Tohum değil, çalgın! | Kültür Sanat | | Dünya Bülteni Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


23:45, 20 Haziran 2018 Çarşamba
10:07, 01 Nisan 2015 Çarşamba

  • Paylaş
Tohum değil, çalgın!
Tohum değil, çalgın!

İmam-Hatip Liseleri Mezun ve Mensupları Derneği ÖNDER’in yayın organı Tohum dergisi 152. sayısında, ideal gençlik konusunu dosya konusu olarak okuyuculara sunuyor. Gelgelelim derginin bu konuyu ele alma biçimi daha sunuş yazısından itibaren birtakım sorunlarla dolu.

Asım Öz/ Dünya Bülteni/Kültür Servisi

İmam-Hatip Liseleri Mezun ve Mensupları Derneği (ÖNDER) kurum temsilcilerinin de haklı olarak belirttikleri gibi derneklerden bir dernek değil. Bu sebeple yaptığı işler, yayınladığı dergiler mesuliyet çerçevesinde gözden geçirilmelidir. Niteliğe sıkça vurgu yapan kurumun periyodik yayın organıTohum dergisinin belli yönleriyle değerlendirilmesi gerekmektedir.

Tohum, 84 sayfa kuşe kâğıda basılmış kolay dağılmayan dikişli bir dergi. Elimdeki son sayısı (sayı:152) üç aylık olarak yayımlanmış. Nedense Tohum’u elime aldığımda bir dergi okuyormuşum gibi bir duyguya kapılmakta epey zorlandım. Bunda derginin katalog havasında olması etkiliydi. Oysa gençlere de hitap eden sayfaları bulunan bir derginin kâğıt gramajının bu denli ağır olmaması gerekirdi. Metinlerin uzun uzun olmaması ise önemli bir avantaj sayılabilir. Gelgelelim yazıların internet ortamında dolaşan anonim bilgilerin ötesinde bir yaklaşım tarzını geliştirememesi son derece ciddi bir sorun. Bunlar sıradan herhangi bir dergi için bile önemli noktalar olduğuna göre belli bir çevreyi temsil iddiasında olan bir kurumun çıkardığı derginin kalitesini ölçmek için daha çok önemli olsa gerek.

Aktüalite, siyasi tahliller, haber ve İmam Hatiplerle alakalı yazı ve haberler her zaman daha önde bu derginin önceki sayılarında. Sürekli olarak “bir milyon İmam Hatiplinin gözü kulağı durumunda” olduğundan bahsedildiğini de bir kenara not edelim. Bana göre Tohum’un böyle bir muhteva ve yayın politikası yok. 1963’te yayın hayatına başlayan derginin zamanla orantılı olarak tekâmül etmesi, olgunlaşması daha nitelikli hale gelmesi beklenirdi. 2000’li yıllarda yayımlanan sayıları belli ölçüde siyasî tartışmalara dâhil olan müstakil bir dergi havasındaydı. Sol liberal kalemlerden pek çoğu bu vesileyle dergide görünmüş belli aralıklarla. Elbette mahalleden birtakım isimler de dâhil olmuş serüvene. Sonradan terk edilen bu tarz, dergiyi büyük oranda dergi olmaktan da çıkarmış aslında. Derginin yayın politikasını anlamak açısından son sayısına şöyle bir göz atmak yeterli olur kanaatindeyim. En azından zihnimde beliren soru işaretlerini paylaşmanın kurum ve dergi için faydalı olacağını düşündüğümü ifade etmeliyim.

Madem birtakım sorunlardan söz ettik. En önemlisiyle başlayalım: Tohum’un en büyük zaafı, parti yayın organlarına benzer bir propaganda üslubunu benimsemeye yatkın olması. Belki kurumsal olarak amacı budur da biz derginin adının sağ alt köşesinde vurgulanan “uyanış.. tıpkı bir tohum gibi” ifadesini fazla abartıyoruzdur. Üzerinde fazla düşünülmeden alıntılandığı besbelli olan birkaç söz yer alıyor son sayının takdiminde. Mesela İran Devrimi’nin üzerinden onca yıl geçmiş olmasına karşın Ayetullah Hamaney’in- ki dergide İmam olarak anılıyor- “Bu ülkenin geleceği siz gençlerin elindedir” sözü alıntılanıyor ikinci paragrafta. Nostaljiyle karışık bir gençlik ideali “ünlü yazar” George McDonald’ın bir sözüyle yaşatılmaya çalışıyor. Bu faniler âleminde McDonald’a varıncaya kadar gençlik bahsinde İslâm dünyasında veya Türkiye’de hiç kelâm eden olmamış mı, diye düşündüm. Aslında sırf bu referanslar bile misyon yüklenen bir kurumun himayesinde yayımlanan derginin üzerinde pek düşünülmeden yayımlandığının ufarak göstergeleri.

Derginin içeriğini daha iyi anlamayı sağlaması bakımından içindeki bazı yazılara temas etmek yararlı olacaktır. Kurumun başkanı Hüseyin Korkut’un “Hepimiz Âdem’in Çocuklarıyız!” başlıklı yazısı, 1950’lerden bu yana İmam Hatip mücadelesinin sivilleşme süreçleri ile beraber ilerlediğinin altını çiziyor. Açılım sürecine politik destek mahiyetindeki cümlelerin ardından sözü İmam Hatip Okullarının artışına getiriyor Korkut. Artık bundan sonra İmam Hatip okullarında nicel artışa paralel olarak niteliğe dönük faaliyetlerde bulunmak gerektiği hatırlatılıyor. Şüphesiz bunun bile hatırlatılması önemli ama kurumu temsilen çıkan dergide nitelik artışının mahiyetine ilişkin kayda değer herhangi bir teklifin yer almamış olması düşündürücü. Bununla birlikte “milli ve manevi değerler” gibi 1980’li yılları çağrıştıran “kokmaz bulaşmaz” mevzuatçı bir dille niteliğe dönük bir şeyler yapılabilmesinin imkân dâhilinde olmadığını tahmin etmek kehanet sayılmamalı.

Şunu söylemekte bir mahsur yok: Bizde eksikliği hissedilen dergilerden değil Tohum. Bunu söylerken muadili olarak görülebilecek veya aynı çizgide çok mükemmel yayın yapan dergileri emsal gösterecek değilim. Bu sorunları çözmek kolay değil, ama çaba sarf etmekten de geri kalmamak gerektiğini söylemek istiyorum. Tabii ki benim bu tespitlerim derginin son sayısına dayanıyor ağırlıklı olarak. Daha ciddi ve daha kalıcı bir dergi çıkarmanın yollarını aramalı Tohum dergisinin banileri. Bu noktada terazileme işlemi iyi yapılamazsa dergi uyanışı sağlayacak tohum olmak bir yana, sıcak veya soğuktan gelişemeyerek cılız kalan ekin yani çalgın olarak kalmaya mahkûm olacaktır. Temennim yapılan işlerin daha iyi hale getirildiğini görmektir.

Tohum’un son sayısında, gençlik konulu yazılar daha fazla yer tutuyor. Bu yazılar uzun emek mahsulü derinlikli çalışmalar değil. Kısa sürede kotarıldığı her halinden belli olan yazıların kalıcılık problemi kadar muhatap sorunu da var. Bu noktada Tohum dergisi niçin çıkıyor? Hedef kitlesi kimlerden müteşekkil, dergi bu doğrultuda neler yapıyor, sorularının mutlaka gündeme alınması lazım. Yoksa sadece dostlar alışverişte görsün telakkisiyle dergi yayımlamak hüner değil. Temel soru şu olmalı: Dergi mezunlara mı hitap ediyor yoksa sayıları bir milyona yaklaşan öğrencilere mi? Tohum’un içeriğine ve sunum tarzına bakıldığında, genel olarak öğrencilere hitap etmediği son derece açık. Öğrencilere hitap eden satırlarda karşılaşılan özellikle kız ve erkek öğrenciler bahsinde kurulan cümlelerin 1970’li yılların haleti ruhiyesini yansıtıyor olması bana kalırsa sorun olarak kaydedilmelidir. Elbette bahsettiğim konularda birtakım sıkıntılar var, hatta çok fazla. Fakat bu sorunların matbu yayın organlarında bu dille yansıtılması ve söylenenlerin vaiz dilini aşamaması üzerinde dikkatlice düşünülmelidir. Gençlik ve ideoloji meselesi ele alınırken de benzer bir yaklaşım tarzı var. Gençliğin politika ile ilişkisinin bir bağlanma ilişkisi olabileceği hakikati (en hafifinden ihtimali) göz ardı edilerek “maşa olarak kullanılma” şeklinde bir izah öne çıkarılıyor. Haddizatında ideal gençlik vurgusunun yapıldığı bir sayıda bu tarz açıklama ve izahların yer bulabilmiş olması durumun vahametini daha da arttırıyor.

Gençlikle alakalı çalışma yapan STK temsilcileriyle yapılan soruşturma gençlik odaklı eski ve yeni gündem maddelerini bir arada sunması açısından yararlı. Sokaktaki gençlerle yapılan ufak söyleşilerde de birtakım ipuçları var. Sorulardan birinin “ Gençler cemaatlerde, vakıflarda derneklerde, sivil toplum kuruluşlarında yetişmeye devam ediyor mu yoksa giderek artan bir bireyselleşme mi söz konusu?” olması önemli. Bu soruya verilen cevaplardan biri şöyle: “ Günümüz dünyasında bireyselleşme var tabii ki. Aileye baksak bile bunu görebiliriz. Zira artık yemekler bile ayrı ayrı yeniliyor. Anne ve babanın da mevcut koşullarda ideali yansıttığı söylenemez. Cemaatlere, derneklere, vakıflara gidenler de var. Ancak ben bu tarz yapıların evrensel idealler vermekten ziyade kendi düşüncelerini dayattıklarını düşünüyorum. Toplumsal fayda için değil de kendi görüşlerini kabule zorladıkları kanaatindeyim.”

Kitaplık sayfalarındaki özensizlik daha doğrusu “-mış gibi yapma” tavrı dikkat çekici. Sözgelimi Kurtuluş Kayalı’nın Metin Erksan Sinemasını Okumayı Denemek kitabının tanıtım metni yanında kullanılan görsel bunun bir örneği. Tıpkı daha evvel meşhur bir gazetemizin yaptığı gibi kitabın yıllar evvel farklı bir yayınevinden çıkan baskısının kapak fotoğrafı kullanılmış. Oysa kitabın yeni baskısı Tezkire Yayınlarınca yapılmıştı.

Tohum’un iç işlerine fazla karışmış gibi sayılmazsam bir uyarı daha yapmak istiyorum: Derginin özellikle siyasilere kendini beğendirmek gibi bir hesabı gözetmeden yayın yapmasının gerekli olduğunu birileri mutlaka hatırlatmalı. Mesela Mustafa Canbey’in “İdeal ve Öncü Gençlik” başlıklı yazısında yer alan şu satırlara benzeyen ve doğrudan aktüel siyasî gelişmelerle alakalı olan politik talimatların dergi için (elbette kurum için) gerekli olup olmadığı konusu üzerinde muhakkak düşünülmelidir:

Hem ülkemiz hem de dünya Müslümanları önemli bir dönüm noktasından geçiyor. Algı operasyonları yapılarak Müslümanlar aleyhine kamuoyu oluşturulmaya çalışılıyor. Bu oyunların bozulması için çalışmak zorundayız. Bir İmam Hatipli olarak ümmete öncülük eden Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Yeni ve Büyük Türkiye’ ideali için gayret sarfetmeliyiz.”

Alıntıladığım ilk cümleler de sorun görülmeyebilir fakat sonraki satırlarda karşımıza çıkan politik talimatlar bu dergide niye yer alır, sorusunun sordurtuyor insana. Zira bu durum derginin “seviyesini” daha çok düşürmektedir. Elbette aktüel konularda fikir sahibi olmak ve memleket meselelerine eğilmek gerekli fakat bunun bu tarzda yapılması hiç doğru değil. Söz konusu kurumun kendi faaliyet alanının bilgisini temellük ederek, siyasete nazaran daha özerk bir mahiyet arz eden alanları besleyecek faaliyetlerde bulunması sanırım istikamet açısından daha elzem olsa gerek. Hem Tohum’un böyle taktiklere de ihtiyacı yok ama dergiyi çıkaran kurumun başındakiler derginin buna ihtiyacı olduğunu sanıyor galiba. Tekrar etmek pahasına denilebilir ki, Tohum gibi gayeye vurgu yapan dergiler, hemen herkesin yaptığı türden siyasî yorumlardan medet ummamalı, sadece ve sadece fikirden, sanattan ve uyanıştan medet ummalıdır. Böyle bir derginin muhatap alması gerekenler mezunları, mensupları ve bu aileye katılacak yeni okuyucular olmalıdır.

 

Şayet Tohum bir dergi olabilmeyi başarırsa mezun ve mensuplarının ufkuna da katkı yapabilecektir. Hayli yorucu ve külfetli olacak olan bu hamlede bulunulmayacaksa dergi faaliyetinin askıya alınması dahi düşünülmelidir. Zararın neresinden dönülürse dönülsün kâr değil midir?



İlgili Konular asım öz Tohum Dergisi
Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş