Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


10:08, 19 Ocak 2018 Cuma
Güncelleme: 13:12, 08 Ekim 2011 Cumartesi

  • Paylaş
Balkanlar\'daki İslami Entelijansiya üzerine-2
Balkanlar\'daki İslami Entelijansiya üzerine-2

Balkanlar\'daki Müslüman unsurların ilmî, sosyal ve kültürel alandaki sıkıntılarıyla da yakından ilgilenen Logos-A yayınevi sahibi Adnan İsmaili ile Balkanlar’la alakalı birçok konuyu konuştuk

Nedim Emin - Dünya Bülteni/ Üsküp

Müslüman ve özellikle Arnavut entellektüel hayatına çok önemli katkılarıyla bilinen ve merkez ofisi Üsküp’te bulunan Logos-A yayınevi, bu sene kuruluşunun 20. yıldönümünü kutluyor. Yayıncılık faaliyetleri dışında Balkanlar’daki Arnavut toplumunun ve diğer Müslüman unsurların ilmî, sosyal ve kültürel alandaki sıkıntılarıyla da yakından ilgilenen Logos-A yayınevi sahibi Adnan İsmaili ile Balkanlar’la alakalı birçok konuyu konuştuk. Komünizm dönemini ve özellikle komünizm sonrası gelişen karmaşık süreçte Balkanların en önemli Müslüman unsuru olan Arnavut toplumunun kimlik ve kültürel problemlerine değindik. Bununla birlikte Arnavut entelektüel etkinlikleri arasında önemli yeri olan yayıncılık faaliyetlerini, Logos-A yayınevini ve genel anlamda Balkanlar’daki Müslümanları Adnan İsmaili ile etraflıca konuştuk.

II. Bölüm

Arnavutların yaşadığı ülkelerde 1990’dan sonra nasıl bir Müslüman aydın tipolojisinden bahsedebiliriz?

Bu sorunun cevabını bulmak için tarihin derin köklerine kadar inmek gerekebilir. Zira komünist mantık da ulus-devlet mantığı da aydınların zihinlerini aynı kökten besliyor. Günümüzde aydınların kimlik konumlandırması ne yönde ise tarihe karşı bakış açısı da tarih yazımı da ona göre şekilleniyor. Şimdi ne demek istediğimi biraz daha açmaya çalışacağım. Ulusal Arnavut tarihinin ana kahramanı İskender Bey (Gjergj Kastrioti) isimli Hıristiyan asıllı yeniçeri askeri, sonradan isyan edip haçlılarla ittifak kuruyor ve Fatih Sultan Mehmed’in ordusuna karşı savaşıyor. Bu tarihsel gerçeklikten hareketle modern ulus inşa sürecinde Arnavut kimliğine İskender Bey fenomeni ciddi bir şekilde eklemlendirildi. Dolayısıyla bugün Arnavut aydınının, ulusal tarihin merkezine İskender Bey’i yerleştirmesine pek şaşırmamak gerekir. Ancak burada şöyle bir sıkıntı var. “Ben kendimi İslam tarihinin bir parçası olarak görüyorum” diyen Müslüman Arnavut kesim, bu tarih tasarımının neresinde yer alıyor? İskender Bey’i ulusal tarihin merkezine yerleştirenler bu sorunun üstünü örtüyor; ama bu konuda yeni yeni sorgulamaların başladığını belirtmeliyim. Bugün Makedonya, Arnavutluk ve Kosova’da Osmanlı tarihini kendi ulusal tarihine yerleştirmek yerine, kendilerini Osmanlı tarihinin bir parçası olarak görmek isteyen bir aydın kesiminden bahsedebiliyoruz. Ne yazık ki sadece birkaç yıl önce böyle bir şeyden bahsetmek hainlikle suçlanmanıza neden oluyordu. Oysa bugün durumlar değişti. Henüz her aydın özgürce fikirlerini ifade edemese de toplum eskisi kadar ideolojilere sadık kalmak zorunda değil. Zira şimdi herkes istediği her bilgiye kolaylıkla ulaşıyor ve neyin doğru neyin yanlış olduğuna daha kolay karar veriyor.

Ancak geleceğe dair umutlu olmamız için birçok neden var. Çok sayıda Arnavut öğrenci artık Türkiye’de eğitim görüyor. Bu çok umut verici bir şey. Daha önce Arnavut öğrencilerin eğitimi için genelde Batı ülkelerini tercih ettikleri düşünüldüğünde, bu inanılmaz bir gelişme. Ben sadece Türkiye tercih edilsin demiyorum; ama Türkiye’nin gerek gelenek, gerek kültür gerekse tarihsel birikimiyle Arnavut toplumuna vereceği daha fazla şey var. Ayrıca Türkiye’ye giden Arnavut öğrenciler ülkelerine döndüklerinde tecrübe aktarımının hızlanacağına inanıyorum. Bununla birlikte yıllar boyunca oluşturulmuş önyargıların da bu yolla kırılacağını ümit ediyorum. Türkiye’ye okumak için giden yeni nesillerin eskisi gibi ideologları yok ve bu onların özgürce eğitim görmelerini ve sadece ülkelerinin yararını düşünmelerini sağlıyor. Bu açıdan Arnavut aydınının yeni dönemde daha sağlıklı bir zemin elde etmesi için koşullar olumlu yönde değişiyor.

Üsküp-Tiran-Priştina hattından ziyade Üsküp-Sancak-Saraybosna hattının; hatta buna Zagreb ve Lyublana’yı da ekleyebiliriz, son yıllarda özellikle de Yugoslavya sonrası biraz pasifleştiğini görüyoruz. Bu kopuşun nedenlerine değinebilir misiniz?

Evet, bu artık maalesef çok net görülen bir gerçek. Üsküp-Priştina-Tiran hattı her açıdan iç içe; neticede aynı halk, aynı dil ve aynı kültür olduğundan dolayı bu ülkelerin daha sıkı ilişki içinde bulunmalarını doğal karşılayabiliriz. Ancak son zamanlarda bu hattın da sıkıntıya gireceği konuşulmaya başlandı. Mesela Kosovalı Arnavutların bazıları kendilerine “Arnavut” demek yerine “Kosovalı” diye yeni bir milli kimlik inşa etmeye çalışıyorlar. Herhalde Büyük Arnavutluk’tan çekindikleri için(!) Kosovalı diye bir kimlik oluşturarak Kosova’yı Makedonya ve Arnavutluk’tan koparmaya çalışıyorlar.

Üsküp-Sancak-Saraybosna hattına gelince, rahatlıkla diyebilirim ki komünizm döneminde çok daha sıkı ilişki içinde, hatta çok daha iç içeydik. Ancak bugün çok uzaklaştığımız, hatta koptuğumuz apaçık ortada. Tabii bunun birçok nedeni var. Mesela komünizm döneminde Yugoslavya’da ulaşım çok rahattı ve hiçbir sınır engeli yoktu; ama artık aşılmaz duvarlar oluştu. İkinci neden ise Bosna, Kosova ve Makedonya’daki savaşların ördüğü nefret duvarları. Bugün pasaporta göre muamele görüyoruz sınırda. Bu da insanları ister istemez yıldırıyor. Bunun dışında Müslüman aydınlara bile bulaşan milliyetçilik virüsü var. Bu da Boşnaklar ile Arnavutları birbirinden uzaklaştırdı. Bir başka neden de biraz teknik ama önemli. Bugün Üsküp, Priştina veya Tiran’dan Saraybosna’ya uçuş hattı yok veya çok az var. Sıkıntılı olan Sırbistan sınırından geçmemek için önce Üsküp-İstanbul, oradan da İstanbul-Saraybosna uçuş hattını kullanıp dolanıyoruz. Düşünün artık tüm bu koşulların ne kadar büyük bir engel teşkil ettiğini...

Ancak tüm bu sıkıntılara meydan okuyarak bu sorunlara çözüm üretmek için yeni bir girişim başlattık. Boşnak ve Arnavut entelektüellerin bir araya gelmesini sağlayacak bir platform oluşturmayı planlıyoruz. Bu platform daha sonra bir entelektüel ağ oluşturacak şekilde irtibatlarını güçlü tutacak. İnşallah bunun ilk toplantısını İstanbul’da yapacağız.

Balkanlar’da Müslüman aydınların kendilerini daha özgürce ifade edebileceği ortamlar oluşturmak için ne gibi projeleriniz var?

Balkanlar’da Türk, Boşnak, Arnavut ve diğer unsurlardan oluşan ciddi bir Müslüman nüfus var. Bu da bize önemli bir hareket alanı sağlıyor. Daha önceki dönemlerde de bu nüfus vardı ama imkân yoktu; şimdi ise imkân da var. Yani burada öncelikli mesele, az önce de değindiğim gibi Arnavut ve Boşnak aydınların yakınlaşmasını sağlamaktır. Dolayısıyla Balkan coğrafyasındaki yerli aydınları daha sık bir araya getirmek lazım. Bu projenin merkezi İstanbul olacak. İstanbul, sadece sembolik olarak bir merkez değil, kültürel ve tarihî birlikteliğimizin kalbini de teşkil ediyor. Biraz geriye gidersek bölge son yüz yıldır hep sıkıntılı süreçler yaşadı. Özellikle Müslümanlar hakikaten çok fazla zulüm gördü. Ekonomik olarak da zayıfladı. Şimdi bütün bu unsurları yeniden ihya etmek gerekir. Önce zihinlerin o travmaları atlatması lazım; sonrasında zaten özgüven sahibi bir Müslüman aydın topluluğu ortaya çıkacaktır. Bu hedefleri gerçekleştirmek kendi kurumlarımızı oluşturmayı gerektirir.

Bunun için de ciddi adımlar atıldı; ilk olarak Üsküp’te bulunan eski Kosova Vilâyet Merkezi ve Telgrafhâne binaları alındı; inşallah bu yapılar restore edilerek Balkanlar’a yönelik akademik çalışmaların yapılacağı bir enstitü kurulacak. Bu enstitü sosyal bilimlere ağırlık verecek ve temenni ederim ki bu kurum sayesinde Balkan aydınları tamamen özgür bir platform kazanacak. Burada Boşnak, Türk, Arnavut ve diğer tüm milliyetlere mensup akademisyenlere yeni imkânlar tanınacak. Bu enstitünün Üsküp’te kurulması da ayrıca çok anlamlı bir şey. Çünkü Üsküp şehir geleneğiyle ve zengin etnik yapısıyla çok-kültürlü projelere ev sahipliği yapabilecek kapasiteye sahip bir Balkan şehri. Dilerim bu proje sayesinde Müslüman aydınlar da hak ettikleri konuma ulaşacak ve yüz yıllık baskılar sona ererek tarihin normal akışı sağlanacaktır.

Bu enstitü projesini çok ciddi bir adım olarak görüyorum ve bu yapıların tam yüz yıl aradan sonra bir enstitü olarak aktif hale gelmesini tüm bölge halkı memnuniyetle karşılayacaktır. Bu konuda bir slogan bile geliştirdik “Balkan Savaşlarından Balkan Barışına” diye. İnşallah bu başlıkta bir de sempozyum düzenlemeyi hedefliyoruz.

Son olarak Balkan insanının ve özellikle de Arnavut halkının Türkiye algısında neler değişti ve son yıllarda Türkiye’nin bu coğrafyaya artan ilgisi nasıl karşılanıyor?

O kadar çok şey değişti ki hepimiz buna şaşırdık açıkçası. Birincisi, Türkiye eskisi kadar “öteki” olarak görülmüyor. Önceden neredeyse tüm Balkan toplumlarının kimlik inşasında ana motif Türk ve Osmanlı düşmanlığı idi. Bu algı tamamen yok olmadı, ama yavaş yavaş değişmeye başladı. Yani önceden Müslüman Arnavutlarda bile Türk düşmanlığı yaygındı. Zira tarih kitapları ya Slav tarihçiler ya da Katolik tarihçiler tarafından yazıldı. Eski Osmanlı topraklarının çoğunda olduğu gibi bu coğrafyada da tarih manipüle edildi. Ancak şimdi dünya küçüldü ve Osmanlı tarihi sadece yerel tarihçilerin yazdığı kitaplardan okunmuyor. Mesela İlber Ortaylı ve Halil İnalcık’ın kitapları Makedonca’ya, Sırpça’ya, Arnavutça’ya ve diğer Balkan dillerine de çevrildi. Türk yetkililerin bölgeyi daha sık ziyaret etmesi ile Balkan insanı Türkiye’ye kapılarını daha da fazla açtı. Mesela Türk dizilerinin (kaliteleri veya sundukları değer bakımından tartışılsa da) Balkan toplumları tarafından tercih edilmesi kendi başına çok önemli bir olaydır. Yani düşünün bir Hıristiyan Makedon ya da Sırp, Türkleri Fransız ya da Almanlardan kendine daha yakın bulabiliyor. Bu normalleşme ister istemez hem ekonomik hem de diğer alanlarda iyileşmeyi getiriyor. Balkan halkları artık savaşlardan bıktı ve huzur, istikrar istiyor. İşte bu arayışla Türkiye’yi merkez olarak görüyor. Çünkü dünyada başka hiçbir güçlü ülke Balkanlar’ı Türkiye kadar ensesinde hissedemez. Özetle sadece Müslümanların değil, genel anlamda tüm Balkan toplumlarının zihinlerinde değişen bir Türkiye algısı var. Bu algının değişmesinde şüphesiz Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun ciddi katkısı var. Türkiye Balkanlar’a sanırım hiçbir dönemde bu kadar yoğun bir ilgi göstermemişti. Başta TİKA olmak üzere Türkiye’den gelen devlet kurumlarının ve sivil toplum kuruluşlarının da bölgedeki iyi niyetli çalışmalarını vurgulamak gerekir. Nitekim bu ilgi beraberinde olumlu sonuçlar getirdi ve getirmeye de devam edecek.

Bu olumlu gelişmeler Müslümanları biraz daha fazla umutlandırıyor tabii. Çünkü onlar yüz yıldır bu coğrafyada neredeyse yetim bırakıldı. Bakın, Yugoslavya dağıldıktan sonra bölgede üç tane ciddi savaş çıktı ve üçü de Müslümanların yoğun olarak yaşadığı ülkelerde idi. Hepsinde de Müslümanlar ciddi zulümlere uğradı. Bu yüzden Müslümanların bazı hakları yeniden kazanması ve kısıtlanmış imkânları yeniden elde etmesi lazım. Balkanlar’daki Müslümanlar Türkiye’nin desteği ile ayrıcalıklı bir konum istemiyor. Sadece kendi özgürlük alanlarını elde etmek için adalet istiyor. Haliyle bu konuda en büyük güvence ve umut kaynağı olarak Türkiye görülüyor. Ekonominin burada payı büyük olsa da, kanaatimce ortak kültür ve tarih sadece Müslümanları değil, tüm Balkan toplumlarının Türkiye’ye sempati duymasını kolaylaştırıyor. Çok geç kalınsa da Türkiye’nin son yıllardaki Balkan Açılımı çok ciddi sonuçlar doğurdu ve inşallah bunun devamı da gelecek.



İlgili Konular Adnan İsmaili
Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş

Yorum
Güzel İşler
Azbi
Yapılanlar çok önemli özellikle SHENJA dergisi bu konuda çok başarılı.
28/04/2013, 21:49
Gercek
Ali
Adam cok guzel isler yapiyormus,yani adam inanilmaz isler yapiyormus gercekten arnavutlarla ilgili gercekleri soluyor bende bir arnavutum ama hicbir arnavut bu adam gibi boyle guzel soleyemez ya :D
24/03/2012, 22:45