Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


15:01, 15 Aralık 2017 Cuma
Güncelleme: 10:00, 07 Aralık 2015 Pazartesi

  • Paylaş
Fransa'da öfke rüzgarı
Fransa'da öfke rüzgarı

Fransa'da yapılan son seçimlerde Ulusal Cephe'nin on üç bölgenin altısında birinci sırada olması, bir önceki bölge seçimleriyle kıyaslandığında, oylarını üçe katlaması düne kadar sağ ve sol olmak üzere iki blok üzerinden şekillenen siyasî hayatı derinden sarsıyor

Sinan Özdemir | Brüksel

Fransız halkı Pazar günü  gerçekleşen bölge seçimlerinin ilk turundan aşırı sağı (Ulusal Cephe) ezici bir çoğunlukla birinci sıraya taşıdı. Bölge seçimleri cumhurbaşkanlığı seçimlerine (2017) giden yolda gerçekleşen son seçim olması  genel siyasî duruma ilişkin önemli ipuçları veriyor. Ulusal Cephe'nin on üç bölgenin altısında birinci sırada olması, bir önceki bölge seçimleriyle kıyaslandığında, oylarını üçe katlaması düne kadar sağ ve sol olmak üzere iki blok üzerinden şekillenen siyasî hayatı derinden sarsıyor. Merkez partilerinin ilk turda ağır yenilgiye uğraması inandırıcılıklarını yitirdiklerine veya ikna etmekte zorlandıklarına yorumlanabilir. Cumhurbaşkanı Hollande'nin Sosyalist Partisi üç bölgede birinci sırada olsa da bir önceki seçimlerle kıyaslandığında büyük bir yenilgiye uğradığı; eski Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin başkanı olduğu Cumhuriyetçi Parti'nin ciddi kan kaybına uğraması muhalefetin de cezalandırıldığını gösteriyor.

'Katılımın yüzde 50,5'te  kaldığı  seçimde cumhuriyetçiler ve sosyalistler sandık başına gitmeyenleri sandığa gitme konusunda ikna etmesi gerekecek. Ne var ki,  genel havaya bakıldığında 2002 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turundan Ulusal Cephe'nin tarihi lideri Jean-Marie Le Pen'le  Jacques Chirac'ın ikinci tura kalmasının ardından Fransa'da yaşanan toplumsal infialden çok uzaklar. Düne kadar boykot edilen  parti, yaptığı çeşitli açılımlarla artık daha fazla kabul görüyor. Pazar akşamı bütün televizyon kanallarında Ulusal Cephe yetkililerin  konuşması, canlı yayınlarla bağlanılması medya karşısında kazandıkları ikinci zafer oldu.  

Nicolas Sarkozy'nin  seçim akşamı yaptığı açıklama bir üçüncü zafer daha  kazandırdı. Düne kadar merkez partiler arasında ikinci turda partilerden birinin diğerinin lehine çekilmesi veya ortak listelerle seçime gidilmesi uygulamasının Nicolas Sarkozy tarafından rededilmesi gecenin büyük sürprizi oldu. Propaganda döneminde  aynı yönde yaptığı açıklama siyasi blöf olarak değerlendirilmişti. Ama seçim akşamı açıklamasını yinelemesi partisi içinde de büyük şaşkınlığa sebep oldu. Bu siyasî tercihle bugüne kadar Ulusal Cephe'nin 'bize karşı devamlı ittifak içindeler' argümanını boşa çıkarmayı hedeflediğini düşünmek mümkün. Sarkozy'nin 'seçmenin görüşüne saygılı olacaklarını' ifade etmesi Ulusal Cephe'ye kayan oyları geri alma sürecinin ilk hamlesi olarak değerlendirlebilir. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giden yolda Nicolas Sarkozy'nin bölgeleri feda ederek Ulusal Cephe'ye siyasî sorumluluklar yükleyerek sınanmalarını ama özellikle işsizlik konusunda yapabileceklerinin görülmesini istiyor olabilir. Örenğin, Ulusal Cephe'nin yüzde 43 oy aldığı Kuzey bölgesi Nords-Pas-de-Calais Picardie’de  ikinci turda herhangi bir ittifağın olmaması  kazanma şansını artırıyor. Bu bölgede işsizliğin yüksek olması ve sefaletin yüzde 18'lerde seyretmesi iktidar olmaları durumunda çözüm önerilerinin uygulamada  karşılık bulup bulmayacağını görme şansı verecektir.

Ulusal Cephe yüzde otuz bandına çıkarak , Avrupa Parlamentosu seçimlerinden sonra, Fransa'nın birinci siyasî gücü olduğunu bir kere daha teyit etti. Ulusal Cephe bölge seçimlerinde elde ettiği  sonuçla  bugüne kadar ileri sürülen "demokratik engellerin" kalktığına inanıyor.  Genel Başkanı Marine Le Pen'in  babasıyla (Jean-Marie Le Pen, harketin kurucusu ve tarihî figürü) yaşadığı bütün tartışmalara rağmen aldığı sonuç  taraftarlarının liderliğinde cumhurbaşkanlığı seçimlerine gitmek istediğini doğruluyor. Hükümetin  ekonomik , sosyal ve güvenlik politiklarına ilişkin  sorduğu soruların kamuoyunda önemsendiğini düşündürüyor. Bu durumun iktidar ve muhalefeti "ulusal kimlik" tartışmalarında olduğu gibi aşırı sağ söylemleri sahiplenmeye zorlaya bilir.

Marine Le Pen'in  Charlie Hebdo ve 13 Kasım saldırılarından sonra dillendirdiği "ulusal kimlik tehdid altında" söylemi yeni aşırılıkların habercisi olabilir. İlk sinyali seçim akşamı yaptığı açıklamada verdi. İktidar olmaları durumunda  banliyöleri ve kampları cumhuriyete dahil edeceklerini söyleyerek adres gösterdi. Kimlerin hedef alındığı çok açık. Popaganda döneminde Hristiyan seçmenle Müslüman seçmen arasında ayırım getirerek milliyetçiliğin çok ötesinde popülizm'den jingoizm'e kaydı. Seçim akşamı yaptığı açıklamda Fransa'nın mottosuna (hürriyet, eşitlik ve kardeşlik) laikliği de dahil etmesi inandığından değil sadece düne kadar yönlendirilen eleştirileri bastırmak ve bu defa tersine cumhuriyetçi söyleme yakın durmak içindi. "Ulusun tek savunucusu" olarak Fransız yaşam tarzını savunurken bile bir grubu hedef göstermekten çekinmiyor. Nimes mitinginde (2 Aralık 2015), verdiği son mesajda,:  "eğer başaramazsak  şeriat anayasamızın yerine geçer, radikal İslam yasalarımıza ikame edilir,   bütün kadınlarımıza burka giyme  mecburiyeti getirilir, müzik yasaklanır, yapılarımız yıkılır, barbarlık bütün dehşetiyle yüzünü gösterir..." diyordu. Toplumsal yaşama herhangi bir katkısı olmadığı halde  mesajın Fransız ulusal medyasında geniş yankı bulması  gelinen noktayı göstermesi açısından büyük önem taşıyor.

Nicolas Sakozy'nin "bırakın yapsınlar"  veya hükümetin blok oluşturma çabası Ulusal Cephe'nin yükselme trendini kırmaya yetmeyecektir. Merkez partileri Ulusal Cephe seçmeninin  neden  yüz çevirdiği sorusuna yanıt vermeden , gerçekle yüzleşmeden düne kadar  aşırı sağın söylemlerini kendi hesaplarına aktararak zayıflatacaklarını düşünmeleri tam aksine güçlenmesine sebep oldu. Sosyo-ekonomik sorunları  güvenlik kartıyla geçiştiren iktidarların sonuçtan ders çıkarması gerekecek. Hollande'nin Charlie Hebdo saldırısı öncesinde dibe vuran popülaritesini saldırılar sonrasında savaşçı görüntüsüyle yükseltmeye çalışması veya Başbakan Manuel Valls'ın daha fazla güvenlik söylemiyle sokakların daha fazla ekonomi söylemini geçiştirmesi Nicolas Sakozy'nin içişleri bakanlığı döneminden  beri kabul gören güvenliğe dayalı tezleri anlamsızlaştırıyor. Siyasetçinin gördüğü dalagaya binmesi kabul edilebilir birşeyse doğru zamanda inmesini de bilmeli. Bölge seçimleri güvenlik dalgasından inemeyen merkez partilerinin yenilgisiyle son buldu. Dalganın katlanmaması ve  tsunamiye dönüşmemesi merkez partilerinin elinde ; ancak bunun için öncelikle seçmenin neden  yüz çevirdiği sorusuna cevap vermesi gerekecek.  Seçenekler  arasında "daha fazla güvenlik" cevabının olmaması , ne yazık ki,   siyasi partilerin işini kolaylaştırmıyor !



İlgili Konular Sinan Özdemir
Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş