Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


14:19, 26 Mayıs 2017 Cuma
18:00, 16 Ocak 2014 Perşembe

  • Paylaş
Fas’ın Mali hamlesi / Vish Sakthivel
Fas’ın Mali hamlesi / Vish Sakthivel

Radikal İslam karşıtı mücadele Rabat’a ne kazandıracak? Fas, devlet merkezli, standartlaşmış ılımlı İslam modelini Mali’ye aktarmak ve bu modeli tüm Kuzey Afrika’ya ithal eden ülke konumuna gelmek istiyor.

Dünya Bülteni - DÜBAM

Geçtiğimiz Kasım ayında yapılan görüşmelerde, aralarında Fransa, Libya ve Mali’nin de katılımcı olarak bulunduğu 19 ülkenin dışişleri bakanı, Fas’ın başkenti merkezli bir sınır güvenliği eğitim tesisi kurulması konusunda anlaşmaya vardı. Rabat Deklarasyonu olarak bilinen anlaşma, Fas’ın Kuzey Afrika’daki güvenlik ve terörle mücadele konusunda inisiyatif alma çabaları sonucu gerçekleşti. Fas’ın bu yeni güvenlik politikası Mali’de son iki yıl içerisinde yaşanan karışıklıklar sonucu şekillendi. Son döneme kadar, bu konu daha çok Mali’nin en büyük sınır komşusu olan Cezayir’in ilgi alanında yer almaktaydı.   

Mali krizinin sancıları sürmekteyken, askeri darbeyi takiben bir kabile ayaklanması ve Fransa müdahalesini beraberinde getiren silahlı bir isyan başladı. Siyasetçiler ve uzmanlar, Cezayir’in görece güçlü ordusu ve istihbarat gücünü kullanarak bu çatışmayı yatıştırmada oynayabileceği rol üzerinde yoğunlaştılar. Ancak hayal kırıklığına uğradılar. 1990’larda yaşanan Cezayir iç savaşı sonucu Mali-Cezayir sınırı bir terörist yuvası haline gelmişti. Ancak, silahlı İslamcıların ülkenin yüksek nüfuslu bölgelerinden güneye ve çöl sınırına doğru itilmesi sonucu Cezayir, Mali’nin sorunlarına müdahil olmama kararı aldı; kendi iç siyaseti ve çıkarlarına yoğunlaştı. Cezayir için kendi sınırlarını militan İslamcıların yayılmasına karşı korumak ve ülke içerisindeki İstihbarat ve Güvenlik Departmanı ile uzun bir dönem iktidarı belirlemiş olan Abdelaziz Bouteflika yönetimindeki FLN/Ulusal Kurtuluş Cephesi Partisi’nin yönetici elitleri arasındaki iktidar savaşları daha büyük bir önem arz etmekteydi.      

Cazayir’in aksine Fas, Fransa öncülüğündeki Mali müdahalesine hemen müdahil oldu. Fas, Cezayir’den doğan boşluğu doldurarak, Cezayir’le aralarındaki bölgesel saygınlık mücadelesinde de avantaj elde edebilecekti. Daha önce girişimde bulunulan ancak başarılamayan, Sahra Çölü’nün kuzeyindeki ülkelerle Cezayir dahil olmaksızın, çift yönlü ilişkiler kurmak ve nüfuz sahibi olmak gibi avantajlar şu an Fas’ın elinde.      

KRAL ADINA

Fas, Cezayir ile yaşadığı çekişme sonucu kendisini bölgedeki girişimlerden dışlanmış bir konumda buldu. Örneğin, Cezayir, Mali, Moritanya ve Nijer arasındaki terörle mücadele operasyonlarının yönetildiği, Cezayir öncülüğündeki Genelkurmay Başkanları Ortak Komitesi üyesi değil. Fas’ın dışlanması yalnızca, radikalleşmeye karşı verilecek çokuluslu bir yanıtı sekteye uğrattı. Sonuç olarak Fas’ın Kuzey Afrika’daki imajını iyileştirmek ve daha fazla aktif olmak için coğrafi, ekonomik hatta muhtemelen yayılmacılık gibi nedenleri var. Ancak, Fas’ın motivasyonu yalnızca güvenlik temelli ve radikal İslam’ın yayılmasını önlemeye yönelik ise elinde oynayabileceği yegâne bir kart var: dini otorite.

On yedinci yüzyıldan bu yana gücü elinde bulunduran Fas monarşisi meşruluğunu kralın sözde Hz. Muhammed’in soyundan gelmesi sonucu elde etmekte; ki Faslılar da buna inanmaktalar. Kral kendisini “halife/inananların önderi” ilan etmekte ve ülkedeki en yüksek dini rütbeye sahip. Fas kralı, Mısır ve Tunus’da seküler otokratlara karşı ayaklananların başına gelenleri anlatan hikâyeler, kralın dini zırhı ve Fas’ın dini homojenliği gibi faktörlerin bir araya gelmesi sonucu, diğer Arap monarşilerine göre, ülkede görece daha fazla meşruiyete sahip. Şu anki monarşinin başında bulunan Kral VI. Muhammed, kendisini dini ılımlılığın sembolü ve bölgenin dini reformcusu olarak görmekte. Örneğin, Kral, içlerinde kadınlarında bulunduğu yüzlerce imamı radikal İslam’a karşı vaaz vermeleri için çeşitli Avrupa şehirlerine gönderdi.    

Kral VI. Muhammed’in devletin din alanındaki nüfuzunu ortaya koyup camilere giriş çıkış saatlerini belirlemesi, tüm imamlardan bakanlık sertifikası talep edilmesi ve yabancı kaynaklardan gelen fetvaları uluslararası İslamcılığın ülkeye girişini sınırlamak için “filtrelemesi” dini politikalarını kolayca uygulamasını sağladı. Özellikle komşularıyla kıyaslandığında, Fas’taki devlet kontrolü Faslı Selefi grupların önüne set çekti. Ve hükümete yerel Selefi liderleri “sindirme” olanağı sundu. Devlet yönetimindeki yayıncılık kuruluşları Kur’an’ın kopyalarının ülke içerisindeki camilerin yanı sıra Avrupa ve Kuzey Afrika’daki bazı bölgelere dağıtıldığı bir program başlattılar.

RABAT’IN ELDE ETTİĞİ

Fas, devlet merkezli, standartlaşmış ılımlı İslam modelini Mali’ye aktarmak ve bu modeli tüm Kuzey Afrika’ya ithal eden ülke konumuna gelmek istiyor. Eylül 2013’te Mali ve Fas, 500 Malili imamın Fas’ta dini eğitim alması konusunda bir anlaşma imzaladılar. Bu anlaşma sonucu iki hükümet Pakistan ve Suudilerin Mali’de kurduğu medreselerde verilen “katı” vaazların etkisini kırmayı hedeflemekteydi. Mali’de gitgide yükselmekte olan bu radikal Selefi ve Vahabi anlayışı, Mali’de ve Kuzey Afrika’da daha dingin bir öğreti olan Sufi/tasavvuf etkisinin yerini almaya başlamıştı. Kasım’da, iki ülke arasında bölgesel güvenlik antlaşması imzalanmadan hemen önce, Fas ve Mali diyanet işleri konusunda bir uzlaşmaya vardılar. İki ülkenin saygın diyanet işleri bakanlıkları arasındaki ortaklık sonucu Fas ve Mali, Maliki hukukunun ve yorumunun ılımlılığı hâkim kılmak ve radikal ideolojilere karşı savaşmak amacıyla düstur edinilmesi konusunda mutabakata vardılar.  

Fas’ın bir tür akıl hocalığı rolü üstlenmesiyle üzerinde mutabakata varılan Fas’ın dini uygulamaları Mali’de kaçınılmaz olarak benimsetilmeye başlatılacaktır. Hâlihazırda, Mali ve Fas’ın dini uygulamalarında Malikilik mezhebine dayanan birçok ortak nokta bulunmakta. Ve Malili elitler Fas’ın üzerlerinde oluşturabileceği muhtemel hegemonyayı ehvenişer olarak görmekteler. Fas’ın bu hamlesi başarılı olduğu takdirde Mali ve Büyük Sahra Çölü’ndeki Fas etkisi büyüyebilir. Böylelikle Fas, uzun süredir beslediği, Cezayir’in kuzey çöl sınırları, Moritanya, Kuzeybatı Mali ve Kuzey Sahra’yı da kapsayan yayılmacı “Büyük Fas” umudunu sürdürebilir. Bu fikir, Fas’ın 1950’lerde bağımsızlığını almasını izleyen süreçte Faslı milliyetçilerin ülkenin sömürge olmadan önceki “Fas Sultanlığı” sınırlarına yeniden ulaşma umudu sonucu hâsıl olmuştu.         

Özkaynak ve petrol fakiri Fas, Mali’yle varılan güvenlik ve din üzerine mutabakatın yanı sıra güney komşularıyla olan ekonomik ilişkilerini de güçlendirme arayışına girdi. Mali ve Senagal’de Faslı bankaların şubeleri kuruldu. Söz konusu bankalardan biri olan Attijariwaf, Mali International Bank’ın hisselerinin yüzde %50’den fazlasını topladı. Devlete ait Maroc Telekom, iletişim firmalarını Mali, Maritanya ve Nijer’e taşıdı ve Burkina Faso’da bağlı şirketler kurdu. Yine devlet yönetimindeki Fas fosfat şirketi (OCP), Mali’nin güneyindeki fosfat arama faaliyetlerini yoğunlaştırdı. Ve Mali’nin gıda güvenliği arttırdı. Mali altın, uranyum, demir ve muhtemelen elmas başta olmak üzere Fas’ın göz dikebileceği başka kaynaklara da sahip.

FES’TEN TİMBUKTU’YA

Fas’ın Mali’yle ilişkilerinin eşit ortaklık mı, yoksa “bir uydu devlet olarak Mali” halinde mi tezahür edeceğini yalnızca zaman gösterecektir. Fas’ın Mali üzerinde elde etmek istediği nüfuz dikkate alınarak sorulması gereken soru şu ki; Mali Cumhurbaşkanı İbrahim Baubacar Keita, örneğin Fas’ın Mali’de geniş maden yatakları bulması halinde bir takas anlaşması yürütebilecek konumda olacak mı?

Bunun yanı sıra Fas, çok daha bir büyük komşusu olan Cezayir’in gölgesini üzerinde hissetmekte. İç meseleleriyle daha az meşgul olması ve sınırlarında yaşanan istikrarsız durumun hükümeti tehdit etmesi halinde Cezayir, yeniden dış sorunlara yönelip, Fas’ın yükselmekte olan “dışişlerinde yumuşak güç” politikasının yerini alabilecek kapsamlı bir rol üstlenebilir.  

Yine de Fas, Cezayir’in aksine, bölgede ılımlı din anlayışını temsil eden bir rol üstlendi. Fes ve Timbuktu bir zamanlar batı İslam dünyası için Maliki hukuku ve öğretisinin hâkim olduğu iki önemli merkezdi. Fas ve Mali arasındaki bu tarihsel bağı da dikkate alırsak, Fas, Malilileri ılımlılaştırma konuşunda çok büyük bir zorlukla karşılaşmayacaktır. Ve Malililerin bu durumu, Batılı ülkelerden gelen herhangi bir müdahalenin aksine, istilacı bir dış tehdit olarak algılamaması muhtemel. Radikalleşme karşıtı mücadelede başarıya ulaşmak yıllar alabilir. Mali, ülke içinde ve dışında, birçok istikrarsızlaştırıcı saldırıya maruz kaldı. Ve hala bu saldırıların izlerini taşımakta. Ancak, ülkede sağlanabilecek muhtemel bir istikrar, Mali’nin kültürünü ve dini kimliğini anlayabilecek, ülkedeki karışıklığa, devam eden dirençli radikalleşmeye ve şiddet içeren ideolojilere karşı mücadelede bir tür kaldıraç etkisi sağlayacak bir ortak gerektirmekte. Mali’nin bir diğer Kuzey Afrika ülkesinin “uydu devleti” haline gelmesi riskine karşın, Fas’ın bu sürece dahil olması, içeriden ve dışarıdan, radikalleşmenin/köktenciliğin ülkeden kazınması için ülkenin önündeki en iyi fırsat gibi görünmekte.     

Kaynak: http://www.foreignaffairs.com/

Dünya Bülteni için çeviren: Sedcan Altundal



İlgili Konular Fas mali afrika
Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş