Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


05:16, 24 Ekim 2017 Salı
Güncelleme: 14:11, 08 Haziran 2016 Çarşamba

  • Paylaş
Avrupa'da protestolar yükseliyor, şiddet de...
Avrupa'da protestolar yükseliyor, şiddet de...

Fransa'da yeni çalışma yasa tasarısına tepki olarak başlayan eylemler tüm ülkeye yayılıyor.. İşçiler meydanlarda. Hükümet geri adım atmıyor. Sendikalar kararlı.. Gösteriler Fransa ile sınırlı değil. Yunanistan'dan Polonya'ya ve belçika'ya kadar bir dizi ülke gösteri sarmalına girmek üzere

Fransa'da sular durulmuyor. Paris hükümetinin ortaya koyduğu yeni çalışma yasası nedeniyle halk sokaklarda. Başta öğrenciler olmak üzere birçok sektör çalışanı meydanları terk etmiyor. Ardı ardına alınan grev kararları nedeniyle hükümet zorda.

Sendikaların başlattığı grev dalgası, petrol rafinerileri, nükleer santraller, limanlar ve ulaşıma yayılmış durumda. Ülkede günlük hayatta aksamalar yaşanıyor. Kamuoyu yoklamalarında halkın büyük çoğunluğunun reforma karşı olduğu görülüyor.

Bu, sendikaların ve göstericilerin güvenlerini artırmış durumda. Hollande'ın halk desteğini ve itibarını yitirmeye başladığı yorumları, protestocuların elini güçlendiriyor. Yorumlar 10 gün içinde Paris yönetiminin krizi bertaraf etmek zorunda olduğu yönünde.

Zira Euro 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası'nın başlamasıyla birlikte sendikaların ve hükümetin karşı karşıya gelmesinin felaketle sonuçlanabileceği ifade ediliyor. Grevden yana olan sendikalar hükümetin EURO 2016 organizasyonunda küçük düşmektense her türlü tavizi vereceğini düşünüyor. Hükümetse, grevlerin uzamasıyla kamuoyu öfkesinin grevleri körükleyen sendikalara dönmesini bekliyor.

TARTIŞMALI YASA

Fransa'da grev ve gösterilerin dalga dalga yayılmasına neden olan yasa tasarısı aslında uzun zamandır hükümetin gündemindeydi. İşçilerin itirazı yasayla haklarının elinden alındığı yönünde.

Tartışmaya neden olan yasada her ne kadar ortalama 35 saat denilse de azami çalışma süresinin haftada 46 saat olması hedefleniyor. Bu süreye şirketlerin karar vermesine olanak sağlanıyor. Ayrıca şirketlere çalışanlarının maaşını azaltma ve izin takvimini belirleme konusunda geniş haklar tanınıyor.

Yasa tartışmalarının protestolara ve grevlere dönüşmesi ise Fransa Başbakan Manuel Valls'in açıklamaları ile olmuştu. Valls'in Cumhurbaşkanı François Hollande'la görüştükten sonra çalışma yasası reformunu parlamentoya sunmadan yasalaştıracağını söylemesi bir anda tansiyonu yükseltti.

Zira böylece hükümet, parlamentoyu es geçerek yasayı uygulamaya koyacağını ilan etti. Bu hak Fransız hükümetlerine anayasa tarafından tanınıyor. 1958'den bu yana da yaklaşık 50 kez kullanıldı.

SOKAKLARDA ÖFKE ARTIYOR

Fransa'da hükümet ile sendikalar arasındaki gerilim sokakta da kendini fazlasıyla hissettiriyor. Yeni çalışma yasa tasarısına öfkeli binlerce kişi birçok kentte meydanlara çıkmış durumda. Tansiyon yüksek.

Ülkede gösteriler çatışmalara dönüşmüş durumda. Birçok kentte polisle göstericiler karşı karşıya geliyor. Yaralanmalar ve gözaltılar sürüyor. İşçilerin eylemine ünıversite ve lise öğrencileri de destek veriyor.

Eylemlerde şu zamana kadar yüz binlerce Fransız sokaklara döküldü. Açıklamalar bin 300’den fazla göstericinin gözaltına alındığı yönünde. 31 Mart'ta "gece ayakta" sloganıyla başlayan eylemlerin ülkeyi ne kadar süre daha etkileyeceği ise bilinmiyor.

PARİS HÜKÜMETİNİN ÇÖZÜM ÇALIŞMALARI

Paris yönetimi sorunu çözmek için çalışmalarına devam ediyor. Ancak yönetime karşı öfke artıyor. Zira Hollande yönetimi parti programında yer almamasına karşın iş çevrelerinin önünü açacan reformları hayata geçirmekle suçlanıyor.

Bunu uygulamaya çalışırken de seçilmiş milletvekillerini yok saymakla itham ediliyor. Fransa Başbakanı Manuel Valls geri adım atmıyor. Açıklamalarında protestocuları ülkenin önünü kapatmakla suçluyor. Manuel Valls şu şekilde devam etti:

"Ülkeyi çıkmaza sokuyorlar. Fransız halkının gündelik yaşamlarının sürmesinin önüne geçiyorlar. Fransa'nın itibarına zarar veriyorlar. Toparlanmaya başlayan ekonomimizi yeniden krize sokmaya çalışmaları kabul edilemez. Bu yüzden dik duracağız. Her nerede engeller varsa onları kaldıracağız. Şiddet yanlılarına geçit vermeyeceğiz. EURO 2016 futbol turnuvasının yaklaştığı şu günlerde güvenlik birimlerimize, kamu binalarına ve politikacıların ofislerine saldıranların önüne geçeceğiz."

Düzenlemeyı savunan Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande da, zaman zaman polis ve göstericiler arasında çatışmalara sahne olan protestolara ve grevlere rağmen geri adım atmayacağını söylüyor.

Ancak muhalefetteki muhafazakar Cumhuriyetçiler Partisinin Lideri, Eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Hollande'ın çalışma yasası paketini parlamentoya getırmeyerek tartışma için siyasi zemini kapatmakla suçlarken, başından beri süreci çok kötü idare ettiği yönünde eleştirilerde bulunuyor.

Sarkozy, son yaptığı açıklamada "Eğer siz fikirlerin parlamentoda tartışılmasına izin vermezseniz, sokak da normal olarak harekete geçer" ifadesini kullandı. Muhalefetten gelen bu sert tepkiler, krizin büyümesi halinde fransa siyasetinde de değişimler olabileceğinin sinyali olarak yorumlandı.

SENDİKALAR GERİ ADIM ATMIYOR

Fransa'da sendikalar, güçlü olduğu ve stratejik öneme sahip petrokimya, limanlar ve demiryolları gibi alanlarda grevi başlatarak hükümete rest çekmiş durumda. Hükümet, grev hakkının kanun dışı olarak uygulamaya konulduğunu savunuyor. Ancak sendikalar, halkı hiçe sayanın hükümet olduğu görüşünde.

Ayrıca sendikalar hükümetin yaklaşan EURO 2016 organizasyonu nedeniyle yakın zamanda taviz vereceğini düşünüyor. Fransız hükümetinin umut bağladığı koz ise grevlerin uzamasıyla kamuoyu öfkesinin sendikalara dönmesi. Taraflar arasında ciddi bir kavga yaşanıyor. Ancak sendikalar geri adım atmamakta kararlı.

Fransa'daki sendikalar ülkenin kurumsal yapılanması içerisinde önemli bir işleve sahip. Fransız hükümeti bunun farkında. Ancak ülkede gerilimin ne kadar süreceği konusunda henüz kimse bir tahmin yapamıyor.

ENERJİ KRİZİ DERİNLEŞİYOR

Fransa'da yeni çalışma yasası protestoları kapsamında ülkedeki enerji sektöründe kriz derinleşiyor. Son olarak elektrık kesıntıleri de yaşanmaya başlandı. Fransa Elektrik Dağıtım Ağı, ülkenin batısındakı Saınt-Nazaire, Donges ve Guerande bölgelerınde 125 bin haneye elektrik verilemediğini duyurdu. Elektrik kesintilerinin nükleer santrallerdeki grevlerle ilintili olduğu açıklandı.

Fransa'nın en büyük işçi sendikaları konfederasyonu CGT, dün de ülkede bulunan 19 nükleer santral ve enerji sektöründe grev kararı alındığını açıklamıştı. Açıklamada 19 nükleer santralde üretimin düşürülmesi veya tamamen durdurulması, rüzgâr enerjisi tesislerinde de aynı uygulamaya gidilmesi çağrısı yapılmıştı.

Enerji sektöründe başlayan grevle, hükümet binaları ve işveren örgütleri hedef alınmış durumda. Özellikle özel araç sahipleri, enerji sektöründeki sıkıntıdan endişeli. Akaryakıt sıkıntısı yaşanacağını düşünen halk tedbir almaya devam ediyor.

Fransa Petrol Endüstrisi Sendika Başkanı Francıs Duseux konuyla ilgili açıklamasında şu ifadeleri kullandı: "Durumun düzeltilmesi için çalışmalar sürüyor. Hafta başında insanların benzin istasyonlarına akın ettiğini gördük. Normal ihtiyaçlarından beş kat fazla benzin aldılar. Sistemin bu yükün altından kalkması mümkün değil. Şu an durum stabil gibi görünüyor. Çünkü insanlar stoklarını yaptı. Ancak bu ne kadar sürer bilinmez.”

Sendikalar ise geri adım atmamakta kararlı. Açıklamalar krizin çözümü için adım atılmazsa grevlerin devam edeceği yönünde. Fransa Petrol Endüstrisi Sendika Sekreteri Fabien Prive Saint-Lanne Fransa hükümetinin radikalleşmeye devam ettiğini vurgularken, grevler hakkında şu ifadeleri kullandı:
"Bugün geldiğimiz noktada radikalleşmeye devam eden bir hükümetle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Genel işçi sendikası da pozisyonunu değiştirmiyor. Bu açık. Bu durumda işçilere grevi sürdürmeleri dışında bir çağrı yapmamız mümkün değil. Sonra neler olduğuna bakacağız. Ücretler ve haklarımız konusunda çalışmalar yapılması şart.."

ULAŞIMDA DA KRİZLER YAŞANIYOR

Grev dalgasına son olarak trenler ve metrolar da katıldı. Seferler aksamaya başladı. Fransızlar huzursuz. Herkes gözünü hükümet ile sendikalar arasında yapılan görüşmelere çevirmiş durumda. Her ne kadar Fransız hükümeti hayatın kısa zamanda normale döneceğini savunsa da ülkedeki grev dalgası yayılmaya devam ediyor.

Paris yönetimi, henüz enerji alanındaki krizi çözememişken ulaştırma çalışanları da greve gitme kararı aldı. Paris metrosu çalışanları iş bıraktı. Greve banlıyö trenleri çalışanlarının yanısıra liman işçileri de katıldı. Air France pilotları da ücretler ve izin günleri konusundaki talepleri karşılanmadığı için greve katılma kararı aldı.
Özellikle enerji alanındaki grevler nedeniyle benzin sıkıntısı çeken ve toplu taşımayla ulaşımı sağlamaya çalışan Parisliler’in bu kez metro greviyle karşı karşıya kalması krizin boyutlarını artırdı. Açıklamalar metroda ve trenlerde seferlerin aksamayacağı yönünde. Halk seyrek devam eden ulaşım seferlerinden rahatsız.

Fransa Demiryolları Sözcüsü Julien Dehornoy tarafından yapılan açıklama, sorunun çok zaman almadan çözüleceği yönünde: "Grevin birkaç gün daha devam edeceğini öngörüyoruz. Ulaşımdaki aksaklıklar şu andaki seviyede olacaktır en fazla. Nasıl sonuçlanacağını göreceğiz. Her şey sendikalarla yönetim arasındaki görüşmelerde belli olacak.”

Metro ve tren yollarının greve katılmasına karar veren ulaşım sendikaları ise hükümete öfkeli. Genel Emek Konfederasyonu Sekreteri Berenger Cernon Fransız hükümetine karşı öfkesini şu şekilde dile getirdi: "Bugün düzenlenen görüşmelerde çalışma saatleri gündeme alındı. Ancak tabii bütün mesele çıkartılmaya hazırlanan çalışma yasasına kilitleniyor. Hepimiz, tüm çalışanlar, işçiler, aileler, arkadaşlarımız yeni çıkacak çalışma yasasından endişeliyiz. Çünkü bu yasa bizi hak kaybına uğratacak tehlikeli bir adım. Bu yüzden grevdeyiz."

FRANSA’NIN SON 10 YILI KRİZLERLE GEÇTİ

Paris yönetimi, son 10 yılda iki büyük toplumsal başkaldırıyla yüzleşti. 2005'te Fransa'nın hemen hemen bütün kentlerinin banliyöleri ayaklandı. Ayaklanan gençlerin talebi sosyal eşitlik ve ekonomik refahtı.

Sarkozy'nın içişlerı bakanlığı döneminde başlayan gösteriler zamanla etnik bir harekete dönüştü. Toplumsal talepler geri plana itildi. Sarkozy, hareketi şiddet olarak lanse etti. Kenar mahallelerde başlayan eylemleri radikalleştirdi ve bastırdı.

2010'a gelindiğinde ise Fransa bir kez daha ayaktaydı. 2008'de İzlanda'da başlayan, 2009'da Yunanistan ayaklanmasıyla devam eden küresel hareket, Paris sokaklarına da yansıdı. Halk, hak arama amacıyla başlayan barışçıl gösterilerde meydanları doldurdu. Ancak bu protestolar büyümeden sona erdi.

AB’NİN KRİZLER YURDU YUNANİSTAN

Avrupa'da gerek çalışma reformları gerekse dayatılan kemer sıkma politikaları nedeniyle gösterilere sahne olan bir diğer ülke ise Yunanistan. Atina yöneimi, ekonomik krizin neden olduğu gösteriler nedeniyle zorda.
Yunanistan aylarca 2015 Temmuz'unda Ab ile imzalanan 3’üncü Memorandum Anlaşmasının şartlarını konuştu. Kreditörler özellikle sosyal güvenlik yasasında reforma gidilmesi gerektiğini söyledi.

Soruna ilişkin tehlike sinyalleri yıllar önce verilmişti ancak hiçbir hükümet toplumsal tepki kaygısı ile sosyal güvenlik sistemine ilişkin kapsamlı bir reform için gerekli adımları atmaya yanaşmamıştı.

Syriza-Anel koalisyonu ise kriz süresince emekli maaşlarında 11 kez kesinti yapılmasını gerekçe göstererek yeni bir kesintiye gitmek istemiyordu. Ancak emekli sandıklarının kasalarının boşalması ve kreditörlerin bu konudaki ısrarı sonucu isteyen reform paketi Mayıs ayında Yunan Parlamentosu'nda koalisyon ortaklarının oyu ile kabul edildi.

Yasayla, hem farklı meslek gruplarına ait emekli sandıkları birleştirildi hem de emekli maaşlarında kesintilerin önü açılmış oldu. Böylelikle mecliste görüşülüp oylamaya sunulurken toplam 48 saatlik genel grev ilan edildi. İşçiler ve memurlar eylem yaparak yasa tasarısını protesto etti.

Ancak kış aylarında çiftçilerin traktörlerle yol kapama eylemiyle başlattıkları protesto dalgası yine de bir sonuç vermedi. Hükümet bu konuda geri adım atamadığı gibi kreditörlerin vergilerin artırılmasını öngören taleplerini de kabul etmek zorunda kaldı. Bu reformlar da 22 Mayıs'ta Yunan Parlamentosu'nda kabul edildi.
Alınan karara göre, vergi artırımlarını içeren şartların dışında, kreditörlerin ısrar ettiği yeni mali tedbirler bütçeye doğrudan kesinti olarak yansımayacak. Bu tedbirler, kreditörlerle üzerinde anlaşılan bütçe hedeflerine ulaşılamazsa devreye girecek.

Avrupa İstatistik Kurumu EUROSTAT'ın verilerine göre, faiz dışı bütçe fazlası hedefine ulaşılamamışsa, cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile devlet bütçesi gelir ve giderlerine ilişkin yeni düzenleme yapılacak. İlgili karar EUROSTAT'ın mevcut verileri üzerinden alınacak ve kesinlikle geleceğe ilişkin öngörülere dayandırılmayacak.

Atina bu koşullar altında 24 Mayıs'taki Eurogroup toplantısına reformları gerçekleştirmiş olmanın rahatlığı ile gitti. Toplantıda, Yunanistan'ın beklediği 10,3 milyar euroluk kredi diliminin biri Haziran’da, diğeri yaz sonunda olmak üzere iki taksit halinde ödenmesine karar verildi.

Yunanistan'ın borcunun yeniden yapılandırılması için ise kısa, orta ve uzun vadeden oluşan üç aşamalı bir plan önerildi. Atina'nın şimdiki hedefi bu plan doğrultusunda borcun hafifletilmesini sağlayabilmek.

YUNANİSTAN İŞSİZLİK YÜZDE 30’LARA YAKLAŞTI

Yunanistan ekonomik krizin yedinci yılında da mali sorunlara bir çözüm bulabilmiş değil. Kredi anlaşmalarının ardından reform süreç devam ediyor. Müzakerelerde en çok öne çıkan konu sosyal güvenlik ve vergi sisteminde öngörülen reformlar. Emekli sandıklarının tükenen kaynaklarının telafi edilebilmesi için çıkış yolları aranıyor.

Atina emekli maaşlarında kesinti yapmak yerine sigorta primlerinin artırılmasını öneriyor. Ancak böylesi bir uygulamanın işveren üzerindeki işçi maliyeti yükünü artıracağı ve bu nedenle işsizliği yükselteceği endişesi ile kreditörler bu öneriye sıcak bakmıyor.
Zira kriz öncesinde yüzde dokuz olan işsizlik şu an yüzde yirmi sekizlere ulaşmış durumda. Genç işsizliği oranı ise yüzde 40’ın üzerinde. Ancak sorunun üstesinden gelinemiyor. Dükkânlar ve fabrikalar ardı ardına kapanıyor.

Kamu sektörünün de daralması, yeni işe alımların asgari seviyede tutulması istihdamın daralmasına yol açıyor. Şu an ülkenin aşılması en zor sorunu işsizlik. İş bulup çalışanlar da bazı zor şartlara alışmak zorunda kalıyor. Syriza iktidara gelmeden önce asgari ücreti 750 euro'ya çıkarma vaadinde bulunmuştu. Ancak iktidara geldiğinde kreditörlerle yaptığı anlaşma bu artışı engelledi.

AB’DE GENÇLER İŞSİZ

Avrupa Birliği içerisinde krizle mücadele eden tek ülke Yunanistan değil. Birlik içerisindeki hemen her ülke krize bağlı olarak büyüyen işsizlik sorunuyla karşı karşıya. AB'yi de vuran küresel ekonomik krizin üzerinden 8 yıl geçmesine karşın avrupa ülkelerindeki yüksek genç işsizlik hala çözüm bekleyen en önemli sorunların başında.

AB’de Mart ayındaki yüzde 19,1’lik genç işsizlik oranı, neredeyse her 5 gençten birinin işsiz olduğuna işaret ediyor. Euro Bölgesi'nde ise bu oran yüzde 21,2 seviyesinde. Avrupa Birliği ülkelerindeki çok düşük enflasyon ve zayıf ekonomik büyümenin yanı sıra genç işsizliğin hala yüksek seviyelerde olması sorun teşkil etmeyi sürdürüyor.

Avrupa İstatistik Ofisi’nden derlenen verilere göre, 28 üyeli AB'de genç işsizlik oranı diğer yaşlardaki işsizlik oranlarına kıyasla daha yüksek seviyelerde seyrediyor. Genç işsizliğin zaman içerisindeki seyrine bakıldığında AB'de toplam nüfus içerisindeki genç işsizlik 2005-2007 yıllarında keskin şekilde azalırken, 2008'in ilk çeyreğinde yüzde 15,2 ile en düşük seviyeye geriledi. Ancak o dönemdeki ekonomik kriz, genç istihdamını da ciddi oranda etkiledi.

2008'in ikinci çeyreğinden itibaren genç işsizlik artış eğilimine girerek 2013'ün ilk çeyreğinde yüzde 23,8'le en yüksek seviyeye ulaştı. AB'de genç işsizlik 2014'te de yüzde 22,2 düzeyinde ölçülürken, son verinin mevcut olduğu 2016 yılı mart ayında yüzde 19,1 oldu. Mart’ta 25 yaş altı genç işsiz sayısı ise 4 milyon 287 bin seviyesinde açıklandı.

Avrupa'nın lokomotif ekonomisi Almanya en son yayımlanan Mart verilerine göre, bölgede en düşük genç işsizlik sıralamasında yüzde 6,9 ile ilk sırayı aldı. AB'de Mart ayında yüzde 10'nun altında genç işsizliğe sahip diğer ülkeler ise yüzde 9,8'le Çek Cumhuriyeti ve Malta oldu.

AB'deki genç işsizlik oranı 2000 yılı ile 2007 yılının ortalarında Avrupa'da euro ortak para birimini kullanan 19 üyeli Euro Bölgesi'ne kıyasla sistematik olarak daha yüksek ölçüldü. 2010 yılının üçüncü çeyreğine kadar ise iki bölgenin genç işsizlik oranları birbirine çok yakın seyretti.

BELÇİKA DA SOKAKLARDA

Belçika’da çalışanların, hükumetin çalışma yasasında yapmayı planladığı düzenlemeler ve kemer sıkma önlemlerine karşı başlattıkları grev ve protestolar sürüyor. Geçen günlerde sendikaların yaptığı çağrı üzerine 60 binden fazla işçi brüksel sokaklarında eylemler düzenledi. Güvenlik güçlerinin eylemcilere sert müdahalesi sonucunda yaşanan olaylarda 20 kişi yaralanırken, 23 kişi de gözaltına alındı.

Memurların grev kararı almalarının temel nedeni hükümetin yeni düzenlemeleri. Hükümet tarafından kabul edilen yeni düzenlemelerle, haftalık çalışma saatlerinin ve emeklilik yaşının yükseltilmesi, kamu çalışanlarına yapılan zamların düşürülmesi gibi birçok değişikliğe imkân sağlıyor.

Grev kararı alan kamu çalışanları yoğun katılımın yaşandığı protesto gösterileri düzenliyor. Son olarak Nord Tren İstasyonu’ndan toplanarak, Kraliyet Sarayı, parlamento ve Brüksel yerel hükumet binaları önünden geçerek şehir merkezine ulaştı. Belçika polisi eyleme katılanların sayısını 7 bin 500 olarak açıklarken sendikalar bu sayının 12 bin kişiyi bulduğunu öne sürdü.

Ülkede genel grev kararı alınmasa da demiryolları ve toplu taşıma sektöründe yaşanan iş bırakma eylemleri sosyal yaşamı derinden etkiledi. Toplu taşıma çalışanlarının başlattığı grev nedeniyle Avrupa Birliği’nin başkenti Brüksel'de metrolar çalışmadı. Eğitim sektöründe yaşanan iş bırakmalar nedeniyle birçok okul ve kreşte eğitime ara verilmek zorunda kalındı.
Ülkede cezaevi gardiyanları da grev kararı alanlar arasında. Sosyal haklar, çalışma şartları ve personel giderlerinin kısıtlanması nedeniyle başlatılan grev yaklaşık 5 haftadır devam ediyor. Cezaevlerinde açık görüşler yapılamazken yemek ve temizlik gibi temel ihtiyaçların karşılanmasında da sorunlar yaşanıyor. Bazı cezaevlerinde isyan yaşanıyor.

Grevlere hem Hristiyan Sendikalar Konfedarasyonu hem de Sosyalist Çalışanlar Sendikaları Konfederasyonu destek veriyor. Eğitim kültür ve toplu taşıma alanında etkinlik gösteren sendikalar, yeni düzenlemelere karşı çıkarken, personel eksikliği, altyapı sorunları ve sosyal imkanların iyileştirilmesini talep ediyor. Belçikada 2014 yılında alınan genel grev kararı sonrası uçuşlar durmuş, uluslararası tren hatları kesilmiş ve limanlar kapatılmıştı.

POLONYA’DA HÜKÜMET KARŞITI GÖSTERİLER

Polonya’da yapılan son seçimlerde büyük bir zafer kazanarak tek başına iktidar olan muhafazakar Hukuk Ve Adalet Partisi’nin aldığı kararlar ülke içinde ve Avrupa Birliği’nde tartışmalara neden oluyor.

Özellikle yürürlüğe giren yeni anayasa reformu paketi, anayasa mahkemesinin bağımsızlığına gölge düşürdüğü ve muhalefet kanadını baskı altına alma amacı taşıdığı gerekçesiyle eleştirilerin hedefi oldu. Polonya’da iktidarı elinde bulunduran Hukuk Ve Adalet Partisi’nin parlamentodan geçirdiği yasa ile hükumetin yüksek yargıya hakim atamasının önü açılmıştı.

Avrupa Birliği Komisyonu’nun haftalık toplantısı sonunda konuşan Avrupa Birliği Komisyonu Birinci Başkan Yardımcısı Frans Timmermans, hükumetin yüksek mahkeme yapısını değiştirilmesinin hukukun egemenliğini riske soktuğunu belirterek resmi uyarı yapıldığını duyurdu. Böylece Polonya Ab Komisyonu’nun egemenliği nedeniyle resmi görüşle eleştirildiği ilk ülke oldu.

Polonya'da iktidar politikaları Avrupa Birliği ile oluşan uçurumu derinleştirirken ülke içinde de geniş çaplı protesto ve eylemlere neden oluyor. Ülkede birçok muhalefet partisi, birlikte çalışmak üzere oluşturulan Özgürlük, Eşitlik ve Demokrasi hareketi altında birleşti.

Hareket ülkede aylardır hükumet karşıtı gösterileri organize eden Demokrasiyi Koruma Komitesi tarafından da destekleniyor. Polonya’da geçtiğimiz ay farklı siyasi görüşlerden binlerce kişi "büyük koalisyon” başlığı altında, hükumetin icraatlarına karşı gösteriler düzenlendi.

Başkent Varşova’da düzenlenen son eylemlere, onbinlerce kişi katıldı. Başbakanlık binası önünde gerçekleştirilen gösterilerde, eylemciler hükumetin AB karşıtı söylemleri ve politikalarını “Biz Avrupa’yız ve Avrupa’da kalacağız” sloganlarıyla protesto etti.

Protestoların, 1989 yılından bu yana ülkede gerçekleşen en geniş katılımlı eylemler olduğu ifade ediliyor. Ülkede 2015 yılının aralık ayında 20 farklı şehirde düzenlenen eylemlere yine onbinlerce kişi katılmıştı.

İTALYA AVUSTURYA SINIRINDA ÇATIŞMA

İtalya ile Avusturya arasındaki Brennero Sınır Kapısı'nda başlayan mülteci gerilimi artıyor. Son olarak güvenlik güçleriyle göstericiler arasında yine arbede çıktı. "Kara Blok" isimli 600 kişilik solcu grup, sınırın İtalya tarafındaki istasyonu işgal etmek istedi.

Yaşananlar uzun süredir bölgede yüksek olan tansiyonun uzantısı. Kriz Avusturya'nın İtalya sınırında 400 metrelik çit inşa edilmesinin planladığını açıklamasıyla başgöstermişti. Ayrıca sınır kapısına polis yerleştirilmesi ve gerekli hallerde askerin de görev almasının hedeflendiğinin açıklanması gerilimi artırmıştı.

Avusturya'nın sınıra çit örme projesine İtalya’dan sert tepki geldi.İtalya Başbakanı Mateo Renzi’nin Brennero Sınır Kapısı’na çit örme fikrinin tarihe, mantığa ve geleceğe ihanet olduğunu söylemesi Avrupa’da da yankı uyandırdı. Bu hareketin Avrupa’nın kurallarına karşı gelmek olduğu kaydedildi. Ancak gerilim bu kadarla sınırlı kalmadı ve bölgedeki mülteci karşıtları ile sol gruplar arasında çatışmalar başladı.

ALMANLAR DA PROTESTODA

Son dönemde Avrupa'nın hemen her ülkesinde yaşanan protesto gösterilerinin adreslerinden biri de Almanya. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği arasında müzakereleri devam eden Transatlantik Yatırım Ve Ticaret Ortaklığı görüşmeleri tüm avrupa’da olduğu gibi almanya’da da protestolara neden oldu.

Oluşturulması planlanan serbest ticaret bölgesine karşi olan onbinlerce kişi sokağa indi. Eylemciler anlaşmanın Avrupa Birliği’nin uyguladığı standartlarin aşaği çekilmesine, çevre ve doğa duyarlılığının kaybolmasına ve Amerika’nın birlik üzerinde baskı oluşturmasına neden olacağı görüşünü savunuyor.

2015 yılının Ekim ayında başkent Berlin'de toplanan binlerce kişi, “Adil bir dünya ticareti” sloganıyla büyük bir protesto gösterisi düzenlemişti. Berlin polisi gösterilere 100 bin kişinin katıldığını açıklarken, protestoları organize eden sivil toplum kuruluşları katilimin 200 bin kişinin üzerinde olduğunu iddia etmişti.

Devam eden görüşmeler ve özellikle basına sizan müzakere belgeleri nedeniyle gösteriler yapılmaya devam ediyor. Nisan ayında Amerika Birleşik Devleti Başkani Barack Obama'nın ziyareti sebebiyle yeniden organize olan birçok sendika, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu geniş çaplı bir protesto gösterisi düzenledi. Farklı şehirlerden gelerek Hannover kentinde toplanan yaklaşik 90 bin kişi Transatlantik görüşmelerini yeniden protesto etti.

Almanya’da bir süredir gündemde olan ve Federal Meclis’te kabul edilen sözde Ermeni Soykırımı Yasası Berlin'de toplanan binlerce Türk tarafindan protesto edildi. Pazartesi günü, Federal Meclis’e 100 metre mesafede bulunan Brandenburg Kapısında gerçekleşen gösteriye yaklaşik 10 bin kişi katıldı.

Eyleme katılan binlerce kişi 1915 olaylarına ilişkin iddiaları kabul etmediklerini ve tarihin tarihçiler tarafindan araştırılması gerektiğini belirten dövizler taşidi. Eylemlere Almanya'da yaşayan Filistinli, Suriyeli, Mısırlılar ve Azerbaycan Türkler’i de destek verdi.

Kaynak: Kuzey Haber Ajansı



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş