Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


14:24, 24 Ekim 2017 Salı
Güncelleme: 01:00, 12 Eylül 2014 Cuma

  • Paylaş
12 Eylül ve sonrası
12 Eylül ve sonrası

12 Eylül 1980 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri emir komuta zinciri içerisinde ülke yönetimine el koydu. TBMM ve siyasi partiler kapatıldı.

FOTO GALERİ

Ömer Aymalı / Tarih Dosyası / Dünya Bülteni

12 Eylül 1980 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri emir komuta zinciri içerisinde ülke yönetimine el koydu. TBMM ve siyasi partiler kapatıldı. Siyasi parti liderleri tutuklanarak Zincirbozan’a gönderildi. Ülke yönetimine el koyan komuta kademesi kurduğu Milli Güvenlik Konseyi ile TBMM’nin yerine geçerek kanunlar yaptı ve ülkeyi bir hükümet gibi 1983 yılına kadar yönetti. Tankların paletleri altında kalan Türkiye demokrasisi çok uzun yıllar boyunca kurulan 12 Eylül rejiminin etkilerinden kurtulamadı. 

Siyasi istikrarsızlık

Askeri darbeye giden süreçteki en önemli etken ülkedeki siyasi isikrarsızlıktı. Türkiye 1977 seçimlerinin ardından çok partili zayıf koalisyon hükümetleri ve azınlık hükümetleri ile siyasi bir istikrarsızlık dönemine girmiş ve iki büyük parti arasında Adalet Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisi arasında diyalog tamamen kesilmişti. İki büyük parti arasındaki bu gerilim muhalefette bulunan CHP’nin AP milletvekillerinden 11’ini bakanlık rüşveti ile partiden ayırması ve ardından bu kişilere Bakanlık vererek iktidara gelmesi ile daha da arttı.  Ocak 1978’de iktidara gelen CHP döneminde de siyasi ve ekonomik istikrarsızlık devam etti. Yine bununla beraber sosyal bunalımlar had safhaya çıktı. 

1979 yılında Ecevit hükümetinin düşürülmesi ve ardından Süleyman Demirel’in azınlık hükümeti kurarak başbakanlık koltuğuna oturması ülkede günden güne artan gerginliği azaltmadı aksine daha da artırdı. 1980 yılının nisan ayından itibaren bir de cumhurbaşkanlığı krizi ortaya çıktı. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün görev süresinin dolmasının ardından Cumhurbaşkanlığı makamı boşaldı. Ancak mecliste bulunan partiler herhangi bir isim üzerinde uzlaşamadı. Darbenin yaşandığı Eylül ayına kadar 300’den fazla turun yapıldığı TBMM’de herhangi bir isim cumhurbaşkanlığı için yeterli oyu alamadı. Kısacası Türkiye nisan ayından itibaren vekaleten yönetilen bir Cumhurbaşkanlığı makamına sahipti.

Toplumsal çatışma

Siyasi istikrarsızlığın bu denli yoğun yaşandığı 1977-1980 yılları arasında Türkiye sokaklarında sağ- sol çatışması gitgide artıyordu. Siyasi partilerin gençlik örgütlenmelerinin, sendikaların, illegal örgütlerin faal rol oynadığı çatışmalarda her gün sağ ve sol görüşlü onlarca insan hayatını kaybediyordu. Toplumsal bir çatışmanın yaşanmaya başladığı bu dönemde iktidarda bulunan partiler çatışmaların önüne geçemediler. Toplumun bölündüğü karşılıklı nefret duygularının kabardığı bu dört yıllık süre zarfında üniversiteler, lokaller, kahvehaneler, meydanlar sağ- sol çatışmaların merkeziydi. 

1980 öncesi dönem ideolojik anlayışların ön planda olduğu işçi hareketlerinin sokaklara döküldüğü yıllardı. Buna karşılık sol ideolojinin karşısında bulunan muhafazakar partiler işçi hareketlerinin Türkiye’deki  rejimi zayıflatmaya çalıştığını ve sosyalizmin inşası için Sovyet destekli bir hareket olduğu savındaydı.  Bu iki anlayışın temsilcilerinin sokaklarda, üniversitelerde kanlı mücadelesi ile Türkiye birçok  katliama, siyasi suikasta tanıklık etti. Can güvenliğinin kalmadığı bu yıllarda vatandaşlar sokağa çıkamaz hale geldi. 12 Eylül’e giden süreçte yaşanan öne çıkan bazı gelişmeler şunlardı: 1 Mayıs 1977 yılında Taksim’de yaşanan katliam, 8 Ekim 1978 tarihinde Bahçelievler katliamı,  MHP İstanbul İl Başkanı Recep Haşatlıoğl’unun öldürülmesi,Sivas ve Maraş’ta Sünni ve Alevi vatandaşlar arasında yaşana çatışmalar, 1 Şubat 1979 tarihinde Milliyet gazetesi yazarı Abdi İpekçinin 27 Mayıs 1980 tarihinde ise Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak’ın suikast ile öldürülmesi. 

Belli başlı bu gelişmelerin dışında Türkiye’nin hemen hemen her şehrinde çatışmaların, baskınların, suikastların yaşandığı bu tarihlerde iktidarda bulunmuş olan Ecevit ve Demirel Hükümetleri olayları durdurmak, güvenliği sağlamak için sıkıyönetim ilan etiler. Güvenliği sağlamak için şehirlerin yönetimini askerlere bıraktılar.

İlk sıkıyönetim Maraş olaylarının ardından 13 ilde (Adana, Ankara, Elazığ, Bingöl, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, İstanbul, Kahramanmaraş, Kars, Malatya, Sivas, Urfa ve Hatay illerinde) ilan edildi. Aralıklarla 12 Eylül 1980 tarihine kadar süren sıkıyönetim döneminde ülkede akan kardeş kanı azalmak yerine gitgide arttı. Sıkıyönetimin ilanından 1979 Kasımına kadar ülkede 995 kişi hayatını kaybetti. Kasım 1979’dan 12 Eylül 1980 (Süleyman Demirel hükümeti döneminde) tarihine kadar ise toplam 3729 kişi hayatını kaybetti. 

İlk tarih 11 Temmuz 

Çatışma ortamı günden güne artarken 27 Aralık 1979'da Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren kuvvet komutanlarının imzasını taşıyan bir uyarı mektubunu Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'e gönderildi. 1 Ocak 1980'de ise Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ve kuvvet komutanları Çankaya köşkünde cumhurbaşkanı ile bir görüşme yaptılar ve kaygılarını şu şekilde ifade ettiler: "Türk Silahlı Kuvvetleri ülkemizin bugünkü hayati sorunları karşısında siyasi partilerimizin bir an önce, milli menfaatlerimizi ön plana alarak, anayasamızın ilkeleri doğrultusunda ve Atatürkçü bir görüşle bir araya gelerek anarşi, terör ve bölücülük gibi devleti çökertmeye yönelik her türlü hareketlere karşı bütün önlemleri müştereken almalarını ve diğer anayasal kuruluşların da bu yönde yardımcı olmalarını ısrarla istemektedir."

Genelkurmay bir taraftan uyarı mektubu verip görüşmeler yaparken diğer taraftan da bir askeri müdahale hazırlığını yapıyordu. 17 Haziranda Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet komutanları darbenin tarihini de belirlediler: 11 Temmuz 04;00. Darbenin kod adı Bayrak Harekatı idi.

Ancak  2 Temmuz'da Süleyman Demirel hükümeti Meclisten güvenoyu alınca müdahale tarihi ertelendi. 28 - 31 Ağustos'a gelindiğinde ise bu kez müdahale için ordu komutanlıklarına "5 Eylül 1980'den itibaren her an hazır olunması" bildirildi.

Darbenin gerçekleşmesinden önce yaşanan son büyük toplumsal olay  23 Temmuz 1980’de İsrail’in Kudüs’ü ebedi başkent ilan etmesine tepki olarak 6 Eylül’de Konya’da yapılan Kudüs mitingi oldu. Yüz binden fazla kişinin katıldığı miting sırasında bir kısım göstericiler İstiklal Marşını yuhaladı, laiklik karşıtı sloganlar attı. Bu gelişme darbe hazırlığını tamamlamış olan komuta kademesi için  “bardağı taşıran son damla” olmuştu.  

12 Eylül Cuma

Bu ortamda Türk Silahları Kuvvetleri 12 Eylül 1980 günü emir komuta zinciri içinde bir müdahale ile yönetime el koydu. Gece saat 03:00’ten itibaren tanklar sokaklardaki yerlerini aldı. 03:59’da ise Türkiye Radyoları-TRT İstiklal marşının çalınmasının ardından Harbiye Marşı ile devam etti. Marşın bitiminde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren imzasıyla yayınlanan Milli Güvenlik Konseyinin bir numaralı bildirisi okunmaya başladı : İç Hizmet Kanununun verdiği Türkiye Cumhuriyeti'ni kollama ve koruma görevini yüce Türk Milleti adına emir ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine getirme kararını almış ve ülke yönetimine bütünüyle el koymuştur.

12 Eylül tarihli 2 numaralı bildiriyle ülke genelinde 13 sıkıyönetim bölgesine 13 general sıkıyönetim komutanı olarak atandı. 7 numaralı bildiriyle siyasi partilerin faaliyetleri yasaklandı,Türk Hava Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay dışındaki derneklerin faaliyetlerinin de durduruldu. Emniyet Genel Müdürlüğü başta olmak üzere polis teşkilatı Jandarma Genel Komutanlığının emrine verildi.

20 Eylül'de Kenan Evren eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülent Ulusu'yu başbakan olarak görevlendirdi. 21 Eylül'de Ulusu'nun sunduğu bakanlar kurulu listesi Milli Güvenlik Konseyi tarafından onaylandı.

Darbenin ilanından sonra aynı gün sabah saat 05:30'da Süleyman Demirel, Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan'a Genelkurmay başkanı Kenan Evren tarafından birer tebliğ gönderildi. Tüm tebliğlerde : "TSK yönetime el koymuştur. Hükümetiniz feshedilmiş, parlamento üyeliğiniz düşmüştür. Talimatı getiren subayın ikazlarına uyunuz" ifadesiyle birlikte gidecekleri adresler belirtilmekteydi.Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel için Hamzaköy Gelibolu adresi belirtilirken, Necmettin Erbakan'a ise Uzunada İzmir adres olarak verilmişti.

Ecevit ve Demirel eşleriyle birlikte aynı uçakla Hamzakoy'a götürüldü. Yaklaşık bir ay boyunca, 11 Ekim 1980'e kadar burada kaldılar. Necmettin Erbakan aynı gün uçakla Uzunada'ya götürüldü. Alparslan Türkeş ise evinde bulunamadı. Bunun üzerine Milli Güvenlik Konseyi, 13 Eylül'de bir bildiri ile teslim olmaması halinde suçlu duruma düşeceğini belirtti. Bunun üzerine Alparslan Türkeş 14 Eylül'de Ankara Merkez Komutanlığına teslim oldu ve Uzunada'ya gönderildi.

 

13 Eylül 1980 günü gazete manşetleri ise şöyleydi:

Hürriyet: Ordu yönetime el koydu

Tercüman: Yeni anayasa hazırlanacak... Ordu mecbur kaldı

Milliyet: Yeni yönetime herkes yardımcı olsun

Cumhuriyet: Ana hedef Atatürkçülük

 



İlgili Konular 12 eylül darbesi
Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş