Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


14:59, 15 Aralık 2017 Cuma
09:48, 06 Ocak 2016 Çarşamba

  • Paylaş
Öresund köprüsünde Schengen gerilimi
Öresund köprüsünde Schengen gerilimi

İsveç'in ardından Danimarka da İsveç ve Almanya sınırlarında kontrolleri artırma kararı aldı. Danimarka içişleri bakanlığının verdiği bilgilere bakılırsa Almanya'da aradığını bulamayan 100 ilâ 300 mülteci her gün Danimarka'ya giriş yaparak "mülteci cenneti" olarak değerlendirilen İsveç'e ulaşmaya çalışıyor

Sinan Özdemir | Brüksel

Yeni yılın ilk günlerinde Danimarka ve İsveç'in sınır kontrollerini genişletmesi 2016'da da Schengen krizinin Avrupa Birliği gündeminin ön sıralarında kalmaya devam edeceğini düşündürüyor. İsveç'in Öresund köprüsünde sınır kontrollerini artırması 1950'den bu yana Danimarka ile sürdürdüğü  işbirliğinin sembolü sayılan "serbest dolaşımı" askıya alması bir dönemin kapandığına yorumlansa da karar son aylarda her iki ülke arasında  giderek artan gerilimin dışa vurumu olarakta okunabilir. İsveç'in ardından Danimarka da İsveç ve  Almanya sınırlarında kontrolleri artırma kararı aldı. Danimarka içişleri bakanlığının verdiği bilgilere bakılırsa Almanya'da aradığını bulamayan 100 ilâ 300 mülteci her gün Danimarka'ya giriş yaparak "mülteci cenneti" olarak değerlendirilen İsveç'e ulaşmaya çalışıyor.  
Bu güne kadar Danimarka'da iltica başvurusunda bulunan mülteci sayısı 18 bin iken İsveç 163 bin mülteciye ev sahipliği yapıyor. İsveç, Avrupa Birliği içinde nüfusa oranla bakıldığında  en fazla mülteciyi kabul eden ülke konumunda. Stockholm'un evrakları tam olmayan mültecileri almayacağını bildirmesi, Ağustos ayından bu yana yüz binlerce mültecinin kayıtları yapılmaksızın Schengen bölgesine giriş yaptıkları düşünüldüğünde, Almanya'yı de facto son durak haline getiriyor. İsveç'in Kasım ayında sınır denetimlerini artırmasıyla göçü yüzde otuz oranında azaltması diğer İskandinav ülkeleri için de örnek teşkil ediyor.  Berlin'in, her iki ülkenin kararını "Schengen tehdit altında" yorumuyla karşılaması içine düştüğü çaresizliğin ifadesi olarak okunmalıdır. Balkanlar ve  Doğu Avrupa'dan  sonra İskandinav ülkelerinin de  sınır denetimlerini artırması Almanya'yı göç politikasında biraz daha izole ediyor. Ne var ki,  Almanya'nın  Avusturya sınırında Eylül ayından bu yana denetimleri artırması farklı bir tutumun sergilenemiyeceği görüşünün yaygınlık kazanmasına sebep oldu.

Yirmi altı ülkenin (22 AB üyesi + İzlanda, Norveç, İsviçre ve Lichtenstein) dahil olduğu Schengen bölgesinde bu güne kadar on iki ülke sınır denetimlerini yeniden tesis etti. Bunlar: Avusturya, Almanya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Slovakya, Slovenya, Norveç, Danimarka, İsveç, Hollanda, İsviçre ve Fransa. İngiltere'nin dışında geçiş güzergahı kabul edilen ülkelerin  (İspanya, İtalya ve Yunanistan)  dış sınırları korumakta zorlanması iç sınırlarda denetimleri artırmaya zorladı. Bazı ülkeler bir adım öne geçerek, Slovakya ve Macaristan gibi, sınırlarına demir teller çerekerek kontrolü artrımaya çalıştılar. Tabii kontrolü sağlamaktan çok güzergahları değiştirdi. Ortak bir politikanın belirlenememesi kontrolü yitiren her ülkeyi uç önlemlerle almaya zorluyor. Almanya'nın Ağustos ayında Yunanistan ve İtalya'da bekleyen on binlerce mültecinin, kayıt işlemleri tamamlanmaksızın, geçişlerine izin verilmesine yeşil ışık yakması zaten kontrolden çıkmış olan durumu  içinden çıkılmaz hale getirdi.

Mülteci krizi İskandinav hoşgörüsü için sınav niteliği taşıyordu. İsveç'in dışında diğer İskandinav ülkelerinin tutumu değerlendirirldiğinde  pozitif manada ortak bir ruhtan bahsetmek zor. Aksine dışa yansıttıkları genel imgagodan çok dışlayıcı tutumlarıyla ortak bir cephede buluştukları söylenebilir. Konuyu  güvenlik bağlamında ele alan siyasi partilerin olması Doğu Avrupa'da görülen  söyleme benzer bir söylemin yeşermesine zemin hazırlıyor. İsveç'in Boliden kasabasında, Paris saldırılarından altı gün sonra, 19 Kasım günü tutuklanan Iraklı gencin terör saldırısı yapmaya hazırlandığı haberi toplumsal bakışı etkiledi. Gencin kaldığı yerde yapılan aramalardan sonra yardım ettikleri gerekçesiyle bir grup mültecinin daha tutuklanması baradağı taşıran damla oldu. Danimarka, Norveç ve İsveç polisin ortak çalışmasıyla gerçekleşen operasyonların ardından Stockholm  Danimarka'yı sınırlarında gerekli kontrolleri yapmamakla  suçlamıştı. Bu hadise, Paris saldırıları sonrasında, mülteci meselesinin güvenlik meselesiyle ele alınmasını kolaylaştırdı.

Diğer İskandinav ülkeleriyle kıyaslandığında İsveç topraklarında en fazla yabancı  nüfusu barındıran ülke. Anders Beiring Breivik'in 22 Temmuz 2011 saldırısı (69 kişi öldü) şiddette zirveyi oluşturuyorsa küçük ölçekli saldırılarda bir artış yaşanıyor. Geçen yılın Ekim ayında bir gencin elinde kılçla Trollhattan'da bir okula gerçekleştirdiği saldırıda,  bir öğretmeni ve öğrenciyi öldürmesi ırkçı saldırı olarak değerlendirilmişti. Son olarak Pazartesi günü Stockholm'ün Tensta mahallesinde bulunan bir okula gerçekleştirilen silahlı saldırı  maddi hasarın dışında bir hasar oluşmadıysa da  (okullar kapalı) şiddetin aldığı boyutu göstermesi bakımından önemli bir dönemeçten geçtiğini düşündürüyor. İsveç Başbakanı Stefan Lövfen'ün 19 Kasım operasyonundan sonra hükümetinin mülteci meselesindeki tutumunu "safça bir yaklaşım" olarak nitelemesi rüzgarın yön değiştirdiğine ; ardından gelen sınır kontrolleri daha katı bir tutum almaya zorlandığına yorumlanabilir.

Danimarka'nın, Stockholm'ün belgesiz mülteci almayacağını açıklamasının ardından, hafta başında sınır kontrollerini başlatması Almanya üzerinden gelecek olanların iltica başvurusunda bulunmalarını önlemek için karşı hamle olarak düşündüğü anlaşılıyor. Danimarka bir yıldan bu yana İsveç'i, Almanya gibi, "mülteci cenneti" olduğu  yönündeki  propagandaya karşı çıkmamakla suçluyordu. İsveç attığı son adımlarla olmadığını dolaylı yollardan da olsa Almanya'da ve Balkanlar'da bekleyenlere bildirmiş oldu.

Ne var ki, kışın gelmesiyle frenlenen göç baharın gelmesiyle yeniden canlanacaktır. Üçüncü ülkelerle yapılan antlaşmaların dışında (Türkiye, Afrika, Mağrib ülkeleri) Birlik içinde herhangi bir plandan bahsetmek mümkün değil. Sözleşmelerin sınır denetimlerini iki yılla sınırlı tutması devletlere zaman kazandırıyor. Libya kriziyle, 2011'de,  Fransa ve İtalya'nın ortak talepleri doğultusunda göç dalgalarını kontrol altında tutumak için bir dizi değişiklik yapılmıştı. Şu an için gündemde olmasa da zamanla gündeme geleceğini tahmin etmek güç olmasa gerek. Son kertede güvenlik  gerekçelerinin arkasına sığınarak toplumsal barışı yaralayanların  kısa vadede olmasa da orta vadede yeni sorunlarla karşılaşmaları muhtemeldir. Çünkü  -retorik düzlemde de olsa- dünyada daha fazla güvenlik söyleminden veya politikasından yarar sağlamış herhangi bir devlet yok!

 



İlgili Konular Sinan Özdemir
Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş