Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


15:02, 15 Aralık 2017 Cuma
13:12, 27 Temmuz 2016 Çarşamba

  • Paylaş
15 Temmuz kalkışması, NATO ve Amerika
15 Temmuz kalkışması, NATO ve Amerika

15 Temmuz'da başarısızlıkla sonuçlanan darbe girişiminin ardından ABD ve NATO'nun kalkışmadan haberdar olup olmadığı sorgulanıyor

Sinan Özdemir | BRÜKSEL

Başarısızlıkla sonuçlanan 15 Temmuz kalkışmasının ardından Amerika Birleşik Devletleri ve NATO ile olan ilişkimiz mercek altında. ABD ve NATO'nun kalkışmadan haberdar olup olmadığı sorgulanıyor. Amerika'nın darbe teşebbüsünde bulunan Gülen'i koruması ve iadeye yanaşmaması şüpheleri artırıyor. Darbe girişiminin ilk saatlerinde CNN İnternational'de canlı yayına katılan emekli CİA ajanlarının, startejistlerinin açıklamaları tarafsız olmanın çok ötesinde darbcilerden yana açık tavır aldıklarını gösteriyor. Darbe günü Amerika'da bulunmayan ve nedense Türkiye'de bulunan Woodrow Wilson Merkezi Ortadoğu Programı Direktörü Henri Barkey'in Türkiye, ABD ve NATO konusunda üç gün önce Amerika'nın Sesi'ne yaptığı açıklamalar tartışmayı nedenli ciddiye aldıklarını gösteriyor. Barkey'in "Kürt sorunu" ve "ılımlı İslam" konularında çalışmaları bulunuyor. Türkiye'nin yine yakından tandığı bir başka isim Graham Fuller'le (eski CİA Türkiye istasyonu şefi ; Gülen'in yeşil kart alması için destek veren isimlerin başında geliyor) yakın arkadaş. Özel bağlantıları, eşinin ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı'nda (CİA) üst düzeyde görevli olması açıklamalarına ayrı bir renk katıyor.

Barkey'in açıklamalarına dönmeden önce 15 Temmuz akşamına dönelim. Türkiye'nin darbe girişimini püskürtmeye çalıştığı saatlerde dış dünyadan gelen tepkiler sıralaması yapıldığında NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg'in gecikmeli açıklaması göze çarpıyor. Ardından söyleyip söylemediği muammaya dönüşen ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin Türkiye'nin NATO'daki yerine ilişkin açıklaması geldi. Stoltenberg gecikmeli açıklamasından altı gün sonra yeni bir açıklama ile Türkiye'nin NATO içindeki yerine övgüler düzüyordu ve fakat Rusya Dışişleri Bakanı Basın Sözcüsü Maria Zaharova'nın altı çizdiği ve sorduğu "Türkiye'nin ihtiyacı olduğunda NATO nerdeydi ?" sorusuna herhangi bir yanıt aldığımız söylenemez. Darbe teşebbüsünde bulunanların TRT'de okuttukları bildirideki NATO'ya bağlılık vurgusu geleceği ilişkin güvence olarak görülmüş olabilir mi ? 1960 ihtilalini yapanlardan son ihtilal teşebbüsüne hepsinin NATO'ya bağlı kalacaklarını vurgulamaları alelade bir ifade olarak görülebilir mi ? Türkiye'nin NATO içindeki yeri (ikinci büyük ordusu) çok vurgulanıyor ama karşılıklı ilişkilerimizde , örneğin teröre karşı mücadelde, 5. madde söz konusu olduğunda diğer ittifak üyelerinin ikircikli tutumu nasıl izah edilebilir ? Son ve belki de en önemli soru Brüksel'de görev yapmış ve bugün darbeye katılmak suçuyla tutuklanan veya aranan üst düzey rütbelilerden, görev süreleri içinde tesis ettikleri özel ilişkilerden cesaret bularak, darbeye ilişkin herhangi bir bilgi alınmış mıdır ? (iç istihabarat boyutu)

Aslında filmi biraz daha geriden alarak darbe teşebbüsünden bir hafta önce gerçekleşen NATO'nun Varşova Zirvesi'ne dönmekte yarar var. NATO zirvede kabul ettiği bir dizi kararla soğuk barışa son verdi ve 15 sene sonra ilk defa doğrudan Rusya'yı karşısına aldı. Zirve öncesi Ankara-Moskova hattında buzlar erime sürecine girmişti. Dalgalanan Türkiye-Rusya ilişkilerinde açmaya hazırlandığımız yeni sayfa bir takım çevrelerde rahatsızlığa sebep olduğu bir gerçek (rahatsızlık Gülenci pilotların Rus uçağını düşürmeden önce de vardı). Rahatsızlık duyulan elbette ticari ilişkimiz değil. Asıl rahatsızlık ittifak üyelerinin çemberi daraltmaya hazırlandığı , aktif kuşatmaya geçtiği bir dönemde Türkiye'nin , bir dönem İran söz konusu olduğunda daha dengeli bir politikadan yana tavır alması gibi, daha esnek bir tutum alabileceği endişesinden kaynaklanıyor. Türkiye'nin başta güvenlik koridoru olmak üzere Suriye'nin kuzeyinde yaşanan hareketliliklerden duyduğu kaygılara bigane kalan NATO'nun Suriye'de statejik üstünlüğünü yitirmesinden , Rusya'nın startejik olarak Ortadoğu'ya yerleşmesinden sonra kolay olanı tercih ederek başka bir sahada Rusya'ya cevap vermeye çalışması Baltık, Karadeniz ve boğazlarda (Montrö Sözleşmesi) yeni gerilimlere davetiye çıkaracağı endişesini büyütüyor. Türkiye'nin terörle mücadelesinde kulaklarını tıkayanların kendi çıkarları doğrultusunda farklı bir gündemi empoze etmeye çalıştığını görüyoruz.

Sağladığı asgari desteğin dışında üç maymunları oynayan Amerika'nın (ve pek tabii NATO) stratejik düzlemde Asya'yı güvenlik politikalarının merkezine yerleştirirken Avrasya'nın siyasi ve iktisadi bir güç olarak ortaya çıkmasını da engellemektedir. Türkiye-Amerika ilişkilerinde 2010'dan bu yana yaşanan gerilimlerin (buna karşın Gülen-Amerika yakınlaşmasının) ardında yatan sebeplerden biri bu. Soğuk Savaş sonrası , iki kutuplu dünyadan çok kutuplu dünyaya geçişimiz doğal olarak farklı antantların önünü açtı. Ne var ki, 1960'dan bu yana aynı grubun üyesi olmaya zorlandığımız bir gerçek. Üstü örtülü çıkarılmamızdan söz edilse de kendi isteğimizle ayrılmadığımız sürece onların bizi kapı dışarı edeceklerini düşünmek zor. Başvekil Adnan Menderes'in 2 Temmuz 1960'da Moskova'ya gitmeye hazırlanması , 54. Hükümet Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın alternatif dış politika arayışları felaketle son buldu. Birincisi Mayıs 1960 darbesiyle (NATO ve CENTO'ya tamamen bağlanmamızla) ; ikincisi postmodern darbeyle devre dışı bırakıldı. Ortadoğu'nun siyasi ve coğrafi olarak yeniden dizayn edildiği bir zamanda 15 Temmuz'da gerçekleşen kalkışma kuklacının kısa yoldan manevra yapma istemi olarak da okunabilir. Kuzey Suriye veya Irak gelecek dönemde Amerika Birleşik Devletleri'nin yeniden keşfe çıakcağı bölgelerin başında geliyor.

Bu noktada Henri Barkey'in Voice of Amerika için verdiği mülakatta Türkiye'deki yaşananlara ilişkin yaptığı değerlendirmelerde altını çizdiği husuların başında "Türk askerinin genlerinde darbe fikrinin yerleştiği" (56 senede dördü başarılı, üçü başarısız yedi darbe) vurgusu yer alıyor. Kendinden emin bir edayla gelecek yıllarda yeni bir darbenin gerçekleşeceğini söylüyor. Türkiye'nin başta ordu olmak üzere gerçekleştirmeye hazırlandığı reformları değerlendirmeye dahil etmediği anlaşılıyor. Gülen'in iadesi konusunda, "ılımlı İslam" firinin düşünürü Graham Fuller gibi tarafgir. Siyasi boyutunu gözardı ederek meseleye sadece hukuki mülahazalarla yaklaşmayı tercih ediyor. Gülen değerlendirilirken değerlendirmeye dahil edilmeyen siyasi boyut Türkiye-Amerika ilişkileri başlığında ele alınıyor. Amerika ile arasını açılmasını Batı ile en güçlü bağı olan NATO'dan kopması anlamına geleceğini söylüyor. Türkiye'nin doğulu ve batılı yüzünü NATO'ya indirgemesi bir yana meseleyi cuntacıların penceresinden yaklaşarak değerlendirdiği anlaşılıyor. 1960'dan bu yana orduyu laikliğin ve demokrasinin garantörü / teminatı olarak takdim eden Batı'nın NATO gibi askeri bir organizasyonun üzerinden Batı ile olan bağlarımızı değerlendirmesi NATO'nun neyin garantörü (veya garantisi) olduğu sorusunu sorduruyor !?!

Türkiye'nin 15 Temmuz kalkışmasından sonra bir daha bu tür hadiselerin yaşanmaması için başta ordu olmak üzere devleti yeniden yapılandırdığı bir dönemde Batı'nın neden şaşkınlıkla karşıladığı NATO ekseninde yürütülen tartışmalardan anlaşılabilir. Birinci Cumhuriyet (1923-1960) döneminin ardından Türkiye'nin tarih sahnesine dönüşü 1974 Kıbrıs harekatıyla gerçekleşmişti. Bütün zorluklara , ambargolara ve meydan okumalara rağmen Türkiye varlığını bir kere daha kanıtlamıştı. Son kertede 15 Temmuz kalkışmasından sonra Türkiye'nin yeni bir yol ayrımında olduğunu söylemek mümkün. Terörün iç ve dış kaynakları gibi darbelerin de iç ve dış kaynakları olduğu göz önünde bulundurulduğunda restorasyonun yalnızca iç politikayla sınırlandırılmaması geleceğe daha emin adımlarla yürüyebilmemiz için dış politika boyutunu da dahil etmesi gerekecektir.

 

 

 



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş