Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


20:55, 24 Nisan 2018 Salı
Güncelleme: 10:03, 05 Ekim 2011 Çarşamba

  • Paylaş
Balkanlar\'daki İslami Entelijansiya üzerine
Balkanlar\'daki İslami Entelijansiya üzerine

Nedim Emin, Arnavut entellektüel hayatına önemli katkılarda bulunan Logos-A Yayınevi\'nin sahibi Adnan İsmaili ile Balkanlardaki yayıncılık faaliyetlerini ve Müslümanların durumunu konuştu

Nedim Emin/ Dünya Bülteni- Üsküp

Müslüman ve özellikle Arnavut entellektüel hayatına çok önemli katkılarıyla bilinen ve merkez ofisi Üsküp'te bulunan Logos-A yayınevi, bu sene kuruluşunun 20. yıldönümünü kutluyor. Yayıncılık faaliyetleri dışında Balkanlar'daki Arnavut toplumunun ve diğer Müslüman unsurların ilmî, sosyal ve kültürel alandaki sıkıntılarıyla da yakından ilgilenen Logos-A yayınevi sahibi Adnan İsmaili ile Balkanlar'la alakalı birçok konuyu konuştuk. Komünizm dönemini ve özellikle komünizm sonrası gelişen karmaşık süreçte Balkanların en önemli Müslüman unsuru olan Arnavut toplumunun kimlik ve kültürel problemlerine değindik. Bununla birlikte Arnavut entelektüel etkinlikleri arasında önemli yeri olan yayıncılık faaliyetlerini, Logos-A yayınevini ve genel anlamda Balkanlar'daki Müslümanları Adnan İsmaili ile etraflıca konuştuk.

Nedim Emin: Yugoslavya dağılmadan önce özel yayın yapmak mümkün müydü?

Adnan İsmaili: Resmî olarak teşebbüs bile edilemezdi diyebilirim. Buna zaten imkân da yoktu. Baskıları, yasakları bırakın, teknik olarak zaten yayıncılık devletin tekelinde idi. Yani özel yayınevleri olmadığı için özel yayıncılık hiç düşünülemezdi. Ancak mesela 1980 yılından sonra başlayan ve Perestroyka (yeniden yapılandırma) ile devam eden Sovyet ülkelerdeki ilk demokratikleşme rüzgârının etkisi, tüm komünist ülkelere olduğu gibi Yugoslavya'ya da yansıdı ve bu gelişmeler ister istemez insanlarda daha özgür bir ortam beklentisi yarattı. Dolayısıyla bu, Müslümanları da çok heyecanlandırdı. Böyle bir ortamda Müslümanlar Yugoslavya'nın değişik şehirlerinde kitapların isimlerini değiştirerek, matbaada gizlice basmaya başladılar. Bizimse bu süreçte bastığımız ilk Arnavutça kitap, 1987 yılında merhum Aliya İzzetbegoviç'in İslam Deklarasyonu adlı kitabının Arnavutça çevirisidir.

Bunun dışında özellikle 1980'li yıllardan sonra Arap (Filistinli, Suriyeli, Ürdünlü, Mısırlı) öğrenciler Yugoslavya'nın değişik şehirlerinde üniversite okumaya geliyorlardı. Gelme amaçları çok farklı olsa da bu öğrencilerin bir kısmı kendilerini İslamî hareketin bir parçası olarak görüyorlardı. Böylece bazı Arnavutça ve Boşnakça kitaplar bu öğrenciler kanalıyla Arap dünyasında basılıyordu. Bu faaliyetler de çok gizli ve zor şartlar altında yapılıyordu. Kitaplar Arap ülkelerinde basıldığında ancak yüz ila beş yüz adet Yugoslavya topraklarına sokulabiliyordu. İslam ilimleri ile alakalı ilk kitaplar bu yolla Yugoslavya'ya sokuldu. Mesela İFSO denilen ve Kuveyt merkezli bir gençlik hareketi olan Dünya İslam Gençlik Birliği, Mevdûdî'nin Mebâdiu'l-İslam ve Seyyid Kutub'un Yoldaki İşaretler  ile "Bu Din" isimli kitaplarını Arnavutça ve Boşnakça dillerinde basmıştı. Öte yandan Türkiye'ye giden arkadaşlarımız da döndüklerinde oradan kitap getirirdi. Ancak bu kitaplar Yugoslavya'ya getirildiğinde bir organizasyon ile dikkatlice dağıtılırdı. Kitaplar sadece tanıdık ve güvenilir Müslüman entelektüellere teslim edilirdi. Bunu yaparken herhangi bir iz bırakılması demek çok ağır cezalara maruz kalmak demekti.

Şunu da belirtmem gerekir ki Türkiye'den ya da Arap dünyasından, herhangi bir yeni kitap geldiğinde çok sevinirdik. O kadar tehlike ve meydan okumaya rağmen bizler yeni bir kitaba kavuşmanın heyecanına kapılır, coşkusunu yaşardık.

Diğer bir yayın yöntemi de "kopya çoğaltma" yöntemi idi. Fotokopinin bugün ne kadar yaygın olduğunu görünce hep o zor dönemleri hatırlıyorum. Herhangi bir önemli kitabın bir nüshası elimize geçtiğinde gizlice evlerde toplanıp daktilo ile kitabı baştan sona yazarak çoğaltırdık. Sonra da sırayla kitapları okurduk.

Fotokopi makinesi ise bizim en büyük rüyamızdı. Nasıl bir fotokopi makinesi elde edebiliriz diye kafa yorarken hakikaten çocuk gibi heyecanlanırdık. Çünkü bunu yapmak da çok zordu ve devletten özel izin almak gerekiyordu. Haliyle bu imkânsızdı. Biz de çareyi dışarıdaki fotokopicilerde kitapları çoğaltmakta aradık. Ancak komünizm döneminde fotokopiciler de istihbaratın çok ciddi takibi altında idi. Makedon (Hıristiyan) fotokopiciler bile devamlı olarak istihbarat tarafından kontrol ediliyordu. Mesela bir defasında -sanırım 1983 yılıydı- Türkiye'den İslamî bir dergi getirmiştim ve bunun kopyasını yapmak istedim. Bu yüzden istihbaratla başım derde girdi ve 2-3 yıl sırf bununla ilgili sorgulara maruz kaldım.

Birimizin evinde fotokopi makinesi olsa kitap çoğaltma sorunumuz çözülecek diye düşünürdük. Ama maalesef ne yurtdışından getirmeyi ne de bu problemi içeriden çözmeyi başarabildik. Hâlbuki biz o zamanlar fotokopi makinesini ekmekten sudan daha fazla istiyorduk ama nasip. Demek ki o zamanlar sabretmemiz gereken zamanlardı. Şimdi ise çok şey değişti ve bu söylediklerim genç arkadaşlara çok ilginç geliyor; ama o zamanlar hakikaten mayın tarlasında gibiydik.

Türkiye'den mesela hangi kitap veya dergiler gelirdi?

Ben yayınevlerini söylersem konsept olarak anlaşılır sanırım. Nehir Yayınları, Bir Yayıncılık, Pınar Yayınevi, Birleşik Dağıtım Yayıncılık, Girişim Dergisi Yayınları, İslam Dergisi Yayınları, İnsan Yayınevi vs. Yani bizi ilgilendiren İslam düşüncesiyle ilgili kitaplardı. Çünkü biz o dönem gerçekten büyük bir kopuş yaşamıştık ve Müslümanlar olarak hem İslamî hareket hem de İslam düşüncesi ile ilgili eserlere ihtiyaç duymaktaydık.

1981 yılında Yugoslavya'da siyasî olarak çalkantılar başlamıştı ve Müslüman aydınlar yeni bir arayış içine girmişti. Zaten tam da bu dönemlerde (1970  - 1983) Aliya'nın İslam Deklarasyonu isimli kitabı Müslümanların ellerinde dolaşmaya başlamıştı. Bu kitap Müslüman aydının arayışının çok ciddi bir göstergesiydi. Yugoslavyalı Müslümanlar artık komünist ideolojinin demir parmaklıklarından kurtulup, İslam medeniyetinin kültürel ve ilmi geleneğine olan aidiyetlerini yeniden açığa çıkarmalıydı. Tabii bunun için kendisi mini bir Balkan modeli olan Yugoslavya'da yeni bir okul ve yeni bir düşünce sistemi kurmak gerekliydi. İşte bu süreçte Ali Şeriati, Mevdudi, Seyyid Kutup gibi mütefekkirler bize çok cazip gelmişti. Bunun dışında Hasan Turabi, Necmettin Erbakan, Aliya İzzetbegoviç, Muhammet İkbal gibi bilge ve önder şahsiyetler tüm İslam dünyasında olduğu gibi bizde de çok yankı uyandırmıştı. Tüm bu unsurlar İslamî yayın faaliyetlerini şekillendiriyordu. Bazen bir kitaptan üç-dört nüsha kopyaladığımız da olurdu; ama o dönemde bu bile kendi başına çok kıymetliydi.

Yugoslavya dağıldıktan sonra yeni oluşan ulus-devletlerde Müslümanların yayıncılık faaliyetleri komünist dönemdeki gibi baskılara maruz kaldı mı?

Resmî olarak 1990 yılında özel yayıncılık yasal hale geldi. Ancak Yugoslavya'dan koparak oluşan tüm yeni devletçiklerde 2000'li yıllara kadar aynı zihniyet devam etti. Kurulan yeni devletlerin resmî kadroları, aydın kesimi ve hatta sanatçı kesimi komünist zihniyetten kurtulamamıştı. Müslüman görünenler de bazı komünist huylardan vazgeçememişti. Dolayısıyla özel yayıncılığa yasal olarak müsaade edilmişti; ancak bu yeniliklere o kadar da tahammül edilmedi. Haliyle bu zihniyet İslam'la alakalı herhangi bir kitabın basılmasını kaldıramıyordu. Kanunen hakkın var, ancak bu sefer de gizli baskılar var. Oysa özel yayıncılık serbest hale geldikten sonra hemen harekete geçildi ve Makedonya'da ilk özel yayınevi 1990 yılında kuruldu. Sonra ardı ardına özel yayınevleri kurulmaya başladı.


Logos-A tarafından basılan merhum Alia İzzetbegoviç'e ait Doğu ve Batı Arasında İslam kitabı

Bu süreçte Logos-A Yayınevini kurma fikriniz nasıl doğdu?

Değişen koşullar Müslümanların da özel yayınevi kurma girişimlerini tetikledi. Baskı ve zorluklar da göze alınarak bizim Logos-A yayınevinin hayat hikâyesi başladı. Bu süreçte 1990 yılında Arnavut dünyasında, dolayısıyla Kosova, Arnavutluk ve Makedonya'da faaliyet gösteren Logos-A yayınevini kurmak bir grup arkadaş olan bizlere nasip oldu ve bu yayınevi ilk İslamî kitapları basmakla müşerref oldu. Bu öyle bir süreç ki tabiri caizse fikrî anlamda susuz kaldığımız bir dönemdi. Komünizm döneminde Müslümanlarda oluşan öyle bir düşünsel boşluk vardı ki Logos-A'yı kurduğumuzda nereden başlayacağımızı bilmiyorduk. Tabii bu boşluk sadece düşünsel anlamda değil siyasal anlamda da hissediliyordu. Zira çok partili hayata geçiş Yugoslavya'nın çöküşü ile başladı ve ilk siyasi partilerin kurulduğu 1990 tarihinde Müslümanlar hazırlıksızdı.

Ancak burada bir parantez açmalıyım. Logos-A'yı kurduğumuzda en büyük derdimiz Arnavutluk idi. Zira bizde ister Yugoslavya İslam Birliği ile olsun ister diğer inisiyatiflerle olsun, özellikle Osmanlı'nın bakiyesi olan ulemanın cemaate tesiri ile (özellikle Meddah medresesi) Müslümanlar hem kurumsal olarak hem de cemiyet içinde çok kapsamlı olmasa da organize bir şekilde varlığını sürdürdü. Ancak Arnavutluk'ta İslam gizli olarak bile yaşanamıyordu. Halk Enver Hoca tarafından öyle şiddetli baskılara maruz kalıyordu ki, bırakın yayın faaliyetlerini, İslamî motifli herhangi bir basit şeyden dahi uzak durmak zorunda kalıyordu. Bu yüzden Logos-A Yayınevi bu konuda ne kadar başarılı olmuştur bilemiyorum ama Arnavutluk'a kuruluşundan beri ayrı bir önem vermiştir.

İlginçtir, Logos-A Yayınevini ilk kurduğumuzda beş-altı ay kadar, yayınevine Mehmet Akif Ersoy ismini vermiştik. İlk sekiz kitabımız bu isimle basıldı. Ancak daha sonra değişik nedenlerden dolayı ilim, mantık, felsefe ve düşünceye daha yakın(!) ve daha evrensel(!) bir kavram olan Logos ismini tercih ettik. Logos-A'yı kurduktan sonra sistematik bir yayın politikası izleyemedik. Çünkü ilk dönemlerde ihtiyaçlara cevap verme durumundaydık. Fakat özellikle 1990-1995 yıllarında Makedon yetkililerin kitap basmamızı engellemeleri ile karşılaştık. Oysa normalde özel yayıncılık hususunda devletin teşviki vardı. Kültür bakanlığı bile özel yayınlara maddi destekte bulundu. Ama biz bu imkânlardan yararlanmak yerine polisin kontrolleri, baskınları, istihbaratın sorgulamaları ile uğraştık. Her şeyimiz takip altında idi. Hatta bir ara silahlı baskınlar bile yaşadık. Çok zor olsa da biz bu ve benzeri durumlara komünizm döneminden zaten alışıktık. Bu sıkıntılar Sırpların Kosova'dan çekildiği 1999 yılına kadar devam etti.

Peki Arnavut aydını Logos A'nın vizyonunu nasıl karşıladı?

Şimdi burada önemli bir noktaya değinmek durumundayım. Logos A'nın ilk kurulduğu yıllarda, belki de stratejik olarak, isabetli olmayan bir yayın politikası izlemesi belli sıkıntılar doğurdu. Logos-A'nın kurulduğunda tamamen İslamî içerikli kitaplar basması, radikal İslamcı bir yayınevi olarak algılanmasına yol açtı. Hâlbuki biz bu coğrafyada nasıl bir aydın profilinin olduğunu biliyorduk ve daha sonra milliyetçiliğe geçiş yapan komünist ideolojinin bizdeki aydınlarda ne kadar etkili olduğunu da hesap edebilirdik. Ama bunu yapmadık ve ilk yıllarda Müslüman(!) Arnavut aydını tarafından pek hoş karşılanmadık. Geriye baktığımda keşke sadece İslamî hareket içerikli veya İslam ilimleri ile ilgili kitaplar değil de, sosyoloji, siyaset teorisi, felsefe, dünya tarihi gibi alanlarda hem İslam hem de diğer medeniyetlerin perspektiflerini sunup okuyucularımıza paradigmaları mukayese etme imkânı tanısaydık. Ancak bu eksikliği kısa bir süre içinde fark ettik. Bu vesileyle 1993 yılında Aliya'nın Doğu ile Batı Arasında İslam kitabının Arnavutçasını bastık ve bununla birlikte yayınevimize karşı oluşan önyargı yıkılmaya başladı. Zaten dünyada da artık yeni bir bakış açısı oluşmuştu. Dolayısıyla mukayeseli ya da disiplinlerarası okumalar yaygınlaşmaya başlamıştı. İşte Aliya'nın hem felsefi hem de çok yönlü bir medeniyet okuması olan bu kitabı; Logos-A'nın asıl vizyonunun anlaşılmasına katkı sağladı. Ayrıca bu kitap için hem Kosova hem Arnavutluk hem de Makedonya'da geniş bir tanıtım programı yaptık. Aliya İzzetbegoviç'in Doğu ile Batı Arasında İslam isimli kitabının Arnavut entelijensiyasında çok ciddi yankı uyandırdığını hatırlıyorum.

2000 yılından sonra Logos-A Yayınevinin vizyonu, tam hedeflenen şekilde yansımaya başladı diyebilirim. Zira bundan sonra sosyal bilimlerde tanınmış isimlerin kitaplarını Arnavutça olarak yayınlamaya başladık. Dolayısıyla sonraki yıllarda vizyonumuzu değil ama çehremizi değiştirdik. Biz yayınevi olarak her daim İslam düşünce geleneğini ön planda tuttuk; Ayrıca bu gelenekten kopmadan diğer düşünce geleneklerini anlamaya çalışan bir Müslüman aydın profilinin oluşmasına da gücümüz yettiği kadar hizmet etmeyi hedefledik. Bugün bu vizyonumuzu daha sağlıklı bir şekilde yansıttığımızı düşünüyorum. Zaten yeni dönemde Arnavut entelektüeller tarafından Logos-A çok ciddi benimsenmeye başlandı; hatta "bizim yayın evimiz" bile demeye başladılar. 2005 yılından sonra sadece belli bir kesimdeğil üniversite hocaları dâhil tüm Arnavut entelektüeller okul kitaplarının bile Logos-A tarafından basılmasını destekler hale geldiler. Bu gelişmelerle birlikte arzuladığımız noktaya doğru ulaşmak adına güzel adımlar attığımızı gördük.


Logos-A'nın bastığı ilk kitap 'Nasıl Müslüman olmalısın' ve son kitap 'Stratejik Derinlik

Yirmi yıllık bu süreçte Logos-A'nın yayın serüveninde kritik yayınlar hangileri oldu?

Bu yıl 20. yılımızı kutluyoruz ve Dünya Bülteni okuyucularına çok ilginç bir şey anlatmak istiyorum. 20. yıl kataloğumuzu açtığınızda ilk kitabımızın isminin 'Nasıl Bir Müslüman Olmalısın' olduğunu göreceksiniz. Ben bu birinci kitabı kritik olarak görüyorum; çünkü başlığı insanları biraz düşünmeye sevk etti. 20. yıla geldiğimizde ise katalogdaki son kitabımız çok ilginç -ki buna tesadüf değil tevafuk diyeceğim- Ahmet Davutoğlu Hocanın Stratejik Derinlik kitabı oldu. İnsanlar kataloğu açtıklarında bunu planlı bir şekilde yaptığımızı zannetti. "Nasıl bir Müslüman olmalıyım?" sorusu, daha sofistike edilmiş bir şekilde 21. yüzyılın bilge şahsiyetlerinden olan Ahmet Davutoğlu tarafından soruluyor. Bu soruyu "Nasıl bir Müslüman aydın olmalıyım" ya da "Bir aydın olarak hangi sorulara cevap aramalıyım?" şeklinde değişik akademik yayınlarıyla derinleştiren Davutoğlu, ait olduğu medeniyeti, kültürü, coğrafyayı, tarihi ve düşünce geleneğini sorgulamakla birlikte Batı ile diğer medeniyetleri de anlamaya çalışıp İslam dünyasına yeni bir perspektif sunuyor. Bu açıdan bu iki kitap, Logos-A'nın hem yayın serüvenini hem de misyonunu tasvir edici mahiyette olması hasebiyle önemli. Tabii Davutoğlu'nun mukayese ve sorgulamaları içeren farklı makaleler ve kitaplarını da Arnavutça olarak yayınladık.

Bunun dışında Seyyid Hüseyn Nasr'ın ve epeyce ses getiren Muhammed İkbal'ın kitaplarını çok kritik yayınlar olarak görüyorum. Daha önce değindiğim gibi Aliya İzzetbegoviç'in Doğu ve Batı Arasında İslam özellikle Arnavutluk'ta çok okundu. Hatırlıyorum 1994 yılında ilk defa İslam ekonomisi üzerine merhum Necmettin Erbakan Hocanın kitabını basmıştık. Bizdeki iktisatçı Arnavutlar arasında çok tartışılmıştı. Öte yandan Arnavut edebiyatçılarına Anadolu'nun yetiştirdiği önemli isimleri tanıtmak istedik. Bu vesileyle Necip Fazıl Kısakürek'in Çile, Mevlânâ'nın Mesnevî, Mehmet Akif Ersoy'un Safahat isimli kitaplarını da bastık. Keza Samuel Huntingtın'ın Medeniyetler Çatışması kitabını da. Ancak Stratejik Derinlik kitabı için yaklaşık 30-35 değerlendirme yazısı yazıldı. Bu yüzden hem yankı hem de değer bakımından bu kitabın ayrı bir önemi olduğunu düşünüyorum.

SÜRECEK



İlgili Konular Adnan İsmaili
Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş

Yorum
.....
Yabancı
\"İslami Entelijansiya\" gelince küçük şeylerle uğraşmayalım.Tıpkı bir zamanlar edebiyatçılarımız aruz vezni-aruz ölçüsü mü hangisi doğru muhabbetine girmeye gerek yok .Çünkü asıl amacımız o değil fark hedeflerin peşindeyiz. Söyleşiyi gerçekleştiren Nedim bey e de teşşekkür ederim.Adnan İsmaili yi daha da iyi tanımama sebep oldu.Adnan İsmaili Balkanlarda Örnek Alınacak Kişidir .Slm
10/10/2011, 20:19
İslami Entelijansiya
Arda SONAY
Bu denli güzel bir söyleşiyi yapanların \"İslami Entelijansiya\" gibi uyduruk bir tabir kullanması çelişki. Mutlaka kullanmak gerekiyor idiyse, \"Müslüman Entelijansiya\" denmeliydi. Kaldı ki, entelijansiya, siyasi, iktisadi, bürokrtatik elitleri de kapsayan geniş bir kavram. Söz konusu olan Adnan İsmaili gibiler ise, doğru ifade \"Müslüman Münevver\" olmalıdır. Selam.
07/10/2011, 11:57
Adnan Ismaili baska biri....
Mesut Idriz
Birkac ay one Mehmet Akif Ersoy\'u anma toreninde Adnan Ismaili abimiz anmistim. Kendisi komunist Yugoslavya dagilmasindan sonra ilk Musluman yayin evini kurdu ve ismini Mehmet Akif takti, ama belli baskilardan dolayi yayin evini kapatmak zorunda kaldi ve ardindan Logos-A\'yi kurup kucuk bir cocuk gibi buyuttu, olgunastirdi ve bugun 21 yasinda bir delikanli yapti. Umariz Logos-A buyur ama yaslanmaz.
05/10/2011, 21:08