Cakarta'da kentsel dönüşüm / Mehmet Özay | Güneydoğu Asya | | Dünya Bülteni Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


13:31, 24 Haziran 2018 Pazar
Güncelleme: 15:28, 09 Temmuz 2013 Salı

  • Paylaş
Cakarta'da kentsel dönüşüm / Mehmet Özay
Cakarta'da kentsel dönüşüm / Mehmet Özay

Devlet yetkililerince ülke nüfusunun çoğunluğunun Müslüman olmasından tevellüt gururlanmalarına karşılık, ülkenin başkentinde halkın gündelik yaşamını doğrudan etkileyen olumsuzluklara kalıcı çare üretilmesi noktasında istikrarlı bir çabanın sergilenemeyişi çelişkili bir durum ortaya çıkarıyor.

Mehmet Özay - Dünya Bülteni / Cakarta

Dünyanın en kalabalık şehirlerinden olan Cakarta bu yıl kuruluşunun 486. yıldönümünü kutluyor. Başkentler ülkelerin yerelden küresele açılan kapıları olması hasebiyle önem taşır. Bu nedenle, ülke yönetimleri başkentlerini çekip çevirme işinde diğer şehirlere nazaran daha cömert, daha kapsamlı projelere soyunurlar. Yerel-küresel ilintisi açısından Cakarta’yı öne çıkartan özellik hiç kuşku yok ki, bir sömürge başkenti olarak dünya sahnesinde yer almaya başlaması olmuştur. Sömürgecilik öncesi dönemde bir yandan kadim Cava Kültürü’nün doğup geliştiği irili ufaklı kültür merkezleri arasında Cogcakarta’nın, öte yandan Hollandalıların askeri gücüne karşı koyamayan Banten Sultanlığı’nın dini atmosferinden Avrupa merkezli sekülerizme doğru dönüşümün de bir ifadesidir aslında. Bu bağlamda Cakarta, “beyaz adam”ın doğuda yerlilerle “karşılaşmaları”nın bir ürünü olarak, öncelikle alternatif bir yönetim ve ticaret merkezi olarak ortaya çıkmasıyla dikkat çeker. Cakarta’nın ortaya çıkışı, 16. yüzyılın hemen başlarında Hollanda Doğu Hint Şirketi (VOC-Vereenigde Oost-Indische Compaigne) adı verilen ticari yapılanmanın bölgede yaklaşık yirmi yıllık bir ‘keşif’ sürecinin sonunda, 1619 yılında gerçekleşmiştir.

Söz konusu bu ticari şirket, doğu adalarındaki tüm faaliyetlerinin odağı olacak şehrin kuruluşunu o dönemki adıyla Cava Adası’nın batısındaki ve burada yaşayan halka verilen “Betavi” isminden hareketle -o dönem Cayakarta adıyla anılan görece küçük yerleşim yerinde Batavya adını verdikleri bir şehrin gelişiminde kayda değer bir rol oynamıştır. Bu süreç hiç kuşku yok ki, Batı Avrupalı denizci milletlerin erken sömürgecilik dönemlerinin doğurduğu yapılanmalar ışığında limanlarına demir attıkları yerli topraklara geçici değil, kalıcı olarak geldiklerinin bir ifadesi olarak şehir yerleşimlerine önem verdiklerinin bir göstergesiydi. Bugün bunun en önemli göstergesi Eski Şehir olarak çevirebileceğimiz Kota Tua adıyla bilinen semttir. Kuzey Cakarta’da liman bölgesindeki, yani Sunda Kelapa’da Kota Tua yönetim binası, ticari depoları vb. yapıları ile dünden bugüne kalan sömürge dönemi maddi unsurları olarak dikkat çekmektedir.

Bu bağlamda, Hollandalıların Batavya’yı sömürge başkenti seçmelerinin rasyonel temellere dayandığına kuşku yok. Bir yandan boğazlara yani Sunda, Malaka, Johor Boğazları’na açılan öte yandan kuzeyde Çin, doğuda Ternate ve Doğu Timor’a kadar uzanan geniş adalar coğrafyasının tam kavşağında yer alır. Bölgede gelişme gösteren kimi rakip şehirler karşısında yukarıda zikredilen özelliğini kısmen bugün de sergilemekle birlikte Cakarta’nın bünyesinde yer alan yerli özelliklerin niceliği, sorunların çözümü noktasında aciliyeti de beraberinde getiriyor.

Bugünün Cakarta’sı

Bu girişin ardından, bugün nüfusu 250 milyona yaklaşan bir ülkenin başkentliğini yapan Cakarta’da kuruluşunun 486. yıldönümü bağlamında şehre şöyle bir göz atmakta fayda var. Sıradan bir yıldönümü olarak algılanabilecek bir tarihsel dönüm noktası olsa da, şehrin henüz daha yeni sayılacak Valisi’nin şehre dair politikalarını gündeme getirmede bir vesile olduğu söylenebilir.

Geçen yıl yapılan valilik seçimlerinde genç, dinamik ve başarılı bir yerel yönetici olan Jokowi’nin birkaç partinin ortak adayı olarak yarışı kazanmasıyla, başta Başkent halkı olmak üzere ülkede Cakarta’ya yönelik beklentilerin gerçekleşeceğine dair bir ümit hasıl oldu. Jokowi’nin bu ümidin reelle buluşturmada böylesi yıldönümlerini işlevsel bir hale getirmeye çalıştığı gözleniyor. Örneğin bu yıl, şehre dair izlenimleri sembolik olarak ortaya koyan “Yeni Cakarta” (Jakarta Baru) sloganı dikkat çekiyor. Tabii, yukarıda kısaca zikrettiğimiz Kota Tua ile Jakarta Baru arasında doğrudan bir ‘hesaplaşma’ olduğunu ima etmiyorum. Bu sloganın, sadece popüler bir algı yaratımından ziyade, kökleri derinlere uzanan sorunlar yumağı karşısında yerel yönetimin bazı politikalarla şehir sakinlerinin karşısına çıkma arzusu yattığı iddia edilebilir.

Elbette, Doğu Cava’da Solo (Surakarta) gibi orta halli bir şehir yönetiminden nüfusu yirmi milyona yaklaşan, bir yandan sürekli iç göçe açık, öte yandan bölgesel ve küresel taleplere ve gelişmelere paralel olarak alt yapı ihtiyaçları gündeme gelen bir şehri yönetmek elbette ki çok farklı paradigmaları beraberinde getiriyor. “Cakarta’nın sorunları nelerdir?” sorusunun karşılığını şehrin sokaklarında gezdiğimizde bulmakta zorlanmıyoruz. Şehrin kuzeyinden güneyine, ana arterlerinden dar sokaklarına kadar genel bir gözlemde göze çarpan unsurlar üçüncü dünyanın benzer şehirlerinden farklı değil. Genelleme noktasında bazı zaafiyetler olsa da, kimi ülkeleri ve dolayısıyla başkentlerini Üçüncü Dünya adıyla anılmaya iten sebeplerde bazı ortak noktalar da yok değil. Sürdürülebilir bir şehir yaşamının önüne engeller silsilesi olarak çıkan kontrolsüz iç göç, iş ve konut sorunu, eğitim kurumları ve araçlarının yetersizliği, taşıt sayısı/yol alt yapı çeşitliliği orantısızlığı, hava kirliliği vb öne çıkan konular arasında. Ancak hiç kuşku yok ki, bu maddi ögelerin dışında Cakarta gibi şehirlerde ümitsizliğe sevk eden en önemli unsur, sakinlerinin “şehirlilik” bilinci ile aralarındaki sorun. Bu durum, şehir nüfusunun %80’inin Müslümanlardan oluştuğu düşünüldüğünde farklı bir anlama büründüğü söylenebilir. Devlet yetkililerince ülke nüfusunun çoğunluğunun Müslüman olmasından tevellüt gururlanmalarına karşılık, ülkenin başkentinde halkın gündelik yaşamını doğrudan etkileyen olumsuzluklara kalıcı çare üretilmesi noktasında istikrarlı bir çabanın sergilenemeyişi çelişkili bir durum ortaya çıkarıyor.

Tabii şehirde yaşayan insanlara işaret ederken, şehre akın edenleri “yermek” yerine, şehri bir yaşam dokusu olarak şekillendirmede işlevsel olduğu varsayılan toplumsal kurumların rol dağılımında ve bu rollerin işlerlik kazanmasındaki ciddi yaklaşımları göz önünde bulundurulmalı gerektiğine içten bir vurgu yapma gereği duyuyoruz. Bunda hiç kuşku yok ki, başta valilik, belediyecilik gibi resmi ve özel/dini ve seküler kurumlar elinde şekillenen eğitim, sağlık vb. işlerle ilgili yapılaşmaların da yadsınamayacak roller olduğu kesin. Kırsal kesime mensup toplulukların ‘ana topraklardaki’ görece durağan, geleneksel ve dini değerleriyle görece mecz olmuş yapılaşması karşısında göçle birlikte gelen ‘köksüzlük’, şehre adım atan bireyin kaderi olmamalı düşüncesinden hareket etmekte fayda var.

Dışarıdan gelen kitleler ve kırsaldaki aidiyetlerine bağlılıklarını yeni yerleşim yerine, şehre kanalize etmedeki isteksizlikleri veya bunun uzun bir süreç alması üzerinde düşünülmeye değer. Bunda elbette ki, söz konusu şehir yönetiminin geniş kitleleri içine alacak, katılımı sağlayacak, hem şehrin maddi yapılanmasını hem de sakinlerinin bu şehri maddi ve manevi yönleriyle benimsemelerine yol açacak politikaları hayata geçirmede sergileyegeldikleri kayıtsızlık da yabana atılır bir olgu değil.

Vali Joko Widodo ile birlikte Cakartalılarda şehrin yüzünü güldürecek projelere imza atacağı konusundaki iyimser yaklaşım devam ediyor. Jokowi lakabıyla tanınan valinin Cakarta’yı hem şehir sakinlerinin temel ihtiyaçlarını gidermeye hem de bölgede eğitim, ticaret, siyaset, kültürel değişim vb. gibi alanlarda önemli kaynaşma noktası olması hasebiyle yabancılar için de cazibe merkezi kılmaya yönelik politikaları uygulamayı bekliyor.

Kısaca Cakarta’nın sorunları noktasında herkesçe malum problemlerin ötesinde bazı hususlara dikkat çekmekte fayda var. Demiryolu, otobüs terminalleri, hava ve deniz limanları çevreleri şehre gelenlerin ilk karşılaştıkları mekânlar olmasıyla dikkat çekiyor. Oysa bu tip mekânlar “şehre aidiyeti” sınırlı kitlelerin barınma, çalışma mekânı olması, buralarla ilgili mimari ve çevre yapılanması, temizlik, merkeze ulaşımı rahatlatacak…

Cakarta’da düşük gelirli grupların yaygın olarak yer aldıkları işler arasında seyyar satılıcılık ki bu grup içerisinde günün neredeyse her öğününe hitap edecek şekilde şehrin cadde ve sokaklarını kaplayan gıda satıcılığı geliyor. Şehrin merkezi caddelerine kadar yaygın olduğu gözlenen, kaldırımlar boyunca uzanan el arabaları veya sabit çadırlarda sürdürülmekte olan bu etkinliğin kendine özgü bir ‘kültürel işlevi’ olduğu yadsınamaz. Sadece bir yemek yeme mekânı değil, sosyalleşme işlevi de görmesiyle dikkat çeken bu ortamı rehabilite etmenin gerekliliği tartışılmaz. Bununla birlikte hem satıcıların ve hem de hitap ettikleri müşteri kitlesinin çeşitliliği ve çokluğu rehabilitasyon süreci önündeki kayda değer bir ‘arıza’ olarak görülebilir. Gene kendi veya benzeri ekonomik gruptan insanlara hitap eden ve aslında son derece de canlı bir ekonomik etkileşime konu olan bu tür seyyar satıcılık rehabilitasyonu şehrin gündelik yaşamında önemli sağlık, etik, temizlik vb. anlamında davranış değişikliklerine de konu olacaktır. Bu sorunun halli meselesi valiliğe bağlı ilgili müdürlüklerle sınırlı kalmayıp, gene aralarında dini, ekonomik, sağlık, çevre gibi ilgili sivil toplum kuruluşlarını da içine alacak geniş oluşumun, sadece fikirsel düzeyde değil ekonomik anlamda da aktif katılımıyla bu ekonomik araçta kayda değer davranış ve uygulama değişikliği öngörülebilir. Burada önemli bir görev dağılımına ihtiyaç olduğu kesin. Zaman zaman görüşme imkânı bulduğumuz değişik düzeyde öğrencilerin ve akademisyenlerin yakın ve uzak çevrelerine dair eleştirel yaklaşımlarındaki haklılık yadsınamaz. Bu bireylerce gündeme getirilen konuların başında ekonomiyi sarsan yolsuzluklar, özellikle şehrin dış mahalleleri ve eğitim ve sağlık hizmetlerinden istifade edemeyen çocuk, kadın, yaşlılar başta olmak üzere önemli bir kitleyi sadece Belediye Meclisi kararlarına terk etmek sorunların daha uzun yıllar süreceği gibi bir olumsuzluğu beraberinde getirecektir. Bu nedenle, yukarıda zikredilen her kesimin ortak bilinç ve katılımı ile sürdürülebilir bir yenilenme hamlesine ihtiyaç var. Bugünlerde Ramazan’a girme hazırlıklarına çoktan başlamış olan Cakarta yönetimi ve şehrin Müslüman ahalisi şehirleriyle gurur duymak için sadece İstiklal Camii’nde değil, onun çevresinden başlayarak bir yenilenmeyi ortaya koymaları en büyük dileğim.

 



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş