Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


18:18, 20 Ocak 2018 Cumartesi
Güncelleme: 02:50, 01 Temmuz 2013 Pazartesi

  • Paylaş
Osmanlı'da esir ticareti batı devletlerinden önce yasaklanmıştı
Osmanlı'da esir ticareti batı devletlerinden önce yasaklanmıştı

1857’de imparatorluk genelinde (Çerkesler hariç olmak üzere) bütünüyle yasaklanmasına kadar vardı. Bu aşamada eskiden getirilmiş olan kölelerin alım-satımı ve miras bırakılmasına izin verilirken, yeni Afrikalı köle getirilmesi men edilmekteydi.

Emre Gül/ Tarih Dosyası/ Dünya Bülteni

 

Sadrazam Mustafa Reşid Paşa

 

Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşundan itibaren kölelik, hukuki bir statü ve kurum olarak hiçbir zaman yok sayılmamış, Osmanlı yönetimince çıkarılan tüm kanunlar ve fermanlar köle ticaretinin belli bir kolunun daraltılmasıyla sınırlı kalmıştı. Fakat, Osmanlı'daki kölelik anlayışı Batı'da bilinen şekilde değildi ve genellikle ev işlerinde, özel ve askeri hizmetlerde kullanılmak üzere köle edinilir veya satın alınırdı. 19. yüzyıla gelindiğinde köle ticaretinin yasaklanması için uluslararası bir kampanya yürüten, başta İngiltere olmak üzere, Batılı devletlerin çabasıyla birlikte; Osmanlı İmparatorluğu’nda da radikal ve köklü bir değişim yaşanmış, imparatorluğa köle temin edilmesinden vazgeçilmesi ve köle ticaretinin zorlaştırılmasına ilişkin “aşamalı olarak tedbir alınması” politikası benimsenmişti.

Dünya üzerinde kölelik uygulamasını kanunen kaldıran ilk devlet, 25 Mart 1807 tarihiyle İngiltere’dir.  Fakat bu yasağın fiili olarak hayata geçmesi otuz yıl sonra mümkün olabilmiş ve ancak 1833’te İngiltere, kendisine bağlı olan tüm sömürgelerinde kölelik uygulamasının ilga edildiğini ilan etmişti. Ne var ki Avrupalı köle tacirleri yasağa rağmen, gemilerle Fransız Batı Hint Adaları’na 1848 yılına kadar köle taşımayı sürdürmüşler, Portekiz, Hollanda ve İspanya köle ticaretini bir süre daha devam ettirmişlerdi.

Bu konuda İngiltere’yi takip eden ilk devlet ise, Tanzimat ile birlikte yapılmaya başlanan reformlarla Osmanlı İmparatorluğu olmuştu. 1847’de yayımlanan Sultan Abdülmecid Han’ın fermanıyla Osmanlı bandıralı gemilerin, Doğu Afrika'dan Basra Körfezi bölgesine yapılan Afrikalı köle ticaretine karışması yasaklanmıştı. Osmanlı köle tacirleri, Afrikalı kölelerinin çoğunu Kanem, Bagirmi, Waday, Bornu,  Kodofan, Darfur, Sudan, Gurage, Zanzibar ve Etiyopya'dan edinerek;  Hicaz, Mısır, Trablusgarp, Bingazi, Malta, Girit, Rodos, Basra, Bağdat, Diyarbekir güzergâhlarıyla İstanbul, İzmir, Bağdat, Şam, Kahire gibi kentlerde kurulan esir pazarlarında satışa çıkarmaktaydı.

Afrikalı köleler, Osmanlı esir pazarlarına, büyük kervanlar, yelkenli gemiler, buharlı gemiler,  hacılar ve bazı devlet görevlileri aracılığı ile getirilirlerdi. Osmanlı yönetimi 1849 yılından sonra yayınladığı emirnamelerle, “esir ticaretinin insani koşullarda yapılmasını, gerekli önlemi almayan esircilerin cezalandırılmasını” istedi. Sonraki yıllarda devam eden köle ticaretine ilişkin alınan önemler, 1857’de imparatorluk genelinde (Çerkesler hariç olmak üzere) bütünüyle yasaklanmasına kadar vardı. Bu aşamada eskiden getirilmiş olan kölelerin alım-satımı ve miras bırakılmasına izin verilirken, yeni Afrikalı köle getirilmesi men edilmekteydi.

 Nitekim Tanzimat Fermanı’nın mimarlarından olan Mustafa Reşid Paşa, Kaptan-ı Derya Damad Mehmed Ali Paşa’ya gönderdiği 22 Cemazeyilahir 1273( 17 Şubat 1857) tarihli resmi yazıda: “Zenci esir ticaretinin bu defa bütünüyle yasaklanmasına karar verilerek, bunun için Mısır, Trablus ve Bağdat Vilayetleri’ne emirler gönderildiği, Basra Körfezi, Akdeniz sahilleri ve adalarının hiçbirinde zenci esir alım-satımı ve nakline müsaade edilmeyeceği, şayet zenci esir getirilirse bunların zorla serbest bırakılmalarının sağlanması ve uygun yer ve evlere yerleştirilip geçimlerinin sağlanması, 6 hafta içerisinde bu yasağın tüm Akdeniz genelinde uygulamaya konulması ve bu süre sonunda hala zenci esir taşıdığı tespit edilen gemilere devlet adına el konulmasının ilgili yerlerdeki bütün Osmanlı askeri ve mülki memurlarına tebliğini, kumandanların da belirtilen hususlara dikkat etmelerini” istemişti. Fakat neticede alınan tüm tedbirlere rağmen köle ticaretindeki suiistimaller engellenememiş, Köle tacirleri bir yerden bir yere götürdükleri Afrikalı kölelerin kendilerine ait eski köleler olduğunu öne sürmüşlerdi. Yasağı delmek için yapılan girişimlerse yeni ferman ve emirnamelerle engellenmeye çalışılmıştı.

Kaynaklar:

Erdem, H., Osmanlıda Köleliğin Sonu: 1800-1909, İstanbul, 2004.

Toledano, E., Osmanlı Köle Ticareti, 1840-1890, İstanbul, 1994.

 

Mustafa Reşid Paşa’nın zenci esir ticaretinin yasaklandığını bildiren ve Kaptan-ı Derya Damad Mehmed Ali Paşa’ya gönderdiği tezkire

 
   

“Maruz-ı çakerleridir ki

Malum-ı ali-i asafaneleri buyrulduğu üzere üsera-yı zenciye ticaretinin bu kerre men’i küllisine karar verilerek ol babda Mısır ve Trablus ve Bağdat taraflarına evamir-i aliye ısdar olunarak bundan böyle Akdeniz sevahili ve cezayirinde(cezairinde) vusul-ü evamirden sonra hiçbir tarafa üsera-yı zenciye salıverilmemesi ve şayet üsera-yı zenciye gelecek olur ise esircilerin icbarıyla i'tak ettirilerek münasip mahallere ve hanelere yerleştirilip esbab-ı taayyüşlerine bakılması ve bu memnu'iyyetin Akdeniz’de intişarına altı hafta müddet kafi olduğundan bu müddetin inkızasından sonra derununda üsera-yı zenciye olarak liman ve iskelelere vürud edebilecek sefainin canib-i miriçün zaptı ve kaptanının hapsi ile keyfiyyetin bu tarafa işarı zımmında kaffe-i sevahil ve cezayirde(cezairde) bulunan bil-cümle memurin-i Saltanat-ı Seniyyeye tenbihat ekide icra olunması ve Bahr-i Farisi yani Basra Körfezi için kezalik tarih-i ilandan muteber olmak üzere üç mah mehil tayin kılınmış olmasıyla tarih-i ilandan sonra ol havaliye dahi gelebilecek üsera-yı zenciye hiçbir tarafa salıverilmeyip ber-minval-i muharrer getiren esircilerin icbarıyla i'tak ettirilerek bahren memleketlerine iadelerinde suhulet olduğu halde mahallerine iadesi ve yahut anlarında(onlarında) Bahr-i Sefid’de olduğu gibi münasib mahallere ve hanelere yerleştirilip esbab-ı taayyüşlerine bakılması ve Basra Tersanesi’nde olan süfun-ı hümayun-ı şahane bir suret-i matlubeye konularak iktiza eden mahallerde sefineler dolaştırılıp zikr olunan müddet-i mehil inkizasından sonra öyle derununda üsera-yı zenciye olduğu halde tesadüf edebilecekleri teb’a-i Devlet-i Aliyye tüccar sefinelerini canib-i miriçün zabt ile keyfiyetin bu tarafa iş'arı ve Bahr-i Sefid’de geşt ü güzar etmekte olan süfun-ı şahane kumandanları dahi bu hususa mütemadiyen dikkat ve nezaret ederek ber-vechi muharrer altı hafta müddet-i mehilden sonra şayet içinde üsera-yı zenciye olarak tesadüf edebilecekleri sefain-i ticariyeyi zabt ile Dersaadet’e göndermeleri tenbihatını mütezammın Bahr-i Sefid’de bulunan süfun-ı harbiye kumandanları canibine talimat-ı vazıha irsal kılınmış ve Saik-i Şadi vapur-ı hümayunu geçende Trablus canibine azimet ve avdetinde bazı usera-yı zenciye almış olduğu rivayet olunup tahkikat-ı icabiyesi bade’l-icra karin-i sıhhat olduğu halde te'dibine bakılması hususunda emr ü ferman mekarim-unvan-ı Hazret-i padişahi iktizay-ı alisinden olarak Dersaadet ve taşralarca iktizaları icra olunmuş olmağla taraf-ı ali-i asafanelerinden dahi ber-mantuk-ı irade-i seniyye Bahr-i Sefid’de bulunan süfun-ı harbiye kumandanlarına ber-vech-i muharer talimat-ı vazıha irsal ve Basra Tersanesi tarafına dahi tahrirat-ı mukteziye isbal buyurulması ve rivayet-i mezkurenin dahi bi'l-etraf tahkik ve izbarı hususlarına himem-i aliyye-i kapudanileri derkar buyurulmak babında emr u irade hazret-i menlehul-emrindir.

Fi 22 Cemazeyilahir Sene 1273

Maruz-u çaker-i kemineleridir ki

Müfad-ı işar-ı ali-i sadaret-penahileri karin-i ikan-ı acizi olarak Meclis-i Bahriye’ye lede’l-i'ta ba'dezin şu memnu'iyyetin devam ve bekası esbabının istihsaline dikkat ve nezaret eylemeleriçün Bahr-i Sefid canibinde bulunan süfun-ı şahane süvarilerine ol vecihle talimat-ı vazıha irsali lazım geleceği misüllü Dersaadetce  dahi Devlet-i Aliyye tüccar-ı sefayini kaptanlarına beyan olunmak üzere keyfiyetin liman memuru saadetlü paşa bendeleri tarafına ifade ve işarı ve Basra Tersanesi’nde bulunan sefin-i hümayundan münasip mahallerde gemiler gezdirilerek memnu'iyyet-i mezkurenin muhafaza-i daimiye tahtına alınması hususunun dahi tersane-i mezburede bulunan Binbaşı  Ahmed Bey kulları tarafına tahrir ve izbarı iktiza edeceği ve zikr olunan Saik-i Şadi vapur-ı hümayunuyla hizmet-i askeriyede kullanılmak üzre emsali vecihle on sekiz nefer celb ettirilmiş ise de usera-yı zenciye getirildiğine malumat olmadığından süvarisi celb olunarak sual olundukda ol tarafta bulunan cevari-i mu'tekadan Dersaadette aşçılık ve hizmetçilik ile geçinmek üzere çend-i nefer-i zenciye getirmiş ve hatta bunlar fakire ve acezeden bulunmuş olduklarından sadaka-i ser-meali efser-i padişahi olmak üzere naul dahi alınmamış olduğunu beyan edildiği Meclis-i mezkurdan ba- müzekkere ifade kılınmış olup ancak vapur-ı hümayunda usera-yı zenciye olmaması hususu mukaddema süvarilerine tenbih olunmuş iken mumaileyhin mezbureleri vapura alması ve Dersaadete vusulünde dahi taraf-ı aciziye haber vermemesi yine bir nev'i töhmet olduğundan süvari-i mumaileyh bir hafta habs ile te'dib kılınmış ve zikr olunan sefin-i şahane süvarilerine ol vecihle talimat-ı mukteziye irsaliyle keyfiyet liman ve Basra canibine dahi müekkeden tahrir ve iş'ar olunmuş olmağla ol babda emr ü ferman hazret-i menlehul-emrindir

 

Fi Gurre-i Receb Sene 1273 Bende Mehmed Ali 



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş