Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


15:01, 15 Aralık 2017 Cuma
Güncelleme: 09:53, 30 Aralık 2015 Çarşamba

  • Paylaş
İngiltere'de referandum seferberliği
İngiltere'de  referandum seferberliği

Londra’nın ekonomik ve finans krizinden sonra toparlanmasına karşın Avrupa Birliği’nin çok gerilerden gelmesi İngiltere’nin cazibesini artırıyor.

Sinan Özdemir | Brüksel

Avrupa en hareketli yıllarından birini geride bırakırken yeni yılda devralacağı meselelerin başında İngiltere'nin Birlik içindeki durumu  geliyor. İngiltere en geç Haziran ayında gerçekleştirmeyi planladığı referandumla durumunu netleştirmek istiyor. Brüksel her ne kadar yıl içinde Londra'nın taleplerini ciddiye almadıysa da 2016'da cevap vermek durumunda kalacak. Aralık ayında gerçekleşen son Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nden somut herhangi bir karara varılamaması Brüksel'in pazarlık şansını artırmaya  çalıştığına yorumlanabilir. Yunanistan'da Temmuz ve Ağustos aylarında yaşananlar tekrar düşünüldüğünde Avrupa Birliği'nin "referandum" sözcüğünü sıcak bakmaması anlaşılır.  Ancak Güney Avrupa söz konusu olduğunda  referandumdan rahatsızlık duyan elitlerin aynı tutumu Birlik içindeki yeri ve ağırlığı sebebiyle İngiltere için göstermeleri mümkün değil. Ayrılma kararının çıkması hiç kuşkusuz sonuçları itibariyle  'Berlin Duvarı'nın yıkılışından sonra yaşanan jeopolitik kargaşaya  benzer bir durumun yaşanmasına sebep olabileceğinden, bütün çekincelerine rağmen, farklı bir  yaklaşımla yaklaşmalarını gerektiriyor.

Doğu Avrupa'dan Batı Avrupa'ya Avrupa karşıtlarının sesi hiç bu kadar gür çıkmamıştı. İster bölgeler bazında ister ulusal ölçekte gerçekleşen bütün seçimlerde aşırı sağ veya yakın duran popülist partilerin yükselişi sürüyor. Son olarak Polonya'da Brüksel karşıtı söylemiyle tek başına iktidara gelen muhafazakar sağ,  Fransa'da Aralık ayında gerçekleşen bölge seçimlerinde aşırı sağın birinci turda elde ettiği başarı veya Danımarkalılar’ın 3 Aralık günü gerçekleşen referandumda iktidarın adalet ve içişlerini ilgilendiren konularda Avrupa'ya daha fazla yetki vermeyi öngören kanun tasarısını red etmesi yaşanan dönüşümün son örnekleri.

Son yıllarda yara alan yalnızca Avrupa Birliği'nin kurumları olmadı. Avrupa'yı vuran ekonomik ve finans kriziyle tek para birimi; mülteci kriziyle serbest dolaşım ve Schengen yara aldı. Visgerad grubunun (Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya) Aralık ayında mülteci krizine cevap vermek üzere "Schengen'in dostları" adlı bir platform oluşturma kararı  Brüksel'e duyulan güvensizliğin işareti. Bu sayede Avrupa'nın dış sınırlarını daha etkin bir biçimde koruyabileceklerini iddia ediyorlar. Tabii ağaç ormanı gizleyemiyor. Mültecilere karşı işbirliğini artırarak set oluşturmayı hedefliyorlar. Böylece Berlin'in talep ettiği kotalar meselesini gündemden düşürmeyi planlıyor.

Doğu Avrupa halkları gibi İngilizler'de Avrupa Birliği'nin vatandaşlarının  güvenlik ve refah beklentilerini karşılamakta zorlandığına inanıyor. Bir tarafta Fransa'nın Calais şehrinde İngiltere'ye ulaşmayı bekleyen yüzlerce mülteci diğer tarafta Birlik üyesi devletler içinde özellikle Doğu Avrupa'dan ulaşmaya çalışan ucuz iş gücü. İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden istediği derogasyonlar gelecek haftaların en önemli  konusunu oluşturacak. Brüksel sıcak bakmadığını söylese de Şubat ayında gerçekleşecek zirveye kadar bir karara varması gerekecek. İngiliz seçmeninin Paris saldırılarını Avrupa Birliği ile ilişkilendirmesi AB karşıtlarının göç politikasını güvenlik ekseninde ele almasını kolaylaştırıyor. İngiltere'nin konuyu tek tarflı kendi çıkarları doğrultusunda ele alması diğer Birlik üyelerini (özellikle Doğu Avrupalı üyleri) irite ediyor. Kaldı ki Fransa (200 bin) ve Almanya'da (115 bin) yaşayan İngilizlerin geleceği bu minvalde belirsizliğini koruyor.      

İngiltere'nin Birlik'ten ayrılması  aynı zamanda Avrupa'daki ayrılıkçı talepleri dinamize edecektir. Flemenk, Katalonya, Bask Bölgesi ve İskoçya İngiltere'den sonra kendi kaderlerini belirleme hakkını çok daha güçlü bir şekilde gündeme getireceklerdir. İngiltere'nin geçen sene İskoçya'da gerçekleşen bağımsızlık referandumunda evet cephesini Avrupa Birliği ile tehdit ettiği hatılandığında  İskoçya'nın daha farklı bir ortamda referanduma gitmesini ve kıta Avrupası'ndan daha farklı bir destek görmesini sağlayacaktır. Katalonya'nın durumu da  yıl içinde tekrar gündeme gelecektir. İspanya seçimlerinde Katalonya'da birinci sıraya yerleşen Podemos'un statükoyu değiştirme sözü  kurulacak yeni hükümetin konuya bigane kalmasını eneglliyor.

Kamuoyu yoklamaları evet (yüzde 41) ve hayır (yüzde 42) cephelerinin yüzde kırk bandında  yarıştıklarını gösteriyor. İngiltere Başbakanı David Cameron'un Brüksel'den talep ettiği değişiklikleri elde etmesi durumunda kalmak isteyenleri oranı yüzde 45'e ayrılmak  isteyenlerin oranı yüzde 40'lara geriliyor. Kalmak isteyenlere "bilmiyorum" cevabını verenlerin de eklendiği düşünüldüğünde ayrılma  taraftarlarının en kararlı cepheyi oluşturduğunu söylemek mümkün. Ancak Cameron’un  herşeyden önce Brüksel'i ardından bölünmenin eşiğindeki kabinesini ve kamuoyunu ikna etmesi gerekecek. Brüksel şimdiye kadar Londra'nın taleplerine sağır kesildiyse de ilerleyen günlerde kabul edilebilir bir çözüme varacaklarını düşünebiliriz. Cameron'un, İngiltere gibi, referandum konusunda bölünmüş kabinesini ikna etmesi çok daha güç görünüyor. Referanduma tek vücut gitmek isteyen Cameron'a daha şimdiden cephe alan altı bakanın olması  bu olasılığı ortadan kaldırıyor. Sayılarının ilerleyen günlerde artabileceği ihtimali, tek vücut görüntüsünün, Avrupa Birliği ile yürüttükleri  müzakere süresiyle sınırlı tutulacağını düşündürüyor. Ne var ki, kabinesini ikna edememesi şahsi başarısızlığının ötesinde geleceğini de tehlikeye atacaktır. Gölgede bekleyen potansiyel başkan adaylarının olması (Boris Johnson, Theresa May...) başaramaması durumunda parti içi bölünmüşlüğü artıracağı gibi kartların yeniden karılmasını da tetikleyecektir.

Cameron’un kamuoyunu Avrupa Birliği’nin güvenlik ve refah konularında vazgeçilmez olduğuna ikna etmesi zor. Londra’nın ekonomik ve finans krizinden sonra toparlanmasına karşın Avrupa Birliği’nin çok gerilerden gelmesi İngiltere’nin cazibesini artırıyor. Son dönemde en fazla ilgilenen ülkelerin başında Çin geliyor. Çin’in 2016 için planladığı yatırımlar kıta Avrupa’da yakından takip ediliyor. Çin Kuzey İngiltere’yi Londra’ya bağlayacak demir yolu projesine 16 milyar dolar aktarmaya hazırlanırken nükleer enerji sektörüne 9 milyarlık yatırımda bulunacak. İngiltere Doğu Avrupalıları dışlarken Çin’e vize kolaylıkları getirmeye hazırlanıyor. Dünyada Yuan’ın en fazla işlem gördüğü ülkelerin başında geliyor. Çin bankacılık sektörünü güçlendirmek için finansın kalbi Londra’da varlığını artırmanın yollarını arıyor... İngiltere Amerika Birleşik Devletleri’nin çekincelerine rağmen ilişkilerini güçlendirmenin; kazanımlarını artırmanın yollarını arıyor. İngiltere’nin Birlik’ten ayrılması yüzde 16’lık bir daralmaya sebep olacak ama her şeye rağmen AB ile ekonomik işbirliğinin sürdürüleceğini bilmeleri İngilizleri rahatlatıyor.

Son kertede Londra'nın referandum kararı diğer Birlik üyelerine de örnek teşkil edebilecek olması, Avrupa karşıtlarının seslerinin bu denli gür çıktığı bir zamanda, yeni referandumların habercisi olabilir. Diplomaside başarı bir ülkenin feda ettiklerini kazanıma dönüştürme kapasitesiyle ölçülüyorsa cevabı aranan tek soru Brüksel’in bir messaya değip değmediğidir !




İlgili Konular Sinan Özdemir
Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş