Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


05:22, 24 Ekim 2017 Salı
Güncelleme: 18:18, 21 Mart 2016 Pazartesi

  • Paylaş
Türkistan coğrafyasında Rus etkisi
Türkistan coğrafyasında Rus etkisi

Türkistan coğrafyasındaki Rus etkisinin temelleri, bölgenin Çarlık Rusya’sı tarafından işgal edildiği 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar uzanıyor. Bu dönemde; iktisadi, siyasi, askeri ve kültürel alanlarda atılan adımlar, Türkistan coğrafyasında etkileri bugüne dek uzanan derin izler bıraktı.

Bugün sıklıkla Orta Asya olarak dillendirilen tarihi Türkistan coğrafyası, 19. yüzyılın ikinci yarısında Çarlık Rusyası'nın hakimiyetine girdi. Çarlık rejimi, Asya'ya doğru yönelten nedenlerden biri 1853-56 yılları arasında yaşanan Kırım Savaşı'nda; Osmanlı Devleti, İngiltere ve Fransa'dan oluşan ittifak karşısında aldığı yenilgiydi. 


Balkanlar'daki etki alanı daralan ve sıcak denizlere inme hedefinden uzaklaşan Rusya, hanlıklarla yönetilen ve merkezi bir gücün bulunmadığı Türkistan topraklarına yöneldi. Önce bugünkü Kazakistan steplerinden Kırgızistan'a kadar uzanan alan işgal edildi ve burada askeri niteliği ön plana çıkan bir bozkır valiliği kuruldu. 

Demriyolu ağlarının genişletilmesiyle birlikte ikmal yeteneğini artıran Rus orduları çok geçmeden güneye doğru yöneldi ve bugünkü Türkmenistan ve Özbekistan topraklarının büyük bir bölümününde kontrolü ele geçirdi. Bu alanda da Türkistan genel valiliği oluşturuldu. 

Bölgedeki demografik yapının değiştirilmesine yönelik adımlar da bu yıllarda başladı. Çarlık rejimi, bölgeye yerleştiridği Rus nüfusa geniş araziler tahsis ederken, Türkistan halkları topraksız köylülere dönüştürüldü. Oluşan tepki, geniş bir alanda irili ufaklı pek çok isyana yol açtı. 1916 yılında Türkistan geneline yayılan isyan dalgası, Rus birlikleri tarafından kanlı biçimde bastırıldı. 

Aynı zamanda, Türkistan coğrafyası işgalin ardından Rus okullarıyla da tanıştı. Bu okullarda genellikle bölgeye yerleşitirlen Rus ailelerin çocukları eğitimi alıyordu. Ancak bu okullar, bölge halkları arasında Rus kültürünün egemen olması gibi bir işleve de sahipti. Nikolay İvanoviç İlminski'nin bu yıllarda Türk lehçeleri üzerine yaptığı araştırmalar, Çarlık Rusyası'nın bölgedeki eğitim politikasının temelini oluşturuyordu. 

Bu politka, Türkçe’nin farklı lehçeleri için kiril alfabesinde kitaplar hazırlanması ve bu farklılıklar üzerinden Türkistan coğrafyasına yapay kimlikler oluşturmayı hedefliyordu. Nitekim, Sovyetler Birliği'ne bir bütün olarak dahil olan Türkistan, çok geçmeden bu yapay kimliklere dayandırılan cumhuriyetlere bölündü.

BÜYÜK ACILAR YAŞANDI

Tarihi Türkistan topraklarının 19'uncu yüzyılın ortalarında, Çarlık Rusyası'nın eline geçmesinin ardından yaşanan baskılar, tüm bölge halkları gibi Kırgızlar’ı da isyana sürükledi. Yeni bir idari sistem geliştirmeye çalışan Rus Çarlığı, göç politikasıyla, işgal ettiği Orta Asya topraklarında Rus nüfusu artırmaya başladı. 

1916 yılında bölge halkını ya çalışma kamplarında çalışmaya veya cepheye gitmeye zorlayan Çarlık Rusyası'na karşı başlatılan isyan hüsranla bitti. Binlerce Kırgız, çarlığın ordusundan, Çin'e doğru kaçarken dağlarda açlık ve soğuğa direnemedi. Bu olay Kırgızlar tarafından tarihe ''Ürkün'' diye yazıldı. 

Ruslar’ın seferberlik ilanının ardından, Türkistan halkını zorla cepheye sürmesi bardağı taşıran son damla olmuştu. Tacikistan'da başlayan isyan ateşi, dalga dalga tüm Türkistan'a yayıldı. Kırgızistan'daki dalga ise en şiddetlisi oldu. İsyan şiddetliydi; ama isyancıların, ne doğru dürüst silahları ne de düzenli orduları vardı. 

Rus ordusuna karşı direniş olanaksızdı. Çarın ordusu Kırgızları cezalandırmak için geldi. Direniş gösteremeyen isyancılar ise çine doğru geri çekilmeye başladı. Ancak dağların artık geçit vermediği bir mevsime girilmişti. 

2005 yılında bu olayın kalıntılarını ortaya çıkarmak üzere aynı yolu izleyen bir grup, zirveye yakın bir geçitte ölenlerin kemiklerini buldu. Kuzey Kırgızistan'dan yaklaşık 300 bin Kırgız Çin'e kaçmaya çalıştı. Bunların yarıdan fazlası ise şiddetli soğuk ve açlıktan yolda hayatını kaybetti. 

2005 yılında bulunan kemikler ise toplanarak bir anıt mezara gömüldü. Bu olayı asla unutamayacak Kırgızlar Boom geçidinde bir anıt inşa etti. Her yıl Ağustos sonunda anıt çevresinde toplanan Kırgızlar, bu acı olayı anıyor ve ölenler için dua ediyor. Bu yıl Ürkün olayının 100’üncü yıldönümü anılıyor. 

YENİ EĞİTİM MERKEZLERİ AÇILDI

Çarlık döneneminde Türkistan coğrafyasında eğitim alanında başlayan dönüşüm, milli bir tepkiye de yol açtı. İsmail Gaspıralı'nın girişmleriyle, Tatar nüfusun yaşadığı Kırım ve Kırım'da hızla yaygınlaşan eğitimde reform hareketi, çok geçmeden Türkistan'da da etki yarattı. 

Bölge halklarının geri kalmışlığının temelini eğitimdeki yetersizliklere bağlayan Cedidçilik Akımı, okuma yazmanın daha kolay öğrenilmesini amaçlayan yeni bir usüle dayalıydı. Yeni usülün uygulandığı ve medrese eğitimine ek olarak pozitif bilimlere de ağırlık verilen okulların sayısı hızla arttı. Bu okullar, kısa sürede bölgedeki Rus okulları için önemli alternatife dönüştü. 

Kırgızistan Bilimler Akademisi Tarih Bölümü Doç. Dr. Aida Kuvatova yeni usulün uygulandığı Cedid Mektepleri hakkında şu ifadeleri kullandı: "Rus okulları ile Cedid mekteplerinin amacı farklıydı. Rus okullarında, imparatorluğa hizmet edecek gençlerin yetişirilmesi amaçlanıyordu. Cedid okullarında ise öncelik, bölgenin gelişmesi ve bölge halkının bilinçlenmesiydi."

Cedid Okulları’nda yetişenler, çarlık rejiminin son dönemlerinde milli bilincin oluşmasında etkili oldu. Bu isimlerden biri de Kırgız eğitimci İşanali Arabayev'di. Arap harfli ilk Kırgız alfabesinin müellifi olan Arabayev, Kazak ve Kırgız çocukların okumayı daha kolay öğrenmesi için kitaplar yazdı. 

Göçebe hayatı sürdüren halkın eğitim alabilmesi için eğitimi binaların dışına taşıdı, yaz aylarını çadırlarda ders vererek geçirdi. Ancak Sovyetler Birliği karşıtı eylemlerde bulunmakla suçlanarak tutuklandı ve 1938'de kurşuna dizildi. Arabayev, benzer faaliyetleri yüzünden kurşuna dizilen onlarca Türkistan aydınından biriydi. Sovyet dönemini boyunca adlarınının anılması bile yasaklanan bu isimler, sovyetler birliği'nin dağılmasının ardından bölge ülkelerinde bir milli kahraman olarak anılmaya başlandı.

TÜRKİSTAN 5’E BÖLÜNDÜ

Çarlık döneminde yaşanan baskılar, 1900'lu yılalrın başında sadece Türkistan coğrafyasında değil, tüm Rusya genelinde tepkilere neden oluyordu. Bu tepkilere, Birinci Dünya Savaşı'nın yıkıcı etkisi de eklenince, Çarlık rejiminin sonunu getiren süreç hız kazandı.

Bolşevikler, 1917'deki Ekim devrimi ile iktidarı ele geçirdiklerinde, Rusya içerisinde yaşayan Türk ve Müslüman halklara yönelik pek çok vaatte bulunmuştu. Bizzat Lenin ve Stalin tarafından imzalanan, "Rusya Halklarının Hakları Beyannamesi" Türkistan halkının artık kendi kendini yöneteceğinden söz ediyordu.

1920'de Bakü'de düzenlenen Birinci Doğu Halkları Kurultayı'na Türkistan coğrafyasından gelen 200'e yakın temsilci katıldı. Ancak gerçek, bu kurultayda verilen sözlerden farklıydı. Zira yeni kurulan Sovyetler Birliği'nde çok geçmeden merkezi yönetim güç kazandı ve son sözü Moskova'nın söylediği bir rejime dönüştü. 

Bu dönemde Ruslar tarafından "Basmacılar" olarak adlandırılan gruplar, bölgede bağımsızlık mücadelesine başladı ama bu mücadele sonuçsuz kaldı. Bugünkü Orta Asya, o tarihte başkenti taşkent olan "Türkistan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti" adıyla Sovyetler Birliği'ne dahil edilmişti. 

Ancak bölgedeki isyanı bastıran Sovyet rejimi, bu yapıyı bugünkü Orta Asya cumhuriyetlerinin temellerini oluşturan 5 ayrı idari yapıya böldü. Türkistan tanımı, litaretürden tamamen çıkarıldı. Bölgedeki alt kimliklerin güç kazanmasına yönelik politikalar güç kazandı.

Bunun için atılan en önemli adımlardan biri alfabelerin değiştirilmesiydi. Türkçe konuşan halklar önce latin alfabesine geçirildi. O yıllarda Türkiye'nin de latin alfabesini benimsemesiyle, bu kez de kiril alfabaesi kullanılmaya başlandı.

STALİN’İN HEDEFİ İSLAM’DI

Sovyetler Birliği'nin kurulmasının ardından Moskova yönetiminin en önemli hedeflerinden biri de toplumsal yapının değiştirilmesi oldu. Bolşevik Devrimi'nin ardından, uçsuz bucaksız topraklara sahip bu devasa ülkede yaşayan her birey için yeni bir vatandşlık tanımı yapıldı. 

Ülkede yaşayanların her biri birer Sovyet insanına dönüştürülmeliydi. Rus yazar Aleksander Zinovyev, Sovyet insanını "Sosyalizmi savunan ve komünizm ideali doğrultusunda topluma katkı sağlayan" birey olarak tanımlıyordu. Stalin döneminde bu hedefin önündeki en büyük engel milli kültürler ve inanç sistemleri olarak görüldü. 

Stalin yönetimi, bu engeli ortadan kaldırmak üzere ülkenin dört bir yanında yerel kültürleri hedef alan katı politikalar uygulamaya başladı. Orta Asya'da yaşayan Müslüman Türkler de bu baskılardan nasibini aldı. 

Tarım alanlarının zorla kolektifleşitirlmesi ile Orta Asya'daki geleneksel yapı ağrı bir yara aldı. Sadece Kazakistan'da 36 milyon besi hayvanı telef oldu. Bunun sonucunda yaşanan açlık, iki milyona yakın insanın ölümüne yol açtı. Stalin döneminde kolektifleştirmeye karşı çıkan binlerce kazak kurşuna dizildi. 

Kazak tarihçi, Manaş Kozıbayev, o dönemde yaşananları kazak tarihinin en büyük felaketi olarak nitelendiriyor. Orta Asya'da yaşananlar sadece geleneklsel tarım toplumuna yönelik baskılar ve dayatmalar değildi.

İslam inancı, Sovyet insanı hedefinin önünde büyük bir engel olarak görüldü. Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Kırgızistan'da yüzlerce caminin kapısına kilit vuruldu. Çoğu cami, depo olarak kullanılmaya başlandı.

Stalin yönetimi, milli kültürle ilgili her şeyi hedef alıyordu. Türk kültürünün önemli bir parçası olan atlar bile rejimin geleceğine yönelik tehdit olarak görüldü. Ahalteke olarak bilinen dünyaca ünlü Türkmen atları Stalin'in emriyle itlaf edildi. Stalin yönetimi, sadece Türkmenistan'da değil Kazakistan'da da aynı yönetimi izledi. Kazak tarihçi Ahmet Toktabay'a göre 1928 yılında 4 buçuk milyon atın dolaştığı Kazak bozkırlarında 1933 yılına gelindiğinde sadece 200 bin at kalmıştı.

AYDINLAR KURŞUNA DİZİLDİ

Stalin döneminde hemen hemen her Sovyet Cumhuriyeti'nde olduğu gibi Kırgızistan'da da aydınları hedef alan sistematik bir "yok etme" kampanyası uygulandı. O yıllarda dünyadan gizlenen gerçekler, ancak Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra ortaya çıkarılabildi.

Tanıkların ifadelerinden yola çıkan dönemin Kırgız hükümeti, 1993 yılında başkent Bişkek yakınlarındaki Aladağlar'da bulunan tuğla ocağında bir kazı çalışması başlattı. Çalışma sonucu kurşuna dizilerek öldürülen 137 kişinin kemiklerine ve yüzlerce boş kovana ulaşıldı. Yapılan DNA testlerinin ardından; kemiklerin dünyaca ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov'un babası da dahil olmak üzere, dönemin önemli siyasilerine ve bilimadamlarına ait olduğu anlaşıldı.

KGB arşivlerinde yapılan araştırmalar, öldürülenlerin rejime muhalefet, ajanlık ve turancılık gibi suçlamalarla kurşuna dizildiğini gösteriyor. Ancak dosyalarda somut deliller yer almıyor. Kurbanların çoğunun komünist parti ya da Kırgızistan Yüksek Sovyeti'nde görev yapmış isimler olduğuna dikkati çeken uzmanlara göre milliyetçilikle itham edilen bu isimlerin asıl suçları Stalin rejimine yönelik eleştirileri.

Aladağlar'da katledilenlerin anısına bir anıtın da dikildiği toplu mezar; bugün Ata-beyit, yani baba-mezarı olarak biliniyor. Ölenlerse ata-beyit şehitleri olarak anılıyor. Cengiz Aytmatov'un cenazesi, vasiyeti üzerine babasının da yattığı ata-beyit anıtının yakınlarına defnedilmişti. Ata-beyit'te 7-8 Nisan 2010'da Kırgızistan'da yaşanan halk ayaklanması sırasında hayatını kaybedenlerin anısına dikilen bir anıt daha bulunuyor.

SOVYET DÖNEMİNİN MİRASI SORUNLAR

Orta Asya Amerikan Üniversitesi Öğretim üyesi Doç. Dr. Emil Curayev, Rusya'nın tüm bölge ülkeleriyle iyi ilişkiler içinde olduğuna dikkat çekti. Curayev, asıl sorun bölge ülkeleri arasındaki anlaşmazlıklar olduğuna dikkat çekerken bu sorunların Sovyet döneminden kalma bir miras olduğuna işaret etti.

Doç. Dr. Emil Curayev şu ifadeleri kullandı: "Günümüzde, bölge ülkeleri bağımsızlığının 25’inci yılına geldiğinde, birçok insan, Rusya’nın Orta asya ülkelerine olan etkisini sorgulamaya başladı. Birçok kişi Rusya, bölgedeki 5 ülkeyi devlet olarak kurdu diyor. Yani daha önce kendi başına bir devlet olarak bilinmeyen toplulukları, bağımsız birer devlete dönüştürdü diye bir kanı var. Diğer bir kesim ise Rusya’yı bir sömürgeci bir güç olarak görüyor ve Orta asya'da izlediği straetijiyi bu kavramla açıklıyor. 

Evet, Rusya, bugünkü 5 cumhuriyetin kurulmasında etkili oldu. Sovyet dönemi olmasaydı, şu ankinden farklı bir siyasi yapı olabilirdi. Toplumsal yapı da farklı olabilirdi. Biliyorsunuz Stalin dönemindeki uygulamalarla bölge halkının yaşamı köklü biçimde değişti. Sovyetler Birliği, özellikle ekonomide, altyapıda bir bütünlük sağlamaya çalıştı ve tüm düzeni buna göre kurdu. Sanayide ortaya çıkan bu bölgesel bağımlılık, bölgeler arasında bir eşitlik sağlamasına karşın, Sovyetler Birliği'nin çöküşünün ardından birçok sektörün işlemez hale gelmesine neden oldu.” 

Sovyetlerin dağılmasıyla Rusya’nın da diğer ülkelerin de zor bir duruma düştüğünü ifade eden Curayev, sözlerini şu ifadelerle devam etti: “Bağımsızlığın ilk yılları, rusya’nın kendisi için zor olduğu kadar, bölge ülkeleri için de zor geçti. sovyetler sırasında kurulan temel ekonomik sektörler, tüm Sovyetler alanında, birbirine bağlıydı. Sovyetler ortadan kalkınca tüm sektörler, bazı uzuvlarını kaybetmiş bir insana benzedi. Fabrikalar, ulaşım yolları, iletişim. Yani her şey altyapı bakımından yetersiz kaldı. Şimdi bölge ülkeleri bu duruma bir çıkış arıyor.” 

“Rusya bugün tüm bölge ülkeleriyle iyi ilişkiler içinde. Asıl sorun, bölge ülkelerinin kendi arasındaki ilişkilerde” ifadelerini kullanan Curayev, son olarak şu sözleri sarfetti: “Bu üzücü bir durum. Bölge ülkeleri, bir bütün olarak; siyasi ve ekonomik konularda anlaşabilseydi, o zaman yeni bir başlangıç olurdu. Ama şunu görmek gerek ki; bölge ülkerinin anlaşamaması ve ortak bir görüşte birleşememesi, Sovyet rejiminin ekonomik ve siyasi açıdan Orta Asya'ya bıraktığı bir miras. Moskova, Sovyet döneminde de buradaki ülkelerin birbirleriyle sorunsuz bir şekilde ilişki kurmasını istemiyordu. Atılan her adım Moskova'nın izniyle gerçekleşmek zorundaydı."

RUSYA ETKİNLİĞİNİ SÜRDÜRMEK ORTA ASYA’DA İSTİYOR

Sovyet Birliği'nin 1991 yılında tarih sahnesinden silinmesinin ardından, Rusya'nın Orta Asya'ya olan ilgisi son bulmadı. Yakın Çevre Doktirini olarak bilenen dış politika yaklaşımı, eski Sovyet ülkelerinin Moskova'nın etki alanı içerisinde yer almasını öngörüyordu.

Bugün; Bağımsız Devletler Topluluğu, kolektif güvenlik anlaşması örgütü ve Avrasya Ekonomik Birliği gibi organizasyonlar; iktisadi, siyasi ve askeri alanlarda tarafları birbirne yakınlaştırıyor. Bu ülkelerde yaşamaya devam eden Rus vatandaşları ile Rusya'da çalışmak zorunda kalan Orta Asya kökenli işçiler ise bu bağın organik boyutunu oluşturuyor. 

Ukrayna krizi yüzünden Batı'nın yaptırımlarıyla karşı karşıya kalan ve düşen petrol fiyatlarıyla birlikte krize sürüklenen Rusya, son günlerde Orta Asyalı yatırımcıları ülkeye davet ediyor. Milletvekili Dimitri Savelyev, artık sadece Rusya'nın bölge ülkelerine değil; Orta Asyalı yatırımcıların da Rus coğrafyasına yatırım yapacağı bir dönemin başlayacağını belirtiyor. 

Bölgeyle alakalı yatırım programlarının kredi ihtiyacında önemli bir konuma sahip olan El Hilal Bank'ın Finans Sorumlusu Aduin Tairov ise Rusya'nın Orta Asya'da diğer devletlere göre daha avantajlı konumda olduğuna dikkat çekti: 

“Bölge devletleriyle Rusya'nın ortak tarihinde siyaset kadar ticaret de önemli bir yer tutuyor. Giderek daha da önem kazanan Orta Asya pazarında Rusya daha şanslı. Zaten yapılan resmi anlaşmalarla ve ortak projelerle de bu şansın daha da büyüdüğü görülüyor. Kazakistan olarak Türkiye'yi kendimize yakın görüyoruz. Rusya ile yaşadıkları gerginlikte arabulucu olabilir miyiz diye düşündük hep. Buradan doğacak pazar boşluğunu doldurmak gibi bir niyetimiz olmadı.” 

Rusya Müslüman Müteşebbisler Fonu Başkanı Linar Yakupov ise ekonomideki mevcut sıkıntıyı, ileriye dönük işbirliğini güçlendiren bir gelişme olarak görüyor. Orta Asyalı göçmenlerin yaşadığı zorluklar için çareler arandığını ifade eden Yakupov, döviz kurlarındaki dalgalanmanın en çok göçmen işçileri zor durumda bıraktığının altını çizdi. 

GÖÇMENLER KESİN DÖNÜŞÜ DÜŞÜNÜYOR

Derinleşen krizle birlikte gücünü yitiren Rus ekonomisi, büyük ölçüde mecbur olduğu göçmen işgücü konusunda da ciddi sıkıntılarla karşı karşıya. Ülke genelinde yeni bir kayıt düzenine geçmeyi hedefleyen hükümet, çıkardığı patent yasasıyla özellikle Orta Asyalı göçmenlerin hareket imkanını kısıtladı. 

Ruble'nin dolar karşısında yaşadığı değer kaybıyla birlikte ülkelerine daha az para yollamak zorunda kalan göçmenler, devletin belirlediği yeni kesintiler nedeniyle kesin dönüş yapmaya hazırlanıyor. 

Eski sovyet ülkeleriyle Rusya arasındaki kolay geçiş sistemi nedeniyle kayıt dışı göçmen akınına maruz kalan Rusya, yasal düzenlemeleri de istediği ölçüde hayata geçiremiyor. Başkent Moskova'da yasal göçmen sayısı 900 bin. 

Fakat gayri resmi rakamlar bu grubun ekonomik krizden önce 2 milyonu aştığına işaret ediyordu. Şu an ise tahminler ilgili ülkelerin istatistikleri üzerinden yapılıyor. Önceki yılın son aylarında Rusya'ya 100 binin üzerinde işçi yollayan Özbekistan'ın geçen yıl 60 bin sınırını zorlukla geçmesi, ülke içindeki göçmen sayısının yarı yarıya düştüğü yönünde yorumlanıyor. 

Rusya'da yaşayan göçmenlerin büyük bir bölümü eski Sovyet ülkelerinden. Rusya sınırları içinde kazanılan milyarlarca dolar her yıl Orta Asyalı göçmenler tarafından memleketlerine yollanıyor. Sadece Tacik göçmenler geçen yıl ülkelerine 5 milyar doların üzerinde bir ek destek sağladı. Ancak yaşanan son ekonomik kriz bu rakamları aşağıya çekecek gibi. 

Yabancı işçilerin neredeyse yüzde doksanını eski Sovyet ülkelerinden alan Rusya; Bağımsız Devletler Topluluğu Vatandaşlarına uyguladığı yumuşak göçmenlik yasası ve yüksek kazanç fırsatlarıyla önemli bir çekim merkezi konumundaydı. Ancak görünen o ki, bu avantaj artık sadece Avrasya Birliği üyelerine işleyecek 

ORTA ASYA’DAKİ ASKERİ HAREKETLİLİK

Afganistan'da yaşanan istikrarsızlık Orta Asya ülkeleri açısından güvenlik endişelerine yol açıyor. Radikal unsurların bölgedeki varlığının güçlenmesi, bölge ülkelerini sınır güvenliğini artırmaya itiyor. 

Geçen yılın Kasım ayında tüm bölge ülkelerini ziyaret eden Amerikan Dışişleri Bakanı John Kerry, özellikle Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan'a sınır güvenliği konusunda destek sağlayabileceklerini söylemişti. Amerikan Hava Kuvvetleri Komutanı General Loyd Ostin de, geçen sonbaharda Kongre'de açıkladığı yıllık raporunda, Türkmen makamlarından gelen yardım başvurusunu resmen dile getirdi. 

Türkmenistan'ın bu talebi, terör örgütü DAİŞ'in Afganistan'ın kuzeyindeki varlığını güçlendirmesiyle ilişkilendiriliyor. Aslında Türkmen yönetimi 14 yıldır Afganistan konusunda tarafsızlık politikası izliyordu. Ancak işgalin sona ermesinden sonra sınır güvenliğine dair kaygıların arttığı ifade ediliyor. 

Bu durum Rusya'yı da harekete geçirdi. Bağımsız Devletler Topluluğu Konseyi'nden Aleksander Sternik, Rusya'nın DAİŞ militanlarının sızma ihtimaline karşılık Türkmenistan’a sınırlarının korunmasında yardımcı olmaya hazır olduğunu duyurdu. 

Rus yetkili Afganistan ve Türkmenistan sınırının uzun ovalı bölgelerden geçtiğini ve 137 kilometrelik Özbek-Afgan sınırıyla kıyaslandığında tehdidin daha büyük olduğunu söyledi. Sternik, Rusya'nın Aşkabat yönetimini, Kırgızistan ve Tacikistan ile sınırların korunmasındaki işbirliği hakkında bilgilendireceğini de açıkladı. 

Rusya'nın son dönemlerde Orta Asya'da artan askeri varlığı da dikkat çekiyor. Rusya ile Kırgızistan arasında 1 milyar dolarlık silah anlaşması bulunuyor. 2012'de imzalanan anlaşmada, Rusya'nın Kırgızistan'a zırhlı araçlar, top ve füze sistemleri, çeşitli hafif silahlar ve iletişim ve istihbarat araç gereçleri satması öngörülüyor. 

Rusya Lideri Vladimir Putin’in 2012 yılı Eylül ayındaki Duşanbe ziyaretinde ise taraflar Tacikistan'da bulunan askeri üssün 2042 yılına varlığını sürdürmesi konusunda anlaşmıştı. Moskova yönetiminin, Kırgızistan ve Tacikistan ile ortak hava savunma sistemi kurma çalışmaları da sürüyor. Kazakistan ile hava savunma sistemi kurmaya ilişkin sözleşme 2013 yılında imzalanmıştı. Özbekistan ve Türkmenistan ise Rusya ile böyle bir anlaşmaya mesafeli yaklaşıyor.

ENERJİ KAYNAKLARI İŞTAH KABARTIYOR

Orta Asya'yı büyük güçlerin rekabet alanı haline getiren en önemli unsur kuşkusuz bölgenin jeopoloitik önemi. Hazar'ın doğu kıyıların Çin'e kadar uzanan tarihi Türkistan toprakları, bugün petrol ve doğalgaz yönünden Arap yarımadasından sonra kanıtlanmış en büyük yeraltı rezervlerine sahip. 

Bölge bir yandan Rusya'ya diğer yandan hızla yükselen ekonomisiyle birer süper güce dönüşen Çin ve Hindistan'a komşu. Aynı zamanda Afganistan, Pakistan ve İran gibi ulsulararası sistemle sık sık sorun yaşayan ülkelerin de yanı başında. 

Son yıllarda inşa edilen boru hatları, Orta Asya'yı doğu ile batı arasında önemli bir enerji koridoruna dönüştürüyor. Bugün Kazakistan ile Çin arasındaki hat dünyanın en uzun petrol boru hattını, Türkmenistan ile Çin arasındaki hat ise dünyanın en uzun doğalgaz boru hattını oluşturuyor. 

Büyüyen ekonomisine karşın, yeterli enerji kaynaklarına sahip olmayan Çin'in bölge ülkeleri için önemli bir pazar haline gelmesi, Orta Asya'daki rezervlerin ileride hangi yöne akacağı konusunda rekabete yol açıyor. 

Rusya geçmişte olduğu gibi bundan sonra da bölgedeki kanakların kendi üzerinden dünya pazarlarına sunulmasından yana. Kremlin, geçtiğimiz yıllarda Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan ile devasa enerji anlaşmalarına imza attı. Daha çok ortadoğu'daki kaynaklara bağımlı olan batı ise orta asya'yı enerji kaynaklarını çeşitlendirebileceği bir alan görüyor. 

Bu nedenle, Türkiye'nin de dahil oldu projeleri destekliyor ve bölgedeki sahaları işletebilmek için büyük çaba gösteriyor. Kazakistan'ın 30 milyar varillik petrol rezervine, Türkmenistan'ın ise 25 trilyon metreküpe yakın doğalgaz rezervine sahip olduğu dikkate alınınca küresel güçlerin bölgeye olan ilgisini anlamak da güç değil. Ancak Afganistan'daki işgalin sona ermesinden sonra, yaşanacak bir kaosun bölge ülkelerini de etkilemesi ihtimali, Orta Asya üzerinde hesapları olan tüm büyük güçleri tedirgin ediyor.

kaynak: Kuzey Haber Ajansı



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş