Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


20:40, 24 Eylül 2017 Pazar
Güncelleme: 00:49, 13 Temmuz 2017 Perşembe

  • Paylaş
Osmanlı Ordusu İkinci kez Viyana Kapılarında
Osmanlı Ordusu İkinci kez Viyana Kapılarında

Osmanlı ordusunun Viyana’yı fethedememesi sadece askeri bir başarısızlık değildi. Osmanlı Devlet sisteminin eskisi gibi yürümediği belliydi. Osmanlı ordusunun Viyana kapısındaki yenilgisi Avrupa’daki diğer toprakları bir anda savunmasız bırakmıştı.

 Dr. Mehmet Ali Debre

Osmanlı ordusunun II. Viyana Kuşatması tarihin bir dönüm noktasıydı. Yeterince bilgi sahibi olmadığımız bu hadisenin öncesi ve sonrasında onlarca ibretlik vakıa yaşanmıştı.

Konu hakkında elimizdeki en önemli Türkçe/Osmanlıca kaynak Tefrişatçıbaşı Ahmet Ağa’nın Viyana Kuşatması Günlüğüdür.

Anlaşılan o ki Ahmet Ağa Viyana Seferinde Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın yakınında yer almıştır. Olayları gün gün not eder.

Ahmet Ağa’ya göre Osmanlı ordusu zaferden emin bir şekilde yola çıkmıştır. Ancak elimizdeki nüsha ancak 10 Temmuz’dan sonrasını not etmektedir. Bu tarihte ordu Macaristan’dan Avusturya’ya geçmektedir.

Osmanlı Ordusu Viyana Kapılarında: 15 Temmuz 1683!

10 Temmuz’a kadar Ovar (Bugün Kuzey Macaristan’da) kalesi alınmıştır. İkinci hedef Gattendorf kalesidir. Bu kaleyi Van kalesinden daha zorlu olarak tasvir eder, ama kale feth olunur. Ahmet Ağa yol boyunca onlarca kale feth olunduğunu söyler.

13 Temmuz günü Scherchat’a (Simmering) varır. Burada ilk çatışma yaşanır ve yüzlerce Avusturya askeri kayıp verir.  Kanuni Sultan Süleyman’ın Viyana’yı kuşattığında otağını kurduğu yerdir.

Ahmet Ağa bu bölgede Avusturyalıların Kanuni’nin çadırına benzer bir köşk yaptığını söyler. Bu köşk adeta bir saray olduğunu ve içinde yabani hayvanlar dolaştığını anlatır.

Burada Ahmet Ağa şöyle yazar: “Kahraman Sadrazamın Allah’ın emirlerine uyması sayesinde böyle bir ülkeye el atılmış ve İslam askerinin atlarına koşu alanı olmuştur. Tarih bilenlere gün gibi belli ki ve başka delil göstermek gereksizdir ki fethin delilleri açıkça gözükmektedir”

14 Temmuz günü Viyana önünde kamp kurulur. Şehrin varoşlarında çok güzel evler vardır. Buralar yeniçeriler tarafından yıkılır ve ordu yerleşir.

Sadrazam Kral’a “Ya Müslüman ol ya da haraç ver, yoksa bu işi kılıç halleder” diye bir mektup gönderir ama Kral Linz’a kaçmıştır. Yerine kalan Sarhemberg cevap vermez.

15 Temmuz! günü kuşatma başlar. 

1 aydan uzun bir süre kaleye sayısız baskın ve tünel saldırısı düzenlenir. Viyana’da içinde gıda ve mühimmat eksikliği başlar ancak Osmanlı ordusu da bir türlü içeri girmeye muvaffak olamaz. Almanlar iyi direnmektedir. Çatışma çok şiddetlidir. Esirlerden alınan haberlere göre içeride 15 bin, ordugâhta da 10 bine yakın asker bulunmaktadır.

Kuşatma devam ederken çevre palankalar ve kaleler (Ebenfurt) kontrol atına alınmaya çalışılır. Çatışma son şiddetiyle sürmekte ve mücadele devam etmektedir. İlk kez 7 Ağustos günü kale duvarına ulaşılır. O gün Sadrazam heyecanlanır ve akşama kadar hadiseleri izler. Bu çatışmalarda Üsküp alabeyi şehit düşer. 10 Ağustos günü Cebecibaşı Fazlı Ağa görevden alınır çünkü cephane ve savaş teçhizatında zorluk yaşanmaya başlamıştır.

Bu 1 ay içinde Ahmet Ağa zaferden emin gözükmektedir. “Allah’ın izniyle zafer İslam ordusunun olacaktır” şeklinde yazar. Sık sık “İslam askerinin gücünü arttır Allahım” diye dua eder.

Kuşatma esnasında onlarca esir alınır. Günlüğe göre çoğu öldürülür.

Kuşatma boyunca Macar Beyleri ve Kralından büyük destek gelir. Mesela Ağustos ayı başında Budin’den iki bin araba erzak gönderilir. Bu erzak desteği sürekli devam eder.  Tekeli İmre’nin Pressburg’u (Bratislava) kontrol altına almaya çalıştığı bilgisi gelir.

Durum 22 Ağustos’a kadar bu şekilde devam eder. Bu esnada kritik iki hadise olur. Birincisi Macar Kralı Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’yı ziyarete gelir. Görüşme yaparlar. Bu görüşmede Kral Merzifonlu’ya kuşatmayı bitirmesini söyler. Kral’a göre Osmanlı ordusu mükemmel olsa da Viyana Kalesi 1 aydır alınamamıştır. Bundan sonra 100.000 kişilik orduyu beslemek çok zorlaşacaktır. Ayrıca Alman Prensi ve Polonya Kralı’nın büyük bir ordu çıkardığı haberi alınmıştır.

Macar Kralı Yanık (Bugün Györ) kalesinin alındıktan sonra kışı Macaristan-Slovakya civarında geçirmeyi, seneye yazın Viyana’yı kuşatmayı önerir. Bu şekilde zaten Avusturya Kralı Leopold kesinlikle pes edecektir.

Merzifonlu bu öneriyi reddeder. Alında en başından beri Osmanlı paşalarından bazıları ve Tatar Han’ı Yanık kalesinin alınmasının yeterli olacağını düşünmektedir.

İkinci hadise de daha önce rehin alınan Alman Elçisinin serbest bırakılmasıdır. Ahmet Ağa bu elçinin Yanık Kalesi için küstah bir cevap verdiğini, ama Yanık’tan Viyana’ya gelirken yol üzerinde Tatarların yakıp yıktığı kül haline gelen kasaba ve köyleri görüce çok pişman olduğunu anlatır. Yine de Elçi serbest bırakılınca Osmanlı hakkında düşmana bilgi vermesi mümkün olmuştur.

25 Ağustos’ta Tatar birliklerinin de kuşatmaya yakın bir noktada konuşlandığı bilgisi gelir. Tatar askerleri o zamana kadar çevre beldeleri yağma ve kontrol ile görevlendirilmiştir. Almanya ve Slovakya’nın içlerine kadar akınlar yaparlar, ganimet toplarlar. Ancak buna rağmen Osmanlı ordusunda erzak sıkıntısı başlar.1 Eylül’de yazılan mektup ile ise çevre şehirlerden ve Macarlardan tekrar erzak istenir.

Bu tarihte bir önemli olay daha olur. Düşmanı Tuna’nın öteki tarafında karşılayan Tekeli İmre, Giray Han ve Abaza Hüseyin Paşa kuvvetleri kararsız kalır. Tekeli İmre böyle büyük bir Hristiyan ordusuna karşı savaşmak istemez. Hüseyin Paşa tek başına savaşa karar verir ancak kalabalık ordu karşısında çaresiz kalır ve şehit olur. Bu hadise aslında önemli bir işarettir.

Ahmet Ağa da günlüğünde bir düşman ordusunun geldiğinden bahsetmeye başlar. Bunun için bilgi toplanmaktadır. Eylül ayında artık düşman ordusunun yaklaştığı kesinleşmiştir. Merzifonlu kuşatmayı sürdürmekte ısrar eder. 9 Eylül’de çok önemli iki hadise olur.

Mısır birliği bir esir yakalar ve bu esirden düşman ordusu hakkında bilgi alırlar. Yaklaşan ordu çok büyüktür. Viyana’ya az mesafe kalmıştır. Aynı gün Viyana içinden Osmanlı ordusuna şiddetli saldırı olur.

Merzifonlu kararını verir. Düşmana karşı orduyu hazırlamaya başlar.

Ancak ordunun birçoğu çevre şehirlere akınlara gitmiştir. Bir kısmı Viyana kuşatmasına devam etmektedir. Merzifonlu bunlara yerlerinde kalmalarını söyler. Kuşatma devam eder. Kutsal İttifak ordusuna karşı sadece 25.000 kişi hazırlanır. Bu ordunun içinde Anadolu, Rumeli ve Arap vilayetlerinden askerler vardır.

Düşman 11 Eylül’de Viyana etrafında görünmeye başlar. 12 Eylül günü Viyana’ya dayanır.

Muharebe başlar. 6-7 saat sürer. Düşman sayıca üstündür, hem teknik teçhizatı güçlü hem de daha dinçtir. Osmanlı ordusu dayanamaz.

Merzifonlu yoğun ısrarlar sonucu geri çekilir ve Uyvar’a kaçar. Bırakılan ganimet büyüktür. Ahmet Ağa’ya göre Osmanlı İmparatorluğu tarihinde böyle bir bozgun yaşanmamıştır.

Belgrad’a dönüldüğünde Merzifonlu’nun idam emri ulaşır ve orada cellatlar tarafından idam edilir. 

Ahmet Ağa bu hadiseleri gün ve gün aktardıktan sonra mağlubiyetin sebeplerini sıralar:

İslam Ordusu Neden Kaybetti?

Ahmet Ağa’ya göre Osmanlı ordusundaki askerler ganimet derdine düşmüştü. Orada bir grup daha savaş başladığında elindeki ganimeti kurtarmak için kaçmaya başlamıştı. Sadrazam deftere kayıtlı olmayıp sadece kapkaç hırsı ile orduya katılan bu adamları daha önce cezalandırmalıydı. Ahmet Ağa “Allah bir daha bunları yenilmez İslam ordusunun seferine katmasın, böyle kimseler yüzünden hak dini uğruna döğüşenlerin düzen ve töresi alt üst olmasın!” diye dua eder. 

Ona göre Viyana’ya varana kadar topladıkları ganimetin haddi hesabı yoktu. Bu insanlar savaş başlayıp kuşatma uzayınca isteklerini kaybetmişti ve uzun süren kuşatma esnasında yorulmuşlardı. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa da hesapsız bir şekilde elindeki yorgun askeri ayırıp kuşatmaya devam etmişti. Süvari atları uzun zamandır iyi beslenmemiş ve yorgun düşmüştü. Erzak problemi çözülemedi. Bir de bunun üstüne Abaza Hüseyin Paşa’nın Tuna’nın diğer tarafında uğradığı yenilgi moral bozmuştu.

Ahmet Ağa’ya göre Savaş stratejisi de yanlıştı. Bir kere Merzifonlu kaleyi alacak topları getirmemişti. Eldeki top ve tüfekler etkili kullanılmadı. Hızlı hareket eden Tatar kuvvetleri düzenli savaşa zorlandı. Ahmet Ağa’ya göre zaten Tatarlar da çok ganimet almaktan ve esirlerin fazlalığından yürekleri ağırlaşmış ve hareket yeteneklerini kaybetmişlerdi!

Ahmet Ağa son olarak şu satırları ekler:

Bunların yanında bir sebep vardır ki kerem sahibi Allah’ın seferin başından beri İslam ordusuna ihsan ettiği karşı konulmaz güç ve zengin ganimetlerden dolayı şükredilmesi gerekirken, bu görevin genellikle savsaklanmasıdır. Cenabı Hakka lütfettiği bu nimetlerden ötürü şükretmek yerine Allah’ın indinde asla makbul olmayacak nice kötülük ve günah işlemek cüretini gösterdiler 

…Mesela düşman Esseg köprüsünü ele geçiremedi ve Orduy-u hümayun karşı yakaya geçebildi.  Köprüyü geçti, hiçbir engelle karşılaşmadan Raab ve Rabnitz ırmakları üzerine rahatça köprü kurmak mümkün oldu. İşte bundan sonra sayısız ganimet elde edildi, köyler ve kasabalar yağma edilip yıkıldı. Esirler alındı. Viyana varoşları defalarca yağma edildi.  Macar beyleri daha önce olmadıkları şekilde 2 ay boyunca hep itaat ettiler. 

Allah’ın bu çeşit lütuf gösterileri karşısında, her saat ve her an keremi sonsuz Allah’a hiç durmadan hamdedip şükran ve minnet duygularını sunmak herkesin birinci ödevi olmalıydı. Ama atasözünün dediği gibi en büyük nimetlere erişse de insanoğlunun gözü doymaz…” 

Silahdar Mehmet Ağa’nın Gözüyle Viyana Bozgunun Sebepleri 

Ahmet Ağa’nın günlüğüne daha aha sonra ek yapan Silahdar Mehmet Ağa hadiseleri biraz daha detaylı aktarır. Ona göre Merzifonlu Kara Mustafa Paşa hiçbir uyarı ve öneriye kulak asmamıştı. Macar Kralı’nın tavsiyelerini dinlememişti. Kibirli davranmıştı. Şehri almak için gerekli topları getirmemişti. Ona göre burayı almak için en az 300 top ve 10 misli öküz gerekirdi. Ama Merzifonlu bunları hazır etmemişti. 

Tatar Han’ı Kutsal İttifak ordusunu gözleyen köprünün başında Osmanlı Sultanına olan öfkesi yüzünden müdahale etmemiş ve Kutsal İttifak ordularının geçişini izlemişti. 

Osmanlı askerleri ganimetlerin derdine düşmüştü. Yağmalanan köy ve evlerin sayısı belli değildi. Hele Tatar kuvvetleri artık işi bırakıp sadece yağmaya dalmış, Avusturya ve Almanya içlerine kadar gitmişlerdir. Toplanan ganimet o kadar çoktu ki artık koyun ve inekler bedava satılır hale gelmişti

Ona göre İslam askeri Rumeli’ne ayak basalı ganimetin böyle çoğu ve böyle bolu daha hiçbir orduya nasip olmamıştır. 

Silahdar yaşananları şu satırlar ile açıklar: 

Müslümanlar gâvur ülkesinde ve özellikle Viyana varoşunda ele geçirdikleri şarabı gördüklerinde hiç içmemiş olanları dahi işrete düşüp çeşit çeşit rezillikler ve akla gelmedik edebsizlikler yapmaya başladılar. Kuşatma mübarek Recep, Şaban ve Ramazan aylarına rastladığı halde fuhuşu ve oğlancılığı bırakmadılar. Şarap içerek öyle mest oldular ki Cenab-ı Hakkın nimetlerine şükretmeyi unuttular. Böylece de Allah’ın gazabını üzerlerine çektiler!” 

Ardından Viyana’yı Saba ülkesine benzetip bu beldenin İslam toprağı olmak üzere iken başarılı olunamadığını anlatır. Viyana’ya giderken yollar ve köylerin son derece bakımlı olduğunu, kasabaların büyük ve düzenli yapıldığını yazar. Bu durum Osmanlıları da etkilemiş ve şaşırtmıştır. 

…Bir zamanlar Saba ülkesinin tufanla yok edilmesi gibi, şimdi de bu batıl dinli halkın üzerine ateşten bir sel boşalmış bulunuyordu. Topraklarının verimli oluşundan dolayı Saba Krallığına nasıl Bahçeler Ülkesi denilmişse, tarıma elverişli bereketli toprakları ve rüzgarda dalgalanan uçsuz bucaksız ekin tarlalarıyla buraya da “Bahçeler Ülkesi” ve “Ekin Tarlaları Ülkesi” denilebilirdi. İslam askeri bunların üzerinden geçti. Atlarına yedirip ateşe verdi. Ama yine de her tarafta ekinler denizler gibi dalgalanıp durmaktaydı… 

Buralarda bağlar öyle bakımlı ve üzümleri öylesine boldu ki, bunlarla İstanbul dolaylarındaki bağları karşılaştırmak bile mümkün olamazdı. Bahçeler baştan başa meyvelerle doluydu. Bütün köyler ve kasabalar bir düzene göre kurulmuştu. Evlerin çoğu üç katlı olarak yapılmıştı. İki katları Büyük Valide Hanı gibi taştan olduğu için yangınlar bu kısımlara pek bir zarar veremedi. Ancak üçüncü katlar ahşap olduğu için yandılar. Buralarda her köy küçük bir şehir kadar büyüktü ve çoğu bin evli olup bazısında daha da çok ev vardı. Kimi köylerde Ali Paşa Çarşısı gibi çarşılar bulunduğunu gördük” 

Saraylar öyle sağlam, öyle güzel yapılmış ve öyle nakışlarla süslenmişti ki, Çin pagodlarından hiçbir farkı yoktu. En yoksul gavurun evi bile İstanbul’daki bey konaklarından daha alımlıydı. İçi mermerle döşenmiş, duvarları tuğlayla yapılmış çatıları kiremitle örtülmüş ve her yanı türlü sanatkarane nakışlarla süslenmişti.” 

Yanık’tan Viyana’ya kadar olan bölgedeki bütün kaleler ve palankalar, köyler ve kasabalar, öncü kuvvetler ve uçan Tatar birlikleri tarafından yakılıp yıkılmıştı, taşınabilen bütün mallar ve erzak yağma edilmiş, insanlar esir alınmıştı, eli silah tutan erkekler kılıçdan geçirilmişti.  Yıkılan bu evlerin sadece demirinden öteberisi sayesinde insan İstanbul’da uçsuz bucaksız bir servete sahip olabilirdi. Bakır eşyanın durumu ise anlatılır cinsten değildi…”

Yıkım Yılları ve Osmanlı’nın Gerilemesi: 1683-1699

Yazılanlardan anlaşılacağı gibi Viyana’nın fethedilememesi sadece askeri bir başarısızlık değildi. Osmanlı Devlet sisteminin eskisi gibi yürümediği belliydi. Osmanlı ordusunun Viyana kapısındaki yenilgisi Avrupa’daki diğer toprakları bir anda savunmasız bırakmıştı.

1683-1699 yılları arasında geçen 16 sene Osmanlı Devleti tarihinin belki de kuruluşundan o güne geçen en zorlu zaman dilimiydi.

Osmanlı orduları Viyana’da yenildiler, ancak Kutsal İttifak’a karşı toparlanıp yeniden harekete geçmeye çalıştılar. 1688’da Belgrad kaybedildi. İttifak orduları Saraybosna’nın sınırına kadar dayandı.

Avusturya ve Alman orduları teknik açıdan ilerlemişti. Osmanlı orduları düşmanı geriletiyor ama bir türlü kesin zafer elde edemiyorlardı. Belgrad geri alındı ancak Salamanken (1692) ve Zenta (1697)’da Osmanlı orduları mağlup oldu. Bu savaşlarda Prens Eugen de Savoy başrolü oynamıştı.

Aralıksız süren bu savaşlar neticesinde Osmanlı Devleti Macar ve Hırvat bölgelerindeki topraklarını kaybetti. Buralarda yaşayan 150.000’e yakın Müslüman Doğu’ya doğru göç etti. Neticede Budapeşte, Osijek gibi onlarca Osmanlı şehrinden İslam silinmiş oldu.

Osmanlıların 300 yıldır uyguladıkları düzen artık işlemiyordu. Teknik açıdan Avrupa artık ilerideydi ve Osmanlı Devletinin buna ayak uyduramadığı ortaya çıkmıştı. Sınır boylarındaki İslamlaşma yavaşlamıştı. Savaşçı kuvvetler olan Kırım Tatarları eski seviyelerini kaybetmişti. Hem Avusturyalılar hem de Ruslarla mücadele etmek zorunda kalmışlardı. Boşnaklar ve Arnavutlar ancak yönetici sınıf olarak katkı sağlar hale gelmişti. Saray içinde gruplaşmalar oluşuyordu. Macarlar, Hırvatlar ve Sırplar zayıflayan Osmanlı’yı görünce Hristiyan ordularına karşı durmak için çok da istekli değillerdi.

Günlüklerden de anlaşıldığı gibi çürüme içeriden başlamıştı. İslam’ın öğütlediği adalet ve eşitlikten uzaklaşılmıştı. Bunlara ek olarak kendine aşırı güven, hırs ve tembellik baş göstermişti. Devletin içindeki farklı din ve kültürden olan toplumlar uyum içinde yaşıyorken artık birbiriyle anlaşamaz olmuştu. Viyana kapılarında yaşanan bu hadise başlangıcı ve bitişiyle ibret alınacak çokça ders içerdiği halde aradan geçen 350 sene boyunca yeniden toparlanmak mümkün olmadı. Yazımızı bitirirken bu savaşlarda vefat eden şehitlerimizin ruhuna el-Fatiha diyelim!



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş