Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


05:25, 24 Ekim 2017 Salı
Güncelleme: 12:32, 25 Ocak 2016 Pazartesi

  • Paylaş
Avrupa Birliği’nde Polonya tartışması 
Avrupa Birliği’nde Polonya tartışması 

Avrupa Birliği ile Polonya arasındaki krizi aşmak için girişimler sürüyor. Polonya Cumhurbaşkanı Duda ile AB Konseyi Başkanı Tusk dün bir araya geldi. Andrey Duda, gerilimin iki tarafın da çıkarına olmadığını söyledi.

Dünya Bülteni / DÜBAM

Avrupa Birliği ile Polonya arasındaki kriz giderek büyüyor. Polonya Cumhurbaşkanı Andrey duda, geçtiğimiz günlerde Brüksel'de temaslarda bulundu. Andrey Duda, hukuk devleti ilkesinin ihlali kapsamında yaşanan tartışmaların daha sakin bir ortamda yapılmasını istedi. 

Objektif bir şekilde yapılmayan derin analiz eksikliği gereksiz tartışmalara sebep oluyor. Şu anda olduğu gibi duygular devreye giriyor, bu ne Avrupa Birliği’nin birlik ve beraberliğine yardımcı oluyor ne de ülkemizin çıkarlarını karşılıyor. 

Polonya Cumhurbaşkanı, ülkesinde olağanüstü gelişmeler olmadığını savunarak, "Her demokratik ülkede, seçimlerin ardından iktidar el değiştirirken bazı anlaşmazlıklar olur" ifadelerini kullandı. 

Avrupa Birliği Konseyi'nin Polonya asıllı başkanı Donald Tusk ise ülkesinin imajının zedelenmemesi gerektiğini söyledi. Tusk'ın bir dönem başbakanı olduğu Polonya'ya verdiği mesajda Star Wars filminden alıntılar yapması da dikkat çekti. 

Polonya'nın komünist dönemi 25 yıl önce geride bıraktığını hatırlatan Donald Tusk, gelinen noktadan geri dönülmemesi gerektiğini de sözlerine ekledi. Avrupa komisyonu, yargı ve medya üzerindeki kontrolünü artıran Polonya hükümetiyle ilgili inceleme başlatmıştı. 

Bu arada, görüşmeler yapılırken onlarca kişi Avrupa kurumları önünde Polonya hükümetini protesto etti. Polonya başbakanı Beata Szydlo da bugün Avrupa Parlamanetosu'nda yapılacak bir oturuma katılacak. Szydlo, Avrupa milletvekillerinin ülkesinde yaşananlara dair sorularını cevaplayacak. Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz Aralık ayında Polonya’daki durumun dramatik olduğunu belirterek yaşananların bir hükümet darbesini andırdığını söylemişti.

TUSK ANLAŞMAZLIĞI BİTİREBİLECEK Mİ?

Brüksel'de gerçekleşen buluşmada ilginç bir detay da, krizi görüşen iki tarafında da Polonyalı olmasıydı. Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk, Polonya'da 2007 yılında iktidara liberal eğilimli Yurttaşlar Platformu'nun kurucu lideriydi. 

Siyasete, ülkede komunizmin sonunu hazırlayan Dayanışma Sendikası'na üye olarak adım atan Tusk, 2007 yılındaki seçimlerin ardından 2014 yılına başbakanlık görevini yürüttü.  Görev süresi boyunca önceliği Brüksel ile Varşova arasındaki eşgüdümü sağlamak oldu. 

Orta ve Doğu Avrupa ile Batı Avrupa arasındaki işbirliğini artıracak adımlara önem veren Donald Tusk, Avrupa'nın bütünleşmesi için gösterdiği çabalardan ötürü 2010 yılında Şarlmayn Ödülü'ne layık görüldü. 

Tusk, başbakanlığı döneminde Rusya'ya karşı ise dengeli bir politika izlemeyi tercih etti. Polonya'nın Avrupa Birliği ile Rusya arasındaki ortaklık anlaşmasına yönelik itirazına son verdi. Rusya da, bunun karşılığında Polonya'ya uygulanan ithalat yasağını kaldırdı. Donald Tusk 2014 yılında, görev süresi dolan Herman Van Rompuy'un yerine Avrupa Birliği konseyi başkanlığına getirildi. 

Ancak partisi 2014'ün Ekim ayında Polonya'da yapılan seçimleri kaybetti. Polonya'daki muhafazakar eğilimli yeni iktidar, Brüksel ile olan ilişkilere Donald Tusk kadar sıcak bakmadığını çok geçmeden gösterdi. Yeni hükümet, ekonomik ve siyasi kararlarını alırken Avrupa Birliği'nin onayını aramayacağını, iktidarı devraldıktan hemen sonra çıkardığı yasalarla ortaya koydu. Polonyalı siyasetçi, şimdi başkanı olduğu Avrupa Birliği ile uzun yıllar başbakanlık yaptığı kendi ülkesi arasındaki anlaşmazlığı çözmek gibi zor bir görevle karşı karşıya.

GERİLİM İKTİDAR DEĞİŞİMİYLE BAŞLADI

Polonya'da geçtiğimiz yıl yapılan seçimlerin ardından Ekim ayında iktidara gelen muhafazakar iktidarın çıkardığı yasalar Brüksel ile Varşova arasında gerilime yol açıyor. Avrupa Birliği Komisyonu, Varşova hükümetinin çıkardığı yeni medya yasasının ve Anayasa Mahkemesi'nin yargılama usûllerinde değişikliğe gidilmesinin ardından harekete geçti. 

Komisyon, hukuk devleti ilkesinin ihlal edildiği gerekçesiyle Polonya hakkında soruşturma başlattı. Avrupa Komisyonu'nun Birinci Başkan Yardımcısı Frans Tımmermans, geçtiğimiz hafta yapılan toplantının ardından Polonya'daki yasalarla ilgili olarak ön soruşturma kararı alındığını açıkladı. 

Soruşturma, Polonya'nın Avrupa Konseyi'ndeki veto hakkını kaybetmesiyle sonuçlanabilecek sürecin ilk adımını olarak görülüyor. Avrupa Birliği komisyonu, üç aşamalı süreçte önce ilgili ülkedeki tartışmalı konuyu görüşüyor. Eğer birlik tarafından benimsenen değerlerin sistematik bir tehlike altında olduğu kanaatine varılırsa üye devlete endişeleri gidermesi için zaman tanınıyor. 

Ancak bu talep karşılanmazsa üye devletin Avrupa Konseyi'ndeki oy hakkını kullanılmasını engelleyen son aşamaya geçiliyor. Bunun için 28 üyeden en az 16'sının onayı gerekiyor.  Komisyon, Polonya'yla ilgili hazırlanacak raporu mart ayında görüşerek, bir sonraki adıma geçilip geçilmeyeceğine karar verecek. 

Brüksel'den gelen açıklamalara tepki gösteren Polonya Başbakanı Beata Szydlo ise, komisyonun kararı ne olursa olsun ülkesinin egemenlik haklarını devretmeyi kabul etmeyeceğini söyledi. Polonya'da iktidarda bulunan Hukuk ve Adalet partisi tarafından hazırlanan ve 7 Ocak'ta yürürlüğe giren yeni medya yasası, devlet televizyonu ve radyosunun yöneticilerinin hükümet tarafından atanmasına ve görevden alınabilmesine olanak sağlıyor. 

Parti yetkilileri, son 8 yılda siyasi rakibi Yurttaş Plaftormu'na yakın isimlerin medyada önemli pozisyonlara getirildiğini, halkın geniş kesimlerinin görüşlerinin medyada görmezden gelindiğini öne sürerek bu değişikliği savunuyor. Anayasa Mahkemesi'nin yargılama usullerinde değişiklik öngören ve geçen ay yürürlüğe giren yasa ise meclis tarafından çıkarılan yasaların yüksek mahkeme tarafından iptal edilmesini zorlaştırıyor. 

Yeni yasa, anayasa mahkemesinin karar alması için gereken basit çoğunluk uygulamasına son verirken bundan sonraki kararlar için üçte iki çoğunluğun sağlanması koşulunu getiriyor. Yasa ayrıca anayasa mahkemesinde açılan iptal davalarında, karar öncesinde asgari üç aylık değerlendirme süresi öngörüyor. Hukuk ve Adalet Partisi gelecek günlerde bankacılık sektörü başta olmak üzere, ekonomide millileşmeyi teşvik edecek adımlar atmayı planlıyor. Parti, Polonya'nın Avrupa Birliği'nin ortak para birimi euro'ya geçmesine de karşı çıkıyor.

Hükümetin Avrupa Birliği karşıtı tutumu ve çıkarılan tartışmalı yasalar ülke içinde de tepkilere neden olmuş, başta başkent Varşova olmak üzere pek çok kentte kitlesel protesto gösterileri düzenlenmişti.

POLONYA’NIN AB’DEN UZAKLŞMA NEDENLERİ

Polonya'da geçtiğimiz ekim ayında iktidara gelen Hukuk ve Adalet Partisi'nin son üç ayda attığı adımlar, ülkenin Avrupa Birliği üyeliğinin geleceği ve dış politikası hakkında soru işaretlerine yol açıyor. 

Ülkedeki siyasi gözlemcilere göre; Polonya'da halkın önemli bir bölümü, Ukrayna krizi yüzünden bölgede artan Rusya tehdidi karşısında Avrupa Birliği'nin yetersiz kaldığını düşünüyor. Bu algı, Avrupa Birliği'ne karşı mesafeli bir duruş sergileyen muhafazakar çizgideki iktidar partisine olan desteği de artırıyor. 

Rusya'ya yönelik yaptırımlar konusunda bazı Avrupa Birliği ülkelerinden yükselen aykırı sesler de, Varşova yönetimi tarafından kaygıyla karşılanıyor. Hükümetin Avrupa birliği karşıtı tutumunun bir diğer nedeni ise Avrupa Birliği içerisinde yaşanan euro krizi ve mali disiplin uygulamaları. 

İktidardaki Hukuk ve Adalet Partisi, seçim kampanyası boyunca Brüksel'den gelen kemer sıkma taleplerini dikkate almayacağını yüksek sesle dile getirmişti. Yeni hükümet, Avrupa Birliği'nin istediği reformlara karşı çıkıyor ve devletin piyasalardaki etkinliğini artırmayı öngören bir ekonomi politikası izliyor. 

Çıkarılan medya yasası ve yargıda yapılan düzenlemelerle Avrupa Birliği'nin tepkisini çeken Varşova Hükümeti, önümüzdeki günlerde de başta bankacılık sektörü olmak üzere ekonomide millileşmeyi teşvik edecek adımlar atmayı planlıyor. 

İktidar partisinin ortak para birimi euro'ya geçişe karşı çıktığı da uzun zamandır biliniyor. Gerek ekonomik kriz, gerek ise Rusya ile yaşanan gerilim yüzünden Avrupa Birliği'ndeki kamplaşma da artmış durumda. 

Polonya'nın bu çerçevede, Rusya tehdidini daha yakından hisseden Orta Avrupa ve Baltık ülkeleri ile işbirliğini artırması bekleniyor. Almanya'nın Avrupa Birliği içerisinde gün geçtikçe güçlenen konumuna ise şüpheyle bakılıyor. 

Polonya, Rusya'nın bölge politikalarına karşı AB'nin daha sert yaptırımlar uygulamasını isterken, Almanya diplomasiye öncelik verilmesini, Rusya ile diyalog kanallarının koparılmaması gerektiğini savunuyor. Polonya ise Almanya'nın Rusya ile ilişkilerinde enerji işbirliğinin ve ekonomik çıkarların ağır basmasından şikayetçi. 

Zira Polonya'daki tüm siyasi çevreler; Almanya'nın Ukrayna ve Polonya'yı devre dışı bırakarak, Rusya'dan doğalgaz taşıyan kuzey akım boru hattı projesini hayata geçirmesinden rahatsız. Almanya ile Polonya arasındaki ikinci büyük anlaşmazlık ise mülteci krizi konusunda yaşanıyor. 

Berlin, diğer Avrupa Birliği üyelerinin daha fazla dayanışma göstermesini ve daha çok sayıda mülteci kabul etmesini isterken Varşova bu konuda isteksiz davranıyor. Polonya hükümeti, mülteci krizinin ardından gündeme getirilen, üye ülkelerin sınır güvenliğinin gerektiğinde Avrupa Birliği tarafından üstlenilmesine yönelik planlara da egemenlik haklarına aykırı olduğu gerekçesiyle karşı çıkıyor.

RUSYA İLE BATI’NIN MÜCADELE SAHNESİ

Polonya'da ekim ayında yapılan seçimleri kazanarak iktidara gelen muhafazakar hukuk ve Adalet Partisi'nin liderliğini, 10 Nisan 2010'daki uçak kazasında hayatını kaybeden eski Cumhurbaşkanı Lech Kaçinski'nin kardeşi Yaroslav Kaçinski yapıyor. 

Eski cumhurbaşkanı ve beraberindeki heyeti taşıyan uçak, Katin Katliamı’nın 70. yıldönümü için düzenlenecek anma törenlerine giderken düşmüştü. Kazadan sonra enkaz çevresindeki silahlı kişilerin bulunduğuna dair görüntülerin ortaya çıkması, uçağın Rusya tarafından düşürüldüğü spekülasyonlarına neden olmuştu. 

Katin Katliamı, Polonya tarihi açısından önemli bir dönüm noktası. İkinci Dünya Savaşı'nın sürdüğü 1940 yılında 22 bin Polonyalı sivil ve asker, dönemin Sovyet lideri Josef Stalin'in emriyle, katin ormanında başlarına birer kurşun sıkılarak infaz edildi. Sovyetler Birliği, uzunca bir zaman katin ormanında yaşananlarda sorumluluk sahibi olduğunu reddetti. 

Ancak yaşananlarla ilgili gerçekler, soğuk savaş'ın son günlerinde Mihail Gorbaçov tarafından resmen kabul edildi. Stalin'in imzası bulunan katliam emri ise Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından Rusya Federasyonu Devlet başkanı Boris Yeltsin tarafından, dönemin Polonya Lideri Lech Valesa'ya teslim edildi. Eski dayanışma sendikası lideri Lech Valesa, komünist dönemde Polonya'da ilk çok partili seçimlerin yapılmasını sağlayan halk hareketinin lideriydi. 

Valesa'nın mücadelesi, sadece Polonya'da değil, tüm Orta Avrupa'da önemli sonuçlar doğurdu ve 1990'lı yılların hemen başında Moskova'nın bölgedeki hakimiyeti son buldu. Bir başka deyişle, Doğu Bloğu'nun sonunu getiren gelişmelerin fitili Varşova'da ateşlendi. Gerek Katin Katliamı, gerekse Soğuk Savaş'ın sonunda yaşananlar, bugün Ukrayna'da yaşanan kriz nedeniyle Polonya'da yükselen Rusya karşıtlığını anlamak için yeterli. Kaldı ki, geride kalan son dört asır Polonya ile Rusya arasında yaşanmış savaşlarla dolu. 

İşte bu tarihi arka plan, Polonya'da Ekim ayında yapılan seçimlerin sonucunu doğrudan etkiledi. Rusya karşıtlığını, Avrupa Birliği'ne yönelik eleştirileriyle birleştiren hukuk ve adalet partisi oyların yüzde 39'unu almayı başardı. Parti, 460 üyeli parlamentoda 242 sandalye kazanarak tek başına iktidar olmaya da hak kazandı. Brüksel'e mesafeli yaklaşan parti yetkilileri, sanıldığı gibi Avrupa Birliği üyeliğine karşı olmadıklarını, itiraz ettikleri noktanın Avrupa Birliği'nin işleyişi olduğuna vurgu yapıyor. 

Aslında Polonya, Soğuk Savaş'ın ardından Rusya'ya karşı Batı'ya yönelmiş, 1999 yılında NATO'ya, 2004 yılında da Avrupa Birliği'ne üye olmuştu. Uzmanlar, Ukrayna'da yaşanan krizin ardından artan Rus tehdidi karşısında, Varşova yönetiminin Avrupa Birliği'nden ziyade NATO ve Amerika Birleşik Devletleri ile olan ilişkilerini geliştirmeye odaklandığı görüşünde. 

Polonya, Amerika Birleşik Devletleri'nin Orta Avrupa'ya kurmak istediği füze savunma sistemine ev sahipliği yapmak istemiş, ancak Rusya'nın tepkisi nedeniyle bu proje Amerikan başkanı obama tarafından rafa kaldırılmıştı.

POLONYA MÜLTECİLERE KARŞI SERTLEŞTİ

Polonya ile Avrupa Birliği arasındaki sorunlardan biri de mülteci akını karşısında alınan önlemler. Avrupa komisyonu başkanı Jean Claude Juncker, geçtiğimiz Eylül ayında 120 bin mültecinin birliğe üye ülkeler arasında paylaştırılmasını öngören bir eylem planı açıklamıştı. 

Bu planda, Polonya'nın da 9 bin mülteciye ev sahipliği yapması öngörülüyordu. Polonya ve diğer Orta Avrupa ülkeleri Macaristan, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya bu plana itiraz etti. Varşova yönetimi, sadece 2 bin mülteci kabul edeceğini duyurdu. Ancak Juncker'in ikna çabaları sonuç verdi ve dönemin Polonya başbakanı Eva Kopacz, Ortak Eylem Planı'na uyacaklarını açıkladı. 

Kopacz, geri adam atarken, "Juncker biz Polonyalıların da bir zamanlar mülteci olduğunu hatırlattı” ifadelerini kullandı. Eylül ayında yaşanan bu gelişmenin ardından Polonya'da yapılan seçimlerle iktidar değişti ve yeni hükümet, mülteci planına bir kez daha karşı çıktı. 

Paris'te gerçekleşen terör eylemleri ise Varşova hükümetinin göçmen karşıtı yeni politikası için önemli bir dayanağa dönüştü. Polonya, Paris’i kana bulayan terör saldırılarının ardından Avrupa Birliği’nin sığınmacı kabul kotasını uygulamayacağını açıkladı. 

Avrupa İlişkileri Bakanı Konrad Szymanski, "Paris’teki trajik eylemlerin ardından, bu planı uygulamaya geçirmek için uygun bir zemin göremiyoruz” dedi. Hukuk ve Adalet Partisi seçim kampanyası boyunca da mültecilerin Polonya'ya girişinin yasaklanması yönünde propaganda yaptı. Parti lideri Yaroslav Kaçinski, mültecilerin ülkeye salgın hastalıklar getireceğini daha öne sürmüştü.

 



İlgili Konular AB Polonya AB Rusya Polonya
Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş