiş. Bu fuarın onur konuğu da Türkiye olacak. Bu nedenle özel bir Türkiye ilgisi var. Cumhurbaşkanımız, bu fuara hiç katılmayacak ama Türkiye onur konuğu… Türkiye deyince de akla hemen sayın cumhurbaşkanımız geliyor. Bu nedenle.

Geçen ay Fildişi Sahili’ne yaptığımı ziyarette Türkiye deyince akıllarına ilk gelen şeyin; “Kur'an okuyan Cumhurbaşkanı” portresi olduğunu söylemişlerdi. Onlar ne İstanbul Boğazı'nın güzelliklerini, ne de Karadeniz yaylalarını tanıyorlar… Mevlana'nın gizemini, Sultan Ahmet'in muhteşem değerini bilmezler… Bildikleri bir tek şey var: “Kur'an okuyan bir cumhurbaşkanı…”

Şimdi de benzer şeyleri gördüm burada… Yakın zamanda bir seçim varmış ve mevcut devlet başkanı, seçim kampanyası olarak kendi fotoğrafların yanına Tayyip Erdoğan'ın fotoğrafını koyarak işi yürütme gayretinde. Seçimin sonucunu ben de merak ediyorum.

Türkiye ile Mali’nin ne kadar irtibatı var? diye sorabilirsiniz… Büyükelçiliğimiz, Türk Hava Yolları'nın temsilciliği ve Maarif Vakfı var. Malum paralel yapıdan devralınan okulların eğitimi için orada bulunan öğretmenler… Burada birkaç sivil toplum kuruluşu var. Sanıyorum iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar da Türk iş adamı vardır. En son olarak da Cumhurbaşkanımız birkaç hafta önce toplamda 5-6 saatlik kısa bir ziyaret yapmıştı ülkeye…

Böylesi Fransa gölgesinde yeşermeye çalışan bir ülkeye teknoloji konulu bir fuarda onur konuğu olmak ve seçim kampanyası için destek almak… Bize biraz ilginç geldi.

Sizi bilmem ama buradaki algı karşısında sadece hamdettim. Kenar mahallelerde çocuklar şimdi bizi görünce “arabuuu…” diye çağırıyor. Bir süre sonra gördükleri beyaz Müslümanı Türk diye çağırırlar umarım...

Müslüman Ülkelerinin Gücü Neden Yok?

Ülkelerin gücü, sadece asker sayısı ile ölçülmez. Bürokrasiyle de bunu anlayamazsınız bazen. Ekonomisi çok güçlü olabilir… Ancak bu da oradaki devlet idaresinin gücünü göstermeye yetmez. Mesela biz Osmanlı'nın son dönemlerinde rüşvetin arttığına dair malumatları biliriz. Bu durum Osmanlı'yı toprak kaybından daha çabuk yıkıma götürmüştür. Toprak kayıplarını telafi etmek daha kolaydır. Keşke görevlilerin arasında rüşvet yayılmasaydı… Muhtemelen çok daha uzun süre ayakta kalabilirdi.

Böylesi yönetim kadrolarının zayıflığının en bariz olarak hissedildiği bölgelerden birisi de Afrika’dır. Ya da ben burayı gördüm. Görmediğim bölgeler için bir yargıda bulunmak yanlış olabilir. Burkina Faso’da polislere birkaç kez rüşvet verdiğimi hatırlıyorum. Başka türlü kurtulamamıştım. Bazı özel köşeler vardı ki sadece bunun için beklerlerdi.

Fildişi Sahili’nde havaalanından bizi aldılar. Kalacağımız yere doğru gidiyoruz. Şoförlüğümüzü yapan Ali abi bir yerde durdu. Cebinden paraları çıkardı ve içinden en küçük olan kâğıtları bir kenara ayırdı. “Abi! Hayırdır? Ne yapıyorsun?” dedim. “Biraz bekle, anlarsın…” dedi. 200 metre kadar ileride polisler varmış. Ben görmemişim tabi... Biraz sonra bizi durdurdular. Uzun pazarlıklar sürdü. Ali abi vermemek için direndi. Fransızca bilmiyor gibi yaptı. Ama sonuç belliydi... Polisler, ne kadar rüşvet aldılar biliyor musunuz? Sadece 500 Frank cefa… Türk parası ile üç buçuk lira yani… İnsanın bazen; “Aldığın rüşvet bir işe yarasaydı bari…” diyesi geliyor.

Burada bir grup lise öğrencisiyle sohbet ettik. Onlara, “Sizler geleceğin devlet başkanı olacaksınız.” dedim. Bir öğrenci elini kaldırdı. “Hayır! Ben devlet başkanı olmak istemiyorum.” Dedi. Hayretle; “Niçin?” diye sordum. “Devlet başkanı olursam rüşvet almam gerekecek. Oysaki ben rüşvet almak istemiyorum…” dedi. Yani bir idari görevin bu kadar şartı haline gelmiş…

Mali’de havaalanından yeni çıkmış, yola koyulmuştuk. Yol kenarında polisler yolu kesmiş denetim yapıyor. Ben, “Arkadaşlar, hayırdır? Burada da mı rüşvet tuzağı var?” dedim. “Olabilir. Ama henüz tam bilmiyoruz.” Dediler. Neyse bizi durdurmadılar. Ama bu konu hakkında şunları anlattılar. Burada en gözde meslek, polisliktir. Çünkü rüşvetin en rahat olduğu yerdir. Hiçbir polis, amir olup büronun içine girmek istemez. İçeride gelir kesilecek de ondan…

Hikâye ne kadar gerçek bilmiyorum… Ama ana fikri açısından hele ki Müslüman bir halkı tasvir açısından çok acı… Polislerden biri bir gün akşam evine misafir davet eder. Hanımı, “Sen misafir çağırdın. İyi de evde çay var ama çay için şeker yok. Ne yapacağız?” der. Adam, “Bunu bulmak kolay… Sen benim polis kıyafetlerimi getir.” Der. Hemen kıyafetlerini giyer ve kapının önünde çıkar. İlk gelen motoru durdurur. Adama sorar; “Hani kaskın?” adam şaşırır. “Bu sıcakta kaskı kim kullanıyor ki…” Bu şekilde birkaç kişiden şeker parasını toplar. Sonra evine girip misafirlerini karşılar.
Ama buradaki yerlilerin verdiği bir başka bilgiyi de paylaşayım. Bu polislerin son anlarında büyük çoğunluğu felç olmuştur ve hayatları çok kötü bitmiştir. Anadolu'da buna “Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste…” derler. Siz bunun için daha çok şey söyleyebilirsiniz… Mazlumların ahı asla yerde kalmıyor. Ah bir de bunu ayaklarının üzerinde sağlamken bilseler… Son pişmanlık fayda vermiyor.

İyi eğitilmiş insanlar kendi devletlerini güçlü kılar. Ama iyi eğitim de güçlü devletlerde olur. Bunu tavuk- yumurta ikilemi gibi görebiliriz. Gelişmiş ülkeleri diğerlerinden ayıran şey, bir avuç yetişmiş insandır. Mali’de eğitim zorunlu... (Hemen bunun tadını biliyor olmanın muzipliğini yüzlerinize yansıttınız…) Lakin bir sınıftaki ortalama öğrenci sayısı yüzün üzerinde. Orada yaptığımız eğitim seminerlerinde öğretmenler itiraz edip, “Benim sınıfımda 150 öğrenici var. Bunu nasıl yapacağım?” dediler. Ben de sustum. Zulmü kendilerine görev bilmiş güçler, bazı ülkelerde eğitimi zorlaştırır. Ne kadar az eğitilmiş insan varsa, o kadar kolay idare edilir. Ama Mali gibi bir kısım ülkelerdeyse, eğitimi zorunlu yaparlar. Ama bir sınıfa 150 çocuğu doldurarak onları beceriksiz yetişkinler olarak büyütürler... Sonra mı? Sonrası malum… Fransa’ya tonlarca altının nakledildiği bir ülkedeki yokluğu ne ile açıklarsınız?

Müslüman toplumların daha güçlü olacağı günlerin özlemiyle…



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş