Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


15:00, 15 Aralık 2017 Cuma
09:21, 14 Aralık 2015 Pazartesi

  • Paylaş
Dayton'la 20 yıl
Dayton'la 20 yıl

Bosna'da yirmi yıl önce büyük devletler akan kanın durdurulması için Dayton anlaşmasını dayatmışlardı. Barış şartlarının müzakare edilmemesi antlaşmanın sahiplenilmesini de engelliyor

Sinan Özdemir | Brüksel

Bosna ve Hersek Dayton Antlaşması'nın imzalanmasının yirminci yılını (14 Aralık 1995) çeşitli etkinlikler çerçevesinde tartışıyor. Tartışıyor; çünkü  pozitif anlamda ele alınmasını gerektirecek ne toplumsal uzlaşma  ne de gruplar içinde herhangi bir istem bulunuyor. Yirmi yıl önce büyük devletler akan kanın durdurulması için Dayton barışını empoze etmişlerdi. Barış şartlarının müzakare edilmemesi antlaşmanın sahiplenilmesini de engelliyor. Bütün taraflar antlaşmanın gözden geçirilmesine inanırken gereken siyasi iradenin  ortaya konamaması statükoyu pekiştiriyor. Bir süre önce Banja Luka'da organize edilen Dayton konferansında  bir araya gelen liderler yaptıkları konuşmalarla, yirmi yıl sonra, derin ayrılığın sürdüğünü gösterdi.

Balkanlar, Batı'nın "önbahçesi" olmanın ötesinde küçük devletlerin büyük devletlere kurban edildikleri bir jeopolitik oyuna göndermede bulunuyor. Mikro ölçekte yaşananlar makro ölçekte yaşananlardan çok farklı değil.  İki yüz yıldan bu yana yaşanan sınır ihtilafları bu gün de sürüyor. Amerika Birleşik Devletler  Başkanı Woodrow Wilson, Paris Barış Konferansı'nda (18 Ocak 1919), "Barış konferansının sonuçlarından biri de Balkanların büyük devletlerin müdahalesinde kurtarması olacaktır" dediyse de Osmanlı ve Avusturya-Macaristan İmparatorluklarının Balkanlardan çekilmesi yeni müdahaleleri engelleyemediği gibi çok daha açık hale getirdi. Bu noktada  dörtyüz yıllık Osmanlı Barışı yerini Wilson'un 'Pax Christianica'sına bırakıyordu. Ortaya koyacağı plan çok daha büyük sonların habercisi olacaktı.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşı Balkanlarda hem dış hem de karşılıklı iç çatışmalara yol açtı. Örneğin, İkinci Cihan Harbi'nde Yugoslavya Krallığı Almanya'ya karşı savaşırken, "Tek Ulus, Tek Kral, Tek Ülke" mottosunun iflası  kendi içinde  Ustaşi (Hırvat), Çetnik (Sırp) ve Tito partizanlarının savaşını tetikledi. Savaş sonrasında Yugoslavya Demokratik Federal Cumhuriyeti galiplerin arzusu doğrultusunda dışlayıcı bir refleksle oluştu. Tito oluşturmaya çalıştığı yapay üst kimlikle kültürel farklılıkları tek bir potada eritmeye çalıştı. Yeni durumu, “Yugoslavya altı cumhuriyet, beş ulus, dört dil, üç din, iki alfabe, bir siyasal parti ve bir Yugoslav’dan  ibarettir.” diyerek ortaya koydu. Ne var ki, Berlin Duvarı'nın yıkılması ve Sovyet Rusyası'nın dağılmasının ardından yükselen Sırp milliyetçiliği Yugoslavya için sonun başlangıcı oldu. Dağılma süreci Balkan halkları için beş yıl sürecek kanlı bir baharın habercisi oldu. Yugoslavya krizinin uluslararası toplum tarafından nasıl yönetildiğine bakldığında iflas edenin  yalnızca Avrupa değerleri olmadığı diplomasinin ve savaş hukukunun da yaşananlardan nasibini aldığı söylenebilir. Uluslararası toplumun gözü önünde Bosnalılar 1992-1995 tarihleri arasında soykırıma tabi tutuldular.  İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa'da işlenen ikinci soykırım olarak tarihe geçti. Savaşın sonunda yalnızca Bosna-Hersek'te yüz bine aşkın Boşnak hayatını kaybederken dört milyon insan evini terkederek, mecburen yer değiştirmek zorunda kaldı.

Savaş, Amerikan müdahalesinin ardından taraflar arasında imzalanan Dayton  Antlaşması'yla (1995) yeni siyasi sınırların tayiniyle son buldu. Ne var ki, ortaya çıkan yeni harita sorunları ortadan kaldırmadı. Bosna ve Hersek, Dayton Antlaşmasıyla  bir tarfta Sırp Cumhuriyeti diğer tarfata Hırvat-Boşnak Federasyonu olmak üzere iki siyasi entiteye  bölündü. İki başkent, iki parlamento, iki polis gücü, iki posta sistemi... Amerika Birleşik Devletleri'nin çekilmesiyle  Avrupa Birliği güvenlik ve koordinatörlük görevini üstlendi.  Antlaşma silahları susturduysa da (Barış gücü-Eufor) siyaseten ülkeyi kilitledi. Barış antlaşmasının mimarı kabul edilen Amerikalı diplomat Richard Holbrooke, ölmeden önce Oslobodenje gazetesine verdiği son demeçte, "Amerika'nın öncülüğünde, üç buçuk yıl süren Bosna Savaşı, Dayton Antlaşması'yla 13 yıl önce son buldu. Bugün ülke yıkılma tehdidiyle karşı karşıya." diyerek daha yedi yıl önce dikkatleri çekmeye çalışmıştı (25 Ekim 2008).

Özelde Bosna ve Hersek genelde Balkanlar için herhangi bir bölgesel perspektiften söz etmek mümkün değil. Avrupa'yı vuran finans krizinden önce dillendirilen Avrupa Birliği üyeliği bugün Sırbistan'la sınırlı tutuluyor. Jeopolitik dengelerin Amerika-Rusya hattında şekillenmesi Batı’yı  pragmatik yaklaşımlarda bulunmaya zorluyor. Ukrayna ve Sırbistan'ın Avrupa Birliği üyeliği veya Sırbistan'dan koparak 2006'da referandum yoluyla bağımsızlığını kazanan Karadağ Cumhuriyeti'nin NATO  üyeliği Rusya'nın bölgedeki etkisini kırmaya yönelik hamleler olarak okunmalı. Rusya bölgesel  güç oyununda, Ukrayna'da görüldüğü gibi,  iç aktörler üzerinden hesaplaşma yoluna gitmesi  Belgrad ve Podorica'da güçlü muhalif grupların oluşmasını sağladı. Karadağ'ın aylardan bu yana sokak çatışmalarına tanık olması Slavların geleceklerini Rusya'dan yana görmelerinden kaynaklanıyor. Amerika’nın bölgede en büyük askeri üssünü buldurduduğu Kosova'da da durum farklı değil Rusya Sırp azınlığı gerektiğinde Sırbistan üzerinden kullanmaktan çekinmiyor.

Bu güç oyununda bölünmüş Bosna-Hersek'in geleceğini bulması güç görünüyor. Sırp siyasasının bağımsızlık referandumu fikrini sık sık dillendirmesi ve bu doğrultuda 2018'de refernadum organize edeceğini duyurnası yeni krizlerin habercisi. Hırvatlar içinde durum pek farklı değil. Onlar da  güçlendirilmiş konfederal  bir yapıya geçilmesini savunuyorlar. Ne varki, Hırvatların "üçüncü yol formülü" taraftar toplamakta zorlanıyor.

Dayton Antlaşması'nın Bosnalıların avantajına olmadığı, oluşturduğu girift mekanizmalar sebebiyle çalışma ve karar alma mekanizmalarını tıkadığı bir gerçek. Yeni bir sisteme geçilmesi fikri ufak hesaplarla (Hırvarlar savaştan sonra güç yoluyla elde ettiklerini demokratik ve dengeli bir zeminde kaybedeceklerini düşünüyorlar) ve tehditlerle (Sırpların referandum yoluyla Sırbistan'a bağlanmaları) Bosna'nın geleceğini ipotek altına alıyor. Hırvatlar Hırvatistan üzerinden Avrupa Birliği'ne ;  Sırplar Sırbistan üzerinden Slav-Ortodoks dünyasına bağlanmanın yolunu arıyorlar. Boşnaklar herşeye rağmen Bosna-Hersek'in üniter yapısının korunması gerektiğini savunuyorlar. Küresel  güç dengesine karşı Türkiye'nin varlığı hiçkuşkusuz Boşnaklar için büyük önem taşıyor. Kuşatılmışlık hissini bir nebze de olsa azaltıyor. Geleceğe dair umut beslemesine yardımcı oluyor. Gözleri Brüksel'den ziyade İstanbul'a yöneltiyor.

Kasım ayında Banja Luka'da bir araya gelen liderlerin Dayton'un iyi bir antlşama olmadığı konusunda hemfikir olmalarının dışında hiç bir konuda uzlaşamamaları yirmi yıldan bu yana süren diyalogsuzluğun doğal sonucu olarak okunmalıdır. Bosna'nın karşı karşı kaldığı sosyal ve ekonomik sorunlar (ör. İşsizlik oranı yüzde 44)  daha iyi bir gelecek beklentisi, bu minvalde devamlı ertelenen konuların başında geliyor. Geçen yıl Bosna'yı sarsan sosyal eylemler ilk defa, yirmi yıl sonra,  farklı etnik grupları aynı ortak paydada buluşturmuştu. Eylemler aynı zamanda uzun zamandır bir araya gelemeyen bir dünya kuruluşu da bir araya getirmişti. Hadiseler Dayton Antlaşması'nın ortaya koyduğu mekanizmalarla siyaset üretmenin mümkün olmadığını tüm dünyaya ilan ediyordu.  Ancak  katalizör görevi göremedi. Kısa bir süreliğine de olsa yakalanan ruh yerini eski reflekslere bıraktı.

Dayton konferansında söz alan Sırp Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Milorad Dodik, "Dayton antlaşması bir hataydı ; çünkü Bosna-Hersek'in hayatta kalmasını sağladı"  demesi Sırp Cumhuriyeti'nin geleceğini nerede gördüğünü bir kere daha hatırlattı. Konuşmasında uluslararası toplumu yaşananlardan sorumlu tuttu.  Sırpları ve Hırvatları dışlamakla suçladı. Ortak devlet fikrinin hayal olduğunu ve sorunların aşılamayacağını ifade ederek kapıları kapattı. Dodik'in çıkışlarına Bosna ve Hersek'in kurucu Cumhurbaşkanı Alija İzetbegoviç’in  oğlu Bakir İzetbegoviç : "Bosna-Hersek'i oluşturan bütün etnik unsurlar için ortak payda bulunabilir:  Ehl-i Kitap olmaları, aynı genlere sahip olmaları  ve aynı dili konuşmaları" diyerek cevap verdi. Konuşmasının devamında, uluslararası toplumun neden Boşnaklara destek çıktığı hususunda yöneltilen eleştirilere "çoğunluğu Hristiyanlardan oluşan uluslararası toplum ortak çalışma kültlürü sebebiyle Boşnaklara destek veriyor" diyerek Sırpları ve Hırvatları diyaloğa ve işbirliğine davet etti. Konferansta söz alan Hırvat siyaset adamı ve Üçlü Cumhurbaşkanlığı Konseyi Başkan'ı Dragan Coviç, işgal ettiği makamı da umursamaksızın, Hırvatların talebi olan üçüncü yol çağrısını yineledi.

Son kertede, Balkanlar’da giderek artan Amerika-Rusya çekişmesi, Bosna ve Hersek’i bir tarafta NATO üyeliği süreciyle diğer tarafta  Sırpların  2018 referandumuyla  yeniden sınamaya hazırlanıyor. Milliyetçiliğin ötesinde  jingoizm'in Bosna'yı kilitlemesi,  üretim  gücünü sıfırlaması, geleceğe umutla bakmasını engellemesi, Dayton Antlaşması'nın ardından Amerika Birleşik Devletleri'nin  Tuzla Havalimanı'nı askeri üsse çevirmesi, Yugoslavaya'nın parçalanmasıyla dağılan  üretim gücünün  yerine Balkanlar için herhangi bir ekonomik plan öngörmemesi, Avrupa Birliği'nin "gururla" takdim ettiği yumuşak gücünün barışın inşasında başarısız olması, Dayton öncesi döneme dönülebileceği düşüncesini pekiştirirken,   milliyetçiliğin de önüne geçilmesini engelliyor.
 



İlgili Konular Sinan Özdemir
Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş